İstanbul’un Bahar Senfonisi: Erguvan Vakti

Erguvan, Bizans İmparatorluğu’nda "soyluluğun rengi" olarak kabul edilirdi. Doğal yollarla elde edilmesi zor ve son derece kıymetli olan bu renk, sadece imparatorluk ailesine mahsus bir ihtişam nişanesiydi. Osmanlı döneminde ise erguvan, baharın gelişiyle birlikte tertip edilen “Erguvan sefaları” sayesinde sarayla halkı aynı tabiat neşesinde buluşturan zarif bir şölene dönüşmüş; estetiğin, letafetin ve huzurun simgesi olarak benimsenmiştir. Bugün ise Boğaz’ın yamaçlarında bütün albenisiyle açan erguvanlar, o asil mirası her İstanbulluya aynı cömertlikle sunuyor. Cemal BALIBEY İstanbul’a bahar, pembe-mor elbiselerini kuşanmış, sessizce gülümseyen o mağrur haberciyle geldi yine. Şehrin kadim dostu, mevsimin en zarif müjdecisi erguvan ağaçları çiçek açtı. Boğaziçi, kışın gri mahmurluğunu üzerinden silkerek bir kez…

Okumaya devam edin İstanbul’un Bahar Senfonisi: Erguvan Vakti

Dostla Çıkılan Yol

Yol dostla aşılır. Zorluklar dostla hafifler, neşeye dönüşür. Hüzünler tükenir, dostla çıkılan yollarda. Neşe ve sevinçler dostça paylaşımlarla artar, çoğalır, bereketlenir. Bu adeta bire bin kazanmaktır. Zira verimli toprak dostluk toprağıdır. Dostluk toprağının ürünü daima kazanç getirir. Bilal KEMİKLİ Prof. Dr., Bursa Uludağ Üni. Dostlarla geçirdiğimiz zamanlar, hayatımızın en feyizli, en verimli ve en dinlendirici zamanlarıdır. Zaman, dostlarla başbaşa olunca bereketlenir, çoğaldıkça çoğalır. Hani eskiler derlermiş ya: “Evvelü’r-refîk, sümme’t-tarîk.” Bu veciz ifade Arapçadır; ama mektep medrese yüzü görmemiş pek çok nene ve amca, bu cümleden kastedilen anlamı belleklerine kaydetmişlerdir. Onlar buradaki anlamı belki izah edemezler. Lakin gün görmüşlük ve irfanî bakışla, onlar bu cümlenin maksadını…

Okumaya devam edin Dostla Çıkılan Yol

Nefis Muhasebesinde Delikanlı Kalabilmek

Yazar siler, yazar siler. Dolayısıyla pişman olunan bir ân tahayyül edildiğinde yaşandığı günkü ham haliyle değil bugünün idrakiyle duyulur. Sonuçta “yüzleşme” anlarında kürsüye çağrılan hatıralar esasında manipüle edilmiş yalancı birer şahit. Delikanlıca olan; bu şahide hemen kanmamak, belleğin en derinindeki artık silikleşmiş ilk ânı ve halis niyetli iradeyi okumaya gayret etmek. İbrahim Halid ALDEMİR “Olanlar oldu, ölenler öldü.” İnsan kendiyle kavgalı olmakla meşhur. Geçmişin yükü, heybesinin sınırlarını zorluyor. Eyleme döktüklerinin pişmanlığı beri yandan çekiyor, yapmadıklarının/yapamadıklarının eksikliği öte yandan. Tüm bu çekiştirme, yatsı vakti geçip de aynayla baş başa kalınca yerini sonu gelmez baş ağrılarına, gönül darlıklarına ve kendine dair bir hınca bırakıyor. Bu kavga insana…

Okumaya devam edin Nefis Muhasebesinde Delikanlı Kalabilmek

     İlahi Bir Emir Olarak Adalet

Arapça “adl” kökünden türeyen adalet; denge, doğruluk ve hakkaniyet anlamlarını taşır. Kur’an’da sıkça zikredilen “kıst” kavramı ise adaletin uygulamadaki tezahürüdür. Râğıb el-İsfahânî’nin tespitine göre; “adl” daha çok soyut ilkeyi ve dengeyi, “kıst” ise bu ilkenin somut hayata, paylaşıma ve hukuka yansımasını temsil eder. Bu ayrım, adaletin teorik bir değerden ibaret kalmayıp, fiilî bir sorumluluk olduğunu kanıtlar. Ahmet POÇANOĞLU Emekli Konya İl Müftüsü İslam düşüncesinde adalet; yalnızca teknik bir hukuk ilkesi değil, iman, ahlak ve toplumsal düzenin merkezinde yer alan ilahi bir emirdir. Kur’an-ı Kerim, adaleti insanın vicdanına bırakılmış izafi bir değer olarak değil, Allah’a karşı sorumluluğun vaz geçilmez bir gereği olarak ele alır. Bu çerçevede…

Okumaya devam edin      İlahi Bir Emir Olarak Adalet

Hukuk ve Vicdan Arasında Türkiye: Adaletin Bir Bilinç Olarak İnşası

Adalet arayışının sadece modern çağın bir ürünü olmadığını gösteren en sarsıcı örnekler, İslam düşünce geleneğinde mevcuttur. Hz. Peygamber’in uygulamaları, adaletin yalnızca bir hüküm değil; bir tavır ve temsil meselesi olduğunu ortaya koyar. Toplumdaki statü sahibi kişilerin "ayrıcalık" taleplerine karşı O’nun verdiği cevap, adeta evrensel bir hukuk manifestosudur: “Sizden öncekileri helak eden şey; güçlüler suç işlediğinde görmezden gelinmeleri, zayıflar işlediğinde ise cezalandırılmalarıydı.” (Buhârî, Hudûd, 12; Müslim, Hudûd, 8) Musa MERT Dr., Eğitimci Adalet, kanunların yazdığı değil; vicdanın kabul ettiği şeydir. Kuralların Sınırı, Vicdanın Çağrısı Adalet, insanlığın tarih boyunca peşinden koştuğu en eski, bir o kadar da nazenin hakikatidir. Zira adalet, sadece kâğıt üzerindeki mürekkebe değil, o…

Okumaya devam edin Hukuk ve Vicdan Arasında Türkiye: Adaletin Bir Bilinç Olarak İnşası

Türkiye İkinci Yüzyılına Girerken Yeni Bir Anayasa İhtiyacı

Şimdi, Cumhuriyetimiz 2. yüzyılına girerken milletin uzun zamandır beklentisi ve umudu olan, bir nevi vatandaşlık sözleşmesi olacak yeni bir anayasaya ihtiyaç vardır. Arif ALTUNBAŞ Giriş Türkiye Cumhuriyeti, 1923’teki kuruluşundan günümüze kadar geçen ilk yüzyılında, iç ve dış dinamiklerin etkisiyle batıya dönük yüzüyle önemli dönüşümler yaşamıştır. Bu süreçte ortaya çıkan başarılar ve başarısızlıklar ayrı bir tartışma konusu olmakla birlikte, toplumsal ve siyasal düzlemde çözüm bekleyen birçok sorun hâlen varlığını sürdürmektedir. Bu makale, Türkiye’nin ikinci yüzyılına girerken karşı karşıya olduğu temel sorunları, evrensel hukuk ilkeleri ışığında yeni bir anayasa ihtiyacına katkı sunmak ve yeniden yapılanmak için yeni bir yapılanmanın gerekliliğini ve zaruretini vurgulama çabasının ürünüdür. Tarihsel Arka…

Okumaya devam edin Türkiye İkinci Yüzyılına Girerken Yeni Bir Anayasa İhtiyacı

İstanbul 2 Nolu Barosu Başkanı Yasin Şamlı ile Adalet Üzerine: Türkiye’de Kim, Kimi Yargılar?

"Baromuzun çeşitli merkez ve komisyonları mevzuat çalışmaları yapmaktadır. Bu çalışmalar hem bizzat Adalet Bakanımıza hem de TBMM’ye sunulmaktadır. Örnek kabilinden ifade etmem gerekirse; Adalet Bakanımızın baromuzun bir programında müjdesini verdiği, gayrimenkul alım satımlarında avukat bulundurma zorunluluğu ve belli bir meblağın üzerindeki sözleşmelerde avukat imzası bulunması zorunluluğu, baromuzun projelerinden yalnızca iki tanesidir." Röportaj: Av. Muhammed Fatih YALÇINKAYA S: Sn. Şamlı, bize vakit ayırdığınız için çok teşekkür ediyoruz. Sorumuza kritik bir sorundan başlayalım. Türkiye’de yargıya güvenin son yıllarda ciddi biçimde tartışıldığını görüyoruz. Sizce bu güven kaybının temel nedenleri neler ve bu tabloyu tersine çevirmek için ilk atılması gereken adım ne olur? Yargıya güven her dönemde tartışılan bir…

Okumaya devam edin İstanbul 2 Nolu Barosu Başkanı Yasin Şamlı ile Adalet Üzerine: Türkiye’de Kim, Kimi Yargılar?

Adaletin Tahakkuku

Hak kelimesinin kapı menteşesinin yuvasına tam oturması gibi fiziki uyumluluğu ifade eden bir anlamı var.  Tam uyumlu olması dolayısıyla kemiklerin eklem yerleri de bu kelime ile ifade ediliyor. Yerli yerindelik, demek yani. Uyum olgusunun ifadesi. Mustafa ESER Eğitimci-Yazar “Asil insan idrak ettiği bir öz sebebiyle saygı duyar, hayran kalır ve sever iken, bayağı insan bir araz sebebiyle küçümser ve aşağılar; kutsal duygusu küçümseme içgüdüsüne karşıttır; İncil “alaycılardan” yergiyle bahseder. Kutsal duygusu tüm meşru saygının özüdür; biz meşruluk üzerinde ısrar ediyoruz, çünkü mesele rastgele her şeye saygı duymak değil, bilakis saygıdeğer olana saygı duymaktır; “hakikatin hakkından daha üstün bir hak yoktur.”” Frithjof Schoun, Akıl ve Karakter…

Okumaya devam edin Adaletin Tahakkuku

Devleti, Cemiyeti ve İnsanı Adalet Yüceltir

Aslında fıtraten insan adil ve merhametli olarak dünyaya gelir. Ancak Allah'ın emrine karşı gelerek Hz. Âdem (a.s.)'a secde etmeyen Şeytan (aleyhillane) insanları yoldan çıkarmak, fıtratından uzaklaştırmak için Cenabı Hak'tan kıyamete kadar mühlet istedi. İşte ebeveynin, cemiyetin ve devletin nesli muhafaza etmek için şeytan ve hizmetçilerine karşı çocuklarını muhafaza etmek mecburiyeti vardır. Bu hak-batıl savaşında insan kendini savunmayı önce ana-babasından öğrenir. Mucahid YILDIZ ''Adalet mülkün temelidir.'' Hz. Ömer (r.a.) İnsan münasebetlerinin en temel hususiyeti, birbirlerine karşı adil davranmalarıdır. Bunun ölçüsü eşitlik midir? Yani bir insanın muhatab olduğu her kişiye karşı eşit muamele etmesi midir? Bu mümkün müdür? Elbette bizim için evvel emirde müracaat edeceğimiz ölçü Kur'an…

Okumaya devam edin Devleti, Cemiyeti ve İnsanı Adalet Yüceltir

Ontolojik Bir Zorunluluk Olarak “Adalet”

Hakikatin Tecelligâhında Doğruluk, Liyakât ve Eşitlik Aristotelesçi anlamda dağıtıcı adalet (distributive justice), toplumsal ödüllerin ve görevlerin yetenek ve erdemle mütenasip bir şekilde paylaştırılmasını öngörür (dedikoduyla değil yani). Liyakâtin esas alınmadığı bir düzende, toplumsal vasat bir kast sistemine dönüşür. İltimas, akrabalık bağları veya ideolojik yakınlıklar üzerinden kurulan tahakküm ilişkileri, liyakât ilkesini aşındırarak toplumsal sözleşmeyi kadük bırakır. Adalet burada bir ‘terazi’ vazifesi görür; bu terazi, liyakati tartan, yetkinliği tescil eden ve toplumsal mobilizasyonu adil bir rekabet zeminine oturtan yegâne mekanizmadır, şirazesi kaymadıysa. Zehra TUNÇ İnsanlık tarihinin kadim labirentlerinde, toplumsal nizamın ve bireysel tekâmülün koordinatlarını belirleyen en merkezî mefhum kuşkusuz "adalet"tir. Ancak adalet, seküler hukuk normlarına indirgenemeyecek kadar…

Okumaya devam edin Ontolojik Bir Zorunluluk Olarak “Adalet”