Deneme

İslamda Davet ve Tebliğin Önemi

Ne var ki modernleşmeyle birlikte kapitalist sistemin oluşturduğu düzen ve hayat anlayışı içinde şekillenen insanlar, bu hassasiyeti kaybetmeye başlamıştır. İnsanlar birbirine iyiliği tavsiye etmek yerine birbirinden üstün olma yarışına girmiş, ilişkiler çıkar ilişkisine dönüşmüştür. “Ben bundan ne kazanırım?” kaygısıyla hareket edilen bu düzende, gerçeği yansıtmayan ve büyülü gösterilen hayatların sergilendiği sosyal medyada daha fazla takipçi kazanmanın peşine düşülmektedir.

                                                                                                                                                      Uzm. Sosyolog Hatice Balin

Davet ve tebliğin dinimizdeki yerinin, varlığımızın özünü oluşturduğuna inanıyorum. Bir Müslümanın yaşam biçiminin bu olması gerektiğini Rabbimiz bizlere ayetleriyle bildirmektedir. Kur’an-ı Kerim’de davet ve tebliğ konusu birçok ayette ele alınmış, insanları Allah’ın yoluna çağırmanın önemi açıklanmış, davetin hangi yöntemlerle yapılması gerektiği de belirtilmiştir. Bu konudaki en önemli ayetlerden biri Nahl suresinin 125. ayetidir:“Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et. Onlarla en güzel şekilde mücadele et.” (Nahl, 16/125)

İslam’ı, insanları Allah’a iman etmeye, doğru ve güzel davranışlarda bulunmaya, ahlaki değerleri benimsemeye ve dünya ile ahiret mutluluğuna ulaşmaya yönlendiren evrensel bir din olarak tanımlayabiliriz. İslam’ın temel amaçlarından biri, insanlara yaratılış gayelerini hatırlatmak ve onların hem bireysel hem de toplumsal hayatlarında doğru bir yaşam sürmelerine yardımcı olmaktır. Bu amacın gerçekleştirilmesinde davet ve tebliğ önemli bir yere sahiptir.

Davet kelimesi sözlükte çağırmak, yönlendirmek ve bir kimseyi bir düşünceye veya davranışa yöneltmek anlamlarına gelmektedir. Dinî anlamda ise insanları Allah’ın yoluna, İslam’ın inanç esaslarına ve güzel ahlaka çağırmayı ifade eder. Tebliğ ise Allah tarafından peygamberlere gönderilen vahyin insanlara eksiksiz bir şekilde ulaştırılmasıdır. Bu iki kavram birbiriyle yakından ilişkili olmakla birlikte farklı anlamlara da sahiptir: Tebliğ, ilahî mesajın insanlara ulaştırılmasını ifade ederken davet, insanları bu mesajı anlamaya ve yaşamaya çağırmayı da kapsar.

İslam tarihinde davet ve tebliğ, peygamberlerin temel görevlerinden biri olmuştur. Hz. Âdem’den Hz. Muhammed’e kadar bütün peygamberler insanları Allah’ın birliğine inanmaya, kötülüklerden uzak durmaya ve güzel davranışlar sergilemeye çağırmışlardır. Bu nedenle davet ve tebliğ, İslam dininin insanlara ulaşmasında ve nesilden nesile aktarılmasında önemli bir araç olmuştur.

Yukarıda zikredilen Nahl suresinin 125. ayeti, İslam’da davetin temel ilkelerini ortaya koymaktadır. İnsanları dine davet ederken hikmetli davranmak, onların anlayabileceği bir dil kullanmak ve güzel öğütlerde bulunmak gerekir. Burada hikmet kavramı; doğru bilgiye, uygun yönteme ve yerinde davranışa işaret etmektedir. Dolayısıyla davet faaliyetleri, kişilerin düşünce ve duyguları dikkate alınarak gerçekleştirilmelidir.

Davet ve tebliğin bir diğer önemli yönü, toplumda iyiliğin yaygınlaştırılmasıdır. Âl-i İmrân Suresinin 104. ayetinde şöyle buyrulmaktadır: “İçinizden hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten sakındıran bir topluluk bulunsun.”(Âl-i İmrân, 3/104)

Bu ayet, Müslümanların toplumsal sorumluluklarına dikkat çekmektedir. İnsanların birbirlerini iyiliğe yönlendirmesi, toplumda ahlaki değerlerin korunmasına katkı sağlar. İyiliği tavsiye etmek ve kötülüklerden uzak durulmasını istemek, toplumsal huzurun ve dayanışmanın gelişmesine yardımcı olur. Ayrıca Fussilet Suresinin 33. ayetinde, Allah’a çağıran, iyi işler yapan ve Müslüman olduğunu ifade eden kimseden daha güzel sözlü kimsenin bulunmadığı bildirilmektedir. Bu ayet, davet faaliyetinin yalnızca sözlü anlatımla sınırlı olmadığını, güzel davranışlarla desteklenmesi gerektiğini de göstermektedir.

Bütün peygamberlerin ortak görevi davet ve tebliğdir. Allah, insanlara doğru yolu göstermek ve onları dünya ve ahiret hayatında kurtuluşa ulaştırmak amacıyla peygamberleri göndermiştir. Peygamberler, Allah’tan aldıkları vahiyleri insanlara ulaştırmış ve onları Allah’a kulluk etmeye çağırmışlardır. Bu süreçte çeşitli zorluklarla karşılaştıkları bilinmektedir. Bazı insanlar onların çağrılarını kabul etmiş, bazıları ise karşı çıkmış ve engellemeye çalışmıştır. Buna rağmen peygamberler görevlerini sabırla sürdürmüşlerdir. Onların hayatlarını, bu görevi sürdürmemiz gerektiğine dair birer örnek ve mesaj olarak algılamalıyız.

Peygamber Efendimiz dâhil bütün peygamberlere verilen bu görevle ilgili olarak Mâide Suresinin 99. ayetinde, peygamberin görevinin yalnızca tebliğ etmek olduğu belirtilmektedir. Bu durum, peygamberlerin sorumluluğunun Allah’ın mesajını insanlara ulaştırmak olduğunu, inanıp inanmama tercihinin ise insanların kendilerine ait bulunduğunu göstermektedir. Dolayısıyla davet ve tebliğ faaliyetlerinde insanların iradesine saygı duyulması önemlidir. İslam’ın mesajı açıklanmalı, doğru bilgiler aktarılmalı ve insanlar güzel bir üslupla bilgilendirilmelidir.

Davetçi kimliğimizi Peygamber Efendimizin davet ve tebliğ anlayışına göre şekillendirmemiz gerekir. Zira Allah Resûlü, İslam dininin insanlara ulaştırılmasında en güzel örnektir. Peygamberlik görevi kendisine verildikten sonra Mekke’de insanları Allah’ın birliğine inanmaya, putperestlikten uzaklaşmaya ve güzel ahlaklı bireyler olmaya davet etmiştir. İlk dönemlerde İslam’ı yakın çevresine anlatmış, daha sonra davet faaliyetlerini genişleterek toplumun farklı kesimlerine ulaşmıştır. Bu süreçte büyük zorluklarla karşılaşmış, çeşitli baskılara ve hakaretlere maruz kalmıştır. Ancak bütün bu olumsuzluklara rağmen sabırlı ve merhametli davranarak tebliğ görevini sürdürmüştür.

Hz. Muhammed’in davet anlayışının en önemli özelliklerinden biri güzel ahlaktır. O, insanlarla iletişim kurarken kırıcı ve aşağılayıcı ifadeler kullanmamış, onların düşüncelerini dikkate almış ve doğruyu anlatırken anlayışlı davranmıştır. Peygamberimizin bu konudaki önemli hadislerinden biri şöyledir: “Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız; müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.” (Buhârî, 6125). Bu hadis, davet ve tebliğ faaliyetlerinde nasıl bir yöntem izlenmesi gerektiğini açıkça göstermektedir. İnsanlara din anlatılırken korkutucu, dışlayıcı ve zorlayıcı davranışlardan kaçınılmalı; sevgi, merhamet ve anlayış ön planda tutulmalıdır.

Hz. Peygamber’in hayatı incelendiğinde, insanlara yalnızca sözleriyle değil, davranışlarıyla da örnek olduğu görülür. Doğruluğu, güvenilirliği, adaleti ve merhameti sayesinde insanlar üzerinde olumlu bir etki bırakmıştır. Bu nedenle onun hayatı, günümüzde davet ve tebliğ faaliyetlerinde bulunan herkes için önemli bir rehber niteliğindedir.

Teknolojinin gelişmesiyle dijitalleşen dünyada davet ve tebliğin de bu mecralara kaydığını görmekteyiz. Teknoloji ve iletişim araçlarının yaygınlaşması, davet ve tebliğin geniş kitlelere ulaşması için bir fırsat oluşturmaktadır. Ancak son zamanlarda anlatıp konuşanların çoğaldığı, dinleyenlerin azaldığı; sanal platformlarla birlikte eğitimin de görselleştiği bir toplumda, maalesef söylenenlerin eyleme dönüşmediği bir yapıya dönüşülmüştür. Bu nedenle paylaşılan bilgilerin doğruluğu konusunda özenli olmak, farklı düşünce ve ideolojilerin bir arada bulunduğu bir ortamda davetimizi yaparken daha hassas davranmak gerekir.

Davet ve tebliğin etkili olabilmesi için öncelikle belirli ahlaki ve iletişim ilkelerine dikkat edilmesi gerekmektedir. İnsanlara dinî bilgileri aktarmak kadar bu bilgilerin nasıl aktarıldığı da önemlidir.

Davet faaliyetlerinde ilk olarak hikmetli bir üslup benimsenmelidir. Her insanın bilgi düzeyi, düşünce yapısı ve hayat tecrübesi birbirinden farklıdır. Bu nedenle insanlara yaklaşırken onların durumları dikkate alınmalı ve anlaşılır bir dil kullanılmalıdır. Bir diğer önemli yöntem güzel öğüt vermektir. İnsanlara doğruyu anlatırken onları küçümsemek veya yargılamak yerine iyiliğe teşvik etmek gerekir. Özellikle dinî konularda yapılan açıklamaların doğru bilgilere dayanması ve güvenilir kaynaklardan yararlanılarak hazırlanması önem taşır.

Sabır da davet ve tebliğin önemli bir ilkesidir. İnsanların düşüncelerini ve davranışlarını kısa sürede değiştirmeleri her zaman mümkün olmayabilir. Bu nedenle aceleci davranılmamalı, insanların öğrenme ve anlama süreçlerine saygı gösterilmelidir. Ayrıca davet eden kişinin kendi davranışlarıyla örnek olması gerekir. Bir insanın doğruluğu, dürüstlüğü, yardımseverliği ve merhameti, anlattığı dinî değerlerin daha iyi anlaşılmasını sağlayabilir. Bu açıdan güzel ahlak, davet ve tebliğin en önemli unsurlarından biridir.

Yazının başında da belirtildiği üzere İslam’da davet ve tebliğ, peygamberlerin temel görevlerinden biri olmakla birlikte Müslümanların da iyiliği yayma ve dinî değerleri temsil etme sorumluluğu bulunmaktadır. Müslümanlar bu sorumluluğu yerine getirirken öncelikle kendi davranışlarına dikkat etmelidir. Çünkü bir insanın anlattığı değerlerle yaşantısı arasındaki tutarlılık, çevresindeki insanlar üzerindeki etkisini artırır. Örneğin dürüstlüğü anlatan bir Müslümanın kendi hayatında da dürüst olması, yardımlaşmayı tavsiye eden bir kişinin ihtiyaç sahiplerine destek vermesi önemlidir. Böylece İslam’ın ahlaki ilkeleri yalnızca sözlerle değil, davranışlarla da insanlara aktarılmış olur.

Müslümanların davet sorumluluğu, çevrelerindeki insanlara karşı duyarlı olmalarını da gerektirir. Toplumda yardımlaşmanın artırılması, adaletin korunması, insanların birbirlerine saygı göstermesi ve ihtiyaç sahiplerinin desteklenmesi bu sorumluluğun bir parçasıdır. Bununla birlikte davet ve tebliğ görevi, insanları zorlamak veya inanç tercihlerini baskı altına almak anlamına gelmez. Bakara Suresinin 256. ayetinde “Dinde zorlama yoktur.” buyrularak inanç konusunda baskının doğru olmadığı açıkça belirtilmiştir. Bu nedenle Müslümanlar, İslam’ı anlatırken insanların özgür iradelerine saygı göstermeli ve güzel davranışlarıyla örnek olmalıdır.

İnsanlar arasında dinî, kültürel ve düşünsel farklılıklar bulunabilir. Bu farklılıklar karşısında hoşgörülü davranmak, sağlıklı iletişim kurmak ve karşılıklı anlayışı geliştirmek önemlidir. Dolayısıyla günümüzde davet ve tebliğ, yalnızca dinî bilgileri aktarmakla sınırlı değildir; aynı zamanda İslam’ın sevgi, merhamet, adalet, hoşgörü ve yardımlaşma gibi değerlerini topluma tanıtmayı da kapsar. O hâlde özü sözü bir olan, Rabbimizin rızasına uygun ve Peygamber Efendimizin örnekliğinde bir kimlik ortaya koymamız gerekmektedir.

Davet ve tebliğ faaliyetleri yalnızca bireylerin dinî hayatını değil, toplumun genel yapısını da etkiler. İslam’ın temel ahlaki değerlerinin insanlara anlatılması ve günlük hayatta uygulanması, toplumsal huzurun gelişmesine katkı sağlar. İyiliğin teşvik edilmesi, insanlar arasında yardımlaşma ve dayanışma duygularını güçlendirir. Doğruluk ve dürüstlüğün yaygınlaşması toplumsal güvenin oluşmasına yardımcı olur; adalet anlayışının benimsenmesi ise insanların birbirlerinin haklarına saygı göstermesini sağlar. Davet ve tebliğ, kişilerin sorumluluk bilincini geliştirdiği gibi bireyin kendisine de büyük katkı sağlar; yalnızca kendisini düşünen biri olmaktansa çevresini ve toplumu da düşünmesi gerektiği anlayışını güçlendirir.

Davet ve tebliğ, toplumun ahlaki gelişimini destekleyen önemli bir dinî ve sosyal sorumluluk olarak görülmelidir. Bu anlayışla hayatımızın merkezine Kur’an-ı Kerim’in kutlu mesajını ve Allah Resûlü’nün (s.a.v.) örnek hayatını yerleştirmemiz gerekir.

Ne var ki modernleşmeyle birlikte kapitalist sistemin oluşturduğu düzen ve hayat anlayışı içinde şekillenen insanlar, bu hassasiyeti kaybetmeye başlamıştır. İnsanlar birbirine iyiliği tavsiye etmek yerine birbirinden üstün olma yarışına girmiş, ilişkiler çıkar ilişkisine dönüşmüştür. “Ben bundan ne kazanırım?” kaygısıyla hareket edilen bu düzende, gerçeği yansıtmayan ve büyülü gösterilen hayatların sergilendiği sosyal medyada daha fazla takipçi kazanmanın peşine düşülmektedir.

Yaşanan acılara ve işlenen zulümlere karşı ise genellikle sessiz kalınmaktadır. Sesini çıkaranlar da çoğu zaman yalnızca sosyal platformlarda birkaç paylaşım yapmakla yetinmekte, bu tepkiler kalıcı bir bilince ve eyleme dönüşmeden kısa sürede unutulup gitmektedir. Oysa Müslüman, yalnızca izleyen ve geçen değil; hakkı ve hayrı söyleyen, haksızlık karşısında sorumluluk üstlenen kişidir. Bu sorumluluk, bireyin kendinden başlayarak aileyi, çevreyi ve toplumu kapsayan samimi bir davet anlayışıyla yerine getirilebilir. Güzel ahlakıyla örnek olmak, hikmetle ve güzel öğütle çağrıda bulunmak, bugün her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuz bir sorumluluktur. Toplumsal değişimin insanı olumsuz yönde dönüştürdüğünü görmekteyiz. Bu olumsuz dönüşüm, toplumsal güveni de zedelemiştir. Güvenin zedelendiği bir toplumda aile kurumunun etkilenmesi kaçınılmazdır. Aile içindeki çözülmeyle birlikte bağlar zayıflamış, hane, bireylerin kendi hayatlarını ayrı ayrı yaşadığı bir yapıya dönüşmüştür. Aileye yönelik tehditlerde dijitalleşmenin etkisi de çok büyüktür. Ebeveynlerin kendi aralarında yaşadığı iletişimsizlik çocuğa da yansımakta, bu durum çocuğun psikolojisini ve davranışlarını etkileyerek travma yaşamasına neden olabilmektedir. Sağlıklı bir ortamda büyüyemeyen çocuklar, yetişkinlik döneminde toplumda yerini aldıklarında uygunsuz ve sağlıksız davranışlar sergileyebilmektedir.

Bu olumsuzlukların ortadan kaldırılmasına yönelik çalışmalar, davet ve tebliğin özünü oluşturmaktadır. Yani iyiliği emretmek ve kötülüğü nehyetmek (men etmek), bu çabanın temelidir. Bu davranışın kazanılması da çocukluk döneminden itibaren başlar. Kısacası, bu hassasiyeti yetiştirilen çocuklar, geleceğin ve toplumun inşasında önemli rol üstlenecek kişiler olacaktır. Çağımızın hastalığına dönüşen ilgisizlik ve değersizlik ancak iyiliği yayarak ve aile içi ilişkileri güçlendirerek aşılabilir. “İyiliği çoğaltmak her Müslümanın, toplumu ayağa kaldırmak ise hepimizin sorumluluğudur.”

KAYNAKÇA

1. Çağrıcı, Mustafa. “Da’vet”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, Cilt 9, İstanbul, 1994. https://islamansiklopedisi.org.tr/davet

2. Boynukalın, Mehmet. “Tebliğ”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, 2011. https://islamansiklopedisi.org.tr/teblig

3. Diyanet İşleri Başkanlığı. İslam’da Tebliğ, Davet ve İrşad, Ankara, 2022.

4. Diyanet İşleri Başkanlığı. Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, Nahl 16/125, Âl-i İmrân 3/104, Fussilet 41/33, Mâide 5/99 ve Bakara 2/256. ayetler. https://kuran.diyanet.gov.tr/

5. Buhârî, Muhammed b. İsmail. Sahih-i Buhârî, Kitâbü’l-Edeb, 6125. hadis. https://sunnah.com/bukhari:6125

Editörün Seçtikleri