Prof. Dr. Mustafa Özel
FSMVÜ İslami İlimler Fak.
İslam dünyasında Ümmet-i Muhammed’i etkileyen; sosyal, siyasi, kültürel, ahlaki ve dini sonuçlar doğuran hareket ve anlayışların başında masonluk gelmektedir. İngiltere kökenli ve İngiliz sömürgeciliğiyle doğrudan bağlantılı olan bir yapı, gizliliğiyle bilinen bir teşkilattır. Arkasına İngiliz kraliyet ailesini ve Anglikan kilisesini alan teşkilat, ilk büyük gücünü Fransa’da, 1789’daki ihtilalde göstermiştir. O gündür bu gündür siyaseti doğrudan etkileyen bir organize bir örgüttür. Dünyanın etkili kişilerini bünyesine katmak, onlara sahip çıkmak, onların önlerini açmak, onları güçlendirerek kendini güçlendiren masonluk 1950-1980 arasında, ülkemizde siyasal ve toplumsal hayatın en önemli gündem maddelerinden biriydi.
Osmanlı Devleti’nin yıkılmasında, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti devletinin işleyişinde, masonların etkisi çok konuşulmuştur. Ülkede dini hayatta söz sahibi olan, Müslüman halkı etkileme ve yönlendirme imkânı olan kişiler, cemiyetler, yayın organları bu meseleyi gündemlerinden hiç çıkarmamışlardır. Bunun en temel sebeplerinden biri, masonluğun Hristiyanlıkla doğrudan olan ilişkisidir. İnsancıl, barışçıl, vicdanı ve ahlakı merkeze alan, adaleti önceleyen bu yapı kendisini, web sayfasında şöyle tanıtmakta, tanımlamaktadır: “İnsanlar arasında sevginin, toleransın ve kardeşliğin hüküm sürmesini; insanlığın hürriyet, barış, adalet ve huzur içinde gelişmesini hedefleyen Masonluk, ortak bir insanlık ülküsünün gerekliliğini kabul eder.” Bu okuduğunuz cümle, “Masonluk nedir?” sorusuna cevap verilen paragrafın ikinci cümlesidir.[1] Bu kamufle cevabın arkasında gizli olanı anlamak için masonluğun ilk anayasası ve temel nizamnamesi kabul edilen 1723 Anderson Yasaları’nı (Constitutions of the Free-Masons) kaleme alan James Anderson’un (1679–1739) İskoç asıllı Protestan din adamı olduğunu bilmek yeterlidir.
Masonluğun İslam dünyasına girişi, örgütün hem İngiliz hem de Fransız kolları üzerinden gerçekleşti. Hindistan bölgesinde İngiliz, Mısır’da Fransız kolları üzerinden giren ve yayılan masonluk, Osmanlı’ya iki kanat üzerinden birlikte girmiştir. 1850 sonrasında İngiltere ve Fransa büyükelçilerinin teşebbüsleriyle İngiltere Büyük Locasına bağlı olarak Bulver Locası, Fransa bağlantılı Union d’Orient Locası kurulmuştur.[2]
Masonluk ve masonlar İslam dünyasında dinsizlikle eşdeğer görülmüştür. Vatanperver ve milliyetperver insanlar masonluğu Türkiye’ye bir tehdit olarak görmüş, fikren, ilmen, siyaseten onunla mücadele etmişlerdir. Hatta bu konuda İzmir’de “Türkiye Siyonizm ve Masonlukla Mücadele Derneği” adlı bir dernek kurulmuştur. Emniyet, kuruculardan dernek adındaki “Siyonizm” ve “Masonluk” kelimelerinden birini tercih etmelerini istediğinde, kurucular Siyonizm’i tercih etmişler, bu sebepten derneğin adı, “Türkiye Siyonizmle Mücadele Derneği” olmuştur.[3]
1950 sonrasında, çok partili hayata geçişin ertesinde gözle görülür sayıda artış kaydeden dini muhtevalı dergilerin önemli konularından biri, masonluk olmuştur. Büyük Doğu, Sebilürreşad, Ehli Sünnet, Fedai, Hilal, Hareket, İslam, İslam Yolu, Hür Adam, Yeniden Milli Mücadele, İslam’ın İlk Emri Oku gibi dergilerde konu farklı yönleriyle ele alınmıştır.
Bazen masonluk bazen farmasonluk olarak isimlendirilen yapıya bakışı göstermesi bakımından bazı dergilerden bazı yazıların başlıklarının verilmesini faydalı buluyorum. Cevat Rifat Atilhan, “Farmasonların Din Düşmanlığı”, Sebilürreşad, cilt: 1, sayı: 3, 1948, s. 42-43; Abdurrahim Zapsu, “Masonluk ve Din”, Ehli Sünnet, cilt: 3, sayı: 57, 1949, s. 10-11; Hikmet Bayur, “Farmasonluk Tarikattır ve Beynelmineldir”, Sebilürreşad, cilt: 2, sayı: 43, 1949, s. 386; Tahir Olgun, “Müslümanlıkla Masonluk Uyuşabilir Mi?”,İslam Yolu, cilt:1, sayı: 22, 1949, s. 1; M. Raif Ogan, “Mason”, Büyük Doğu, cilt: 5, sayı: 39, 1950, s. 7; Cevat Rifat Atilhan, “En Büyük Tehlike Farmasonluk”, Hür Adam, cilt:1, sayı: 45, 1951, s. 1-2; Cevat Rifat Atilhan, “Siyonizmin Beşinci Kolu Masonluk”, Sebilürreşad, cilt: 10, sayı: 226, 1956, s. 14-16; Nurettin Topçu, “Masonlara Kırk Soru”, Hareket, cilt: 5, sayı: 23, 1967, s. 3-6; Hüseyin Avni Güngörmez, “İslamı ve Türklüğü Daima Arkadan Hançerlemeğe Çalışan Büyük Tehlikelerden: Siyonizm ve Farmasonluk”, Fedai, cilt: 4, sayı: 45 1969, s. 9, 22; Mehmet Kemal Pilavoğlu, “Tarihin Kaydettiği 31 Mart Fâciası Siyonistler, Farmasonlar, Selanik Dönmeleri Yoluyla Hazırlanmıştır”, İlahi Işık, cilt: 3, sayı: 60, 1969, s. 1, 8;
Konu akademik çalışmalara da yansımış olup Hilal Demirel Sav tarafından “Sebiülreşad Dergisinde Masonluk Algısı: Cevat Rıfat Atilhan, Mehmet Raif Ogan, Eşref Edip Örneği” başlıklı bir yüksek lisans tezi yapılmıştır (İstanbul Topkapı Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2024).
O yıllarda sadece dergilerde yazarlar değil, toplantılarda hatipler, camilerde hocalar da konuya yer yer temas etmişlerdir. Nevi şahsına münhasır bir hocaefendi olan Mehmed Zahid Kotku Hazretleri (1897-13 Kasım 1980) çok bilinen yönüyle sadece siyaset ve gençlerle değil toplumda millete, vatana ve dine zararlı olan cereyanlara karşı da gerekli tavrı göstermiş, çevresindeki insanların bunlara karşı dikkatli olmalarını istemiştir. Bu yazıda kendilerinin eserlerinde konuyla ilgili fikir ve görüşlerini aktarmaya çalışacağız.
Onun masonlukla ilgili görüşleri, tespit edebildiğimiz kadarıyla Cennet Yolları, Ehl-i Sünnet Akâidi, Hadislerle Nasihatler (1, 2), Mü’minlere Vaazlar (1, 2), Nefsin Terbiyesi ve Tasavvufî Ahlâk (II, IV, V) kitaplarında yer almaktadır.
Hocaefendi merhum Cennet Yolları adlı eserinin ilk bölümü olan “Cennete Giden Yolları” anlatırken üçüncü yol olarak “İlim”den bahsetmektedir. Bu başlığın altında iki alt başlıktan ikincisi, “Cehaletin Getirdiği Felaketler”dir. Kotku Hazretleri mağlup olanların galipler karşısında alçaldığını, daha sonra yaltaklandığını, işin çığırından o kadar çıktığını, nihayetinde insanların gidip mason localarına kaydolduğunu söylemektedir. Ona göre bu durum, devlet adamı olarak iş başına geçme sevdasından kaynaklanmaktadır. Sorduğu şu soru, gayet yerindedir: “Acaba bir masonun hiç müslüman olduğu görülmüş müdür? Mason müslüman olmuyorsa, o zaman bir müslümanın mason oluşuna ne dersiniz?”[4] Müslümanım diye geçinen zavallı Müslümana henüz Müslümanla Müslüman düşmanını, müminle münafığı, iyi ile kötüyü, fayda ile zararı, zehir ile şifayı ayıramayana “ne demek lazım bilemem” diyerek sözünü bağlamaktadır.
Kotku Hazretleri “Cennete Giden Yolları”n 21.si olarak “İtikat ve İbadette Gerçek Tevhide Ermek” konusunu işlemektedir. İman ile münafıklık arasındaki farklılığa işaret eden Hocaefendi, tasdikin gereği olarak Müslümanın dininde “şeksiz ve şüphesiz” durmasını söylemektedir. O bazen kiliseye, bazen havraya, bazen camiye gitmenin imana zıt olduğunu hatırlatır ve şöyle der: “İman sahibi yalnız camiye gider. Sonra iman sahibi eğer dininde sadık ise mason da olamaz. Nasıl ki mason müslüman olmaz.” Sonra şu soruyu yöneltir: “Şu halde müslüman da mason olmaz, değil mi?” ardından sözünü şu şekilde nihayetlendirir: “Şimdi masonun hükmünü sen ver. Komünist de böyledir. Zaten komünist de yine mason teşkilatının bir şubesidir.”[5] Kotku Hazretleri Müslümanın mason olamayacağı meselesini Ehl-i Sünnet Akâidi adlı kitabında da ele almaktadır. Müslümana yakışanın kesin bir şekilde “îmân-ı hakîkî” üzere olmasıdır demekte ve bunu açıklarken mümin, kâfir ve münafık kavramları üzerinde durmaktadır. Günahın insanı dinden çıkarmadığını ancak küfre doğru sürüklediğini hatırlatmakta, münafığın kâfirden daha beter olduğunu belirterek şu şaşkınlığı ifade etmektedir: “Münâfık ise kâfirden daha şerlidir. Hele bir de mason olursa vay hâline! Bir türlü aklımız ermiyor ki bir müslüman nasıl mason olur?! Bu insan ya delidir ya mecnun.”[6] Kotku Hazretleri başka bir eserinde mason locasına kaydolan birinden kimseye hayır gelmeyeceğini ifade etmektedir.[7] O Müslümanın masonlukla ilişkisinin asla olmayacağını, sıralı sorularla muhatabına kabul ettirmeye çalışır. Şu soruları peşi sıra sorar[8]: “Deden müslüman, baban da müslüman, sen de müslümansın ha! Neden mason oldun? Bir yahudi dolabına girdin; hiç kimseyi aldatma doğru söyle! Sen müslüman mısın? Eğer ‘müslümanım’ diyorsan ne diye mason oldun?”. O mason olmayı bir Müslümana hiç yakıştıramaz, “Mason cemiyetlerine herhangi bir şekilde, velev ufak bir sözle dahi olsa en ufak bir yardım etmek ve onlardan yine en ufak bir yardım beklemek hangi müslümana yakışır?” der.
Onun buna benzer bir yaklaşımını, başka bir eserinde de görmekteyiz. Mü’minlere Vaazlar 2’de, ilk önce günahları anlatmakta, 14. maddede “Cihat Esnasından Cepheden Kaçmak” konusunu ele almaktadır. Müslümanlara karşı kâfirlere casusluk yapan Müslümanın hâlinin düşmanla savaşmaktan kaçan Müslümanın hâlinden daha kötü olduğu yargısında bulunan Kotku Hocaefendi sözü masonlara getirir ve yine bir soruyla tavrını ortaya koyar[9]: “Bilmem ki acaba mason denilen, hıristiyan ve yahudi ağı olan bu zümre ve bu şekle girenler bunlardan daha fena değil midirler?”
Cennet Yolları kitabının ilk bölümün ikinci alt başlığı, “İlim Cennete Giden En Kısa Yol”dur. Bunun ikinci konusu ise, İlim Mü’minin Kaybolmuş Malıdır, Nerede Bulursa Alır’dır. Burada günümüzün bir fotoğrafını ortaya koyar. Bugünün insanının; zengin olsun cahil olsun, zengin olsun fakir olsun içki içtiğini, kumar oynadığını, faiz yediğini, çıplak gezdiğini, dansa ve baloya gittiğini, zekât vermediğini, İslam’ın yardımına gelmediğini ifade eder. Sonra şu kelimeler dökülür kaleminden: “Sonra bir de bakarsın mason da olmuş. Zaten namaz kılmaz, oruç tutmaz, hacca gittiği de yok. İster mason, ister komünist, ikisi de bir. Yahudi dolabı…”[10]
Mehmed Zahid Efendi’nin Cennet Yolları’nda işlediği konulardan biri de, Hz. Peygamber’in Dilinden Öğrencilere Müjdeler’dir. O, burada İmam Tirmizî’nin Sünen’in’de naklettiği “Her kim ilim talebi için (evinden) çıkarsa, o kişi evine dönünceye kadar Allah yolundadır.” mealindeki hadisin üzerinde durmaktadır. Yolların en güzeli ve en iyisi ilim yoludur diyen Kotku Hazretleri, burada öğrenilmesi istenen ilmin “dünyaya ait ilimler olmayıp dinini, Allah’ını, peygamberini, kitabını öğrenmek için yapılan ve çıkılan” ilim yolculukları olduğunu ileri sürmektedir. Dünya ilimlerini öğrenmek için memleketlerden çıkıp diyar diyar dolaşan talebeler, bunları öğreneyim derken, dinini, peygamberini, kitabını unutmaktadırlar. Sonuçta da ya Maocu, ya Leninci, ya tam komünist veya mason olmaktadırlar. “Ondan sonrası, “Allah kerimdir.” demekten başka çaremiz kalmaz.” diyen Hocaefendi, manzarayı şöyle resmeder: “Artık dövüşmeler, birbirlerini yaralamalar veya öldürüp kâtil olmalar...” Şikâyetini ve serzenişini şöyle ifade etmektedir: “Sonra bunun adı da ilim tahsili oluyor. Heyhat, böyle ilim yerin dibine batsın. İlimden maksat ve gaye bu mudur? Ananız babanız sizleri bunun için mi buralara yolladı? Bu ne hal?”[11]
Cennet Yolları’nda masonlara temas edilen son yer, Kur’ân-ı Kerîm’in Yüce Emirlerine Hürmet Göstermek konusudur. Müslim’in Sahîh’inde rivayet ettiği, “(Yakında) benim ümmetinden bir topluluk gelir. Kur’ân okurlar fakat bu boğazlarından aşağı geçmez.” mealindeki hadis-i şerifi açıklarken, bu ve benzeri hadislerde kastedilenlerin şârihler tarafından Şîî ve Hâriciler olarak açıklandığını, ancak hükmün “bu ahlâkta olan herkesi kapsamakta olduğu da dikkatten uzak tutulmamalıdır.”[12] demektedir. Bugün başımıza bir masonluk derdi çıktı diyen Hocaefendi Hazretleri, dinden çıkanın cezasının öldürülmek olduğunu belirterek şu soruyu yöneltir okuyucularına: “İslâm dininin dışında ve tam bir yahudi düzeni olan mason cemiyetlerine giren ve onların emellerine hizmet eden Müslümanların halleri acaba nasıl olur?” Hocaefendi’nin bu sorusuna benzer bir soru ile onun Ehl-i Sünnet Akâidi isimli eserinde de karşılaşmaktayız. “İnsanoğlu, kâfir aileden doğar, kâfir yaşar, mü’min olarak ölür.” manasındaki hadis-i şerife dikkat edilmesini isteyen Kotku Hazretleri, bunun aksinin de olabileceğini, insanın mümin doğup mümin yaşayıp maazallah kâfir olarak ölebileceğini hatırlatır ve okuyucularına şu soruyu yöneltir: “Masonların ve bunlara benzer cemiyetlere girenlerin hâli ne olur?”[13]
Hocaefendi merhumun masonlarla komünistlere aynı nazarla baktığını yukarıda görmüş idik. Onun bu yaklaşımıyla diğer eserlerinde de karşılaşılmaktadır. Örneğin Hadislerle Nasihatler I’de Müslümanların bir ve beraber olmasını anlatırken Allah’ın, kitabı Kur’an-ı Kerim’de “Birleşin!” dediğini ancak bu konuda gevşek davranıldığını, Müslümanların Müslüman kardeşleriyle birleşmediklerini, bunun yanlışlığını bir soruyla ortaya koymaktadır: “Bu birleşme kimlerle olacak? Masonlarla mı birleşelim yoksa komünistlerle mi?”[14]
Mezkûr kitabın “Allah’a En Sevgili Olan Ameller” bölümünde işlenen konulardan biri, Allah Yolunda Cihat’[15]tır. Cihadı üç başlıkta ele alan Hocaefendi merhum bunları şöyle sıralamaktadır: “Biri düşmanla dövüşmek, diğeri şeytan ile mücadele etmek, bir diğeri nefsi ile mücadele etmektir.”[16] Sonuncusuna, yani nefisle cihada, Cihâd-ı Ekber” (En Büyük Cihad) dendiğini, en mühim olanının da bu olduğunu, bunun teferruatının sekiz olduğunu belirtmekte[17], ardından bunları teker teker izah etmektedir. Konuyu dağıtmamak için biz konumuzu ilgilendiren başlığa bakacağız. Altıncı cihadı kötü davranışları, kötü arkadaşları terk etmek, onları hakka ve hakikate davet etmek olarak açıklamakta, sonra meseleyi seçimlerde oy kullanmaya getirmekte ve şöyle demektedir[18]: “Seçim zamanı kullandığımız reyler bizim hangi tarafın adamı olduğumuzu açıkça göstermektedir. Hiçbir müslüman açlıktan öleceğini bilse bile bir Allahsıza, bir dinsize, bir masona ve bir caniye katiyen rey veremez ve onların tarafını tercih edemez. İnsanın kendi aklı ile bazen çok aldandığı görülegelmektedir. Mason cemiyetlerine giren müslümana nasıl müslüman diyebileceksiniz ve bunların idarelerine ne cesaretle girebilirsiniz ve de bunları desteklerken halka da ön ayak olduğunuzu bilmez misiniz? Bunların vebali de acaba kimin defterine yazılacak? Hiç telaş etme ve kendini de kandırma bir mason teşkilatı hiç senin âmâline döner mi?”. Daha sonra masonluğun kökeni, hedefleri ve faaliyetlerine geçmekte, okuyucularını uyarmaktadır[19]: “Halbuki masonluk, kökü Avrupa’da olan çok tehlikeli bir cemiyettir, bir çok gizli entrika yolları vardır, en büyük tuzakları paradır sonra da mevkilerdir. Bunlarla insanları aldatır, beğendikleri kimseleri çok yüksek mevkilere yerleştirir ve bütün yapacakları planları bunlar vasıtası ile yaparlar.”
Hocaefendi merhum seçim ve masonlar konusuna Nefsin Terbiyesi eserinde de temas etmektedir. Adı geçen kitapta “Müslümanların Birbirlerine Karşı Halleri” mevzusunu işlerken eş seçimine kısaca değinmektedir. Buradan siyasi seçimlere geçmekte, okuyucularına şu uyarıları yapmaktadır[20]: “Sonra seçim vaktini de fırsat bil, İslâm haricinde yaşayanları sakın seçme! Sonraki pişmanlık elbette fayda vermez. Hele mason cemiyetlerine kayıtlı olanlardan son derece sakın. Zira masonluk bir yahudi şebekesi ve oyunudur. Hangi müslüman bu oyuna ve dolaba girerse artık ondan hayır ummak, zehirden şifa ummak gibidir. Bu husustaki kitapları okursan masonluğun ne demek olduğunu anlarsın. Bizim günah kitaplarımızda masonluk hakkında hiçbir bilgi yoktur. Masonluğun eski adı münâfıklıktır.”
Mehmed Zahid Kotku Hazretlerinin masonluğa uzunca değindiği yerlerin başında Hadislerle Nasihatler 2 kitabı gelmektedir. O bu eserinde Avrupalı, Amerikalı ve Asyalıların gözlerini dört açmış bizim kökümüzü kazımaya çalıştıklarına ve mütemadiyen içimizden, bizi kemiren mikroplar gibi bizi yok etmek için gayretlerine dikkat çekmektedir. Ona göre mason locaları, komünist partileri, solculuk mikropları bizim Türklüğümüzü ve Müslümanlığımızı sinsi bir surette elimizden almak için sarf ettikleri hilelerdendir. Topla yıkamadıkları İslâmiyet’i ve Türklüğümüzü yıkan, bu mason şebekesidir. Koca Rusya’yı idare eden yine mason şebekesinin oyunudur.
Masonluğu en korkunç mikroplardan daha korkunç bir bela olarak değerlendiren Hocaefendi Hazretleri, mikroptan korkulup kaçıldığını, masonluğa ve komünistliğe ise koşulduğunu söylemekte ve bunu şaşılacak bir hal olarak nitelendirmektedir. Şu sözlerini, kelime kelime almak istiyorum. “Masonluğu kim methederse etsin bu münafıklığın ta kendisidir, Müslümanlığı sahtedir. Camiye de Allah için değil adam kandırmak için giderler. Onun için masonluk Müslümanlığın baş düşmanıdır, çünkü yahudi ve hıristiyan oyunudur. Onların dedikleri yardımlaşmanın en güzeli Müslümanlıkta zaten mevcuttur. Mason haddizâtında Müslümanlığı bilmediği için mason olmuştur. Masonların dünyaları her ne kadar debdebeli, saltanatlı olursa olsun âkıbetlerinin cehennem çukuru olacağından zerre kadar şüphe yoktur.” Bu uyarısından sonra okuyucusuna, “Ey aziz ve muhterem kardeş!” diye seslenerek ona vazifesini hatırlatmaktadır: “Sana düşen vazifelerden en mühimi bu masonu tanı ve bu nurlu şehit kanları ile yoğrulan temiz ülkemizde onlara yer verme, onlara fırsat da verme.”[21]
Hocaefendi Hazretleri masonların Müslümanları düşmanı olduğu meselesine Nefsin Terbiyesi eserinde de temas etmektedir. Nefsin mertebelerinden nefs-i emmâre sıfatları konusunu işlerken insanın beş düşmanı olduğunu belirtmektedir. Dördüncü ve beşinci düşman olarak masonları ve kâfirleri gören Kotku Hazretleri, “bunların hepsiyle her zaman mücahedeye mecburuz.” der ve ekler: “Bu mücahedelerde hem sevap var hem de selamet!”[22]
Son olarak Mehmed Zahid Kotku Hazretlerinin, kendisinin en eski (kitabın ilk cildi, Bahar Yayınları etiketiyle 1975 yılında yayınlanmıştır), en önemli ve en hacimli eseri olan Tasavvufî Ahlâk’ta konuya bakışına temas edelim. Bilindiği üzere beş cilt olan kitabın 2., 4. ve 5. ciltlerinde, konuyu değişik yerlerde ele alan Hocaefendi yukarıda gördüğümüz bakış açısının temellerini ve ana unsurlarını bu kitapta ortaya koymuştur.[23]
Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de, “Kâfirlere yardımcı olmayın, destekçi olmayın, arka çıkmayın!” buyurduğu halde mason olduğumuzu, bununla güya “Dünyamızı temin edeceğiz.” dediğimizi, kâfirlere yardımcı olarak, onların çıkarlarına çalıştığımız tespitinde bulunan[24] Hocaefendi dün savaştığımız düşmana benzediğimizi söyleyerek dün ile bugün arasında yaşanan paradoksa dikkat çekmektedir. Mehmed Zahid Kotku Hazretlerinin derdi neslimizdir, gençlerimizdir. Onların yetiştirilmesi ve korunması, onun üzerinde sıkça ve ehemmiyetle durduğu konuların başında gelmektedir. Kotku Hocaefendi evlatlarımızın dinden ve İslam’dan çıktığına, sırf bu dünya uğruna komünistlik veya masonluk peşinde koştuğuna, bu da yetmezmiş gibi geleneğine, örfüne, âdetine düşman kesilmesine hayıflanmaktadır.[25] Başka bir yerde yine gençlik hakkında değerlendirme yaparken toplum içinde farklı düşünce ve inançlara mensup insanların bulunduğunu, bunların bir bölümünün mümin, bir bölümünün fâsık, bir bölümünün ise fâcir olduğunu söylemektedir. Bunların dışında münafık, mason, komünist, inançsız, akidesiz, kâfir ve müşrikler de vardır.[26]
Müslümanların birbirlerinin kardeşleri olmaları hasebiyle öz kardeşlerine yapmadıkları iyilikleri din kardeşlerine yaptıklarına, böyle yapılması gerektiğine dikkat çekmektedir. İnsanların dünyanın muhtelif yerlerinde kardeşlik adına teşkilatlar kurduğunu, kendilerine farklı isimler taktığını, bunların bir kısmını da masonların oluşturduğunu söyleyen Hocaefendi Hazretleri söz konu mason derneklerinin İslami bir gaye taşımadıkları, kendileri de Müslüman olmadığı için hiçbir sevap alamayacakları uyarısında bulunmaktadır. Hatta Müslümanlık dışında, Müslümanlığa zararlı olmaları sebebiyle, fayda umarak buralara girmek kadar “mânevî tehlikesi büyük bir şey olamaz.” demektedir.[27] Çünkü bunların, “şöyle yardım ederiz, böyle faydalı oluruz” diye yaptığı propagandalar, yalan ve dolandan ibarettir. Bunların bir kısmının kökü dışarıda olduğundan, Hristiyan veya Yahudi teşkilatı olmaları itibariyle bunlara girmek İslam’a hıyanettir. Şu cümlesini olduğu gibi almak isterim: “Hiçbir akl-ı selîm sahibi müslüman, altınlara gark olacağını bilse dahi böyle İslâm’dan gayrı, hatta İslâm’ın zıttı gayelere hizmet eden cemiyetlere girmez ve girmeyi kendine züll addeder, aynı zamanda girenleri de sevmez ve onlardan nefret eder.”[28]
“Şu mason denilen adamların kimler olduğunu hâlâ ve hâlâ öğreneceğimiz yok.” diyen[29] Mehmed Zahid Efendiye göre bunlar, “maskeli kâfirlerdir”, Müslüman adı altında, kâfirlerin yapamayacağını yapmaktadırlar. İslam’ın emirlerini redderek dinden çıkanları, mürtedleri masonlarla kıyaslamakta, masonları mürtedlerden daha tehlikeli görmektedir. Çünkü mürted açıkça kendi düşüncesini, anlayışını, kimliğini açıkça ortaya koyup “Ben buyum!” demektedir. Müslümanlar da ona, ona göre tavır almaktadırlar. Masonun davranışını ise şöyle tasvir etmektedir: “Lakin o mason, ben de sendenim der, camiye girer, namaz da kılar, el açıp dua da eder, icabında kürsüye çıkıp vaaz dahi eder.” Sonra şu uyarıyı yapmaktadır[30]: “Aman kardeşim! Bunların hiçbirisi seni aldatmasın. Mason olduğunu bildiğin kimse, başını secdeden kaldırmasa dahi kıymeti yoktur. Bunu iyi bil ve herkese de iyice bildir. Belki çok merhametli ve cömert de olabilir, birçok hayırlara çok da yardımlar edebilirler. Amma hepsi, kuşu yakalayabilmek için birer tuzak ve maskeden başka bir şey değildir.”
Görüldüğü üzere Mehmed Zahid Kotku Hocaefendi Hazretleri yaşadığı dönemde ülkede din, millet ve vatan için tehlikeli olan fikir, anlayış ve teşkilatlara karşı cemaatini, milletini ve bu vatanın evlatlarını çeşitli şekillerde uyarmıştır. Memleketi ifsad eden, milletin birlik ve beraberliğine tehlike oluşturan, milletin ve ümmetin istikbali olan Müslüman çocukları ve gençleri tuzağa düşürmek için olmadık yollar deneyen, planlar yapan ve bunları muhataplarına çaktırmadan, sinsice gerçekleştiren mason derneklerine ve masonlara karşı çok açık, çok net, herkesin anlayabileceği şekilde kitaplarında, tekrar tekrar izah etmiştir. Bunu yaparken dini kavramları kullanmış; ahlakı, dini, ülkemizin ve İslam dünyasının menfaatlerini, geleceğini düşünmüştür. Hayatın merkezine eğitimi, ekonomiyi, ticareti, kazancı değil din sevgisini, memleket sevgisini yerleştirmiştir. Çünkü bir millet, ancak ve ancak diniyle ve bu dinin üzerinde yaşadığı memleketiyle var olabilir.
Hocaefendi bu düşünce ve tavrıyla, bir İslam âliminin toplumuyla ilişkisinin nasıl olması gerektiğini, içinde yaşadığı cemiyette olan bitenlere karşı ilgisiz kalamayacağını; yüreğiyle, kalemiyle, sözüyle ortaya koymuştur. Talebeleri, bağlıları, muhibbânı onun gösterdiği bu yolda sağlam adımlarla yürümüşler; dinimizin, memleketimizin ve milletimizin selameti için hocalarının sözlerini daima dikkate almışlardır.
O bir tarikat şeyhinin nasıl olması noktasında da güzel bir örneklik sergilemiştir. İbadetin, evrâdın, ezkârın, tesbîhâtın yanına, yanı başına vatanımız hakkında kötü emeller besleyenlere karşı siyasi şuuru yerleştirmiştir. Bu, vatanın ve milletin korunması, dinin yaşanabilmesi için olmazsa olmaz bir şarttır. O, naklettiğimiz görüşlerinin mühim bir kısmını cihad mevzuunu işlediği yerlerde zikretmiştir. Onun bu tavır ve yönteminden; masonlara karşı bir tutum geliştirmenin, onlarla mücadele etmenin bir cihad olduğu sonucunu çıkarmamız mümkündür.
Bu vesileyle Kotku Hocaefendi Hazretlerine rahmet niyaz ediyorum.
· Prof. Dr., FSMVÜ İslami İlimler Fak.
[1] https://www.mason.org.tr/temel-kavramlar-ve-bilgiler erişim tarihi: 25 Ekim 2026.
[2] Osmanlı coğrafyasındaki masonluk faaliyetleri için bkz.: https://www.mason.org.tr/turkiyede-masonlugun-tarihcesi erişim tarihi: 25 Ekim 2026.
[3] Bu dernek hakkında bkz.: Mustafa Özel, “Siyonizm’le Mücadelede Bir Dava Adamı, Bir Dernek, Bir Dergi: Kemal Fedai, Türkiye Siyonizm’le Mücadele Derneği, Fedai Dergisi”, Muhit, sayı: 82 (Ekim 2026), ss. 94-98.
[4] Mehmed Zahid Kotku, Cennet Yolları, İstanbul Şubat 2018, syf. 25-26.
[5] Kotku, Cennet Yolları, syf. 124.
[6] Mehmed Zahid Kotku, Ehl-i Sünnet Akâidi, İstanbul Mayıs 2018, syf. 52.
[7] Mehmed Zahid Kotku, Hadislerle Nasihatler I, İstanbul Nisan 2018, syf. 198.
[8] Mehmed Zahid Kotku, Mü’minlere Vaazlar 1, İstanbul Aralık 2016, syf. 146.
[9] Mehmed Zahid Kotku, Mü’minlere Vaazlar 2, İstanbul Kasım 2016, syf. 13.
[10] Kotku, Cennet Yolları, syf. 145. Hocaefendi komünist mason yakınlığını, Mü’minlere Vaazlar 1’de de (syf. 146) işaret etmektedir. Bir de masonluğun çıktığını, bunların çıplaklık yanlısı, Avrupalı gibi olma sevdasında olduğunu, bunların “komünist kadar korkulu, şuursuz bir tabaka.” olduğunu söylemektedir.
[11] Kotku, Cennet Yolları, syf. 218.
[12] Kotku, Cennet Yolları, syf. 325.
[13] Kotku, Ehl-i Sünnet Akâidi, syf. 65.
[14] Kotku, Hadislerle Nasihatler 1, syf. 100. Aynı eserde mevzuya bir daha (syf. 253) değindiği görülmektedir.
[15] Kotku, Hadislerle Nasihatler 1, syf. 167.
[16] Kotku, Hadislerle Nasihatler 1, syf. 184.
[17] Kotku, Hadislerle Nasihatler 1, syf. 185.
[18] Kotku, Hadislerle Nasihatler 1, syf. 189.
[19] Kotku, Hadislerle Nasihatler 1, syf. 190.
[20] Mehmed Zahid Kotku, Nefsin Terbiyesi, İstanbul Aralık 2009, syf. 158.
[21] Mehmed Zahid Kotku, Hadislerle Nasihatler 2, İstanbul Nisan 2018, syf. 42.
[22] Kotku, Nefsin Terbiyesi, syf. 56.
[23] “Mehmet Zahit Kotku’nun Tasavvufî Ahlâk Adlı Eserindeki Konuların Aktüel Değeri” başlıklı bir yüksek lisans tezi hazırlayan Fatma Yavuz, çalışmasında “Cemaatler Cemiyetler ve Masonlar” başlığı altında bu konuda bilgi vermiştir. Bkz.: Fatma Yavuz, Mehmet Zahit Kotku’nun Tasavvufî Ahlâk Adlı Eserindeki Konuların Aktüel Değeri, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara 2026, ss. 161-164.
[24] Mehmed Zahid Kotku, Tasavvufî Ahlâk 2, İstanbul Şubat 2017, syf. 170.
[25] Kotku, Tasavvufî Ahlâk 2, syf. 166.
[26] Kotku, Tasavvufî Ahlâk 2, syf. 177.
[27] Mehmed Zahid Kotku, Tasavvufî Ahlâk 4, İstanbul Şubat 2017, syf. 206.
[28] Kotku, Tasavvufî Ahlâk 4, syf. 207.
[29] Kotku, Tasavvufî Ahlâk 4, syf. 219.
[30] Kotku, Tasavvufî Ahlâk 4, syf. 220.