Hak kelimesinin kapı menteşesinin yuvasına tam oturması gibi fiziki uyumluluğu ifade eden bir anlamı var. Tam uyumlu olması dolayısıyla kemiklerin eklem yerleri de bu kelime ile ifade ediliyor. Yerli yerindelik, demek yani. Uyum olgusunun ifadesi.
Mustafa ESER
Eğitimci-Yazar

“Asil insan idrak ettiği bir öz sebebiyle saygı duyar, hayran kalır ve sever iken, bayağı insan bir araz sebebiyle küçümser ve aşağılar; kutsal duygusu küçümseme içgüdüsüne karşıttır; İncil “alaycılardan” yergiyle bahseder. Kutsal duygusu tüm meşru saygının özüdür; biz meşruluk üzerinde ısrar ediyoruz, çünkü mesele rastgele her şeye saygı duymak değil, bilakis saygıdeğer olana saygı duymaktır; “hakikatin hakkından daha üstün bir hak yoktur.””
Frithjof Schoun, Akıl ve Karakter
Hak kelimesinin kapı menteşesinin yuvasına tam oturması gibi fiziki uyumluluğu ifade eden bir anlamı var. Tam uyumlu olması dolayısıyla kemiklerin eklem yerleri de bu kelime ile ifade ediliyor. Yerli yerindelik, demek yani. Uyum olgusunun ifadesi. İki ya da daha fazla şeyin birbiri ile uyumlu hale getirilerek maksadı hasıl kılması, diyebiliriz. Maksadın hasıl olması süreçteki bütün parçaların aynı amaca mebni olmasını gerektirir. Bu parçalar bişuur olsalar bile maksada hizmet ederler. Bu da onların başka bir şuurluluk ile tertip edildiğine işarettir. Olması gereken şekilde olması gibi anlamlara da müsait bir kökü var kelimenin. Çivinin yerine çakılması ve hiç kıpırdamaması nedeniyle de değişmeyen, sağlam anlamları da veriliyor hak kelimesine.
Söylenenin, ifade edilenin, iddia edilenin vakıa ile uyumlu olmasına hak, bunu anlayan, tahlil eden, gerekirse dizen ve zapt eden zihni sürece ise tahkik deniyor. Haklı olmak insan için varoluşsal bir ihtiyaç. Zira insan kavi iradesi dolayısıyla diğer canlılardan ayrılıyor. İrade neticede bir tayin etme ameliyesi ile zuhur ediyor. İnsanın bu meziyeti ile elde etmek istediği durum hak ile müsavi olmaktır. Bir başka deyişle yenileyelim iddiamızı: İnsan haklı olmak için mücadele ve mücahede eder. Haklı olmak, hakkın yanında olmak demektir. Haklı olmak, hak için olmak demektir. Haklı olmak bir küme değildir: içine girilir ve durağan bir mekanlılık ile meskun kalınır, değildir. Haklı olmak, salt doğruda olmak değildir; bilakis eylemlerin ya da fikirlerin yanlış olduğunda bu yanlış kabul edilip hatanın tashihi için mücadele edildiğinde de ulaşılabilen bir makamdır. Hak; eylemin, amelin, icranın hatta düşüncenin ve tefekkürün bir nizam ve eksen etrafında hareketini sağlayan ilkeliliktir. Bu bağlamda hak, hukukun konusudur. Hak, hareketin istikametidir, kendisi bir durak ve mekan değil; bir makamdır ki bu makam hukuki hassasiyeti elzem kılar.
Bir vakıanın gerçekleşmesini de aynı kökten türeyen tahakkuk kelimesi ile ifade ederiz. Tahakkuk, bir oluş halidir. Bu da bir faaliyet ve muamele alanıdır. Adalet tahakkuk eder. Adalet tahakkuk ederken bir durumdan başka bir duruma, bir halden başka bir hale geçiş vardır. Bu seyirdeki seyyar, bu seyahatteki seyyah, hallerin hakkını verme çabası çekiyorsa adildir. Adalet ehli olunca kişi; haklılık, hakka hizmet ve hak için, terkiplerinden birisi ile ifade edilir olur. İşte bu da onun kalbini mutmain, aklını mukni kılar. Bu varoluşsal ihtiyacın karşılanması yani varlığının anlamlı olması demektir.
Varlık ancak hak ile var olur. Varlık hiyerarşisinde iradesi ve inancı münasebetiyle diğer varlıklardan ayrılan insan, haksız olabilme imkan ve ihtimalinden dolayı haklı olmayı varlığının en tatmin edici amacı ve tezahürü bilir. İnsan, haklı oldukça mutmain olur. Haksızlık insanın tahammülde en çok zorlanacağı vakıa olarak okunur aynı insan tarafından. Haklılık dinamik bir dengeliliktir aynı zamanda. Zira uyum bir denge meselesi değil midir? Dengesi olmayan bir şeyin herhangi bir yere ya da duruma uyumlanması mümkün müdür? Adaletin tahakkuku hakların teslimi ise ve bu da en temel varoluşsal tatmin ise insanın haksızlıkta fail ya da meful olması tahammülü imkansız bir durum olur. Fail olması tevbe gerektirir meful olması ise şayet kendi elleri yüzünden ise tevbe; maruz kalması münasebetiyle oluyor ise kıyam ve cihad gerektirir. Her iki ihtimal de arzu edilir değildir. Ancak hakka inanmayan bir zihin için bu durum katlanılabilirdir hatta daha fecisi umursanmaz olabilir. Bu ise inanan ve erdemli olan ademoğluna yakışır bir duruş değildir.
Olmaması düşünülemez anlamına da gelen vacibu’l-vücud yani olması zorunlu varlık olan, hayali, vehmi ya da geçici olmayan; muhakkak ki el-Hak olan Allah’tır. el-Hak, zamandan ve mekandan münezzehtir. Zamana ya da mekana mahkum olan ya kemale ya da zevale doğru akar. Allah, zamanın ve mekanın haşa ve kella ne aşındırabildiğidir ne de kemale erdirebildiğidir. Dolayısıyla kevniyata dair bütün takdiri ve tasarrufu haktır. Haksızlık varsa o insandan kaynaklanır. Allah hatadan yani haksızlıktan da münezzehtir. Onun bütün muamelesi hak iledir ve haktır. Hak varsa orada adalet vardır: Hak yoksa adalet yoktur. Hak adaletin mayasıdır.
Adalet, yatay düzlemde vahdet ile dikey düzlemde ise tevhid ile neticelenir. Zira hak, adaleti mümkün kılar. İnsanın dikey düzlemdeki muamelesi kulluktur. Kulluğunu bihakkın yerine getiriyorsa kulluğunda adildir, demektir. Bunun adı tevhiddir. Tevhidin de bir yansıması olan yatay düzlemdeki bütün eşyaya dair muamelesinde adil ise bu durumu insanı diğerleri ile vahdet neticesine ulaştıracaktır. Tevhidin ve vahdetin paydası haklılık yani ilkeliliktir. Tevhidin de vahdetin de neticesi adalettir. Tekrar edelim: adalet, durağanlık değil; bilakis yüksek dikkatle donatılmış bir muamele makamıdır. Muvahhit ancak adalet ile muvahhit olur ve ancak adaletle muvahhit kalır.
Adaletin sarsılmaz şekilde hakkaniyetle olan insicamı ve bağı adil olma farziyesini icra etmekle mükellef insanın okuması dahası bu duruma hürmetle nazar etmesi gereken bir hakikattir. Bu nazardan ilhamla mesaisini bu hakikatin hayat ile ama özellikle kendi hayatı ile uyumlu olmasına çaba göstermesi insan için varlığının namusu olarak kabul edilecektir. Bahsedilen uyumluluk, uyuşuk ve amaçsız bir dolgu malzemesi olmaklık değildir elbette. Bulunan, bulunduğu yerdeki bulunma ve uyumu defaatle adil bir nazarla tahkik etmelidir. Bunu yapmayı ihmal ederse adaletin tahakkukunu bırakınız, zulmün taşıyıcısı olur da farkedemez durumunu.
Hercai bir cüretle diyelim bittekrar demeye çalıştığımızı: Hakikat hakkında tahkikin tahakkuku yalnızca el-Hak için ve O’nun adına olursa muteberdir ve muhteremdir. O halde hak ehline selam, hak erlerine aşk olsun!
