Doğu Akdeniz’de Yeni Egemenlik Girişimi

Bu bölge, coğrafi konumu itibarıyla Doğu Avrupa, Kuzey Afrika ve Orta Doğu arasındaki geçiş noktası konumundadır. Aynı zamanda enerji kaynaklarının zenginliği açısından da önemlidir; petrol ve doğal gaz rezervleri yataklarının keşfi ve potansiyeli bölgenin stratejik değerini artırmıştır. Bölgedeki enerji kaynakları, sadece bölgesel değil, küresel enerji arz güvenliği açısından da büyük bir öneme sahiptir.

Ata ATUN & Yurdagül ATUN

Prof. Dr., Girne Amerikan Üni & Doç. Dr., Girne Amerikan Üni.

1. Giriş

Doğu Akdeniz bölgesinde jeopolitik denge hem bölgesel güçler hem de uluslararası aktörler açısından büyük önem taşımaktadır. Bölgenin sıkışmış konumu ve zengin enerji kaynakları nedeniyle, çeşitli devletler kendi çıkarlarını koruma ve genişletme çabası içindedir. Bu bağlamda, bölgenin sınırlandırılması, yetki alanlarının belirlenmesi ve enerji projelerinin uluslararası hukuka uygunluğu, günümüz jeopolitik mücadelesinde merkezi yer tutmaktadır. Türkiye’nin bölgedeki konumu, tarihsel, coğrafi ve hukuki anlamda büyük bir hareket alanı sağlamaktadır. 2019 yılında Türkiye ile Libya arasında imzalanan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Anlaşması, Türkiye’nin bölgedeki etkinliğini uluslararası arenada güçlendirmiş ve enerji alanında yeni imkanların kapılarını aralamıştır. Aynı zamanda, bölgedeki enerji projeleri, bölge ülkeleri arasındaki kalkınma ve iş birliği potansiyelini artırmakla beraber, mevcut politik ve askeri hassasiyetleri de derinleştirmektedir. Bu projelerin gerçekleştirilmesi, bölgenin güvenlik dinamikleriyle yakından ilgilidir; zira enerji altyapısına yönelik saldırı veya tehditler, bölgesel istikrarı tehdit eden unsurlar haline gelmiştir. Tüm bu gelişmeler, bölgedeki güç dengelerini, uluslararası hukukun uygulanabilirliğini ve bölge aktörlerinin stratejik hesaplamalarını şekillendiren temel etkenler olarak öne çıkmaktadır (Bulut, 2021).

2. Doğu Akdeniz’in Küresel Önemi

2.1. Doğu Akdeniz’deki Güç ve Enerji

Antik ticaret yollarının modern jeopolitik hırslarla kesiştiği Doğu Akdeniz bölgesi, Avrupa, Orta Doğu ve Asya’nın kesişme noktasında yer almakta ve İpek Yolu’ndan İskenderiye limanlarına kadar uzanan ticaret yollarını birbirine bağlamaktadır. Ancak son yıllarda, bölgenin önemi, hızla gelişen açık deniz enerji keşifleri nedeniyle artmış ve uzun zamandır etki, kaynak ve stratejik dayanak noktaları arayan küresel güçler için bir cazibe merkezi haline gelmiştir. Bugün, bu tarihi kavşak, Türkiye’nin Libya ile 2019 yılında imzaladığı Deniz Sınırlandırma Anlaşması bölgedeki güç dengelerini yeniden şekillendirmesi ve enerji altyapısı ve egemenliği konusunda gerilimleri tetiklemesiyle, yüksek riskli bir rekabetin merkezi haline gelmiştir (Acer, 2019). Türkiye, Mısır, İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin hak iddia ettiği bu bölgedeki deniz tabanının altında bulunan doğal gaz rezervleri, kıyıdaş ülkeler ile Avrupa’yı on yıllarca besleyebilecek kapasitededir. Bu durum, bölgesel istikrar ve Avrupa enerji güvenliği için geniş kapsamlı sonuçlar doğurabilecek potansiyel bir çatışma alanına dönüşme olasılığını içermektedir.

2.2 Doğu Akdeniz’in Jeopolitik Önemi

Doğu Akdeniz, bölgedeki jeopolitik dengenin şekillendiği kritik bir alan olarak öne çıkmaktadır. Bu bölge, coğrafi konumu itibarıyla Doğu Avrupa, Kuzey Afrika ve Orta Doğu arasındaki geçiş noktası konumundadır. Aynı zamanda enerji kaynaklarının zenginliği açısından da önemlidir; petrol ve doğal gaz rezervleri yataklarının keşfi ve potansiyeli bölgenin stratejik değerini artırmıştır. Bölgedeki enerji kaynakları, sadece bölgesel değil, küresel enerji arz güvenliği açısından da büyük bir öneme sahiptir. Bu bağlamda, Doğu Akdeniz üzerindeki egemenlik ve yetki alanları uyuşmazlıkları, birçok ülkenin geniş çaplı jeopolitik çıkarlarını karşılar niteliktedir. Akdeniz’in doğu kıyılarında yer alan ülkeler, hem enerji kaynaklarını kontrol etme arzusu hem de stratejik konumları nedeniyle bölgede nüfuz sahibi olma mücadelesi vermektedir. Bu durum, bölgenin uluslararası ilişkilerinde farklı dinamikler oluşturmaktadır. Bölgedeki güç mücadelesi, enerjinin ulaşımı ve paylaşımı konusunda yaşanan anlaşmazlıklar, bölgesel ve küresel aktörlerin çatışmalarına zemin hazırlamaktadır. Aynı zamanda, Akdeniz bölgesi üzerindeki deniz yetki sınırları ve petrol-doğal gaz hakları konusundaki tartışmalar, uluslararası hukuk ve diplomasinin temel meseleleri arasında yer almaktadır. Tüm bu unsurlar, bölgenin jeopolitik önemini pekiştirmekte ve bölgedeki enerji projelerinin uluslararası politikadaki etkilerini güçlendirmektedir (Cohen, 2020).

3. Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Anlaşması ve Türkiye’nin Yetki Alanı

Türkiye ile Libya arasında imzalanan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Anlaşması, Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarının hukuki ve sınırlarını belirlemede temel bir rol oynamaktadır. Türkiye, Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ve kıta sahanlığı hakkını koruyarak, kıyıdaş ülkelerle deniz sınırlarını istikrarlı ve adil bir biçimde tanımlamayı hedeflemektedir. Bu çerçevede, 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS) temel referansı oluşturmaktadır (Birleşmiş Milletler, 1982). 

Türkiye’nin Münhasır Ekonomik Bölge ilanındaki temel ilkesi, kendisi ile birlikte kıyıdaş devletlerin egemenlik haklarının korunması ve sınırların karşılıklı egemenlikle belirlenmesidir. Bu amaçla, çeşitli deniz sınırlandırma protokol ve anlaşmaları imzalanmış olsa da anlaşmazlıkların çözümünde özellikle kıyıdaş devletler arasında müzakereler ve uluslararası mahkemelere başvuru süreçleri ön plana çıkmıştır. Türkiye, münhasır ekonomik bölge sınırlandırmasında kendine özgü coğrafi ve hukuki gerekçeleri öne çıkarak, kıta sahanlığı ve MEB sınırlarının ihtilaflı olduğu noktalarda duruşunu net biçimde ortaya koymuştur. Ayrıca, Türkiye’nin sınır belirleme politikası, enerji projeleri açısından stratejik önem taşıyan doğal gaz ve petrol sahalarının adil ve dengeli kullanımıyla yakından bağlantılıdır. Bölgedeki diğer aktörlerle yapılan görüşmeler ve anlaşmazlıklar hem bölgesel istikrar hem de enerji güvenliği açısından kritik bir rol oynamaktadır. Bu bağlamda, Türkiye’nin yetki alanı tanımındaki tutumu, sadece hukuki değil, aynı zamanda bölgesel güç dengeleri ve uluslararası diplomasi dinamikleriyle de şekillenmektedir. Dolayısıyla, deniz sınırlandırma anlaşmaları, bölgesel enerji projelerinin temel hukuki altyapısını oluşturmada ve bölgesel politikaların belirlenmesinde belirleyici olmaktadır.

4. Enerji Projeleri

4.1 Enerji Projelerinin Çevresel ve Hukuki Boyutları

Enerji projelerinin çevresel boyutları, bölgedeki ekosistemlerin korunması ve sürdürülebilirliğin sağlanması açısından büyük önem taşımaktadır. Doğu Akdeniz’de gerçekleştirilen enerji yatırımları, deniz ve kara ekosistemlerine olası olumsuz etkiler doğurabilir. Bu kapsamda, deniz yaşamının korunması ve doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımı için uluslararası çevre standartlarına uyum büyük önem kazanmıştır. Öte yandan, projelerin hukuki boyutları, bölgesel ve uluslararası hukuk kurallarıyla yakından bağlantılıdır. Deniz yetki alanlarının sınırlandırılması ve tarafların haklarının korunması, hukuki anlaşmazlıkların önlenmesi açısından temel unsurlardır. Özellikle, söz konusu enerji projelerinin limanlar, boru hatları ve deniz altı tesisleri gibi kritik altyapıları içermesi, uluslararası hukuk çerçevesinde düzenlenmiş sorumluluk ve yükümlülükleri beraberinde getirmektedir. Bu süreçlerde, bölge ülkeleri ve uluslararası kuruluşların iş birliği önemlidir. Enerji projelerinin hem çevresel hem de hukuki açıdan sağlıklı bir şekilde yürütülmesi, bölgenin barış ve istikrarının korunması açısından vazgeçilmezdir. Dolayısıyla, sürdürülebilir enerji politikalarının geliştirilmesinde, çevresel sorumluluk ve uluslararası hukuka uyum temel ilkeler olarak ön plana çıkmaktadır (Matalucci, S).

4.2 Bölgedeki Enerji Projeleri

Doğu Akdeniz gazını Avrupa’ya getirecek bir doğalgaz boru hattı ve İsrail, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan üzerinden Avrupa’nın enterkonnekte elektrik sistemine bağlanacak deniz altı kablo bağlantısı projeleri üzerinde çalışılmaktadır. EastMed olarak adlandırılan Doğalgaz Boru Hattı, İsrail’in Leviathan ve Tamar sahalarından Güney Kıbrıs Rum Yönetimi üzerinden Yunanistan’a ve Avrupa’ya doğalgaz taşımayı öngörmektedir. Benzer şekil ve güzergahtaki deniz altı kablo bağlantılı elektrik bağlantısı da bölgesel güneş ve rüzgar kaynaklarından yararlanarak Avrupa’ya istikrarlı bir elektrik enerji arzı sağlamayı hedeflemektedir. Her iki proje de Türkiye’nin 2019 anlaşmasıyla tanımlanan münhasır ekonomik bölgesinin (EEZ) uygulanmasının ekseninde yer almaktadır. Türkiye’nin resmi onayı olmadan bu projelerin hayata geçirilmesi yasal ve siyasi olarak mümkün gözükmemektedir (Başeren, 2010).

5. İsrail, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan ile Türkiye Arasındaki Enerji Politikası Çatışmaları

İsrail, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan ile Türkiye arasındaki enerji politikası çatışmaları, bölgedeki jeopolitik dengelerin şekillenmesinde kritik bir unsur teşkil etmektedir (Ertürk, 2017). Bu ülkeler arasında arz ve talep temelinde ortaya çıkan enerji kaynaklarına erişim ve paylaşım müzakereleri, zaman zaman yetersiz anlaşmazlıkları ve gerilimleri beraberinde getirmektedir. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin sahip olduğu münhasır ekonomik bölge (MEB) ilanları ve deniz yetki alanlarındaki iddialar, Türkiye’nin kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik alan sınırlandırmasıyla çelişkiler içermektedir. Özellikle Doğu Akdeniz’de doğal gaz rezervlerinin keşfiyle birlikte, bölgedeki enerji ticareti ve altyapı projelerine yönelik rekabet daha da artmıştır. Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın, uluslararası hukukun öngördüğü sınırlar dışında yaptıkları kıyıdaşlık iddiaları, Türkiye’nin hak iddialarını zedeleyici nitelikte olup, bölgedeki enerji projelerine ilişkin anlaşmazlıkları derinleştirmektedir. Tüm bu gelişmeler, enerji projelerinin hukuki, çevresel ve bölgesel istikrar açısından dikkatle değerlendirilmesini ve olası çatışma risklerinin minimalize edilmesini gerektirmektedir.

6. Askeri İttifaklar ve Uluslararası Hukuk

Türkiye’nin uluslararası haklarında ısrar etmesi nedeni ile hayal kırıklığına uğrayan İsrail, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan, diplomasiyi bırakıp acil durum planlamasına yönelmeyi seçmişlerdir. Raporlar, bu aktörlerin, enerji koridorunu her ne pahasına olursa olsun güvence altına almak için tasarlanmış bir askeri ittifak olan ortak bir hızlı müdahale gücü oluşturma çalışmalarını hızlandırdığını göstermektedir. Üç tarafın da özel kuvvetlerini içeren bu gizli çaba, sondaj platformları ve deniz araçları da dahil olmak üzere bölgedeki Türk varlıklarıyla mücadele etmek için birleşik bir yetenek yaratmayı amaçlamaktadır (Cülük, 2022). Böyle bir senaryo, ekonomik rekabetten doğrudan çatışmaya tehlikeli bir geçişi işaret etmektedir ve bölgesel istikrar için ciddi riskler taşımaktadır. Türkiye hükümeti, münhasır ekonomik bölgesinde yetkisiz herhangi bir faaliyete “sert bir yanıt” verileceğini vurgulayarak sert uyarılarda bulunmuştur. Bu arada, Rus gazına bağımlılığı azaltmak için alternatif enerji kaynaklarını güvence altına almaya büyük yatırım yapan Avrupa Birliği, üye devletlerini (Yunanistan ve GKRY) desteklemek ile militarize bir çatışmanın daha geniş kapsamlı sonuçlarını ele almak arasında sıkışmış durumdadır (Yunus, 2024).

7. Sonuç

Doğu Akdeniz; jeopolitik konumu, enerji kaynakları ve deniz taşımacılığı açısından dünyanın en kritik bölgelerinden biri olup doğalgaz rezervleri, enerji nakil hatlarının güzergâhları ve deniz ticaret yolları, bölgedeki güç dengelerini doğrudan etkilemektedir. Türkiye için 2019 Türkiye Libya Deniz Yetki alanlarını Sınırlandırma Anlaşması ve Mavi Vatan Doktrini Türkiye’nin denizlerdeki haklarını uluslararası hukuk çerçevesinde savunmayı, deniz güvenliğini sağlamayı ve ekonomik çıkarlarını korumayı hedeflemekte ve Türkiye’nin Doğu Akdeniz stratejisinin temel taşlarını oluşturmaktadır. İsrail, Yunanistan ve GKRY’nin Türkiye ve KKTC’yi dışlayan bir hızlı müdahale gücü kurma projesi, Doğu Akdeniz’de güvenlik dengelerini kırılgan hale getirecek, enerji projelerini iki kutuplu bir yapıya sürükleyecek ve diplomatik kanalların önemini daha da artıracaktır. Bu senaryoda, askeri kapasite kadar diplomasi ve uluslararası hukuk mekanizmaları da belirleyici rol oynayacaktır. Enerji zenginliğiyle öne çıkan Doğu Akdeniz’in, bölgenin en güçlü askeri ve savunma sistemine sahip olan Türkiye’nin karşısında yer almayı göze alan ve bir çatışma durumunda, ABD’nin de destek vereceğine güvenen İsrail, Yunanistan ve GKRY’den oluşacak askeri ittifak tarafından kalıcı bir gerilime sürükleneceği ve bu gerilimin sonuçlarının başta Avrupa olmak üzere tüm taraflara uzun vadeli ekonomik ve siyasi zararlar vereceği kesindir.

Referanslar

Acer, Yücel (2019). Doğu Akdeniz’de Deniz Yetki Alanları ve Türkiye – Libya Mutabakatı, SETA Analiz, Aralık 2019, Sayı: 301,

Başeren, Sertaç Hami, “Doğu Akdeniz Deniz Yetki Alanları Uyuşmazlığı”, Stratejik Araştırma ve Etüt Merkezi Stratejik Araştırmalar Dergisi, 2010, 8(14), s. 133-155.

Birleşmiş Milletler (1982). Deniz Hukuku Sözleşmesi, United Nati- ons Convention on the Law of the Sea (UNCLOS) of 10 December 1982,

Bulut M., Bulut S., (2021), “Türkiye ve Libya Arasında Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası: Anlaşmanın Türkiye-İsrail İlişkilerinin Geleceğine Muhtemel Etkileri”, DergiPark, Cilt 12, Sayı 22, Sayfa 25,52, Tarih 01.11.2021

Cohen, Ariel, “Turkey-Libya Maritime Deal Upsets Mediterrane- an Energy Plan”, Forbes. https://www.forbes.com/sites/arielco- Türkiye ve Libya Arasında Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası: Anlaşmanın Türkiye-İsrail İlişkilerinin Geleceğine Muhtemel Etkileri hen/2020/01/08/turkey-libya-maritime-deal-upsets-mediterranean- energy-plan/#6209c3ff6bee

Cülük, A., (2022), “Doğu Akdeniz ve Kıbrıs Ekseninde Enerji Politikaları”, Uluslararası İlişkilerde Güncel Sorunlar, Milli Savunma Üniversitesi Yayınları, Ankara. ISBN: 978-625-7791-30-4

Ertürk, M. (2017), “Doğu Akdeniz’de Türk-Yunan Enerji Uyuşmazlığı”, Journal of Current Researches on Social Sciences, 2017, 7(2), s. 15-26.

Matalucci, S., (2020), “EastMed Gas Forum fuels energy diplomacy in troubled region”, Deutsche Welle, 10.08.2020. https://www.dw.com/en/eastmed-gas-forum-fuels- energy-diplomacy-in-troubled-region/a-55206641

Yunus, T., (2024), “Doğu Akdeniz Bölgesi’nde Münhasır Ekonomik Bölge Anlaşmazlıkları ve Çözüm Arayışları: Türkiye’nin Durumu “, 7. Uluslararası Sosyal Ekonomik Araştırmalar Öğrenci Kongresi Tam Metin Bildiri Kitabı, s.37, Bakü, Azerbaycan, ISBN: 978-625-396-366-8.