Cebimizdeki Sessiz Esaret: Telefon Bağımlılığı

Milyarlarca insanın cebinde taşıdığı bu cihazlar, artık basit bir tercih olmaktan çıkmış, neredeyse zorunlu bir eşlikçiye dönüşmüştür. Tam da bu noktada “sessiz esaret” kavramı anlam kazanmaktadır: Ne bir dayatma vardır ne de açık bir baskı. Ancak dikkatimiz, zamanımız ve ilişkilerimiz, farkına varmadan bu küçük ekranlara teslim edilmektedir. Akıllı telefonlar bizi dünyaya bağlarken, aynı anda bizi kendilerine bağlayan görünmez bir düzene dönüşmektedir.

Hatice BALİN

Uzm. Sosyolog-Mutlu Aile Mutlu Çocuk Dern. Başk.

Bilgi toplumu, iletişim toplumu derken hepimiz bu hızlı dönüşümden payımıza düşeni alıyoruz. Çoğu zaman teknolojik değişimin etkilerini çocuklar ve gençler üzerinden tartışıyor, kaygılarımızı da bu gruplar üzerine yoğunlaştırıyoruz. Oysa bu kez çocukları değil, onlarla birlikte yetişkinleri konuşmak gerekiyor. Hayatımızı kolaylaştıran teknolojik araçlardaki gelişmeler, insan etkileşimini destekleyen yeni iletişim biçimleri ortaya çıkardı. Ancak bu dönüşüm, yaratıcı olduğu kadar yıkıcı sonuçlar da üretti; özellikle temel iletişim davranışlarımızda. Dijital dünyanın etkisi en belirgin biçimde, cebimize sığan ve çok işlevli hâle gelen mobil iletişim teknolojilerinde görüldü. İnternete bağlanabilen, yüksek işlemci gücüyle bilgisayarlaşan cep telefonları, iletişim tarihi açısından önemli bir kırılma noktası olarak değerlendirilebilir.

Bu gelişmelerle birlikte cep telefonları, sıradan bir iletişim aracının ötesine geçerek “akıllı telefonlara” dönüştü ve yeni anahtar işlevler kazandı. Günün her anında yanımızda taşıdığımız, neredeyse bedenimizin bir uzvuna dönüşen bu cihazlar; internetin sağladığı yakınsama gücü sayesinde yalnızca uçtan uca iletişim kuran araçlar olmaktan çıkarak bilgi ve sosyal ağ geçitlerine (Choi, Lee ve Ha, 2012), alışveriş ve ticaret merkezlerine, eğlence konsollarına ve kişisel asistanlara dönüşmüştür (Roberts, Yaya ve Manolis, 2014). Bu çok yönlü işlevler, akıllı telefonları insanların günlük yaşamlarının ayrılmaz bir parçası hâline getirmiştir (Yüksel ve Yanık, 2014). Konuya ilişkin araştırmalar, akıllı telefon kullanımını bilgi edinme, kendini ifade etme, sosyal etkileşim, sosyal statü (Clayton vd., 2015), rahatlama (Hawi, 2012), boş zaman eğlencesi (Billieux vd., 2015), stresten kaçış ve haz arayışı (Clayton vd., 2015) gibi çeşitli psikolojik faktörlerle ilişkilendirmektedir. Bu ilişkilendirmelerde dikkat çeken nokta, benzer motivasyon örüntülerinin bağımlılık ve problemli teknoloji kullanımı literatüründe de ele alınmasıdır (Van Deursen vd., 2015).  Dolayısıyla cep telefonlarının kişisel mobil bilgisayarlara evrimi dikkate alındığında, artan kullanım sürelerinin ve değişen psikososyal anlamların, özellikle bağımlılık başlığı altında, literatüre yeni ve önemli tartışmalar sunduğu görülmektedir. Şimdi önce dünyada sonra da Türkiye’de cep telefonu kullanım istatistiklerine bakalım:

Güncel verilere göre dünya genelinde akıllı telefon kullanıcı sayısı 5,78 milyara ulaşmış, toplam akıllı telefon sayısı ise 7,4 milyarı aşmıştır. Bu tablo, bireylerin çoğu zaman birden fazla cihaza sahip olduğunu ve akıllı telefonun gündelik yaşamda vazgeçilmez bir nesne hâline geldiğini göstermektedir. Amerika Birleşik Devletleri’nde akıllı telefon sahipliği bireysel düzeyde izlenmekte; 2010 yılında yalnızca yüzde 20,2 olan kullanım oranının günümüzde yüzde 82,2’ye yükseldiği görülmektedir.

2026 yılına ilişkin istatistikler, akıllı telefon kullanımının özellikle yetişkin nüfus arasında neredeyse evrensel bir hâl aldığını ortaya koymaktadır. 18–49 yaş aralığındaki bireylerin yüzde 97’sinden fazlası akıllı telefon kullanırken, ABD’de nüfusun neredeyse yarısı günde ortalama 5–6 saatini bu cihazlarla geçirmektedir. Dijital medya kullanım süresinin yüzde 70’inin akıllı telefonlar üzerinden gerçekleşmesi, mobil cihazların yalnızca iletişim değil, aynı zamanda temel bir yaşam ara yüzü hâline geldiğini göstermektedir.

Akıllı telefonlar, ekonomik faaliyetlerin de merkezinde yer almaktadır. Mobil ticaret, küresel e-ticaret hacminin yüzde 73’ünü oluştururken, e-ticaret trafiğinin yüzde 65’i mobil cihazlar üzerinden sağlanmaktadır. Bu durum, dijital tüketim alışkanlıklarının büyük ölçüde mobil platformlara kaydığını ortaya koymaktadır.

Ülkelere göre kullanım oranlarına bakıldığında Amerika Birleşik Devletleri yüzde 82,2 ile listenin başında yer almaktadır. Birleşik Krallık (%79,8), Fransa ve Almanya (%78,8) ile İtalya (%77) bu ülkeyi takip etmektedir. Buna karşın gelişmekte olan ekonomilerde akıllı telefon kullanım oranları belirgin biçimde düşüktür. Brezilya’da bu oran yüzde 55,4 iken, Hindistan’da yüzde 35,4’e, Nijerya’da ise yüzde 19,7’ye kadar gerilemektedir.

Yaş gruplarına göre veriler, akıllı telefon kullanımının yalnızca gençlerle sınırlı olmadığını göstermektedir. ABD’de 18–29 ve 30–49 yaş gruplarında kullanım oranı yüzde 97 iken, 50–64 yaş aralığında yüzde 89’a, 65 yaş üstünde ise yüzde 76’ya düşmektedir. Bu tablo, yetişkin nüfusun da akıllı telefonlarla güçlü bir ilişki kurduğunu ortaya koymaktadır.

Kullanım amaçlarına bakıldığında, bireylerin yüzde 83’ü akıllı telefonlarını e-posta göndermek ve fotoğraf çekmek için kullanmaktadır. İnternette gezinme (%76), harita ve navigasyon hizmetleri (%73), çevrimiçi alışveriş (%71) ve sosyal medya kullanımı (%67) öne çıkan diğer etkinliklerdir. Özellikle Y kuşağı için video izleme, sosyal ağ kullanımı, müzik dinleme ve mobil oyunlar, akıllı telefon deneyiminin merkezinde yer almaktadır.

Tüm bu veriler, akıllı telefonların artık yalnızca bir iletişim aracı değil; zamanı, dikkati ve gündelik pratikleri düzenleyen temel bir yaşam teknolojisi hâline geldiğini göstermektedir(https://www.demandsage.com/smartphone-usage-statistics/, 2025).

Türkiye’deki mobil kullanımına baktığımızda; Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu’nun paylaştığı verilere göre, Türkiye interneti benimseme oranında yüzde 86,5 ile dünya sıralamasında 36. sırada yer almaktadır. İnternette geçirilen süre açısından ise Türkiye, günde ortalama 7 saat 6 dakikalık kullanım süresiyle dünya genelinde 19. sıradadır.

Türkiye’de dijital bağlantının yaygınlığı dikkat çekicidir. Nüfusun yüzde 86,5’i internet kullanıcısıyken, yüzde 93,8’i mobil bağlantıya sahiptir; sosyal medya kullanıcılarının oranı ise yüzde 67,4’tür. Rapora göre hücresel mobil internetin ortalama indirme hızı 37,66 Mbps, sabit internetin ortalama indirme hızı ise 41,90 Mbps seviyesindedir.

İnternet kullanım nedenleri incelendiğinde, bilgiye erişim başta gelmektedir. Bunu haber ve etkinlikleri takip etmek, bir konunun nasıl yapılacağını araştırmak, ürün ve marka hakkında bilgi edinmek ile aile ve arkadaşlarla iletişimde kalmak izlemektedir. Bu veriler, internetin Türkiye’de yalnızca bir eğlence aracı değil, gündelik yaşamın temel bileşenlerinden biri hâline geldiğini göstermektedir.

Dünya genelinde ve Türkiye’de ortaya çıkan bu tablo, “sessiz esaret” kavramını soyut bir tartışma olmaktan çıkararak sayılarla görünür kılmaktadır. Milyarlarca kullanıcıya ulaşan akıllı telefonlar, saatlere yayılan günlük kullanım süreleri ve neredeyse her yaşam alanına sızan mobil pratikler, bu esaretin ne zorlayıcı ne de açık bir baskı içerdiğini göstermektedir. Aksine; gönüllülük, alışkanlık ve normalleşme üzerinden kurulan bu ilişki biçimi, bireyin dikkatini ve zamanını fark ettirmeden kuşatan yeni bir bağımlılık düzenine işaret etmektedir.

Bu veriler yalnızca dijitalleşmenin yaygınlığını değil, aynı zamanda gündelik hayatımızda ne denli görünmez ve güçlü bir bağ kurulduğunu da ortaya koymaktadır. Milyarlarca insanın cebinde taşıdığı bu cihazlar, artık basit bir tercih olmaktan çıkmış, neredeyse zorunlu bir eşlikçiye dönüşmüştür. Tam da bu noktada “sessiz esaret” kavramı anlam kazanmaktadır: Ne bir dayatma vardır ne de açık bir baskı. Ancak dikkatimiz, zamanımız ve ilişkilerimiz, farkına varmadan bu küçük ekranlara teslim edilmektedir. Akıllı telefonlar bizi dünyaya bağlarken, aynı anda bizi kendilerine bağlayan görünmez bir düzene dönüşmektedir.

Akıllı telefonların taşınabilirlik, yüksek bağlantı kapasitesi, özel psikolojik anlamı ve genişleyen sosyal alanı nedeniyle günlük yaşamda daha fazla kullanım alanına sahip olması şüphesiz obsesif kompulsif davranış bozukluğu riskini artırmaktadır. Literatürde bu riskler başta düşük akademik performans, stres bozukluğu (Chiu, 2014), anksiyete ve depresyon (Cheever vd., 2014; Smith, 2015; Clayton vd., 2015), uyku bozukluğu, öğrenme problemi, dikkat eksikliği (Davey ve Davey, 2014), saldırganlık ve hiperaktivite, eklem bozukluğu, zihinsel gelişim bozukluğu (Rebold vd., 2016), işten çıkarılma, tehlikeli sürüş ve trafik kazaları (Cazzulino vd., 2014) olmak üzere birçok önemli faktörle ilişkilendirilmiştir. Bunun yanı sıra, akıllı telefonların bireyde aşırı kullanım, zorlayıcı ve dürtüsel kullanım ve genellikle gerçek dünyadaki sorunlardan ve görevlerden kaçma olarak nitelendirilen kullanım türlerine neden olduğu açıklanmaktadır (Kardefelt-Winther, 2014). Literatürde ele alınan bu sorunlar, bağımlılık pekiştirme modeli çerçevesinde değerlendirildiğinde (Robinson ve Berridge, 2001), akıllı telefonların yalnızca bir iletişim aracı olmadığı, aynı zamanda bireyin duygu dünyasını etkileyen güçlü bir uyaran hâline geldiği görülmektedir. Çok sayıda işleve sahip olmaları ve giderek artan psikolojik anlamları sayesinde bu cihazlar, bireyin kendini iyi hissetme sürecinde önemli bir rol oynamaktadır. Kişi; yaşadığı psikolojik ya da toplumsal sorunları, teknolojinin sunduğu anlık haz ve ödül duygusuyla hafifletmeye çalışmaktadır. Başlangıçta işlevsel ya da duygusal bir destek sağlayan akıllı telefonlar, zamanla sundukları haz temelli içerikler yoluyla davranışları değiştirmeye başlar. Pavlovcu koşullanmayı andıran bu süreçte bireyin tepkileri giderek alışkanlığa dönüşür; öz denetim zayıflar ve davranışlar daha çok dürtülerle yönlenir. Akıllı telefonların sunduğu sosyal etkileşim, oyun ve eğlence gibi haz verici unsurlar, birey için bir kaçış alanı oluştururken aynı zamanda onu sürekli kullanıma yönelten bir bağlanma süreci yaratır. Böylece teknoloji, başlangıçta sağladığı kolaylığın ötesine geçerek bireyin dikkatini ve davranışlarını yönlendiren bir yapıya dönüşür. Akıllı telefon bağımlılığının yaşa, cinsiyete ve eğitim düzeyine bağlı olmaması, herkesin bu risk altında olduğunu göstermektedir. Bu durum, bireyleri çeşitli psikolojik sorunlara karşı daha savunmasız hâle getirmektedir.

DSM-IV’te tanımlanan diğer bağımlılıklar gibi, akıllı telefon bağımlılığı da korunulması gereken zararlı bir alışkanlık hâline gelmiştir. Özellikle bağımlılığın insanı bireyselleşmesine ve yalnızlaşmasına neden olduğu görülmektedir. Yalnızlaşan bireyin bu sorunun önüne geçebilmesi için öncelikle yalnızlık duygusuyla nasıl başa çıkabilecekleri konusunda bilinçlendirilmeleri gerekmektedir. Yalnızlığın hem fiziksel hem de psikolojik sağlığı olumsuz etkilediği bilinmektedir (Steptoe, 2014). Aile içerisindeki bağların zayıflamasına da neden olan bu alışkanlığın aile bireylerinin bir arada ama birbirlerinden uzak hale getiriyor. Ailede sıradanlaşan bu bağımlılığın tek başına bu durumu fark etmeleri mümkün değil. Yalnızlık duygusu zamanla bir alışkanlığa dönüştüğünde, kişi bu durumu normal kabul edebilir ve sosyal yaşamını ve ruh sağlığını olumsuz etkilediğini fark etmeyebilir. Bunun için aile hekiminden ve sosyopsikologdan destek almak gerekir.

Günlük yaşamda, özellikle yetişkinlerin evde ya da toplu taşımada başı öne eğik şekilde ekranlara odaklandığını sıkça görmek mümkündür. Sürekli elde taşınan bu cihazlar, insanı içinde bulunduğu andan koparmakta; çevresindeki güzellikleri fark etmesini ve gerçek ilişkiler kurmasını zorlaştırmaktadır. Mobil teknolojiler hayatı kolaylaştırsa da ölçüsüz kullanım bireyin hem kendisiyle hem de çevresiyle kurduğu bağı zayıflatmaktadır. Bu noktada dijital detoks, yani belirli zamanlarda bilinçli olarak telefondan uzak durmak, yeniden insani temasın kapısını aralamaktadır. Özellikle aile içinde ekranlardan arınmış zamanlar oluşturmak; birlikte sohbet etmek, ortak etkinlikler yapmak ve anı biriktirmek, duygusal bağları güçlendirmektedir. Ailece geçirilen nitelikli vakit, yalnızca sevgi ve muhabbeti artırmakla kalmaz, bireyin kendini daha huzurlu ve güvende hissetmesine de katkı sağlar. Mobil teknolojinin itidalli, yani ölçülü ve bilinçli kullanımı hem bireysel iyilik hâlini hem de aile ilişkilerini korumanın önemli bir yoludur. Telefonu merkeze alan bir yaşam yerine insanı merkeze alan bir yaşam biçimi benimsendiğinde; dikkat, zaman ve duygular yeniden gerçek hayata yönelir. Böylece teknoloji, insanı yöneten değil, insana hizmet eden bir araç hâline gelebilir.

Kaynakça:

Adolescents: A Mixed Method Study by Systematic-review and Meta-analysis Approach”. International Journal of Preventive Medicine, S. 12, s. 1500-1511 Behavior, S. 37, s.290-297

BILLIEUX, Joël vd. (2015). “Is Dysfunctional Use of the Mobile Phone a Behavioural Addiction?

CAZZULINO, Francesca vd. (2014). “Cell Phones and Young Drivers: A Systematic Review

CHEEVER, Nancy vd. (2014). “Out of Sight Is Not Out of Mind: The Impact of Restricting Wireless

CHIU, Shao I. (2014). “The Relationship Between Life Stress and Smartphone Addiction on

CLAYTON, Russell B. vd. (2015). “The Extended iSelf: The Impact of iPhone Separation on

Cognition, Emotion, and Physiology”. Journal of Computer-Mediated Communication, S. 20, s.119-

Confronting Symptom-based Versus Process-based Approaches”. Clinical Psychology & Psychotherapy, S. 22, s. 460-468.

DAVEY, Sanjeev ve DAVEY, Anuradha (2014). “Assessment of Smartphone Addiction in Indian

Experience Value in Tourism. (Ed: Nina K. Prebensen, Joseph S. Chen ve Muzaffer Uysal) Boston, MA.: CABI.

HAWI, Nazir S. (2012). “Internet Addiction Among Adolescents in Lebanon”. Computers in Human Behavior, S. 28, s. 1044-1053 Journal of Pediatrics, S. 170, s. 206-210. doi: 10,1016/j.jpeds.2015.11.072

Kardefelt-Wınther, Daniel (2014). “Problematizing Excessive Online Gaming and Its Male and Female College Students”. Journal of Behavioral Addictions, S. 3(4), s. 254-265

 Yüksel, Atila ve Yanık, Akan (2014). “Co-Creation Value and Social Media: How?”, Creating

Mert, A. ve Özdemir, G. (2018). Yalnızlık duygusunun akıllı telefon bağımlılığına etkisi. OPUS – Uluslararası Toplum Araştırmaları Dergisi, 8(Gençlik Araştırmaları Özel Sayısı), 88-107.

Mobile Device Use on Anxiety Levels Among Low, Moderate and High Users”. Computers in Human Psychological Predictors”. Computers in Human Behavior, S. 31, s. 118-122.

REBOLD Michael vd. (2016). “The Effect Of Parental Involvement on Children’s Physical Activity”.

Regarding the Association Between Psychological Factors and Prevention”. Traffic Injury Prevention,

ROBERTS, James vd. (2014). “The Invisible Addiction: Cell-Phone Activities and Addiction Among

ROBINSON, Tery E. ve BERRIDGE, Kent C. (2001). “Incentive-sensitization and Addiction”,S. 15, s.234-242

Steptoe, A., Owen, N., Kunz-Ebrecht, S. and Brydon, L. (20014). Loneliness and neuroendocrine, cardiovascular, and inflammatory stres responses in middle-aged men and women. Psychoneuroendocrino. 29, 593– 611

Taiwanese University Student: A Mediation Model of Learning Self-efficacy And Social Selfefficacy”. Computers in Human Behavior, S. 34, s. 49-57.

VAN DEURSEN, Alexander vd. (2015). “Modeling Habitual and Addictive Smartphone Behavior: The Role of Smartphone Usage Types, Emotional Intelligence, Social Stress, Self-Regulation, Age, and Gender”. Computers in Human Behavior, S. 45, s. 411-420.

(https://www.demandsage.com/smartphone-usage-statistics/, 2025).