Beğendin mi Buradayım

Hayatın sarp yokuşlarında kaybolduğumuzda, yalnızlığımıza ilaç olacak, bizi görecek olanın, Yaradan olduğu hatırdan çıkarılmamalı. Böylelikle yalnızlığımızın da bir anlamı olduğu idrak edilecektir. Fânî olan dünyada Yaradan’ın varlığı hatırlandıkça yalnızlık kavramı da anlamını yitirecektir.

Öznur Görür Kısar

  Modern zamanların insanları olarak zâhirî ve bâtınî yönlerimiz arasında dikkat çeken uçuruma şahit oluyoruz. Bu durum nasıl ve hangi argümanlarla açıklanabilir sorusunu sorguluyoruz çoğu zaman.

  Modern insan içsel yanlarını zenginleştirmekten kaçınırken görünen cismanî yönünü parlatmaya, cilalamaya yönelik yaklaşımlar içerisinde olmayı tercih ediyor. Fizikî yönüne yatırım yapmayı, bunu hayatının neredeyse merkezine koymayı önceliyor. Bu yönüyle dış dünyadan kabul gördüğü düşüncesi ve algısı ile hayatını şekillendiriyor. Kendilik algısı tam olarak bu yönüyle şekilleniyor.

   Nasıl göründüğünden çok, daha önemlisi insanlar tarafından nasıl görüldüğü ve kabul görüldüğü meselesi üzerinden kendisini biçimlendiriyor. Telefonunun markası, modeli, kıyafetlerinin seçimi, kullandığı araç, hangi semtte oturduğu, sınıfsal konumu kişinin kendilik algısını belirliyor. Çevresi ile kurduğu ilişkiyi de bu minvalde şekillendiriyor.

  Hatta doğal bir süreç olan yaşlılığı kabullenememe, dolayısıyla dışardan bazı estetik müdahaleler ile görüntüsü üzerinde, bedeni üzerinde hakimiyet kurma çabası veriliyor. Beden algısı bu amaç üzerinden kabul görüyor.

   İçsel yolculuğunun seyri, bâtınî güzellikleri biriktirmenin, kemâlât yolculuğunun bu kabulde, bu yaklaşımda yeri yok. Bedeni, dış görünüşü kapsayan her şeyi güzelleştiren yaklaşımların peşinden baş döndüren bir hızla gitmek sözüm ona epey kârlı geliyor.

  Halbuki içeriyi güzel olan ile kuşatmak, En Güzel Olan’ın (sav) hayatını örnek alarak dünya yolculuğunu tamamlamak, kulluk görevinin en önemli parçasıyken fânî olana meyletmek,  geçici mutluluklar olarak benimseniyor. Kendini gösterme, ben buradayım çabası, onaylanma ve popülist olarak kabul gören benzer yaklaşımların bir parçası olma gayreti de aynı amacın bir tezahürü olsa gerek.

  Bahse konu olan benzer yaklaşımlar, Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisindeki onaylanma ihtiyacının normal ve olması gerekenin katbekat fazlası, insanın kendini gösterme çabasının ileri boyutta bir tezahürü ile gerçekleşmiş oluyor. Beğenilme, kabul görme, ben buradayım, beni gör düşüncesi, yaklaşımı, zamanla dikkat çeken, normal dışı hâl ve ahvâlin insanlar üzerinde görünmesine, bu hâlin tüm yapıp etmelere sirayet etmesine sebebiyet veriyor. Sosyal medyada ve normal hayatta bazı gençlerin,  yetişkinlerin normal dışı davranışlarını, kendilerini gösterme çabalarını bu gözle bakıp değerlendirmek, belki mevcut durumu anlamayı mümkün kılabilir.

  Gözlemlenen bireysel ve toplumsal değişim sürecinin, küresel hâkim güç ve hegemonyanın toplumsal üzerindeki etkilerini bariz olarak gördüğümüz en belirgin noktası olması hasebiyle dikkat çekici olduğunu ve yazık ki toplumun önemli bir kısmını bu yönüyle dönüştürdüğünü söyleyebiliriz. 

  Hayatımızın merkezine, anlam dünyamızı inşa eden süreçlere baktığımızda zaman zaman  yaşadığımız, yalnızlığımızda sığındığımız, zor süreçlerimizde el-aman dilediğimiz Rabbimizin varlığına müteşekkiriz. Kulluk yolculuğumuzun bu seyr-ü sefer ile şekillenip olgunlaşması, kemâlât yolculuğunda bizi biz yapıyor.

 Anlam dünyasında, ruhunda taşların yerine oturmadığı benliklerin, modern dünyanın albenili oyunları içinde kaybolması durumu bu yönüyle anlaşılır kılıyor bir nebze.

  Aksi hâlde görünür olana, bedenî güzelliklere yapılan yatırımların ve bununla var olabilme çabasının, kabul görme yaklaşımının ne kadar beyhude bir çaba olduğunu anlamak, asıl olanın akl-ı selim ile hareket eden insan için, ruhunu beslemesinin, heybesinin içerisini zenginleştirmesinin kâinat yolculuğunda ne kadar kıymetli ve elzem olduğu düşüncesini anlamak zor olmasa gerek.

  Hayatın sarp yokuşlarında kaybolduğumuzda, yalnızlığımıza ilaç olacak, bizi görecek olanın, Yaradan olduğu hatırdan çıkarılmamalı. Böylelikle yalnızlığımızın da bir anlamı olduğu idrak edilecektir. Fânî olan dünyada Yaradan’ın varlığı hatırlandıkça yalnızlık kavramı da anlamını yitirecektir. Yalnızlığın acı, kabulü zor, kekremsi yanı ile toplumda, sosyal medyada veya farklı platformlarda insanlardan kabul görme uğruna, şirin gözükme pahasına yapılagelenler kendi kişiliğimizi ve kulluğumuzu zedeleyecek, kendi değerimizi kaybetmekten öteye gitmeyecektir.

  Bizi biz yapan; insanların bizi nerede görmek isteyip istememesi veya hangi ölçütlerle değerlendirip onların dünyasında nasıl bir yer bulacağımız kıstası değil, Allah ve Resûlü’nün bizden beklediği anlamlı bir hayatı sürdürmüş olduğumuzdur. 

  Gerçek dostlar edinmek, birbirini Allah için sevmekten mutlu olan, birbirine tutunarak gönül dünyalarının zenginleştiği, sevgilerinin bu minvalde ziyadeleştiği dostluklar inşa etmek, modern insanı düştüğü yalnızlık girdabından kurtaracaktır.

  Şairin dediği gibi “Cahildim dünyanın rengine kandım” ifadesi durumu en net gözler önüne seren epey isabetli bir tespit olsa gerek.

  Dünyanın aldatıcılığı bizi yolculuğumuzun gerçek anlamından zaman zaman uzaklaştırsa da, bu kısa aldanışlar bizi gerçek yolculuğumuzdan, meramımıza ermekten uzaklaştırmaya güç yetiremeyecektir umuyoruz.

 Umuyoruz ve diliyoruz ki aldana aldana, gerçek ve daimi olana varmanın lezzetine varacak, hakikat yolculuğunun izini süreceğiz. Bizi biz yapan aldanışlarımızın ardından sığındığımız emin limanlara teslimiyetimiz olacaktır. Vesselam.