Kıbrıs Türk Tiyatrosu Üzerine

Dönemin mutasarrıfı Veyis Paşa da tam bir Namık Kemal hayranıdır. Onun şiirlerini okumuş ve hatta ezberlemiştir. Bu nedenle mutasarrıf, Namık Kemal’i zorlamayarak ona birçok haklar tanımıştır: Mağusa içinde gezebiliyor, tavla ve kebap partileri verebiliyor, Lefkoşa’ya gidebiliyor, çeşitli kültür ve sanat toplantılarına katılabiliyor, birçok yazar ve şairle sohbet edebiliyor ve konferanslar verebiliyordu. Böylece Kıbrıs Türk aydınlarına hem siyasi hem de edebi düşüncelerini aşılayarak onların fikir dünyalarının zenginleşmesine katkı sağlıyordu.

Hakan YOZCU

Araştırmacı-Yazar, Gazimağusa KKTC

           Eski Yunan’da “seyircilerin oturduğu yer” anlamına gelen tiyatro, “hayat olaylarını sahnede canlandırma sanatıdır; insanı insana, insanla anlatma sanatı” olarak tanımlanmaktadır.

 Tiyatro, pek çok diğer sanat dalı gibi dinî törenlerden doğmuş, zamanla bu niteliğinden sıyrılarak bir sanat hâline gelmiştir. Tiyatronun kökeninin, insanın doğa olaylarını kendi beden hareketleriyle temsil etme çabalarına dayandığı söylenebilir.

Geçmişi çok eskilere dayanan tiyatro, insanlar tarafından oldukça sevilmiştir. Türk edebiyatına 19. yüzyılda, Tanzimat Dönemi’nde girmiştir. Bu dönemden önce tiyatro yerine meddah, orta oyunu, gölge oyunu ve köy seyirlik oyunları vardı. Özellikle meddahlar, köy kahvehanelerinde kendi tasarladıkları olayları taklit yoluyla tek başlarına izleyicilere sunuyorlardı.

19. yüzyılda tahsil için Avrupa’ya giden gençler, burada yeni edebiyat türleri ile tanışmışlar ve bunları Türkiye’ye de getirerek halka tanıtmışlar, sevilmesini sağlamışlardır.

İşte tiyatro da bu dönemde Şinasi ile birlikte edebiyatımıza girmiştir. Onun, Avrupai tarzda yazdığı ilk oyunu olan “Şair Evlenmesi”, ilk tiyatro örneğimiz olarak kabul edilir. Bu oyun bir töre komedisidir ve görmeden evlenmenin sakıncalarını anlatır.

Şinasi’den sonra Nâmık Kemâl, Ahmet Mithat Efendi, Recaizade Mahmut Ekrem ve Abdülhak Hamit Tarhan gibi yazarlar tiyatro türünde eserler kaleme almıştır. Ahmet Vefik Paşa’nın Batı tiyatrosundan yaptığı uyarlamalar da bu türün ülkemizde yerleşmesinde etkili olmuştur.

Tiyatro türü gerek Türkiye’de gerekse Kıbrıs’ta çok sevilen bir tür olmuştur. Yazarlarımız, bu türde eserlerini hızlı bir şekilde kaleme almaya başlamışlardır.

  Kıbrıs Türk Edebiyatında Batılı anlamda ilk oyunlar, 19. yüzyılın son çeyreğinde görülmeye başlar. Bu dönemde görülen tiyatro oyunları, Tanzimat ve Meşrutiyet döneminin etkisi altındadır. Bu dönemde Namık Kemal’in büyük etkisi görülür.

Bilindiği gibi Namık Kemal, İstanbul’da 1 Nisan 1873 günü oynanan “Vatan yahut Silistre” piyesinin yarattığı büyük heyecan ve coşku sonucunda devrin padişahı tarafından Mağusa’ya kalebent olarak sürgün edilir.

Namık Kemal, 10 Nisan 1873’ten 7 Haziran 1876’ya kadar Kıbrıs’ta 38 ay; başka bir deyişle bin bir gece sürgün olarak kalır. Ancak bu sürgün, Namık Kemal için bir sürgün yaşamından ziyade edebi eserlerini yazmak için doğal bir ortama dönüşmüştür. Namık Kemal Mağusa’da kaldığı bu süreyi çok iyi kullanmış Batılı anlamda yazılan ilk edebi roman olarak kabul edilen “İntibah” ile birlikte 16 eserini burada yazmıştır.

Dönemin mutasarrıfı Veyis Paşa da tam bir Namık Kemal hayranıdır. Onun şiirlerini okumuş ve hatta ezberlemiştir. Bu nedenle mutasarrıf, Namık Kemal’i zorlamayarak ona birçok haklar tanımıştır: Mağusa içinde gezebiliyor, tavla ve kebap partileri verebiliyor, Lefkoşa’ya gidebiliyor, çeşitli kültür ve sanat toplantılarına katılabiliyor, birçok yazar ve şairle sohbet edebiliyor ve konferanslar verebiliyordu. Böylece Kıbrıs Türk aydınlarına hem siyasi hem de edebi düşüncelerini aşılayarak onların fikir dünyalarının zenginleşmesine katkı sağlıyordu. Ayrıca edebiyata yeteneği olan gençleri yazmaya teşvik ediyor, kabiliyetli gördüğü gençleri bu yolda teşvik ediyor, İstanbul’dan kitaplar getirterek onlara dil, kültür ve edebiyat dersleri veriyor, yazdıkları şiir ve yazıları düzeltiyordu.

Bu dönemde Nâmık Kemâl’in özel kâtibi olan Nef’i, Nâmık Kemâl’den aldığı ilhamla 1875 yılında “Felaket” adlı bir piyes yazar. Bu piyes, bizzat Nâmık Kemâl tarafından tashih edilir ve onun aracılığıyla İstanbul’da Ahmet Mithat Efendi’nin ünlü Kırkambar Matbaası’nda basılır.

Felaket oyunu, Tanzimat Dönemi Türk edebiyatının ortak temalarının başında gelen “yasaklanan veya engellenen aşklar” ya da “para ve servet ayrımının engellediği aşklar” üzerine kurgulanmıştır. Döneminin zihniyetini yansıtan bu piyes, bir Kıbrıslı Türk yazarının, şimdiki bilgilerimize göre, İstanbul’da basılan ve İstanbul edebiyat çevreleri tarafından kabul edilen ilk eseridir. Bunda Nâmık Kemâl’in etkisi büyüktür.

İlk dönem Kıbrıs Türk tiyatro edebiyatında fikri ve edebi kişiliğine Namık Kemal’in yön verdiği diğer bir isim de Kaytazzade Mehmet Nazım’dır. Kaytaazzade henüz 16 yaşında bir gençtir. Namık Kemal ile tanışması, onun fikri ve edebi kişiliğinde büyük bir değişme ve gelişme meydana getirir. Kaytazzade’nin hem piyeslerinde hem romanlarında ve hem de şiirlerinde Namık Kemal’in etkisi son derece hissedilir.

Namık Kemal’in adadan ayrılmasından iki sene sonra Kıbrıs Adası İngiliz egemenliğine geçer. Bu dönemde Kıbrıs Türk Tiyatrosu bir duraklama içine girer. Bu süre içinde Kıbrıs Türk edebiyatı, İngiliz edebiyatından etkilenmez. Yine bu dönemde Kıbrıs Türk edebiyatı varlığını Türk-İstanbul merkezli bir edebiyat ile sürdürür. Kıbrıs Türk edebiyatı, gecikmeli de olsa Türk edebiyatını takip eder.     

Nâmık Kemâl’in adadan ayrılmasından 32 yıl sonra “Vatan Yahut Silistre”, hem oynanan ilk oyun olması bakımından hem de Nâmık Kemâl’in Kıbrıs Türk kültürü ve edebiyatı üzerinde bıraktığı etkiyi göstermesi bakımından önemlidir.

Vatan Yahut Silistre oyunu Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşunun 609. yıl dönümünü kutlamak amacıyla ilk kez 26 Ocak 1908 akşamında Mağusa Limanı ambarlarından birinde sahnelenir.

Oyun, adada büyük bir heyecan yaratır. Daha oynanmadan gazetelerde hakkında yazılar yazılır ve reklamı yapılır. Oyunu izlemek için adanın her yerinden insanlar Mağusa’ya akın eder. Oyun sonrasında da gösterişler ve yürüyüşler yapılır. Gazeteler günlerce bu oyunu yazar.

Oyunun sahnelenme amacı: “Halk arasında birlik ve beraberliği sağlamak ve yardımlaşma duygusunu pekiştirmekti.” Zira oyundan elde edilen gelir, bir okulun yapımı için yardım olarak verilecekti. Nitekim, öyle de yapıldı.

            Osmanlı İmparatorluğu, 1877-78 yıllarında halk arasında “93 Harbi” olarak bilinen Rus Savaşından yenik düşer. Bunun üzerine Osmanlı Devleti, Rus tehlikesine karşı kendini koruma garantisi veren İngiltere’ye Kıbrıs’ı kiralık olarak bırakmak zorunda kalır. Ancak Osmanlı Devleti’nin I.Dünya Savaşı’nda Almanya’nın yanında yer alması İngiltere’nin Kıbrıs’ı tek yönlü olarak 5 Kasım 1914’te ilhak etmesine yol açar. Böylece Osmanlı toprağı olan Kıbrıs Adası, İngiliz toprağına dönüşür. İngiltere buraya bir vali atayarak yönetimi tamamen eline geçirir.

I.Dünya Savaşı’ndan sonra Kıbrıs’ın Anadolu ile bağlantısı tamamen kopar. Bunun üzerine Kıbrıs’tan Türkiye’ye bir göç başlar. Birçok Kıbrıslı Türk, adayı terk ederek Türkiye’ye göç eder. Bu da toplumsal bir travmaya yol açar.

Suskunluk Dönemi’nde Kıbrıs Türk Tiyatrosu verimli olamamıştır. Ama yine de oyun sahnelemekten vazgeçilmez. Bu dönemin en yoğun hareketi olarak yine tiyatroyu görüyoruz. Bu defa tiyatro, büyük bir amaca hizmet edecektir. 1919’da Anadolu’da başlayan Kurtuluş Savaşı’na maddi ve manevi destek olmak amacıyla “Savaşan Anadolu’ya Yardım” kampanyaları başlatılır. Böylece, bu çerçevede en çok tiyatro oyunları sahnelenir.

Suskunluk Dönemi olarak adlandırdığımız bu sürede tiyatronun amacı, “Anadolu’da devam etmekte olan Türk İstiklal Savaşına destek olmaktır.”. Bu nedenle sahneye konan eserler, daha çok millî ve kahramanlık konulu eserlerdir. Bu oyunlarla “Türkçülük ve Mustafa Kemal’in düşüncelerini topluma yayma ve Kıbrıslı Türklerin düşünce birliğini oluşturma” amacı güdülmüştür.

1940’lı yılları İngiliz sömürgesi altında geçiren Kıbrıs Türk toplumu, millî ve manevi duygularını ancak Atatürk’ün mücadelesini, devrimlerini ve Türk Kurtuluş savaşını anlatan eserler yazarak ve sahneleyerek yaşatır. Sahneye konan Türkçü oyunlar, Kıbrıs Türklerinin birlik ve beraberlik duygularını pekiştirir, sömürge idaresine karşı millî bir bilincin yerleşmesinde etkili olur.

Bu dönemde göze çarpan oyun yazarlarımızdan biri Hikmet Afif Mapolar’dır. Onun yazdığı millî konulu oyunlar dikkatleri çeker. O yıllarda sahnelenmesine rağmen birçok oyunu günümüze ulaşmamıştır.

1963 olaylarının başlamasıyla Kıbrıs Türkleri büyük bir sıkıntı, kaos ile sosyal ve ekonomik çöküntü yaşar. Bu zor durumdan kurtulmak için kısa adı TMT olan Kıbrıs Türk Mukavemet Teşkilatı kurulur. TMT, Kıbrıs Türklerinin moralini yükseltmek, bu acı yıllardaki sosyal ve kültürel durgunluğu gidermek için birtakım faaliyetlere yönelir. Bu dönemde gerek halkın gerekse cephedeki mücahitlerin moral motivasyonunu sağlayan en önemli sosyal kültürel faaliyetlerinden biri tiyatrodur.

Tiyatro; toplumda arasında, birlik ve beraberliği sağlayan, moralleri en yüksek seviyede tutan bir kaynak olmuştur. Bu nedenle tiyatro türü Kıbrıs Türkleri tarafından her dönem sevilmiştir.

1962 yılında konservatuvarın tiyatro bölümünü bitiren Üner Ulutuğ, Kıbrıs’ta ilk konservatuvar mezunu olan öğrenci unvanını almıştır. Kıbrıs’a dönen Üner Ulutuğ, Kıbrıs Radyo Yayın Korperasyonunda çalışmaya başlar. 

            Ayla Haşmet, ve Hilmi Özen de 1963 Türk Maarif Dairesi öğretmen kadrosuna alınırlar. Güzel Sanatlar Derneğindeki eski arkadaşların da katılımıyla amatör ve bağımsız bir tiyatro grubu oluşur. “ İlk Sahne” adını alan bu grup, bu günkü Kıbrıs Türk Devlet Tiyatrolarının temelini oluşturur.  Dolayısıyla Üner Ulutuğ da Kıbrıs Türk Devlet Tiyatroları’nın kurucusu unvanını almıştır. Kemal Tunç, Ayla Haşmet gibi isimler de Üner Ulutuğ’un yanında yer almıştır.

İlk Sahne, ilk kez Vedat Nedim Tör’ün “KÖR” adlı oyunu sahneler. Oyun, Çetinkaya Spor Kulübünün büyük odasında oynanır.

            Oyunu Üner Ulutuğ yönetir ve oyunda oyuncu olarak Üner Ulutuğ, Hatice Söğüt, Kemal Tunç ve Biler Demircioğlu görev alır. Ve sonra oyunlar düzenli bir şekilde sahnelenmeye başlar.

“İlk Sahne”ciler, oyunla birlikte bir de Dergi çıkarırlar. 26 Şubat 1963 tarihli İlk Sahne dergisi amaçlarının “Kıbrıs’ta tiyatro faaliyetlerinde bulunmak, bu sanatı sevdirmek ve yetenekli gençleri ortaya çıkarmak olduğunu” belirtir.

1963’te kurulan İlk Sahne Tiyatro Topluluğu, Türk Cemaat Meclisi İcra Heyetinin 14 Ekim 1965 tarih ve 15 Numaralı kararı ile resmî bir kimlik kazanarak Kıbrıs Türk Tiyatrosu İlk Sahne olarak adlandırılır.

1969 yılında T.C. Devlet Tiyatrolarından bir grubun Kıbrıs’a temsil vermek için gelmesi adada büyük bir sevinç yaratır. Varılan anlaşma sonucunda Türkiye’den Kıbrıs’a sanatçı gönderilme fikri kabul edilir. Bunun üzerine Tekin Akmansoy Kıbrıs’a yönetmen olarak gönderilir. Kıbrıs Türk Devlet Tiyatrolarında oyunlar yönetir. “Cengiz Han’ın Bisikleti”, “Merdiven” ve “Duvarların Ötesi” adlı oyunları yönetir.

1982 yılında Cüneyt Gökçer de adaya gelerek “Anna Frank’ın Hatıra Defteri” isimli oyunu yönetmiştir. Sonraki yıllarda Türkiye’den oyun yönetmek için Turgut Akter, Yücel Erten, Semih Sergen, Aykut Sözeri, Rahmi Dilligil gibi ünlü isimler adamıza gelmişlerdir. Bunların yanı sıra misafir oyuncu olarak Mehtap Öztepe, Cem Emüle, Müge Yiğit, Ahmet Dizdaroğlu, Faik Artuk, Hatice Alan, Murat Çobangil, Emre Alpago, Pervin Amaç, Necmettin Amaç, Kayhan Yıldızoğlu, Buğra Gürsoy ve Timur Acar, Ömür Akkan gibi ünlü isimlerin Kıbrıs Türk Devlet Tiyatrolarında hizmet verdiklerini belirtmekte fayda var.  

Günümüzde Kıbrıs Türk Devlet Tiyatroları yanında başta Lefkoşa Belediye Tiyatrosu olmak üzere, İskele Belediye Tiyatrosu, Güzelyurt Belediye Tiyatrosu, Girne Belediye Tiyatrosu, Beyarmudu Belediye Tiyatrosu ve bazı özel tiyatro toplulukları olmak üzere, yerli ve yabancı tiyatro topluluklarınca sergilenen oyunlar ilgiyle takip edilmektedir. Tiyatro festivalleri kapsamında ülke içinden ve dışından gelen birçok tiyatro topluluğu çeşitli temsillerle kültürel hayata renk katmaktadır.

Referanslar

  • Kıbrıs Türk Edebiyatı Tarihi (Tiyatro)
  • Kıbrıs Türk Devlet Tiyatroları 50. Yıl Anı Dergisi