Sinoptikon ve Omniptikon ile Teşhircilikte Kaybolan Tesettür

Küreselleşmenin getirdiği ulaşım ve iletişim olanaklarının artması ve bunun sonucunda toplumlar arası etkileşimin yoğunlaşması; sermayenin uluslararası dolaşımı, teknolojinin reklam ve pazarlama ağıyla tüm toplumlardan geçişi gibi unsurlar kültürel dönüşümü hızlandırmıştır. Teşhir toplumu da bu kültürel değişimin bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır.

Hatice BALİN

Uzm. Sosyolog, Mutlu Aile Mutlu Çocuk Der. Başk.

“Dış görünüşüme göre karar verenler olsa olsa sığ insanlardır. Dünyanın gerçek gizemi, görünende değil, görünmeyen olandadır.”

                                                                                                                              Oscar Wilde

20. yüzyılın sonlarına doğru ortaya çıkan postmodern söylemler arasında beden, en çok tartışılan konulardan biri haline gelmiştir. Bazı düşünürler, modern dönemin katı, disipline edilmiş ve sürekli denetlenen beden anlayışının, postmodern düşünceyle birlikte özgürleştiğini öne sürer. Buna karşılık bazı eleştirel düşünürler ise postmodernizmin bedeni simgesel bir düzleme indirgediğini ve bu durumun bedenin yok oluşuna zemin hazırladığını savunur. Başka bir deyişle, dönemin bedene duyduğu ilgi, postmodern yaklaşımla birlikte onun sonunu getirmiş; moda ve estetik kaygılar nedeniyle beden adeta silinip gitmiştir. Dolayısıyla, postmodern ilgi, bedeni özgürleştirmekten ziyade, onun yok oluşunun zeminini hazırlamıştır. İnsan bedenine yönelik bakış açısının tarihsel süreçte yaşadığı değişim, önce kutsaldan sekülere ardından da nesneleşme ve metalaşmaya doğru bir seyir izlemiştir. Gelinen noktada insanoğlu, geçmişte olduğu gibi bugün de kendi bedeni üzerinde söz sahibi olamamıştır. Nitekim yaşanan dönüşüm, bedene yönelik kontrol gücünün dinî otoritelerden seküler tıp otoritesine geçmesinden öteye gidememiştir. Görselliğin kabul gördüğü toplumlarda beden değerini kaybederken teşhircilikle beraber bedeni nesne konumuna indirgemiştir. Oscar Wilde ‘in sözü de bu gerçeği ortaya koymaktadır.

Günümüz toplumlarına baktığımızda yaşanan kültürel değişimler, bu süreci doğrudan etkilemektedir. Küreselleşmenin getirdiği ulaşım ve iletişim olanaklarının artması ve bunun sonucunda toplumlar arası etkileşimin yoğunlaşması; sermayenin uluslararası dolaşımı, teknolojinin reklam ve pazarlama ağıyla tüm toplumlardan geçişi gibi unsurlar kültürel dönüşümü hızlandırmıştır. Teşhir toplumu da bu kültürel değişimin bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Elbette teşhir ya da teşhircilik tarih boyunca var olmuştur, ancak özellikle son üç yüzyıl, teşhir toplumunun temellerinin atıldığı ve belirgin hale geldiği bir dönemi ifade eder. Maddi kültürdeki köklü değişimler, toplumlar üzerinde derin etkiler yaratmış ve zamanla teşhir toplumunun yapı taşlarını oluşturmuştur. Televizyon, telefon, bilgisayar, internet gibi elektronik araçlar; giyim, moda, mimari, konut ve otomobil gibi tüketim ögeleri sadece maddi değil, aynı zamanda kültürel değerler de taşıyarak manevi kültür üzerinde etkili olmuştur. Böylece din, ahlak, değer, inanç, gelenek ve görenek gibi toplumun yapıtaşları da bu dönüşümden etkilenmiş ve bireylerin eylem alışkanlıklarını şekillendirmiştir. Bedene yapılan müdahale ile kontrol gücünün, kapital sistemin ve görünürlüğün eline geçtiği kaçınılmaz, yakın zamanda sosyal medyada “influencer” olan kişilerin hazin hikâyelerini buna örnek olarak verilebiliriz. Reel ve sanal hayat arasında kalan sıkışan bu hikâyelerde kendi özel hayatlarını paylaşarak mahremiyetsiz bir dünyada yaşıyorlar.

Toplumsal değişimin etkisiyle beraber günümüz toplumlarında, maddi kültürün etkisiyle yeni kültürel yapılar geliştirmektedir. Gösteri toplumu, ağ toplumu, tüketim toplumu, gözetim toplumu ve şeffaflık toplumu gibi kavramsal çerçeveler, aslında maddi kültürün şekillendirdiği kültürel yapıların bedensel tezahürleridir. Bu bağlamda içinde yaşadığımız dünya; görme, görünür olma ve gösterme gibi öğelerin – yani 3G, 4G,5G gibi kavramların inşa ettiği kültürel örüntülerle kuşatılmaktadır. Gündelik yaşantımıza ait kamusal ve özel alana dair her yerde caddeler, sokaklar, reklam panoları, vitrinler, evler, gümüşlükler, televizyonlar, internet, sosyal medya platformları, bedenler, kıyafetler, kostümler, moda ve daha birçok unsur, gösteri dünyasında teşhirin birer aracı haline gelmiştir. Bu tür gösteri alanlarında varlık göstermek, günümüz insanı için neredeyse bir alışkanlık halini almıştır.

Toplumlar, panoptikon (hapishane inşa modeli) tarzı zorlayıcı bir gözetim biçiminden; sinoptikon (çoğunluğun azınlığı izlemesi) omniptikon (herkesin herkes tarafından izlendiği sistem)  ya da dijital panoptikon ve omniptikon olarak adlandırılan yeni gözetim biçimlerine geçiş yapmıştır. Jeremy Bentham’ın tasarladığı ve Michel Foucault tarafından iktidar ile gözetim ilişkisini açıklamak için kullanılan panoptikon modeli, azınlığın çoğunluğu gözetleyerek kontrol ettiği ve bu yolla denetimi sağladığı baskıcı bir iktidar mekanizmasını temsil etmekteydi.  Görünürlük, kitle iletişim araçlarının gündelik hayatın her alanına nüfuz ettiği bir dünyada, gözün diğer duyular arasında ayrıcalıklı bir konuma yükselmesine neden olmuştur. Neredeyse her şeyin gösterge değeri üzerinden değerlendirildiği günümüz tüketim toplumunda, görmeyi ve görünür olmayı sağlayan göz, merkezi bir konuma yerleştirilmektedir. Modern öncesi dönemlerde sözlü iletişim, toplumsal onayın temelini oluştururken; modernleşmeyle birlikte, teknolojinin de etkisiyle bu onay süreci artık görünürlük üzerinden gerçekleşmektedir. Artık ilişkileri kuran ya da bozan söz değil, bakıştır. Bu nedenle, gözün hâkimiyetini ilan ettiği modern çağda, sözün dayandığı imge yerini imajlara bırakmıştır. Günümüzde, mesajlaşırken onay belirtmek için bir cümle kurmak yerine başparmak emojisini kullanmak daha pratik gelmektedir. Görünmenin iktidarında gözetlenen bir toplum haline dönüştük. Haliyle her bir dönüşüm beraberinde yeni kavramları da getirir. Göz ve görme, gözetmek ile ilgili bu kavramların ilki Sinoptikon (çoğunluğun azınlığı gözetlemesi) ve ikincisi ise Omniptikon (herkesin herkesi gözetlemesi), bireylerin isteyerek, bilinçli ve gönüllü bir şekilde gözetlenmeye razı olduğu ve özel yaşamlarını kamusal alana açtığı gözetim biçimlerini ifade etmektedir. ( Can, Ulutaş, 2024) Bu bağlamda, teşhir toplumu da sinoptikon ve omniptikon temelli bir gözetim anlayışının ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle teşhir toplumu, sinoptikon ve omniptikon temelli bir gözetim yapısının sonucudur. Bu gözetim biçimlerinde kimse dışarda kalmaz; çünkü sinoptik ve omniptik bakış, iki temel eylem biçimiyle tüm toplumu kuşatır: teşhir etmek/edilmek ve dikizlemek/dikizlenmek. Bu eylemler, kendini sergilemek amacıyla kamusal alana açılan teşhircilerin (exhibitionist) ve onları gözlemlemek için konumlanan dikizcilerin (voyeurist) günlük pratiklerini yansıtır.  Bu bağlamda, sinoptikon ve omniptikon, teşhir ve dikizleme pratikleri aracılığıyla günümüz toplumlarında birer yaşam tarzı ve kültürel yapıya dönüşür. Bu durum, teşhirin neden bu denli yaygınlaştığını ve mahremiyetin hangi dönüşümlerden geçtiğini de gözler önüne serer. Modern dünyada, kapitalist ideolojinin şekillendirdiği tüketim alışkanlıklarının teşhir olgusunu nasıl beslediğine özellikle dikkat edilmelidir. Toplumu dönüştüren bu dinamikler, kapitalist sistemin birer yapısı olarak, iktidarın kendi çıkarları doğrultusunda toplumu yönlendirme ve denetleme gücünü yansıtır. Bu yazıda, görünür olmanın norm haline geldiği, mahremiyetin neredeyse ortadan kalktığı bir dünyada, örtünmenin nasıl değersizleştirildiğini ele almak istiyorum.

David Eggers’in kitabında mahremiyet suçtur mottosuyla şeffaf görünür bir hayat tarzı benimsetmeye çalışılmaktadır. Romanda herkesin gözetlendiği her şeyin şeffaf olduğu bu dünyada mahremiyet suçtur. Takipçi sayısını arttıran fenomen olan kişilerin özel hayatı kalmamış herkesin mali nesnesi haline gelmiştir. Romanda dijital platformu çembere benzetir. Çember kapanığında artık kimsenin çıkamadığı bu dünyaya herkesin hapis olacağını anlatır. Günümüzde de bu çemberin kapandığını artık her şeyin şeffaf bir şekilde yaşadığını görüyoruz. Bütünsel olarak değerlendirdiğimizde eşiklerin ve ayrımların silinmesi, sınırların ortadan kalkması, şeffaflığın dayatılması, aşırı iletişim, bilgi fazlalığı ve yoğun görünürlük gibi unsurlardan bağımsız bir değerlendirme yapmak mümkün değildir. Bu tür aşırılıklar, toplumda filizlenen teşhircilik ve röntgencilik kültürünü güçlendirirken, elektriksel panoptikon aracılığıyla dijital ağları da fazlasıyla beslemektedir. Sonuç olarak, birey artık dışsal bir baskıdan değil, içsel bir ihtiyaçtan dolayı kendini ifşa etmek ister ve soyunur. Başka bir ifade ile özel ve mahrem alanını kaybetme tehdidi yerini kendini arsızca sergileme ihtiyacına bıraktığında kemale ermektedir.  Günümüz insanı, sürekli karşılaştığı imaj akışı karşısında adeta yönünü kaybetmiştir. Çünkü zamanın ruhu, bireyleri uyarıcılarla dolu bir dünyada yüzeysel ve geçici bakışlara teşvik eden bir dile dayanmaktadır. Artık görmek ya da fark edilmekten çok, görünür olma arzusu öne çıkmaktadır. Toplumun her kesiminde hissedilen görünme arzusu, imgeleri, nesneleri ve genel olarak her şeyi sergilenmeye yönelik görsel manzaralara dönüştürmektedir. Bu gösteri kültürü içerisinde birey, kendini öne çıkarabileceği her unsura, onu özgün kılacak özel bir bakışla yaklaşmaktadır. Baudrillard’a (1998) göre ise postmodern bireyin elinde görme duyusu öylesine yoğun bir şekilde kullanılmıştır ki, toplum kendi aşırı bakışı altında anlamını kaybetmiş ve adeta yok olmuştur, değersizleşmektir. Anlamını manasını kaybetmiştir.

Görme ile işitme, söz ile jest ve mimikler arasındaki hassas dengenin giderek görsel unsurlar ve işaretler lehine değiştiği bir çağa tanıklık etmekteyiz. İnsanlar artık hakikati işitme yoluyla kurmak yerine, görme duyusuyla gerçeğin özüne ulaşma arzusunu taşımaktadır. Günümüzde neredeyse her şey görselliğin egemenliği altına girmiştir; çünkü insanlar artık konuşmak yerine sergilemekte, sahnelemekte, ifşa etmekte ve göstermektedirler.

İnsanlar artık içsel değerlerini değil, çoğu zaman zorluklarla şekillendirilen dışsal ölçütlerin sunumunu yapmaktadır. Görünür olanın ve dışsal imajın öne çıkarılması, buna karşılık görünmeyen ya da sergilenmeyen unsurların ilgi görmemesi nedeniyle adeta yok sayılmasına yol açmaktadır. Giderek kanıksanan ve adeta evrensel bir sosyal teoriye dönüşen bu paradigma, günümüzün gündelik yaşam pratiklerinde köklü kültürel değişimlere yol açmaktadır. Bu bağlamda, çağımızın insanı artık düşünmekten çok seyretmeye, bilmekten çok görünmeye, akıldan çok göze, meslek sahibi olmaktan çok şöhret kazanmaya, çalışmaktan ziyade kolay yoldan para kazanmaya ve emek vermektense eğlenmeye öncelik verir hale gelmiştir (Atay, 2017). Günümüzün gören ve kendini gösteren insanı, özellikle gözün hâkimiyetine gönüllü olarak boyun eğmekle meşguldür. Bu durum, akletmek, idrak etmek, fehmetmek, tahayyül etmek gibi derin düşünce ve anlam arayışlarını; hikmete ulaşmak, kemale ermek gibi emek isteyen süreçleri geri planda bırakmakta, yerine gösteri, imaj, tüketim, kolay erişim ve parıltılı, gösterişli hayatların haz odaklı tercihlerini koymaktadır. ( Can, Ulutaş, 2024)

Çoğunluğun izlediği bir dönemden, hızla çoğunluğun izlendiği bir döneme geçilmiştir. Televizyon, telefon, bilgisayar, tablet ve fotoğraf makineleri gibi cihazlarla birlikte ekran sayısı önemli ölçüde artmış, ekranlara sahip olma arzusu sürekli büyümüştür. Birden fazla ekrana sahip olan bireyler ise artık görmeyi değil, daha çok kendini göstermeyi tercih etmektedir; çünkü yaşam, bir sahne gibi kurgulanmaktadır. Ekranlar, bir yandan bazı bireylerin hayatlarını teşhir ettikleri, diğer yandan başkalarının bu yaşamları izlediği bir gösteri alışverişine dönüşmüştür. Böylece ekran, çarpık bir sosyalleşme biçimiyle kültüre yeni bir boyut kazandırmıştır. Distopik bir metin olan 1984’te Orwell, Büyük Birader tarafından sürekli gözetlenen bir toplumun tasvirini sunar. Bu tür bir düzende, bireylerin iktidarı içselleştirerek onun bakışıyla kendilerini denetlemeye başlaması, toplumu panoptik bir cehenneme dönüştürür. 1950’lerde yazılan bu roman o günkü toplumun dinamiklerine göre yazılmasına rağmen günümüzü anlatıyor. O günkü koşullarda rejimin baskısı ile gözetlenen toplumlar şimdi herkesin kendi isteği ile gözetleniyor. Baudrillard teşhir toplumu olarak adlandırdığı bu sürecin insan fıtratına uygun olmadığını da vurgular. İslam dini bunu Kur’an-ı Kerim’in Nur Suresi’nin 30. ve 31. ayetlerinde, gözlerin haramdan sakınılması gerektiği açıkça ifade edilmektedir. Bu ayetlerde Peygamber’e, mümin erkeklere gözlerini haramdan çevirmelerini ve iffetlerini korumalarını söylemesi emredilir. Bu davranışın, kendileri için daha arındırıcı olduğu belirtilir; çünkü Allah, insanların yaptıklarından haberdardır. Aynı şekilde, mümin kadınlara da gözlerini haramdan uzak tutmaları ve namuslarını muhafaza etmeleri emredilmektedir. Mehmet Görmez’in de teşhircilik ve örtünmeye karşı şöyle bir yorum yapar: Modern dönemde beden, sahip olunan bir varlık gibi algılanmaya başlamış; cinsellik ise piyasada alınıp satılan bir nesneye, yani bir tüketime ürünü haline getirilmiştir. Birey, bedenini sergilemeyi, cinsiyetini ön plana çıkarmayı ve hatta bu yönünü insan kimliğinin önüne koymayı yaygın ve geçerli bir tutum olarak benimsemiştir. Bugün, modernleşme, küreselleşme ve dijitalleşmenin getirdiği tüm bu meydan okumalara karşı duran, insanı teşhir kültüründen uzaklaştırarak örtünmeye davet eden; iffet, hayâ ve izzeti savunan tek yol gösterici, İslam dininin değişmeyen ilke ve prensipleridir.

Örtünme, hem kadın hem erkek için yaratılıştan gelen doğal bir özelliktir. Fıtrat, insanın doğuştan sahip olduğu ve ilahi kaynaklı değerlere dayanan bir bilinçtir. Örtünme ile ilişkilendirilen iffet, edep ve hayâ gibi yüce erdemler de bu ilahi değer sisteminin temel unsurlarıdır.  Örtünmenin bu fıtri temelinin en güzel izahını Kur’an da Hz. Âdem ile Havva’nın yaratılış kıssası anlatır. Kur’an bu kıssayı şöyle bir ayetle bitirir. Ve bu çok önemlidir. “Ey Âdemoğulları size mahrem yerlerinizi örtecek giysi indirdim. Süsleneceğiniz elbiseler yarattım. Takva elbisesi o daha hayırlıdır.”  Bu kıssadan anlaşıldığı üzere beşeriyetten Ademiyete, Ademiyetten insaniyete geçerken ortaya çıkan ilk şey insanın fıtratındaki örtünme olgusunu keşfetmesidir. Ne sadece kadına ne sadece erkeğe mahsustur. Kadın ve erkek içn ortak bir değerdir (Görmez, 2024)  Bu değerin tekrar topluma kazandırmak, Kur ’ani bakış açısına sahip nesillerle gerçekleşir. Yazımızı pınar yayınlarında çıkan İslam Can ve Ejder Ulutaş’ın yazdığı “Teşhir Toplumu “ kitabının üzerinden istifadenize sunmaya çalıştım. İyi okumalar dilerim.

KAYNAKÇA

Görmez, M. (2024), https://www.youtube.com/watch?v=KgZrWrwVT_Y

Can İ. Ve Ulutaş E.( 2024) Teşhir Toplumu, İstanbul, Pınar yayınları.