Kitap Ekleri ya da Sayfaları Üzerine

Örneğin şimdilerde bizdeki, büyük sermayeye sırtını dayamış yayınevlerinin kendi yayınladıkları dergilerde ya da kendi kontrolleri altında olan sayfa ya da  TV programlarında ve göründüğü kadarıyla yalnızca –ya da ağırlıklı olarak- kendi yayınlamış oldukları kitapları duyurmakla yetinme görüntüleri. Bu tutum, doğal olarak kendi faaliyetlerini de zayıf  ve etkisiz kalmaktadır. Çünkü, böylesi ‘yalnızca bizimkiler’ şeklindeki bir tutum, hâliyle kendi içinde ruhsuzluğa ve bereketsizliğe mahkûm olacaktır. Oysa ki, anlamak zorunda oldukları şey şudur: bir ülkede kitap okuma dikkati ya gelenekleşir ya da genel olarak zayıflar; okur canlılığının yalnızca bir ya da iki yayınevinin kitaplarıyla sınırlı olarak geliştirilmesi ve sürdürülebilmesi söz konusu olmaz. 

Yusuf SELMAN

            Eskiden -70’lerde, 80’lerde-, özellikle sanat-edebiyat ve düşünce dergilerinde özellikle yeni çıkmış olan kitaplara ilişkin tanıtım ya da eleştiri amaçlı yazıların yer almasına özen gösterilirdi; ve, yeni yazmaya başlamış olanların ilk kalem denemeleri çok keresinde bu tür yazılarla olurdu. Böylece, dergi okurları dikkate değer kitapların yayınlanışından zamanında haberdar olurlardı; doğal olarak bu yazılar kitap yayıncıları tarafından da önemsenirdi. Aynı işlevi gazetelerde genellikle haftada bir gün yer alan ve gazetenin en özenli hazırlanmış sayfaları arasında  olan ‘edebiyat-sanat’ ya da ‘kitap’ sayfaları da üstlenirdi. Bu uygulama içerisinde bu yazılar bir taraftan kalemini yeni açmış yazarların kendine güven edinecekleri bir tecrübe fırsatı sunarken, genel okuyucu kitlesinin doğru kitaplara yönelişine de bir katkı sunarlardı. 

            Tabii bir de, muhteva olarak münhasıran kitap yorumu, değerlendirmesi ve eleştirilerine yer veren ‘kitap dergisi’ yayınlanması ve bazı gazetelerin ‘kitap eki’ yayınlaması durumu vardı. Her ikisinin de Türkiye’de de, ve ‘yerli gelenek’ ve ‘yerli düşünce’ konularında duyarlık gösteren kategoride yayınlanmış örnekleri de oldu. Ama bugün, kalitesi de dikkate alındığında o tür örneklerin az sayıda olarak bile devam ettiğini söylemek çok zordur. 

            Sözünü ettiğim gazete kitap eki ya da dergilerinin Batı’da ünlü örnekleri yaygın biçimde bilinir; ABD’de New York Times gazetesinin ‘New York Times Book Review, İngiltere’de The Times gazetesinin ‘Times Literary Supplement (TLS)’ ve Fransa’da Le Figaro gazetesinin ‘Le Figaro Supplément Littéraire du Dimanche’ ismini taşıyan gazete eklerini hemen anabiliriz. Hemen her ayısında çok ciddi kitap eleştiri ve yorumlarına yer veren bu ekler (çoğunlukla tabloid boyutundadırlar ve bazen 48 sayfa gibi hacimlere ulaşırlar), bizim gibi ülkelerdeki entelektüellerin Batılı ülkelerdeki olduğu kadar Doğu ülkelerindeki düşünce, edebiyat ve yayın hareketliliğini izlemeleri açısından da önde gelen bir rehberlik rolü oynarlar. Bizde de batıda yayınlanmış olup önemsenmesi gereken isimler ve kitaplar bu gazete eklerinden öğrenildiğini söylemek bile mümkündür. Bu ismini andığımız eklerin yanı sıra yıllardır yayınlanmakta olan kitap dergileri olarak İngilizcede ‘London Review of Books’ ve ‘The New York Review of Books’, Fransızcada ‘La Quinzaine Littéraire’ ve ‘Magazine Littéraire’ ve Almancada ‘Literaturen’ isimleri zikredilebilir.

Batı yayın dünyasında kitaba olan bu muhtevalı ilgi Doğu ülkeleri entelektüellerini tabii ki etkiliyor ve kendi coğrafyalarındaki ilgisizliği ya da ilgi zayıflığını ya da sahteliğini de sorgulamalarına yol açıyor.  Örneğin şimdilerde bizdeki, büyük sermayeye sırtını dayamış yayınevlerinin kendi yayınladıkları dergilerde ya da kendi kontrolleri altında olan sayfa ya da  TV programlarında ve göründüğü kadarıyla yalnızca –ya da ağırlıklı olarak- kendi yayınlamış oldukları kitapları duyurmakla yetinme görüntüleri. Bu tutum, doğal olarak kendi faaliyetlerini de zayıf  ve etkisiz kalmaktadır. Çünkü, böylesi ‘yalnızca bizimkiler’ şeklindeki bir tutum, hâliyle kendi içinde ruhsuzluğa ve bereketsizliğe mahkûm olacaktır. Oysa ki, anlamak zorunda oldukları şey şudur: bir ülkede kitap okuma dikkati ya gelenekleşir ya da genel olarak zayıflar; okur canlılığının yalnızca bir ya da iki yayınevinin kitaplarıyla sınırlı olarak geliştirilmesi ve sürdürülebilmesi söz konusu olmaz. 

Alvin Toffler Future Shock (1970) isimli kitabında, aşırı bilgi (information overload) akışının bireyleri felç ettiğini ve cehalete sürüklediğini savunur. Bazı iletişimciler ise bilgi / enformasyon bolluğunun yüzeysel kültür yarattığının altını çizmişlerdir. Ayrıca,  Fransız düşünürler arasında, bilgi ve enformasyon arasındaki farkı tartışarak, bilgi bolluğunun yol açtığı epistemolojik sorunları tartışanlar olmuştur. Bugünün ‘sosyal’ medyasının ‘iyi’, ‘kötü’, ‘güzel’, ‘çirkin’, ‘yalan’, ‘gerçek’ demeden yağdırdığı ve her türlü zevki tatmine yönelik olarak ‘ortaya karışık’ menüler, ‘enformasyon’ ve ‘sözde-bilgi’ kombinleri oluşturduğu bir yayın atmosferinde ve ‘enformatik cehalet’ ortamında doğru kitaplara ve yayınlara işaret etmek ve onlardan haberdar kılmak ‘dün’e göre çok daha önem kazanmış durumda; çünkü, ‘çokluk’ içinde yolunu ve yönünü kaybetmek –ya da bulamamak, ‘yokluk’ içinde olana göre çok daha kolay ve mümkün.

Bu arada, ‘Kitap’ ya da ‘edebiyat – Sanat’ odaklı gazete eklerinin ve dergilerin bir ülkedeki okurların ve yayıncıların ilgi irtifalarına dair oldukça ikna edici bir fikir verdiğini de belirtmek gerekir.