Keşmir’de Siyasi Statü ve Çatışma Çözümü

Hindistan’ın büyük Hindistan hayali ile Çin’in kadim Çin’e dönüş hayali arasında kalan Keşmir, dünyadaki en ağır militarize bölgelerden biri olmaya devam etmektedir. Yaklaşık yarım milyon askerin bulundurulduğu bu bölgede, Hindistan’ın bölgedeki Müslümanlara karşı insan hakları ihlalleri ise gün geçtikçe artmaktadır.

Şehnaz FINDIK İNAN

Himalayaların eteklerindeki Keşmir, eşsiz doğası ve doğal kaynaklarıyla öne çıkan; ancak şu sıralar daha çok yaşanan çatışmalarla tanıdığımız ihtilaflı, bir bölgedir. Müslüman çoğunluğa sahip Keşmir eyaleti, 1947’de İngilizlerin bölgeyi terk etmesiyle eski sömürgeleri olan Pakistan ve Hindistan’ın bağımsızlığını kazanmasının ardından Hindistan yönetimine bırakılmıştır. İngilizlerin bölgeden tamamen çekilmesi, iki ülkeyi din temelli bir ayrışmaya sürüklemiştir. Dolayısıyla Keşmir, her iki ülke için daima sorun üreten sürekli ve “planlı” bir uyuşmazlık olarak bırakılmıştır. Dahası, Çin’e sınır olan Keşmir, zamanla paydaşlarına Çin’i de eklemiş ve Çin de bu bölgedeki çekişmeden nasibini almıştır.

Keşmir’deki siyasi statü neydi, ne oldu?

1949 yılında Hindistan ve Pakistan arasında yaşanan savaştan sonra Keşmir için BM tarafından önerilen bir ateşkes hattı kurmak amacıyla bir anlaşma imzaladı. Ancak Hindistan bu hatta uymadığı için yaşanan gerilimler sonucunda Hindistan ve Pakistan, 1965’te Keşmir nedeniyle tekrar savaşa girdi. Savaş sonrası ortaya çıkan kontrol hattı, eski Cemmu ve Keşmir bölgesini dört siyasi kısma böldü. Bunlar Ladak Keşmir, Cemmu Keşmir, Aksai Çin ve Pakistan Yönetimindeki Kuzey Keşmir (Azad Keşmir). Bugün Keşmir’in üçte birlik kısmı olan, “Özgür Keşmir” anlamındaki “Azad Keşmir” bölgesi, 4 milyonluk nüfusu ile Pakistan sınırları içerisinde kalırken; üçte ikilik kısmı “Cemmu-Keşmir” Hindistan sınırları içerisinde bırakılmıştır.

Azad Keşmir bölgesindeki halk, Pencabi Müslümandır. Etnik olarak hayli karışık olan bölgede çeşitli mezhepler bulunmaktadır. Dolayısıyla bu kadar farklılığın ortasında kalan Keşmir için bölünme huzur getirmemiştir. Pakistan için Keşmir, “İki Ulus Teorisi” bağlamında özerk bir yönetim olarak Pakistan sınırlarında yer alabiliyorken, Hindistan için durum farklıdır. Hindular, Keşmir’i kendilerinin doğal ve tarihsel bir toprağı olarak gördükleri için bölgede bir toprak anlaşmazlığının söz konusu olmadığını savunmuştur.

Öte yandan, Keşmir’in ihtilaflı kanadında olan Çin, kendi sınır güvenliği ve hak iddialarını sürdürmüş; 1962 yılında Hindistan ile girdiği savaştan galip çıkmıştır. Her ne kadar bu ihtilaf üç ülke arasında yaşanıyor gibi görünse de esasında problemler Çin-Hindistan hattında meydana gelmektedir.

1999 yılına gelindiğinde, bölgede tehlikenin dozunu artıran Kargil çatışması başlamıştır. Hindistan ve Pakistan arasında yaşanan bu çatışma, bölgedeki silahlanmayı da hızlandırmıştır. Böylece, uzun yıllar boyunca siyasi hırs ve taleplerin binlerce aileyi yok edeceği ve nefretin daima körükleneceği bir çatışma ortamı yaratılmıştır. Hindistan’ın büyük Hindistan hayali ile Çin’in kadim Çin’e dönüş hayali arasında kalan Keşmir, dünyadaki en ağır militarize bölgelerden biri olmaya devam etmektedir. Yaklaşık yarım milyon askerin bulundurulduğu bu bölgede, Hindistan’ın bölgedeki Müslümanlara karşı insan hakları ihlalleri ise gün geçtikçe artmaktadır.

Peki, Keşmir neden bu kadar önemli?

Nükleer silahlara sahip Hindistan ve Pakistan arasında uzun yıllardır devam eden bir toprak anlaşmazlığına konu olan bu bölge, turizm açısından çok önemlidir. Üstelik, Pakistan’ın ihtiyaç duyduğu akarsu yataklarının büyük bir kısmı Keşmir’dedir. Bununla birlikte, Çin’e sınırı bulunan Keşmir, jeopolitik olarak oldukça kritik bir bölge olma vasfını taşımaktadır. Bu durum, Hindistan nüfusunun tamamı Müslüman olan Keşmir için neden ısrar ettiğini oldukça iyi açıklar. Hindistan için tarihsel olarak zaten kendilerinden bir parça olarak gördükleri bu bölge, Çin ve Pakistan’a bırakılmayacak kadar büyük bir değerdir. Pakistan içinse halkın Müslüman olması ve Keşmir’den Pakistan’a akan akarsular, bölgedeki varlığını sürdürmesi için yeterli motivasyonu sağlamaktadır. Çin’e gelince, Hindistan iyi bir sınır komşusu olmadığı gibi üstüne bir de etnik olarak Çin’e bağlı bölgelerde hak iddia etmektedir. Dolayısıyla Çin, bölgedeki hak iddiasını sürdürmekte kararlıdır.

Çatışma çözümü mümkün mü?

Bölgede her iki ülkenin de tetiklediği gerginlikler, zaman zaman büyük bir çatışmaya dönüşüyor. Ancak bu durum, beraberinde herhangi bir uzlaşı getirmiyor. Çünkü uluslararası toplum, şiddeti iten faktörlere karşı gerçek bir farkındalığa sahip değil. Öte yandan, bu meseleyi yalnızca politik açıdan yorumlayan uluslararası örgütler için de durum pek farklı değil. Zira Keşmir’de, oldukça köklü ırksal, etnik, dini ve kültürel nefretle tetiklenmiş, dozu çoğunlukla çatışan devletlerce artırılmış bir şiddet söz konusu. Siyasi elitlerin hiçbirinde toplumsal grupların ortak bir paydada buluşturulması gibi bir çaba söz konusu değil. Herkes çatışmadan maksimum fayda sağlayabileceği kör bir oyunda ısrarlı.

Ekonomik ve siyasi istikrarsızlığı körükleyen her bir aktör, Keşmir için huzurlu ve belki de özerk bir yapı inşa edilmesinin önüne geçiyor. Cemmu-Keşmir için durum tam olarak böyle. Burada yaşanan insan hakları ihlalleri, uluslararası toplum tarafından Hindistan’ın iç işleri meselesi olarak görülüyor. Özellikle BM nezdinde, nükleer güce sahip bu üç devletin hâlihazırda sorunlu bir alanda kontrolsüzce gerilmesi, “bölgesel tehdit” riskini artırıyor. Gerilimi tırmandıracak herhangi bir müdahaleden kaçınmalarının arkasındaki sözde “risk” ise nükleer saldırı olasılığı gibi gösteriliyor. Uluslararası medya da konuyu bu şekilde lanse ediyor.

Keşmir’de tüm mesele, sosyal ve gelir eşitsizliklerinin tetiklediği öfkenin, “öteki” olana karşı kışkırtıcı bir şekilde yönlendirilmesidir. Bu “yönlendirme”, bölgede hak iddia eden devletler tarafından belli niyetlerle yapılıyor. Uluslararası Af Örgütü ve diğer insan hakları örgütleri, Hindistan’ın Keşmir’de uyguladığı sistematik tutuklamalar, gözaltılar, sokağa çıkma yasakları, tecavüz ve işkence de dâhil birçok ağır insan hakları ihlallerini içeren çeşitli raporlar hazırlamıştır. Ancak Hindistan, her defasında kendi topraklarındaki terörle mücadele ettiği cevabını veriyor. Halk ayaklanmalarının çoğu tutuklama, gözaltı ve silahlı müdahale ile sonuçlanıyor. Bu durum Hindistan’a itham edilen tüm suçları doğrularken, Pakistan kanadında daha fazla silahlı direniş oluşmasına zemin hazırlıyor. Dolayısıyla “sıfır toplamlı oyun” olarak da görülebilecek bu çatışma durumu, tarafları ekonomik, siyasi ve sosyal anlamda zayıflatmaktadır.

İhtilaflı alanların özerkleştirilmesi sorunları çözer mi? Bu sorunun cevabı için ne sahada ne de teoride elde tutulur bir “evet” yok. Ne yazık ki bölgedeki doğal ayrışmalar fazlasıyla tetiklenmiş durumda. Keşmir halkı adına temsilciler, Hindistan ve Pakistan siyasi elitleriyle bir araya gelerek özerk bir Keşmir için ortak bir irade gösterebilirse bölgedeki sular bir nebze durulabilir. Ancak bu ihtimal, kendi içinde birçok tutarsızlığı ve sorunu beraberinde getirmektedir. Dini, etnik ve kültürel birçok ayrışma, henüz yeterli refah ve eğitim seviyesine ulaşmamış bir bölge için kolay aşılabilecek şeyler değil. Belki de Keşmir’deki çatışma çözümü için düşünülmesi gereken ilk şey, insan hakları ihlallerine karşı eşit yurttaşlık, eşit siyasi haklar, eğitim ve ekonomik kalkınma gibi temel-güvenlik haklarının kazandırılması olmalı. Böylelikle istenilen uzlaşı ve huzur ortamının tesis edilmesi için birkaç büyük adım atılabilir.