Cihan Aktaş ile Kadın ve Mahremiyet Üzerine

“Dış görünüşe kafayı bunca takmış insanlar, yetişkinliği, sorumluluk almayı da istemiyorlar. Mahremiyet, kamusal alana doğru savruldu; belki bir fetih arzusuyla. Ancak modern kamusal alan da mahremiyeti emdi. Fethin yönü tersine döndü böylece, fetheden kamusal alan oldu.  Söz konusu istila, mahremiyetin terk ettiği kurumun artık İslam’ın kendine temel aldığı aile değil; projelerin tahakkuku açısından elverişli bir uygarlık kurumu olduğunu sergilemekte şimdi.”

İNSİCAM

  1. Kıymetli Hocam, Türkiye’de kadın bedeni birçok alanda politik araç edilmekten kurtulamıyor. Mahremiyet, tesettür ve annelik kavramları da dâhil birçok söylem politik maksatlarla araçsallaştırılıyor. Bu konu hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Sevgili Şehnaz, gerek muhafazakâr gerekse seküler kesimlerde bir zihniyet var ki, mütedeyyin kadınların kamusal varlığına kendi belirledikleri sınırların ötesinde tahammül edemiyor. Aslında, oldum olası iktidardan düşme veya tahakkümü normalleştiren konumlar adına, incinmiş gururların onarımına dönük bir iddiadır kadınların kamusal, hatta özel hayatlarındaki varlıklarını belirleme hakkı. Sırf bizim kültürümüzle sınırlı olmayan bu iddia, bazen de edilgen bir konumda tutmak istediği kitleleri, güya ‘‘iyilikleri için’’ vesayet altına almak ister. Kur’an’a göre ise mümin kadınlarla mümin erkekler birbirinin velisidir. Müminlerin işlerinde şura/istişare esastır. İyilik üzere danışma ve dayanışma karşılıklıdır. Gerçi vesayet yapıları bir kere oluşup da kök saldığında, hakiki ölçüler de tahrif edilmiş oluyor çoktan. İçinde bulunduğumuz kargaşanın en temel sebebi de budur.

Hikayesi 90’larda geçen bir öykümde, ‘‘Küfür gibi bir şeydi konformizm,’’ diye bir cümle geçiyor. 80’ler İslamcılığı, zihinsel konformizm yüzünden kadın-erkek ilişkilerini yozlaştıran birçok sebebi sorgulayacak bir cesarete sahipti. Ancak işte, sorgulama ve özeleştiri geri çekildiğinde yerini hamaset veya ahlakçılık alıyor.  Bir politikacı çıkıyor, ‘‘Bir kadın olarak sus,’’ diyor. Bir bakan çıkıyor, aile kurumunun ancak çocuklarla gerçek bir varlık kazanacağını öne sürüyor. Çocuk istediği halde çeşitli nedenlerle sahip olamamış insanların incineceğini hesaba katmamak bir yana, doğruluktan da yoksun bir iddia bu. Karı ve kocanın bir ömür süren mutlu beraberliğine aile demeyeceğiz de ne diyeceğiz… 

  • Hocam, örtünmek her ne kadar İslami bir farz ibadet olsa da en az bu öneme binaen bir sosyolojik değer de taşıyor gibi. Kadınlar için örtünmek veya tesettür toplumsal bir değeri temsil etmek olarak mı görülüyor? Bu hususu nasıl değerlendirirsiniz?

Bu konu  açıldığında aklıma Sennett’in Ten ve Taş’ta tasvir ettiği Yunan agorası örneği gelir: Antik Yunan agorasında kadınlar yer almazdı. Namuslu kadınlar, evlerine erkekli misafir geldiğinde kız çocuklarıyla en iç odalara çekilirlerdi. Agora, ‘‘sıcak’’ diye nitelenip üstün görülen sportmen çıplak erkeklere aitti; ‘‘soğuk’’ kadın bedeni ise değersiz sayılırdı. Ev ve giysi, saygın kadınların örtüsüydü; o kadınlar agorada görünmezdi. Şehir ve mekanlarımızın kodlarında, Antik Yunan’da kadınlara bakışı belirleyen bu yargıların etkisi hâlâ sürüyor. Günümüzde şöyle bir fark var lakin: Kamusal alanda sportmen erkek çıplaklığının yerini, modaya bağımlı kadınlarınki aldı.

Etnolog Germaine Tillion, Harem ve Kuzenler isimli kitabında, İslam miras alanında kadınlar için büyük bir devrim gerçekleştirdiği hâlde, sonraki dönemlerde ailelerin kadının mirasını iptal ederken onu daha çok örtüp perdelerin gerisine kapattıklarından söz eder. Son bir yüzyıl öncesine kadar, aşağı yukarı bütün toplumlarda örtülüdür kadın ve başı da örtülüdür.

Şüphesiz, asırlar akıp giderken İslami tesettür, çeşitli coğrafyalarda yöresel yorumlarla çeşitlenmiştir. Said Nursî Tesettür Risalesi’nde tarlada, bağda bahçede çalışan köylü kadınların kollarını sıvamasının tesettürünü zedelemeyeceğini yazmıştır, misal. Tesettür her şeyden önce takvayla amacına ulaşır; böylelikle hasıl olan kişisel gelişme ve erdemliliktir örtüyü de değerli kılan. Bu nedenledir ki bazen bir kadın başı örtülü olmadığı halde tesettürlü olduğunu hissettirir duruşu, bazen de tersine başı örtülü bir kadın tersi bir izlenim uyandırır. En doğrusu ise iyi niyet ve temennilerdir. Bir şey henüz olmaktadır muhtemelen; bunu dilemek gerekir. ‘‘Güzel sözler O’na yükselir, o sözleri de salih amel yüceltir,’’ diye geçiyor ya Fatır Suresinde…

  • Kadının dini ve dünyevi menfaatleri bağlamında düşünüldüğünde örtünmek bir çeşit mahremiyet müdafaası mıdır? Teşhir etmeden örtünmenin zor olduğu bir zamanda teşhir ve mahremiyet kavramlarını örtü ile nasıl ilişkilendirmek gerekir?

Dijital devrim, herkesi fotoğrafçı, herkesi film yönetmeni yaptı. Çocukluğumda beni etkileyen bir sahnedir: Anneannem Havva Hanım’ın, bir konuda gerekli olduğu hâlde vesikalık fotoğraf çektirmeye karşı koyması. Televizyonun evlere ilk girdiği yıllarda, bazı yaşlı kadınlar başörtü takmadan oturmazlardı ekran karşısında. Daha geriye dönelim. 1910’lu yıllarda, Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi, fotoğraf makinesine, kadınların açık saçık fotoğrafları çekiliyor diye itiraz etmişti ama korkunun ecele faydası olmuyor. En fazla on sene sonra sinema, Türkiye Cumhuriyeti’nin modernleşmesi yönündeki mühendislik faaliyetlerinin en etkili aracı olacaktı.

Demek istediğim, dünya hep değişir, araçlar da değişir ve böylelikle sınanırız. Dünya başını almış gidiyor olabilir. Biz Müslümanlar, kendi varlığımızı sağlamlaştırmak için neler yapmaktayız?  Esasında, ne kadar Müslümanca yetiştiriyoruz çocuklarımızı aile ocağındaki topluma karıştıkça esen rüzgâra kapılmasınlar… Aliya, “Müslüman mı, tebaa mı yetiştiriyoruz,” diye soruyordu. Yine Aliya, “Biri erkeklere diğeri de kadınlara mahsus olan iki ahlak anlayışı yoktur,” der, “İslam Deklarasyonu”nda…

  • Kadın bedeni üzerinden ortaya koyulan söylemlerin altında kadına ulaşmanın ve onu tabiri caizse “sisteme entegre bir uysal” kılmanın kritik bir alt metni vardır diyebilir miyiz? Örtünmek bu anlamda kadına beden hassasiyeti ve onu tanımlama biçimini yeniden kazandırıyor diyebilir miyiz?

Kapitalizm, yerden bitme bir ekonomik sistem değil. Ahlaksızca kazanma ve temellük, bütün zamanların sorunu. Ancak elbet, fotoğraf makinesi ve sinemanın icadıyla başlayan başka bir süreç var: yıldızlaşma ve yıldız hayranlığı sistemi. Dijital teknoloji ise, tıpkı botoks gibi, insanların sanal dünyalarda kendilerini mevcut estetik yargılara göre biçimlendirmesini mümkün kılıyor. Yalancı bir kimlikle varlık iddiası, aslında kendi kendini kandırmadır. Dış görünüşe kafayı bunca takmış insanlar, yetişkinliği, sorumluluk almayı da istemiyorlar. Mahremiyet, kamusal alana doğru savruldu; belki bir fetih arzusuyla. Ancak modern kamusal alan da mahremiyeti emdi. Fethin yönü tersine döndü böylece, fetheden kamusal alan oldu.  Söz konusu istila, mahremiyetin terk ettiği kurumun artık İslam’ın kendine temel aldığı aile değil; projelerin tahakkuku açısından elverişli bir uygarlık kurumu olduğunu sergilemekte şimdi. Demek istediğim, baştan aşağı örtülü halde bile sistemin sizi kıstırdığı yaşama alanına teslim olduğunuz takdirde, çocuklarınıza mahremiyetin neden değerli olduğunu anlatamazsınız. Emek istismarına dini kılıflarla gerekçe üretirken, Necm Suresi’nin  39. Ayet-i kerimesini içtenlikle okumanız mümkün olabilir mi…

  • Son olarak, Türkiye’deki tesettür algısının son 25 yılda dönüşümünü göz önüne alarak ülkemizdeki kadınların kılık kıyafet ve mahremiyet tercihleri üzerinden geliştirdikleri hassasiyetlerin tümüne tesettür demek doğru mudur? Harem-selamlık yaşam tarzı da dahil kadınların hassasiyetlerinin bütününe yönelik bir tanımlama yapılacak olsaydı buna muhafazakarlık, mütedeyyin olmak yahut tesettürlü olmak gibi kavramlardan hangileriyle açıklamak doğru olurdu?

-Niyeti ve amelleri hafife almamak gerekiyor. Başörtüsü direnişinde karşımıza çıkan tesettür tarzı, dönemin ruhunu yansıtan yeni bir yorumdur. 80’ler ve 90’larda yasak mağduru direnişçiler karda kışta meydanlarda ve otobüs duraklarında bekliyor, sokaklarda itilip kakılıyorlardı. Resmi kamusalın bütün engellemelerine karşılık, başörtülü kadınların direnişi dönemin İslami kesimlerinin siyaset dilini de etkilemiş, bu siyasete bir meşruiyet kazandırmıştır. Gerek bu derece kapsamlı bir yasak gerekse de bu yasağa yönelik direniş, İslam tarihinde istisna teşkil eder. Yasağın tuhaf mantığına karşı koyan halk ve direnişçiler açısından başörtüsünün sembolleşmesinin sebebi de bu istisna hâlidir. Bir bakıma, başörtüsünün başlangıçtan itibaren sahip olduğu anlam, verili dünyayı olumlu yönde değiştirme çabasıyla yepyeni bir değer kazanarak hep olduğundan daha farklı bir şekilde bir kabul görmeye başladı kamusal yasaklar yüzünden. Ancak bu sembolleştirme, mahremiyet ve aile kurumu gibi konu ve yapılarda oluşan sorunlu yönlerin sadece kadın ve sadece başörtülü kadın üzerinden konuşulması gibi bir sonuç da doğurdu. Başörtüsünü artık alışılagelenden farklı bir şekilde, kamusal alan faaliyetleri için talep eden, bunun için mücadele veren kadını azize mertebesine yükselten söylemlerin, son iki yüzyılda Müslümanların ilim ve teknolojideki eksikliklerinden ileri gelen bir zaafla da ilgisi kurulabilir. Adorno, kendi döneminin estetiğini kuramayanların nostaljinin tuzağına düşeceğini yazmıştı

Başörtüsüne böylelikle atfedilen güçle, kadınları yücelere yükseltmek, gerçekliğin sınavları karşısında tam tersi hislere de gark ediyor insanları.

Azize takvası göstermediği düşünülen her başörtülü kadın, kapitalist yozlaşmanın sorumlusu olarak gösterilmiştir; hem başörtülü kadınlar hem de yol arkadaşları olan erkekler tarafından.  

Beri taraftan, direnişçi kadınların gündemlerinde de eğitimsiz yoksul kadınların veya emeği sömürülen işçi kadınların içinde bulunduğu zorluklar gibi konulara nadiren yer tutmuştur. 90’lar bu anlamda bir istisna teşkil edebilir. Refah Partili kadınlar, yabancısı olmadıkları kenar mahallelerde kapı kapı dolaşarak hemcinslerine partilerinin amaç ve ilkelerini  anlatıyorlardı. Kapı kapı dolaşan kadınlar için de, bir parti tarafından bu şekilde muhatap alınmayı belki ilk kez yaşayan kadınlar açısından da unutulmaz bir deneyimdi bu. 2000’lerden sonra ise başörtüsü, sosyal medya kullanımın yaygınlaşması ve mütedeyyin kesimlerdeki zenginleşmenin de etkisiyle daha çok sınıfsal imtiyazları yansıtan olay ve sahnelerle konuşuldu. 

  • Eklemek istediğiniz bir husus varsa onu da alalım.

Yükseklerde bir yere bağlılıkla ilgilidir tesettür (R. W. Carlsen); dolayısıyla içine doğulan şartlar kadar, kişinin içinde doğan ve zihninde oluşan sebeplerle de desteklenir, görselliğin bu denli kadınları baskı altında tuttuğu bir çağda. Her bireyin tesettüre yöneliş hikâyesi kendine hastır; tersi de doğrudur. Tesettüre gönülden bağlı olmakla birlikte henüz başını örtmemiş kadınlara Allah adına buyurgan bir dille yaklaşmanın da faydası yoktur kimseye. Tesettür devriyeleriyle ne tesettür sağlanır ne de tesettürün asli amacı olan takva. Ayrıca konu hicap ise erkeklerin de sorumlulukları vardır. Estetize etmenin de bir hicap süreci olduğunu düşünürüm ki ancak etik bir kavrayışla tamama erer. Kişisel mesafeler konusunda ölçülere sahiplik, bu ölçülerin dile yansıması ve aynı ölçüler esasında bir muaşerete riayet olmaksızın hicap, sadece şekilde kalacaktır.

Verdiğiniz kıymetli bilgilerden dolayı teşekkür ederiz.