Yeme Bağımlılığı: Bir Kontrol Sorunu mu Bir Düzenleme Çabası mı?
Açlık çoğu zaman bedensel bir sinyal olarak ele alınır. Oysa klinik odada yeme davranışına yakından bakıldığında, bazı açlıkların bedenden çok daha eski bir yere ait olduğu fark edilir. Mide doludur ama bir şey eksiktir. Kişi ne yerse yesin, o eksiklik hissi tam olarak yerini bulmaz. Çünkü burada aç olan beden değil; görülmemiş, tutulmamış, karşılanmamış içsel ihtiyaçlardır.
Hilal AKAY
Klinik Psikolog

Maslow, ihtiyaçlar hiyerarşisini oluştururken yemeği en temele yerleştirir. Çünkü insanın hayatta kalabilmesi için önce doyabilmesi gerekir; açken güvenlikten, ait olmaktan ya da kendini gerçekleştirmekten söz etmek mümkün değildir. Beslenme bu anlamda yalnızca fizyolojik bir gereksinim değil, aynı zamanda süreklilik, düzen ve güvenlik hissiyle yakından ilişkili temel bir deneyimdir (Maslow, 1943).
Peki, o hâlde şu soruyu sormadan geçebilir miyiz: Eğer yemek bu kadar temel ve vazgeçilmez ise insan neden bazen yemekten vazgeçer ya da tam tersine, kendine zarar verecek ölçüde yemeyi sürdürür? Klinik pratikte sıkça gördüğümüz üzere, yeme davranışı kimi zaman biyolojik ihtiyacın ötesine geçer ve duygusal düzenlemenin bir aracına dönüşür. Bu noktada karşımıza çıkan tabloyu yalnızca “yeme davranışı” olarak değil, daha geniş bir çerçevede bağımlılık kavramı üzerinden düşünmek gerekir.
Bağımlılık, psikoloji ve psikiyatri literatüründe, kişinin bir maddeye ya da davranışa yönelik kontrolünü kaybetmesi, bu davranışı sürdürmenin olumsuz sonuçlarına rağmen devam etmesi ve bırakamama haliyle tanımlanır (American Psychiatric Association, 2022). En sık bilinen bağımlılık türleri alkol, madde ve tütün bağımlılığıdır. Ancak klinik deneyim bize gösterir ki bağımlılık yalnızca maddelerle sınırlı değildir. Kumar, internet, alışveriş, egzersiz ve yeme gibi davranışsal bağımlılıklar da benzer nörobiyolojik ve psikolojik mekanizmalar üzerinden işler (Doğan, 2013).
Yeme bağımlılığı, bu davranışsal bağımlılıklar içinde belki de en az fark edilen, en geç ciddiye alınan türlerden biridir. Çün yemek, hayatta kalmak için zorunludur; tamamen bırakılması mümkün değildir. Bu durum, yeme ile kurulan sorunlu ilişkinin uzun süre gözden kaçmasına neden olur. Oysa yeme bağımlılığında mesele neyin yendiğinden çok, yemenin ne zaman, hangi duygusal durumda ve neyi düzenlemek için devreye girdiğidir.
Açlık çoğu zaman bedensel bir sinyal olarak ele alınır. Oysa klinik odada yeme davranışına yakından bakıldığında, bazı açlıkların bedenden çok daha eski bir yere ait olduğu fark edilir. Mide doludur ama bir şey eksiktir. Kişi ne yerse yesin, o eksiklik hissi tam olarak yerini bulmaz. Çünkü burada aç olan beden değil; görülmemiş, tutulmamış, karşılanmamış içsel ihtiyaçlardır.
Yeme bağımlılığı bu noktada bir kontrol sorunu değil, bir düzenleme çabası olarak anlam kazanır. Yemek yalnızca doyurmaz; yatıştırır, sakinleştirir, boşluğu doldurur, bazen de duyguyu bastırır. Bu nedenle yeme davranışını yalnızca irade ve disiplin ekseninde ele almak sorunu yüzeyde bırakır. Çünkü bağımlılık çoğu zaman bir zayıflık değil, kişinin o ana kadar bulabildiği en erişilebilir baş etme yoludur.
Bu tabloyu biyolojik süreçler de destekler. Özellikle şeker ve yüksek yağ içeren işlenmiş gıdalar, beynin ödül sistemini aktive eder; dopamin salınımını artırarak kısa süreli bir rahatlama ve haz sağlar. Zamanla tolerans gelişir, aynı etki için daha fazla yeme ihtiyacı ortaya çıkar ve yeme davranışı giderek otomatikleşir (Gearhardt, Corbin, Brownell, 2009). Ancak bu döngüyü sürdüren biyoloji olsa da, onu başlatan çoğu zaman psikolojik bir zemindir.
Bu zemin, erken ilişkisel deneyimlerde şekillenen şemalarla ilişkilidir. Şema terapi perspektifine göre erken dönem uyumsuz şemalar, çocuğun tekrar eden duygusal deneyimlerinin zihinde ve bedende bıraktığı kalıcı izlerdir. Bu izler yalnızca düşünceyle değildir; duygularla, bedensel tepkilerle ve ilişki kurma biçimleriyle birlikte kendini gösterir (Young, Klosko, Weishaar, 2003).
Yeme bağımlılığı yaşayan bireylerde en sık karşılaşılan şemalardan biri duygusal yoksunluktur. Bu şemada kişi, çocuklukta duygusal olarak yeterince görülmediğini, anlaşılmadığını ya da karşılık bulmadığını deneyimlemiştir. Yetişkinlikte yemek, bu eksikliği telafi eden sessiz bir araç hâline gelir.
Terk edilme ya da istikrarsızlık şeması olan bireylerde yemek, süreklilik ve güvenlik hissi sunar. Kusurluluk ve utanç şeması ise yeme davranışını rahatlatan ama aynı anda cezalandıran bir döngüye dönüştürür. Kendini kontrol etmede yetersizlik ve boyun eğicilik şemaları da yeme davranışının bastırılmış duyguların çıkış yolu olmasına neden olur.
Bağımlılık ile şemalar arasındaki ilişki tam da burada görünür hâle gelir. Bağımlılık, şemaların çözümü değil; onlarla temas etmekten kaçınmanın yoludur. Yeme davranışı geçici bir rahatlama sağlasa da, ardından gelen utanç ve suçluluk şemaları daha da güçlendirir.
Yeme bağımlılığı çoğu zaman bir kontrol sorunu değil, kişinin duygularla baş edebilmek için öğrendiği bir düzenleme yoludur. Mesele yemeği durdurmak değil; yemenin hangi ihtiyacın yerini tuttuğunu fark edebilmektir. Çünkü bazı açlıklar mideyle değil, görülmemiş ya da karşılanmamış ihtiyaçlarla ilgilidir. İnsan, bu ihtiyacı kendine zarar vermeden karşılamanın mümkün olduğunu deneyimlediğinde, iyileşme yavaş yavaş başlar.
Yeme bağımlılığıyla çalışmada temel hedef, yeme davranışını doğrudan ortadan kaldırmak ya da kontrol altına almak değildir. Klinik olarak asıl odak, yeme davranışının hangi duygusal ve ilişkisel ihtiyaçlara yanıt verdiğini anlamak ve bu ihtiyacı daha işlevsel yollarla karşılayabilme kapasitesini geliştirmektir.
Bağımlılık perspektifinden bakıldığında, yeme davranışı çoğu zaman haz arayışından çok, zorlayıcı içsel durumlarla baş etmeye yönelik öğrenilmiş bir düzenleme biçimi olarak ortaya çıkar. Bu süreçte şema terapi, erken dönem uyumsuz şemaların ve bunlarla ilişkili baş etme modlarının görünür hâle gelmesini sağlayarak yeme davranışının yalnızca bir semptom değil, daha derin bir duygusal düzenleme örüntüsünün parçası olduğunu ortaya koyar.
Tedavi sürecinde duygusal farkındalığın artırılması, bedensel sinyallerle yeniden temas kurulması ve öz-şefkat temelli düzenleme becerilerinin geliştirilmesi önceliklidir. Yeme davranışı, bağımlılıklarda sıkça görüldüğü üzere, kaçınılan duygularla doğrudan temasın yerine geçebilir; bu nedenle terapötik çalışmada amaç, bu duygularla tolere edilebilir bir düzeyde kalabilmeyi mümkün kılmaktır.
İyileşme, yeme davranışını bastırarak değil; yemeğe duyulan ihtiyacı doğuran içsel eksikliklerin fark edilmesi ve dönüştürülmesiyle gerçekleşir.
Kaynakça:
Amerikan Psikiyatri Birliği. (2023). DSM-5-TR: Ruhsal bozuklukların tanısal ve sayımsal el kitabı (E. Köroğlu, Çev.). Hekimler Yayın Birliği.
Doğan, T. (2013). Bağımlılık kavramı ve bağımlılık türleri. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 5(4), 403–422
Young, J. E., Klosko, J. S., Weishaar, M. E. (2019). Şema terapi: Uygulayıcılar için kılavuz (Çev. ed. M. Soygüt). Litera Yayıncılık.
Soygüt, G., Karaosmanoğlu, A., & Çakır, Z. (2009). Erken dönem uyumsuz şemaların değerlendirilmesi: Young Şema Ölçeği Kısa Formu-3’ün Türkçe uyarlaması.Türk Psikiyatri Dergisi, 20(1), 75–84.
Doğan, T. (2013). Bağımlılık kavramı ve bağımlılık türleri. *Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 5 (4), 403–422.
Gearhardt, A. N., Corbin, W. R., & Brownell, K. D. (2009). Food addiction: An examination of the diagnostic criteria for dependence. Journal of Addiction Medicine, 3 (1), 1–7.
Maslow, A. H. (1943). A theory of human motivation. Psychological Review, 50 (4), 370–396.
