Sahih Bağ

Allah ile kurulan bağ; O’nun gönderdiği İslam öğretileri ile kurulan bağ, başka ihtimaller mümkünken tercih edilmişse kıymetli ve makbuldür. Şayet tercih edilemiyorsa orada tasallut vardır. Tasallut tercihi kovar. Tercih yoksa irade yoktur. İrade yoksa akıl yok hükümündedir ve akıl yoksa iman yoktur.

Mustafa ESER

“Haramlar ve ona götüren şeyler, nefsin ayrık otlarıdır. Ayrık otlarını kesmek yetmez, köklerini de kazımak gerek.”

Muhyiddin Şekûr, Su Üstüne Yazı Yazmak

Bağı olmayan kimsenin bağımlılığı olur. Hatta şöyle: ulvi olanla, dikey bir bağı olmayanın, ulvi olmayana yatay bir bağımlılığı olur. Ve dahi bir de şöyle: ulvi olandan başkasına bağ kurmak da zaten mümkün değildir. Eğer böyle bir bağ varsa bu bağımlılık halidir. Bütün bağlar ulvi olanla bağ olabilirler, ağyar ile kurulan bağlar ya bağımlılığın yanlış anlaşılmış halidir ya da ortada bir bağ yoktur ve mesele bir yanılsamadan ibarettir.

İnsan, ünsiyet kuran, kurmak zorunda olan. Sari olan ve sirayete uğrayan bir kevn-i camidir. Bu hem bir kabiliyet hem de bunun öncesinde bir varlık biçimidir. Gerçi her kabiliyet aynı zamanda bir mecburiyet içermez mi? Yapabiliyor olmak “yapmak”tan geçmez mi? Yapabiliyor olmak ama yapmamak durumunda olduğumuz hudut dışı meseleler, nazari olarak, “yapmak” imbiğinden süzülmez mi? Yapmak, yapabilmeye de yapmamaya da öncüllük etmez mi? Yani  bu suallere vereceğimiz cevaplar dolayısıyla; her kabiliyet aynı zamanda hem mecburiyet hem de mesuliyetin nişanesidir, diyebiliriz. İnsan, ünsiyet kurar, kurabilir, bazı durumlarda kurmalıdır ve dolayısıyla bazı durumlarda da kurmamalıdır. Bütün bunlar hakikatin farklı vecheleridir. O halde insanın bu durumu münasebetiyle bu duruma dair bir hukuku olmalıdır. Çünkü eğer hukuk yoksa hukuksuzluk yani zulüm vardır. Hukuk yoksa fıkıh da yoktur. Bu yoklardan erdem sadır olmayacaktır. Bu yoklardan saadet de sadır olmayacaktır. Bunlar sadır olmadığından, fikir, düşünce, sanat, bilim gibi hususi damıtılmış neticeler de mümkün olmayacaktır. Hudutların varlığı hakların varlığı demektir. Hak varsa el-Hakk olan Allah’ın tecellisi var olduğundan vardır. Başka türlü hak izhar olamaz, olmayacaktır.

Bağ kurmuş insan bağını muhkem kurmalıdır. Bağı muhkem yapan hâl ise kurulan bağın çözülebilir olmasındandır. Bağ denen düğüm kördüğüm ise o artık bağımlılıktır. Düğüm çözülebiliyorsa bu onun belli ilkelerle atıldığına delildir. Bu, bu bilginin aktarılabilir olduğuna da işarettir aynı zamanda. Çünkü ilkeler, aktarılabilir olduğu için ilkedir. Aktarılabilirlik anlamlılığının da temel şartıdır. İlkeler; anlamlı, aktarılabilir olduğu için ikna edicidir. Bağ kurma yani ilkeli bir düğüm atabilme o düğüm çözülebilir olduğu müddetçe mümkündür. Allah ile kurulan bağ; O’nun gönderdiği İslam öğretileri ile kurulan bağ, başka ihtimaller mümkünken tercih edilmişse kıymetli ve makbuldür. Şayet tercih edilemiyorsa orada tasallut vardır. Tasallut tercihi kovar. Tercih yoksa irade yoktur. İrade yoksa akıl yok hükümündedir ve akıl yoksa iman yoktur.

Bağ, bilinçli bir eylemdir. İnsan, teması yani ünsiyeti ile vardır. Temassızlık bir yönüyle imkansızdır. Ama bir başka vecheden insan mesafesi ile insandır. Esasında bu iki durum birbirini tekzip etmez. Hatta bu ikisi birbirini itmam eder: İnsan mesafe olmadan nasıl temas edebilir ki! Temas için mesafeye ihtiyaç vardır. Mesafesizlik hadd-i zatında imkan dahilinde değildir. Bunun tek istisnası Allah ile kurulan irtibattır. Kurulmasa da var olan gerçeklik bu irtibatın kendisidir. Kişi reddetse de farketmese de Allah ile mutlak irtibat halindedir. Bu haliliyeti memnuniyetle kabul edip, buna muhtaçlığını fehmeden aklın sahibine akleden ve dolayısıyla iman eden insan diyoruz. Anlayamayıp reddeden, anladığı halde inkar eden insan da bağ kuramamış olduğundan bağımlılığa sürüklenmiş olur. Allah’ın ipine sımsıkı sarılıp onunla bağ kuramayan ademoğlu ziyandadır, hüsrandadır. Bu sahih iple bağ kurmayanların çok çeşitli görünse de tek alternatifleri vardır: kendini yani burada heva hevesini ilah edinip, heva ve hevesini semirten besinlere bağımlılık oluşturmak.

Bütün bağımlılıklar da bir tercihtir elbette. En azından dibacesinde bir tercih vardır. Sonra kemikleşen bağımlılıklar kişiyi çaresiz bırakabilir, evet: ama bu onun tercih dışı olması anlamına gelmez. Bağımlı olan oraya kendi adımları ile gitmiştir. Ataletten, gafletten ya da  cehaletten o çukura düşmüş olması da insan iradesine muğayyir değildir. Zira bu makamlar da insanın eliyle ulaşılan makamlardır. İnsan sürüklenmeyi de tercih etmiş olur. Allah bize ribatı emreder. Ribat bağ ile olur. Asgari düzeyde bir şuur gerekir. İnsanın kendisine ilham edilen fücur ve takva kabiliyetlerinden hangisini beslerse o kabiliyetinin ömrünü şekillendireceği de izahtan varestedir. Elindeki mevcut imkanlarını neye harcarsa onun iktidarı ile seçimler yapılacaktır insanın dimağında. Bağlı olmak da tercihtir bağımlı olmak da ezcümle… 

Humuslu ve verimli bahçenizi sahih ve tahir olanla donatmazsanız ayrık otları mesabesinde temizlenmesi zor nebatatla dolar. Hayat boşluk kabul etmez. Hayatınızı meşru olanla, şifalı olanla, muteber ve muhtaç olduklarınızla donatmazsanız arzularınızın esaretinde pek çok gayri sahih olana bulanmak zorunda kalırsınız. Bu sıralanan meşru ve muteber şeyler nelerdir diye merak ettiğinizde Allah’ın bizlere farz kıldığı ve O’nun resulünün icra ettiği öğretilerden başka bir şey bulamayacaksınız. O halde şifa sahih meşguliyette.

Ömür az; kendimizi budaya budaya adam etmek, arzularımızı ve öfkemizi tertip etmek, ödevlerimizi yerine getirmek gibi işlerimiz var. Durmayalım erenler, aşk ile koşalım, çalışalım. Zira aşk ile çalışan yorulmaz. Aşk ile çalışanın bağımlılığı olmaz. Günümüzden ayımıza, saatimizden yılımıza düzenli ve planlı olalım. Zamanın telafi edilmediği gerçeğini ıskalamayalım. Sık sık bağımızı gözden geçirip düğümü kavi kılalım. Kavi kılalım ki bağımız gevşemesin de biz bizi bağımlılığa düşürmemiş olalım.