İstanbul 2 Nolu Barosu Başkanı Yasin Şamlı ile Adalet Üzerine: Türkiye’de Kim, Kimi Yargılar?

“Baromuzun çeşitli merkez ve komisyonları mevzuat çalışmaları yapmaktadır. Bu çalışmalar hem bizzat Adalet Bakanımıza hem de TBMM’ye sunulmaktadır. Örnek kabilinden ifade etmem gerekirse; Adalet Bakanımızın baromuzun bir programında müjdesini verdiği, gayrimenkul alım satımlarında avukat bulundurma zorunluluğu ve belli bir meblağın üzerindeki sözleşmelerde avukat imzası bulunması zorunluluğu, baromuzun projelerinden yalnızca iki tanesidir.”

Röportaj: Av. Muhammed Fatih YALÇINKAYA

S: Sn. Şamlı, bize vakit ayırdığınız için çok teşekkür ediyoruz. Sorumuza kritik bir sorundan başlayalım. Türkiye’de yargıya güvenin son yıllarda ciddi biçimde tartışıldığını görüyoruz. Sizce bu güven kaybının temel nedenleri neler ve bu tabloyu tersine çevirmek için ilk atılması gereken adım ne olur?

Yargıya güven her dönemde tartışılan bir konu olmuştur. Günümüzde de yargıya güven konusunda araştırmalar yapılmakta, kamuoyu araştırmaları yayımlanmaktadır. Bu araştırmaların sonuçlarına göre yargıya güvenin üzücü boyutlarda olduğu görülmektedir. Hemen belirtelim ki en temel sorun muhakeme sürelerinin uzunluğu olarak karşımıza çıkmaktadır. 39 yıldır bilfiil yargının içinde bulunan bir hukukçu olarak yargının sorunlarının çözümünün çok kolay olduğu kanaatindeyim. Bu sorunların çözümü için yapısal bazı değişikliklerin yapılması ve cesur adımların atılması yeterlidir. Siyasi irade ve yönetimde istikrar açısından baktığımızda bu dönem kadar bu sorunların çözümü için daha uygun bir dönem olmamıştır.

Çözüm önerilerinden önce bir hususa kısaca değinmek gerekir. Ülkemizde yargıya güveni incelerken yalnızca son yıllara veya günümüze değil, yargının yakın tarihine de kısaca bakmak bizi daha sağlıklı değerlendirme ve arzu edilen çözüme götürecektir. Yargıdaki çok ciddi (reform niteliğindeki) gelişmelere dikkat çekmezsek eksiklik değerlendirme yapmış oluruz. Zira yakın tarihimizde yargının çözülmesi imkânsız gibi görülen yapısal ve hatta rejim ile ilişkilendirilen temel sorunları çözülmüştür. Bu değişimlerin Türk yargı sisteminde dönüm niteliğinde önemli değişimler olduğu önümüzdeki dönemlerde daha iyi anlaşılacak ve tarihe not düşülecektir.

Türk yargı sisteminde vesayeti besleyen en önemli sorunlardan biri yargıda iki başlılıktı. Zira 1960 darbesinden sonra Türk yargı sistemine; kuruluş ve usul kanunlarıyla, yerel ve yüksek mahkemeleriyle askerî yargı diye paralel bir yargı eklenmiş oldu. Bu iki başlılık 2017 yılına kadar devam etti. Askerî mahkemeler; disiplin mahkemeleri, askerî mahkemeler, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi şeklinde teşkilatlanmıştı. Hatta Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk darbe anayasası olan 1961 Anayasası, askerî yargıyı anayasal bir organ olarak düzenlemiştir. Yine bir darbe ürünü olan 1982 Anayasası da aynı anlayışla askerî yargıyı tahkim etmiştir. Askerî mahkemeler bazı durumlarda sivilleri de yargılamaktaydı. 16 Nisan 2017 tarihinde yapılan referandumla bu iki başlı yargıya son verilmiş oldu. Darbelerin önlenmesi ve vesayet odaklarının temizlenmesi anlamında bu gelişme devrim niteliğinde bir gelişmedir.

Yine Türk yargı sisteminin en önemli sorunlarından biri; 1960 darbecilerinin yaptırdığı 1961 Anayasası ile bir vesayet organı olarak ihdas edilen Anayasa Mahkemesiydi. Bu mahkeme; millî irade üzerinde Demokles’in kılıcı gibi duran, iktidar partilerini gazete kupürlerine istinaden hukuki olmayan gerekçelerle kapatmasıyla maruf ve meşhurdu. Anayasa Mahkemesinin bu durumu, iktidar partilerinin muktedir olamamasının en önemli sebeplerinden biriydi. Anayasa Mahkemesinin niteliğinin değiştirilmesi, bireysel başvuru hakkının getirilmesi, millî iradenin önündeki engellerin kaldırılması, vesayet kurumlarının ıslahı noktasında çok önemli bir gelişmedir.

Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kaldırılması da yargı açısından çok önemli bir adımdır. Zira DGM’ler, isminin tam tersine vesayet odaklarının tehlike gördüğü, daha çok vatanını milletini seven Türk vatandaşlarını yargılayıp mahkûm eden mahkemelerdi. Zira gazete yazarlarına, o günkü Ceza Kanunu’nun 163. maddesinden cezalar vererek insanların sırf İslami görüşleri nedeniyle mahkûm eden, yıllarca yurt dışında kalmak zorunda bırakan mahkemeler bu mahkemelerdi. Bu mahkemelerin kaldırılması da çok önemli bir adım olmuştur.

Anayasa Mahkemesinin niteliğinin değiştirilmesi, askerî yargının kaldırılarak yargı birliğinin sağlanması, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kaldırılması gibi çok ciddi adımlara rağmen yargıya güven neden istenilen seviyede değildir? Bu sorunun cevabını oluşturacak en önemli unsur muhakeme sürelerinin uzunluğudur.

Sorunun çözümü için Adalet Bakanlığımız hedef süreler getirmiştir. Muhakeme süreleri sorununun çözümünde en büyük görev hâkimlerimize düşmektedir. Bakılan dava sayısının çokluğu, imkân yetersizliği gibi mazeretler, iyi gerekçelendirilip Bakanlıktan talepte bulunulduğu takdirde aşılamayacak sorunlar değildir.

Kanaatimce ülkemizde yargının yükünü yarı yarıya hafifletebilecek çözüm, tahkimin geliştirilmesidir. Tahkim denince yalnızca uluslararası tahkim anlaşılmamalıdır.

  • Yargının yükünü hafifletecek,
  • Muhakeme sürelerini kısaltacak,
  • Yargı kararlarının kalitesini artıracak,
  • Adaletin tesisinde önemli rol oynayacak

tahkim, millî tahkimdir.

S: Sosyal medya vasıtasıyla kamuoyunun yakından takip ettiği hukuk süreçlerinde, bilhassa toplum vicdanını zedeleyen ve “adalet nerede?” dedirten durumlar karşısında ne gibi hukuk sorunlarıyla karşılaşıyoruz?

Bazı davaların kamuoyuna mal olması bazen iyi sonuçlar verebilmektedir. Zira hem soruşturma aşamasındaki görevlilerin hem de muhakemede görev alan bütün hukukçuların daha hassas davranmaları sonucunu doğurabilmektedir. Bazı durumlarda ise muhakemede görev alan hukukçuları gereksiz baskı altına alabilmektedir. Zira kamuoyu sınırlı bilgi ve vicdanî kanaatle hareket eder. Hukukçular ise daha net bilgi, delil, mevzuat ve vicdana göre hareket eder. Kamuoyu, delilleri hiç bilmeden sırf dışarıya yansıyan sınırlı bilgilerle bir kanaate ulaşır ki bu kanaat çoğu zaman isabetli olmaz. Bazen de adalete ulaşımda mevzuat yetersiz kalabilir. Bu durumda da yeni kanunların gerekliliğinden bahsederiz.

S: Mevcut hukuk sistemimiz yoksulluk karşısında dezavantajlı vatandaşların durumuna dair eşitsizlikleri ne kadar telafi edebiliyor? Adaletin tesisinde kurumlarımız herkes için erişilebilir mi?

Ekonomik imkânı kısıtlı olan vatandaşlarımıza, barolar üzerinden CMK sistemiyle ve hukuk davalarında da adli yardım sistemiyle hukuki yardım yapılmaktadır. Baroların bu faaliyetleri, yargıya ve adalete erişim anlamında çok önemlidir. Baroların bu faaliyetlerinin ödemeleri devletimiz tarafından yapılmaktadır.

Devletimizin vatandaşına sunduğu hukuki hizmetler daha da artırılabilir. Koruyucu hukukçuluk kapsamında aile hukukçuluğu sistemi ihdas edilebilir. Aileler, bu yöntemle avukatlardan hukuki danışmanlık alabilir. Bu sayede mahkemelere intikal eden ihtilaf, yani dava sayısı azalır. İş yükü azalan mahkemeler, davaları daha kısa sürede bitirir. Mahkeme kararları daha gerekçeli, kaliteli ve adil olur.

S: Mevcut adalet sorunlarına karşın İstanbul 2. Barosu güçlü bir aktör olarak çözümün bir parçası olabilir mi? Bu minvalde barodaki genç avukatların eleştirileri yeni bir hukuk anlayışının temelini atabilir mi?

Baromuz, sorunları ve çözüm önerilerini yetkili kurum ve makamlara iletmektedir. Bu çalışmalarımız aralıksız devam edecektir. Çalışmalarımızın basında yer almamasının sebebi, sorunların ve çözüm önerilerinin basın veya sosyal medya mecralarında tartışılmasını değil, muhatap kurum ve makamlara doğrudan iletilmesini tercih etmemizdir.

Bu çalışmalarda genç avukat arkadaşlarımız da yer almaktadır. Baromuzun çeşitli merkez ve komisyonları mevzuat çalışmaları yapmaktadır. Bu çalışmalar hem bizzat Adalet Bakanımıza hem de TBMM’ye sunulmaktadır. Örnek kabilinden ifade etmem gerekirse; Adalet Bakanımızın baromuzun bir programında müjdesini verdiği, gayrimenkul alım satımlarında avukat bulundurma zorunluluğu ve belli bir meblağın üzerindeki sözleşmelerde avukat imzası bulunması zorunluluğu, baromuzun projelerinden yalnızca iki tanesidir.

Yine yıllarca süren boşanma davalarında, tarafların anlaştıkları konularda mahkemenin hüküm verip kesinleştirmesi; anlaşılamayan konuların tefriki ile yargılamaya devam edilmesini sağlayacak mevzuat değişikliği teklifi de baromuzun Bakanlığımıza sunduğu tekliflerdendir. Bilindiği gibi bir boşanma davasında; boşanma, velayet, maddi tazminat, manevi tazminat, nafaka gibi birden fazla ihtilaf olabilir. Süreç içinde taraflar bu ihtilafların çoğunda anlaşsa bile, anlaştıkları konuların karara bağlanması da anlaşamadıkları konulardaki kararı beklemektedir. Hâlbuki anlaşılan konularda karar verilip, anlaşamadıkları konuların tefriki ile davaya devam edilmesi hem tarafları hem de mahkemeyi rahatlatacaktır. Bu değişiklik, başta kadınlarımız olmak üzere vatandaşlarımız açısından ve sosyal açıdan büyük önem arz etmektedir.

S: Son olarak, Türkiye’de anayasa değişikliğine dair eleştiri ve çalışmalar toplumumuz nezdinde karşılık buluyor mu? Anayasanın değiştirileceğine dair haberler hukukun iyileştirileceğine ve adaletin tesisine dair inancı pekiştiriyor mu?

Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki bütün anayasalar olağanüstü zamanların anayasalarıdır. 1961 ve 1982 anayasaları ise doğrudan darbe ürünü anayasalardır. Özellikle darbe anayasalarının millet iradesini yansıttıkları söylenemez. Referanduma sunulmuş olması da bu sonucu değiştirmez. Zira milletin askerî yönetimin gitmesine mi yoksa anayasaya mı evet oyu verdiğini birbirinden ayırmak mümkün değildir.

Gelinen aşama itibarıyla, birçok değişiklik olmuş olsa da devletimizin bir darbe anayasası ile idare ediliyor olması milletimize ve devletimize yakışmamaktadır. Bu nedenle yeni, sivil, hak ve özgürlükleri esas alan bir anayasanın hazırlanıp referanduma sunulup yürürlüğe konması adeta zorunluluk arz etmektedir.

Sosyolojik anlamda bazı zorluklar taşısa da yeni bir anayasa yapılması için gerekli çalışmalar yapılmalıdır. Bu çalışmalar, milletimizin iradesini temsil edecek iyi bir anayasa için kimlerin samimi olarak çalıştığını, kimlerin ayak sürüdüğünü, kimlerin karşı çıktığını bilmesi açısından da önemlidir.

Teşekkürler…