Netice itibariyle bağımlılık, modern insanın bağlantısızlık sancısına verdiği trajik bir yanıttır. Çözüm ise sahte bağlantılardan sıyrılıp, sinir sistemlerimizi birbirimize yaslayabileceğimiz güvenli limanlar inşa etmektir. Çünkü iyileşme, ancak bir “biz”in içinde, güvenli bir bağın sıcaklığında filizlenebilir.
Fatma DAĞ
Psikolojik Danışman

İnsanoğlunun bu dünyadaki yolculuğu, belki de yeryüzünün en güvenli mekânında başlar: Anne karnında. Henüz adı konmamış, gözleri ışığa açılmamış o küçük canlı, dünyaya dair ilk bilgilerini kelimelerle değil; annenin sinir sistemi aracılığıyla alır. Plasenta yalnızca besin taşıyan biyolojik bir yapı değil, aynı zamanda bir anlam köprüsüdür. Anne güvendeyse, fetüsün gelişen sinir sistemine biyokimyasal bir mesaj ulaşır: “Dünya yaşanabilir bir yer.” Ancak anne kronik kaygı, yalnızlık veya tehdit altında yaşıyorsa, fetüsün sinir sistemi çok daha erken şu mesajla uyarılır: “Dünya tehlikeli bir yer.”
Bu kayıt, insanın tüm hayatı boyunca peşini bırakmayacak olan en temel soruya işaret eder: Güvende miyim?
Sinir sistemimiz, hayatta kalmak için çevredeki boşlukları doldurur; gözlerden, sesten, mimikten, bedensel yakınlıktan “tehlike mi var, güven mi?” sorusuna cevap arar ve insan, çoğu zaman ne düşündüğünden önce ne hissettiğiyle hareket eder. Polivagal Teori’nin kurucusu Stephen Porges’in de vurguladığı gibi, sinir sistemimizin temel görevi anlamak değil, hissetmektir.
Polivagal Teori ve bağlanma kuramlarının ortaklaştığı temel gerçek şudur: İnsan, biyolojik olarak ötekine muhtaçtır ve doğası gereği bağ kurmaya programlıdır. Gelişimsel süreçte çocuğun sinir sistemi, kendi kendini sakinleştirmeyi (öz-regülasyon) öğrenmeden önce, bakım verenin sinir sistemiyle sakinleşir. Buna eş-regülasyon denir. Ağlayan bir bebeğin, annesinin kucağında yalnızca temasla susması bunun en yalın örneğidir. Ancak çocuklukta bu eş-regülasyon yeterince deneyimlenmezse, kendini regüle etme becerisini edinemeyen birey yetişkinlikte sinir sistemini yatıştırmak için “nesnelere” yönelir. Eğer birey; insanlara, değerlere, anlamlı ideallere bağlanamazsa, hayatta kalabilmek için maddelere, ekranlara veya yıkıcı davranışlara bağlanır. Bu durum, susuz kalan birinin kirli su içmesine benzer. Ruhsal bir susuzluk yaşayan birey, zehirli olduğunu bilse bile o “bağa” tutunur.
Bağımlılığı yalnızca bireysel bir irade zayıflığı ya da biyokimyasal bir talihsizlik olarak görmek, buzdağının yalnızca görünen yüzüne bakmaktır. Eğer bir toplumda bağımlılık oranları artıyorsa, bu durum o toplumun sosyal dokusunda, güvenli bağlanma zeminlerinde ve eş-regülasyon kapasitesinde ciddi bir aşınma olduğuna işaret eder.
Bu yüzden bağımlılığı şöyle tarif etmek mümkündür:
“Bağımlılık, başka bir insana yaslanamayan bir sinir sisteminin, kimyasal bir değneğe tutunma çabasıdır.”
Fare Parkı Deneyi: Bağın Bilimsel İspatı
1970’li yıllara kadar bağımlılık, sadece maddenin kimyasal gücüyle açıklanan bir irade kaybı olarak görülürken psikolog Bruce Alexander’ın gerçekleştirdiği Fare Parkı Deneyi bu ezberi kökünden sarsmıştır.
Klasik deneylerde fareler dar ve izole kafeslere konur; önlerine biri saf, diğeri uyuşturucu katkılı iki su şişesi bırakılırdı. Yalnız fare, neredeyse her zaman uyuşturuculu suyu seçer ve ölürdü.
Alexander şu soruyu sordu: Sorun gerçekten uyuşturucuda mıydı, yoksa farenin mahkûm edildiği yalnızlıkta mı?
Bunun üzerine “Fare Parkı” adını verdiği, sosyal etkileşim, oyun, hareket ve bağlanma imkânları sunan geniş bir alan inşa etti. Aynı iki su şişesi bu parkta da farelerin önüne kondu. Sonuç çarpıcıydı: Sosyal bağları olan, anlamlı bir çevrede yaşayan fareler uyuşturuculu suya neredeyse hiç ilgi göstermediler. Hatta daha önce bağımlı hâle getirilmiş fareler bile, sosyal bağların iyileştirici gücüyle maddeden uzaklaştı.
Bu deney bize şunu söyler: Bağımlılık, dar kafeslere hapsedilmiş bir ruhun hayatta kalma stratejisidir. O halde çözüm de bağımlılık nesnesiyle savaşmak yerine Parkı yani toplumsal bağları yeniden inşa etmektir.
Modern Toplum ve Güvenli Alanların Kaybı
Modernite, insanı atomize etti. Atomize edilmiş modern birey, parçalara ayrıldıktan sonra bir araya gelemeyen ve bu yüzden de sürekli arıza veren bir makine mesabesine indirgendi. Şehirleşme, kültürel çözülme ve hız kültürü; bizim biyolojik ve psikolojik olarak ihtiyaç duyduğumuz “kabile/cemaat” güvenliğini ortadan kaldırdı. Sürekli rekabet hâlinde tutulan birey, kronik olarak sempatik (stresli) modda yaşamaya ve ventral vagal sistemin ihtiyaç duyduğu güvenli bağlanma alanlarını giderek kaybetmeye başladı.
Eskinin “sohbet”, “muhabbet” ve “gönül birliği” dediği şey, güvenli bağın zirvesiydi. Zira sohbet, sahabe ve sahip çıkma kelimeleri aynı kökten gelir ve ancak birbirine “sahip çıkabilenler” sohbet edebilir. Bugün Polivagal Teori’nin “co-regulation” dediği mekanizma, bizim kültürümüzde “sadra şifa olmak” ifadesiyle karşılık bulur. İnsanın insana şifa olması…
Bağımlı birey, işte bu gönül halkasının dışına düşmüş kişidir.
Terapi ve İyileşmenin Hakikati
Psikoterapi literatürünün en önemli meta-analizlerinden birini yapan Bruce Wampold ve arkadaşları, otuz binden fazla hastayı kapsayan 295 bağımsız çalışma üzerinden yaptığı analizlerde iyileşmenin büyük kısmının kullanılan tekniklerden değil, terapötik ittifaktan, kurulan güvenli ilişkiden kaynaklandığını ortaya koymuştur. Yani terapi odalarında da değişimi sağlayan şey, “ne yapıldığı”ndan çok, “nasıl bir ilişki kurulduğu”dur.
Bu bulgu, bir hakikati yeniden hatırlatır:
İyileşme, bireyin iradesini kamçılamakla değil; sinir sistemine “güvendesin” mesajını verecek bağları yeniden inşa etmekle başlar. Bu yüzden bağımlılıkla mücadelenin asıl mevzisi yalnızca klinik odalar değil, hayatın tam kalbindeki güvenli sosyal ilişkilerdir. Güvenli sosyal ilişkiler bağımlılık için hem koruyucu hem de tedavi edici bir unsurdur.
Sonuç: Bağlantısızlığın Bedeli
Netice itibariyle bağımlılık, modern insanın bağlantısızlık sancısına verdiği trajik bir yanıttır. Çözüm ise sahte bağlantılardan sıyrılıp, sinir sistemlerimizi birbirimize yaslayabileceğimiz güvenli limanlar inşa etmektir. Çünkü iyileşme, ancak bir “biz”in içinde, güvenli bir bağın sıcaklığında filizlenebilir.
Johann Hari’nin ifadesiyle, “Bağımlılığın zıttı ayıklık değil, bağ kurmaktır.”
Yararlanılan Kaynaklar:
Kalın, İ., (2021) Açık Ufuk (Birinci baskı), İnsan Yayınları, İstanbul.
Sanders, M.R; Thompson, G.S, (2022), Polivagal Teori ve Gelişen Çocuk (1.Baskı),Diyojen Yayıncılık,İstanbul.
Flückiger, C., Del Re, A. C., Wampold, B. E., & Horvath, A. O. (2018). The Alliance in Adult Psychotherapy: A Meta-Analytic Synthesis. Psychotherapy. (Terapötik ittifak ve terapi sonuçları arasındaki ilişki üzerine kapsamlı meta-analiz).
Gage, S. H., & Sumnall, H. R. (2019). Rat Park: How a rat paradise changed the narrative of addiction. Addiction, 114(5), 917–922. https://doi.org/10.1111/add.14481
