Dolayısıyla mesele “ekran her şeyin sebebi” demek değil. Asıl problem şu: Hızlı geri bildirim döngüleri, zaten kırılgan olan motivasyon sistemlerini daha da baskılıyor. Bu, ahlaki bir çöküş değil; zamanlama problemi.
Benin BÜYÜKSELVİ
AKV / BAYDER

Son yıllarda dijital platformlar hakkında konuşurken aynı kelimeler tekrar ediliyor: bağımlılık, ele geçirilme, dopamin patlaması.
Bu anlatı cazip — ama eksik.
Sorun, insanların haz araması değil.
Sorun, geri bildirimin hızı.
İnsan beyni, milyonlarca yıl boyunca yavaş ve seyrek ödüllere göre evrimleşti. Av başarıyla sonuçlandığında, sosyal onay kazanıldığında ya da uzun vadeli bir hedefe yaklaşıldığında… Dopamin sistemi bu gecikmeli geri bildirimlerle çalışacak şekilde ayarlandı. Bugün ise bu sistem, saniyeler içinde tekrar eden ve öngörülemez ödüllerle sürekli uyarılıyor.
Bu durum bir “irade çöküşü” değil; öğrenme mimarisinin zorlanmasıdır.
Dopamin: Haz Kimyası Değil, Öğrenme Sinyali
Popüler kültürde dopamin hâlâ “haz hormonu” olarak anılıyor. Oysa modern nörobilim bu çerçeveyi çoktan terk etti.
Berridge ve Robinson’un otuz yıllık çalışmalarıyla geliştirilen Incentive Sensitization Theory, dopaminin hazdan çok istemeyi (wanting) kodladığını gösteriyor. Dopamin, “bu tekrar edilmeli” sinyalidir.
Bu sinyal özellikle iki durumda güçlenir:
1. Öngörülemez ödüller (variable ratio reinforcement)
2. Hızlı geri bildirim döngüleri
Slot makinelerinden sosyal medya bildirimlerine kadar aynı prensip geçerlidir. Ödülün kendisi küçük olabilir; ama ne zaman geleceğinin bilinmemesi ve hemen gelmesi dopamin sistemini maksimum düzeyde aktive eder.
Burada mesele “çok haz” değil; çok sık ve çok hızlı öğrenme sinyalidir.
Hızlı Döngüler Neden Bu Kadar Güçlü?
Davranışsal sinirbilim bu etkiyi net biçimde açıklıyor.
Nucleus accumbens bölgesinde, özellikle core–shell ayrımında, hızlı geri bildirimler davranışsal ağırlığı (behavioral weight) hızla artırıyor. Yani beyin, bu davranışı “öncelikli” olarak etiketliyor.
Yavaş hedefler — ders çalışmak, spor yapmak, uzun vadeli bir proje — aynı rekabete giremiyor. Çünkü onların ödülü:
• gecikmeli
• belirsiz
• sessiz
Sonuçta ortaya çıkan şey klinik bir bağımlılıktan ziyade davranışsal bir asimetridir.
Bağımlılık değil; dengesiz bir alışkanlık ekonomisi.
Nedensellik Meselesi: Ekran mı Yalnızlaştırıyor, Yalnızlık mı Ekrana İtiyor?
Bu noktada literatür dikkatli okunmalı.
Ekran süresi ile depresyon, kaygı ve yalnızlık arasında güçlü korelasyonlar var. Ancak nedensellik yönü tek taraflı değil.
Son yıllardaki uzunlamasına çalışmaların önemli bir kısmı ilişkiyi bidirectional (iki yönlü) olarak tanımlıyor:
• Yüksek ekran kullanımı ruh sağlığını olumsuz etkileyebiliyor
• Ruhsal zorlanmalar da ekran kullanımını artırabiliyor
Dolayısıyla mesele “ekran her şeyin sebebi” demek değil. Asıl problem şu:
Hızlı geri bildirim döngüleri, zaten kırılgan olan motivasyon sistemlerini daha da baskılıyor.
Bu, ahlaki bir çöküş değil; zamanlama problemi.
Küçük Müdahaleler, Büyük Etkiler
İyi haber şu: Sistem sandığımız kadar kırılgan değil.
PNAS’ta yayımlanan bir çalışmada, akıllı telefon uygulamalarına sadece 1 saniyelik bir gecikme eklendiğinde, kullanıcıların uygulama açma davranışlarının yaklaşık %36’sı kendi kendine iptal edildi.
Bir saniye. Ne yasak, ne motivasyon konuşması.
Avrupa merkezli davranışsal ekonomi çalışmalarında ise soft commitment (yumuşak taahhüt) araçlarının sosyal medya kullanımını anlamlı biçimde azalttığı gösterildi. Etki dramatik değil ama istikrarlı — ve tam da bu yüzden değerli.
Bu bulgular şunu söylüyor:
Sorun “kontrol kaybı” değil.
Sorun, geri bildirim mimarisinin çok pürüzsüz olması.
Davranışsal Yoksulluk Tuzağı
Hızlı geri bildirimler zamanla bir tür behavioral poverty trap yaratıyor.
Hızlı döngüler “zenginleşirken”, yavaş hedefler fakirleşiyor. Daha az dopamin sinyali aldıkları için daha az tercih ediliyorlar. Bu da uzun vadeli hedefleri daha da zorlaştırıyor.
Bu döngü kırılmadıkça, “neden hiçbir şeye odaklanamıyorum?” sorusu cevapsız kalıyor.
Özetle
Bu bir teknoloji karşıtlığı yazısı değil.
Bu bir “irade zayıflığı” vaazı hiç değil.
Mesele şurada düğümleniyor:
İnsan beyni, bu hızda geri bildirim için tasarlanmadı.
Çözüm, her şeyi kapatmak değil.
Çözüm, hızı biraz düşürmek.
Çünkü bazen özgürlük, büyük kararlarla değil;milisaniyelik boşluklarla başlar.
