Sadelikten Gösterişe: Bir Tesettür Muhasebesi

Ne kadar ironik, değil mi? El birliğiyle, inanç temelli tesettür algısını yavaş yavaş insanların kalbinden söküp attık. Sizce bu yanlış bir düşünce mi? Düşününce, tesettürün özündeki mahremiyet, sadelik, gizlenmek ve tevazu gibi kavramlarla tesettürün çeliştiğini fark etmek zor değil. Artık tercih edilen kıyafetler “dikkat çekmemek” için değil, “ön planda olmak” için tasarlanıyor. Daha fazla nasıl dikkat çekerim kaygısıyla şekilleniyor vitrinler.

Betül ZEYREK

Moda, dışımızdan içimize sızan bir istila. İlk bakışta masum bir kumaş, zarif bir dikiş, estetik bir duruş gibi geliyor insana. Moda adı altında sunulan her şey beğeniyle parlatılıyor. Popüler olana uymak destekleniyor. Ve biz fark etmeden tercihlerimiz, yavaş yavaş inanç temelli özümüzden başka bir yöne doğru sessizce eviriliyor.

Tesettür ise son zamanlarda içi boşaltılmış bir kelime gibi varlığını sürdürüyor hayatımızda. Amacından çok, bir ticari pazar olarak karşımıza çıkıyor; kitlesi büyüdükçe ruhu küçülüyor. Bunu söylediğim için kendi kendimi de kınıyorum belki ama gerçek bu: Başörtüsü ve muhafazakâr giyim tarzı artık sadece inanç temelli bir tercih olmaktan çıktı. Yerini ise influencerların da büyük gayretleriyle, markaların yön verdiği gösterişli kıyafetlere bıraktı.

Tesettür: Vitrin mi, İnanç mı?

Ne kadar ironik, değil mi? El birliğiyle, inanç temelli tesettür algısını yavaş yavaş insanların kalbinden söküp attık. Sizce bu yanlış bir düşünce mi? Düşününce, tesettürün özündeki mahremiyet, sadelik, gizlenmek ve tevazu gibi kavramlarla tesettürün çeliştiğini fark etmek zor değil. Artık tercih edilen kıyafetler “dikkat çekmemek” için değil, “ön planda olmak” için tasarlanıyor. Daha fazla nasıl dikkat çekerim kaygısıyla şekilleniyor vitrinler.

Tüketim çılgınlığı ise bu dönüşüme benzersiz bir katkı sağlıyor. Mevsimlik koleksiyonlar, özel şal serileri, farklı bağlama teknikleri, etiketlerin özellikle görünür hâle getirilmesi… Tüm bunlar, tesettüre yüklenen anlamı gölgede bırakıyor. Kutsal olan gösteriye dönüşüyor. Ve bu durumun en büyük mimarı, elbette sosyal medya.

Tesettür modası adı altında paylaşılan içerikler artık bilinç değil, beğeni üzerine kurulu. Moda sektörü yatırımlarını bu alana kaydırdı. Arz-talep meselesi diyelim biz buna. Birileri arz etti; bilinci zayıf olanlar ise sorgulamadan talep etti. Ve böylece tesettürün eteklerinden gösterişli arzular sarkmaya başladı. Aynaların önünde boy boy tesettürlü mankenler süzülüyor artık. İnanç yerini gösterişli bir vitrine bırakıyor. Gösteriş, inancın kıyılarına yanaşmış bir gemi gibi, sessizce iç limanlara sızıyor.

Tesettür artık sadece beğeniye sunulan bir kıyafet yığını gibi algılanıyor. Sadelik, gösterişin yanında değersizleşiyor. Oysa bu sadece tesettüre özgü bir sorun değil. Hayatımızın her alanında gösterişin tahakkümü var;  ev eşyalarından yediğimiz yemeğe, içtiğimiz kahveye kadar…

Bu durumu sadece tesettüre indirgemek yetersiz kalır. Öz benliğimizi yitirdiğimiz bir çağda yaşıyoruz. Rüzgâr nereden eserse, biz oraya savruluyoruz. Ayakta dimdik durmamızı sağlayan inanç, iç huzurumuzu taşıyan sadelik hayatımızdan koşar adım uzaklaşıyor.

Artık şu sorulardan biraz uzaklaşmamız gerekiyor:

“Ne giymeliyim?”

“Nasıl görünmeliyim?”

“Evimi hangi mobilyalarla daha da gösterişli hâle getirebilirim?”

“Eşyalarım modaya uygun mu?”

Görünmeyi bırakıp, yeniden kendi hâlimize dönmemiz gerekiyor. Sadeliğe, tevazua, maksada dönmemiz gerekiyor. Modanın görünmeyi ön plana çıkardığını idrak etmeliyiz. Niyetimizin rengini soldurmadan, özümüzü hatırlamalı ve kaybettiğimiz yöne doğru dönmeliyiz.

Bir Kitap: Vayt Çaklıt Moda

Bu bağlamda size bir kitaptan bahsetmek isterim: Vayt Çaklıt Moda. İsmi bile ironiyle yüklü. Vitrinin görünen ve görünmeyen yüzünü ustalıkla sorgulayan bir eser. Yazarı Sosyolog Ezgi Akgül, Instagram’da @fosyolojik ismiyle tanınıyor. Sosyal medyayı çok etkili kullanıyor. Dört kitabı mevcut: Hadi Balkona Çıkalım Bi Nefes Alırız, Evliliğin Puff Noktası, Kafayı Yemeden Yaşama Sanatı ve Vayt Çaklıt Moda.

Ezgi Hanım bu kitabında şöyle diyor: “Bu kitap ile sizi rahatsız etmeye geldim.” Ve gerçekten de rahatsız ediyor. Her cümlesi düşünceyi dürtüyor. Akademik dili yer yer zorlayıcı olabilir ama bazı cümlelerin altını çizmeden edemiyorsunuz. Okurken kendi hayatınızı, tercihlerinizin kaynağını sorguluyorsunuz.  Bu kitap size doğrudan cevaplar vermiyor; ama size doğru sorular sorduruyor. Soruların biçimini değiştirince, zaten cevabın yönü de değişiyor.

Rahatsız Olun. Ama İçten.

Bence biraz rahatsız olmamız gerekiyor. Üzerini örtmek yerine, üzerimize gelen şeyi fark edip yönümüzü değiştirmeliyiz. Tüketim çılgınlığını ve modanın bize sunduğu yapay kimlikleri sorgulamalıyız. Öz benliğimizi yeniden inşa etmeli, sadeliği kaybettiğimiz yerden aramalıyız. Kendi hikâyemizin kahramanı olmak için birilerine değil, özümüze dönmeye ihtiyacımız var.

“Unutmayın, rahatsız eden şey iyileştirir.”

Lütfen rahatsız olun…