Bu noktada irade terbiyesinin sadece kişinin üstesinden geleceği bir mesele olmadığı; aksine insana sınır, yön ve süreklilik kazandıran bir anlam çerçevesine ihtiyaç duyduğu anlaşılır. Din, iradeyi tesadüfe bırakmayan; onu sorumluluk, disiplin ve istikamet şuuruyla inşa eden en etkili zemini sunar.
Nihal PAKIRDAŞI

İnsan, aile bağları içinde şekillenmeye ve kendini inşa etmeye başlar. Yaşı ilerledikçe kendi serüveni içerisinde inanç, inandığı değerler, çevre, fikirler, zanaat, sanat vb. hayatın dinamiğini besleyen unsurlarla bağ kurarak varoluşsal sürecini anlamlandırır. Bu süreç içerisinde neye bağlandığı kadar nasıl bağlandığı sorusu yaşamına yön veren hayati bir öneme sahiptir. Çünkü bağlanma biçimi, insanın kişilik gelişimini ya besler ya da bağımlılığa sürükleyerek zayıflatır.
Gelenekselliğin hüküm sürdüğü on dokuzuncu yüzyıla kadar; insanın anlam dünyası büyük ölçüde inanç, gelenek ve toplumsal süreklilik tarafından belirlenmekteydi. Zaman ilerledikçe bireyin değişime uğrayan anlam dünyası modern dünyayla beraber bağlılık ile bağımlılık; haz ile anlam, irade ile acziyet arasındaki sınırları gittikçe daha da bulanıklaştırdı. Böylece birey, yönünü tayin etmekte zorlanan, ilişkilerini derinlikten ziyade geçicilik üzerinden kuran kırılgan bir varoluş biçimine evrildi.
Düşünce ve iradenin yerini tekrarın alması, kişinin herhangi bir şeye bağımlı hâle gelerek kendisine yabancılaşma sürecine girmesine yol açar. İnsanın kendine yabancılaşma yolculuğu ise fıtratının bir parçası olan hazla başlar. İnsanoğlunun yaşamını devam ettirebilmesi için gerekli olan hazzın sorun teşkil ettiği nokta ise, onun bir araç olmaktan çıkarak başlı başına bir amaç hâline gelmesidir. Haz, ilk etkileşim halinden sonra zamanla etkisini yitiren bir duygudur. Bu yüzden aynı hisse tekrar ulaşmak için daha fazlasına ihtiyaç duyar. Daha fazla hazza ulaşma isteği insanı olgunlaştıran bir derinlikten ziyade derin bir mahrumiyete götürür. Bu yoksunluk içerisinde çırpınıp duran insan belli bir süreden sonra hazzın yokluğuna katlanmamak için tekrar etmeye yönelir. Böylelikle haz kişinin hayatını kontrol etmeye başlar. Bu noktaya taşınan bağımlılık, keyif vermekten ziyade keyifsizliğin hüküm sürdüğü bir hâl olur. Anlam arayışından yoksun haz temelli bir yaşam döngüsü insanı ileri seviyelere taşımanın aksine; onu oyalayan, yerinde saydıran belki de tüm kazanımlarını dahi kaybettiren bir mekanizmaya dönüşür. Bu durağan hâl, insanın zihinsel ve ruhen yükselişini yavaşlatan hatta durduran nihayetinde geriye düşüren görünmez bir set işlevini görür. Buna karşılık bağlılık, tekâmülü engelleyen değil; onu mümkün kılan bir ilişki biçimidir. İnsanın gelişiminde akıl ve iradenin rehberliğinde ilerleyen, sevgiyle serpilip büyüyen bağlılık; insanı hakikate yaklaştıran sahih bir yöneliş hâlini alır.
İnsanın tekâmül sürecini belirleyen iradenin bağımlılık karşısındaki konumudur. Gazzâlî irade kavramını hem biyolojik ve psikolojik hem de felsefî boyutları olan bir kavram olarak ele alır. Gazzâlî “İnsan ruhunun şimdiki veya gelecekteki bir amacına uygun olan şeye yönelmesine” irade olarak tanımlarken; Dr. Ethem Bakar ise “İrade Terbiyesi” kitabında iradeyi, “muhakeme edilerek seçilen bir düşünceye, fiile dönüşebilecek derecede kuvvet veren ruhsal hassa” olarak tanımlar. Bu tanımların ışığında insan kendisiyle arasına mesafe koyabilmeyi başardığı sürece yani gelip geçici hazları, uzun vadeli bir amaç uğruna erteleyebilme gücünü gösterdiği sürece kendi eylemlerinin faili olma melekesini kazanmış olur. Aksi takdirde davranışlarını dürtülerinin ya da alışkanlıklarının esiri olmaktan kurtulamaz.
Bu noktada irade terbiyesinin sadece kişinin üstesinden geleceği bir mesele olmadığı; aksine insana sınır, yön ve süreklilik kazandıran bir anlam çerçevesine ihtiyaç duyduğu anlaşılır. Din, iradeyi tesadüfe bırakmayan; onu sorumluluk, disiplin ve istikamet şuuruyla inşa eden en etkili zemini sunar. İnsan, irade sahibi bir varlık olarak yaratılmıştır; bu irade, insanın bağımlılıklarına karşı otokontrol mekanizması olarak işlev görür. Allah’ın koyduğu sınırlar ve emrettiği ibadetler, insanın iradesini disipline eden etkili bir eğitim sürecidir. Yapabilme gücüne sahipken yapmamayı seçebilme olgunluğuna erişen kişi kendi tekâmülüne giden yolda ahlaki bir bilinç geliştirmiş olur. Bağımlılık, iradeyi nefsin ya da dünyevî bir nesnenin tahakkümüne teslim etmektir. Tüm bağımlılıklarından kurtulabilen, kul ve ümmet makamına “bağlı” kalan insan; öz(ü)gürleştikçe gelişmeye, iradesini güçlendirerek tekâmülünü derinleştirmeye devam eder.
Sonuç olarak bağımlılık, insanın kendini kaybettiği ihtiyaç ve arzularının esiri ederken; bağlılık ise kendini irade kalkanıyla koruyan insanı kendine ulaştıran ilahi bir yol haritasıdır. Bağımlılığın kapısını aralayan haz, irade zayıflığından beslenerek kalbi perdeleyen ve insanı hakikat yolundan, anlamından uzaklaştıran, dolayısıyla tekâmül yolculuğunu sekteye uğratan bir sarmala dönüşür. İrade ise, insanın tekâmül yolunu yeniden açabilmesi için “özüne” çektiği bağımlılık setini fark edip aşabilme cesaretini gösterebilmesidir.
KAYNAK
https://www.yesilay.org.tr/bagimlilik/bagimlilik-nedir/.
Bakar, Ethem. İrade Terbiyesi. Çeviren Ömer Faruk Can. İstanbul: Ketebe Yayınevi, 2023.
Gökalp, Nurten. «Bağımlılığa Felsefi Bir Bakış.» Bağımlılık Dergisi 18, no. 2 (2017): 59-64.
Mustafa Çağrıcı, Hayati Hökelekli. İrade. https://islamansiklopedisi.org.tr/irade#1.
Payot, Jules. İrade Terbiyesi. Bursa: Ediz Yayınevi, 2019.
Topçu, Nurettin. İsyan Ahlâkı. İstanbul: Dergah Yayınları.
