Zira sözde İsrail kurulmadan çok önce başlayan bu göçlerin bilinmesi, işgalin arkasında yatan zihniyeti anlamak adına oldukça önemlidir. Modern Siyonist hareketin temelini oluşturan ve Filistin coğrafyasındaki demografik yapıyı değiştirmek amacıyla başlatılan Yahudi göç dalgaları, literatürde “Aliya” ya da “Aliyah” olarak ifade edilmektedir.
Elif ATABAŞ
Yazar, https://balkandays.blogspot.com/

İnsicam Dergisi 58. sayı ile başlamış olduğumuz Filistin Tarihi makale çalışmasına bu sayıda Filistin topraklarına yapılan Yahudi Göçleri yani Aliya’lar ile devam ediyoruz.
Bu ayki konumuz, bir önceki makalede bahsetmiş olduğum üzere Siyonizm’in kurumsallaşma sürecinin en büyük destekçisi olan Theodor Herzl’ın gençlik yıllarına denk gelen (1860-1904) Yahudi göçleri yani Aliya’lar. Zira sözde İsrail kurulmadan çok önce başlayan bu göçlerin bilinmesi, işgalin arkasında yatan zihniyeti anlamak adına oldukça önemlidir. Modern Siyonist hareketin temelini oluşturan ve Filistin coğrafyasındaki demografik yapıyı değiştirmek amacıyla başlatılan Yahudi göç dalgaları, literatürde “Aliya” ya da “Aliyah” olarak ifade edilmektedir.
1. Aliya (1882-1903)
Öncelikli olarak burada tarihlere dikkat çekmek isterim. İlk Yahudi göçü olan Aliya Herzl’dan ve onun Siyonist Kongre çabalarından da önce gerçekleşmiştir. İlk dalgada gelenler Petah Tikva (Umuda Açılış) ve Rişon Le-Tsiyon (İlk Siyon) adında çiftlikler kurmuşlardır. Filistin’deki ilk Siyonist koloni 1878’de kuruldu ve ilk Siyonist göçmen dalgası 1882’de başladı. Avrupalı Yahudi milyonerler Baron Edmond de Rothschild ve Baron Maurice de Hirsch, erken dönem kolonizasyon çabalarını finanse ederken, Macar Yahudisi Theodor Herzl, Siyonist ideolojinin manifestosu sayılan Der Judenstaat (Yahudi Devleti) adlı kitabını yayınladı. 1897’de Herzl, İsviçre’nin Basel kentinde Birinci Siyonist Kongreyi topladı ve bu kongre, Siyonizmin kurumsal çerçevesi olan Siyonist Örgütü’nü kurdu. 1901’de, Filistin’de daha fazla Yahudi kolonisi için toprak edinmek amacıyla Yahudi Ulusal Fonu oluşturuldu. Bu çalışmalar sonucunda 1881 yılında 15 bin civarındaki Yahudi nüfus, 1914’te 40 bine yaklaşmıştır.
Aynı dönemde Rusya ve Doğu Avrupa’daki Yahudi karşıtı pogromların başlaması ile 1.Aliya devam etmiştir. Temmuz 1882 itibariyle Osmanlı Doğu Avrupa’dan Filistin’e göçü yasaklamış ve toprak alımlarını da sınırlandırmıştır. Hatırlarsanız ilk makalede pogromlara değinmiştim. Burada bunları biraz açalım. Modern siyasal Siyonizm denilen Yahudi milliyetçiliği Yahudi karşıtlığının yoğun olarak yaşandığı Rusya’da doğmuştur. 1880’de başlayan pogromların etkisiyle bir grup Yahudi çözüm olarak Filistin topraklarına yerleşilmesi gerektiğine karar verdiler ve 1884’te “Siyon Aşıkları” adını verdikleri bir grup kurdular. Pogromların şiddetini en çok arttırdığı 1882’de siyasal Siyonizm tarihinde bir tez ortaya atıldı. Bu tezin sahibi Leo Pinsker (ö.1891) ve kitabının adı ise Autoemancipation (“Yahudilerin kendi kaderlerini tayin etmesi”) idi. Avrupa’da başlayan milliyetçilik akımı Yahudilerin ne yaparlarsa yapsınlar bir millet olarak kabul görmeyeceklerini ortaya koymaktaydı. Avrupa’nın değişmesini beklemek yerine Yahudiler kendi kaderlerini kendileri belirlemeli, bunun için Mesih’in gelişi beklenmemeli ve bağımsız bir Yahudi devleti kurulmalıydı. Bu fikrin sahibi Pinsker eserini milli saiklerle kaleme aldığı için, bu devletin Filistin’de kurulması konusunda ısrarcı değildi. Aksine bu düşünce genç Rus Yahudiler için çok cazip geldi ve bu doğrultuda Siyonist örgütler kurmaya başladılar. Henüz başsız ve kendi halinde olan bu örgütler ilerde 1897’de Herzl ilk Siyonis Kongreyi topladığında çok işe yarayacaktı.
2. Aliya (1904-1914): 2. Aliya, 1904 yılında Theodor Herzl’in ölümüyle başlayan ve Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasına kadar süren dönemi kapsar. Bu dönemde Osmanlı’nın dağılması ve Ortadoğu’nun cetvelle çizilip başta İngiltere olmak üzere dönemin süper güçleri arasında paylaştırılmasına ayrıntılı olarak daha sonra gireceğim. Sadece 2.Aliya tarihinde eş zamanlı gerçekleşen diğer olayları da unutmadan okumak gerektiğinin altını çizmek istiyorum.
Bu dalga esas olarak Pinsker’in etkisiyle Doğu Avrupa’dan gelen ve sosyalist-milliyetçi fikirlere sahip genç göçmenlerden oluşmuştur. “Toprağın Fethi” (Kibbuş Ha-Eretz) ve “Emeğin Fethi” (Kibbuş Ha-Avoda) kavramları bu dönemde ortaya çıkmıştır. Çünkü bu süreçte işçi odaklı Siyonist örgütler oluşmuş ve Yahudi Milli Fonu (1901) aracılığıyla sistematik toprak alımları hız kazanmıştır.
3. Aliya (1919-1923): Filistin’e üçüncü büyük Yahudi göçü 1919 ile 1923 yılları arasında gerçekleşmiştir. Üçüncü aliyadan sonra (1920), daha sonraları adını sık sık duyacağımız Hagana (Savunma) adlı bir örgüt oluşturulmuş; 1948 yılında modern İsrail ordusunun kurulmasına kadar Yahudilerin güvenliğini sağlayan örgütlerden biri olmuştur. Yahudileri korurken tıpkı bir terörist grup gibi hareket eden bu yapı, zamanı geldiğinde İngilizlere dahi saldırmaktan çekinmeyecektir.
4. Aliya (1924): Özellikle Polonya’dan gelenlerin oluşturduğu bu dalgada Filistin’e 34.000 civarında Yahudi yerleştirilmiştir.
5. Aliya (1929-1933): Filistin’e beşinci toplu göç 1929’larda Amerika’nın Yahudi göçüne kota koyması ve aynı zamanda patlak veren ekonomik krizle başlamış, 1933’lerde Hitler’in Almanya’da iktidara gelmesi ile hız kazanmıştır. Gelen Yahudilerin çoğunluğunu Aşkenazlar oluştururken, genel Yahudi nüfus içerisinde Sefarad Yahudilerinin nüfusu %15 civarında kalmıştır. Sefarad İbranice İspanya anlamına gelmekte olup, Filistin’e 1492 ve öncesinde gelen Yahudileri ifade eder. Bu konuyu ayrıca ele alacağım.
Tüm Aliyalar tatbikî bunlarla sınırlı değildir, lakin kronolojik olarak gittiğimiz için diğer göçleri yeri geldikçe konuşacağız. Sonuç olarak bütün Aliyaların amacı Siyonist söyleme göre “sürgünlerin bir araya getirilmesidir” (Kibbutz Galuyyot). Bu aslında dini bir kavramdır. Burada sözü işin erbabı Tuğçe Ersoy hocamıza vermekte fayda var. Böylelikle bir sonraki makalemize de giriş yapmış oluyoruz:
“Kibbutz Galuyyot aslında dini bir kavramdır. Tesniye’de 30: 3-5’te şöyle geçer: “Tanrınız Rab size acıyacak, sizi sürgünden geri getirecek. Sizi dağıttığı ulusların arasından yeniden toplayacak. Dünyanın öbür ucuna sürülmüş olsanız bile Tanrınız Rab sizi geri getirecek. Sizi atalarınızın mülk edindiği ülkeye ulaştıracak. Orayı miras alacaksınız.” Siyonist söylemin ödünç aldığı bu dini buyruk mesihçi karakterinden çıkarılarak modern aliya fenomenine bağlanır. Bununla beraber hem yaratılmakta olan yeni kimliğe ortak bir hafıza kazandırmada hem de toprağa dair sahiplik hakkını teolojik bir çerçeveye oturtmada kullanışlı olur. İsrail’in kurulması için gerekli olan ilk aşama olan kibbutz galuyyotu sürgünlerin kaynaşması olan mizzug galuyyot takip eder. Artık bir araya gelmeye başlayan Yahudiler için öncelikli olan Tanrının vaat ettiği bu toprakları elde etmek (kibbuş ha-eretz) daha sonra da iş gücünü (kibbuş ha-avoda) ele geçirmektir. Araplar tedrici olarak hem topraktan hem de işgücünden dışlanırlar. Anlaşılacağı üzere hiç Filistinlinin olmadığı homojen bir toplum kurma hedefi Siyonizmin temel stratejisinde yer almaktadır. Bu da son tahlilde konunun ‘transfer’ tartışmasına taşınmasına yol açar.”
İnsicam Mart Sayısında yukarıda bahsedilen transfer konusuna, aliyaların dayandırıldığı diğer dini saiklere ve vadedilmiş topraklar mitine göz atacağız.
Yazarın Notu:
Ortadoğu tarihi okumalarıma başlama serüvenimi İnsicam için yazdığım ilk makalede paylaşmıştım.[1] Altı sene sonra sizlere, geldiğim noktayı biraz açmak istiyorum. Bu vesileyle çok samimi bir şekilde ifade etmek isterim ki, üniversite eğitimini yurtdışında tamamlamış, iş hayatında bulunmuş ve ardından çocuklarıyla gelişimini evinde sürdürmeye karar vermiş bir anne olarak kendi hikayem üzerinden sizlere bir temsil ve evde yaşama kültürü sunmak niyetindeyim. Sizler de sevdiğiniz bir alanda kitap okuyarak kendi serüveninizi başlatabilirsiniz. Yalnız baştan uyarmak isterim ki bu işin biraz zorlukları mevcut. Zira düzenli bir işte çalışmadığınız ya da akademisyen olmadığınız için yapacağınız çalışmalara gereken zamanı siz oluşturacaksınız. Çünkü evde olduğunuz ve başka sorumluluklarınız da olduğu için ev halkı az önce de söylediğim gibi tırnak içinde bir “iş unvanınız” da bulunmadığından size çalışıyor gözüyle bakmayabilir. Demek istediğim yakın çevreniz size, senin de bu hafta kitabını bitirmen lazım, demeyebilir. Bu yüzden Fatma Bayram Hoca metodu ile gün içinde aralarda ne kadar boş vaktiniz varsa, onu kitap ve yazılarınıza ayırmanız gerekir. Öğrencilik hayatı boyunca çıt dahi çıkmayan yerlerde ders çalışan birisi olarak, bu dediğim metodun deneye deneye öğrenilebileceğini kendi hayatımda tecrübe ettim. Aksi takdirde gün biter ve hedefleriniz omzunuzda bir yük olarak ertesi güne aktarılmaya devam eder. Bir ikinci nokta ise hem sizin hem yakın çevrenizin yapmış olduğunuz plana alışması zaman alacaktır. İlk önce bir direnç ile karşılaşacağınızı unutmayın. En önemlisi ise yaptığınız işin takdir edilmesi. Bu konuda da hazırlıklı olun, çünkü bir akademisyen olmadığınız için çalışmalarınız pek de önemli görülmeyebilir. Bunun için kendinizden ve yaptığınız işten emin olmayı, insanların takdiri için değil, kişisel gelişiminize ve ayette geçen “niçin yaratıldığınızı” bulma maceranıza hizmet ettiğinizi unutmayın.
Bu çerçevede derginin 58. Sayısı ile başlamış olduğum bu yazı dizisinde maksadımın sizlere yazılmış olan eserlerden yeni bir metin oluşturup, aynı metinleri tekrar etmek olmadığını belirtmek istiyorum. Niyetim basit ve sade bir anlatım ile bu alanda okumalara yeni başlayanlar için hem bir merak uyandırabilmek hem de örnek bir yol haritası oluşturabilmek. Bundan sonrasında sizler makalelerde geçen muhtelif konular hakkında derin araştırmalar yaparak konuya dilediğiniz yerden dahil olup kendi araştırma sürecinizi oluşturabilirsiniz. Bir yandan tarihi süreçte aşama aşama ilerlerken, ilgili aralığın içinde olduğunu düşündüğüm belgesel, film ve kitap tavsiyeleri ile de metni zenginleştirmeye karar verdim. Artık takdir sizlerin.
Tarih okumak hem çok eğlenceli hem de çok zordur. Olaylar arasında bağlantılar kurmaya başladığınız zaman zihin dünyanız da açılmaya başlar. Ortadoğu tarihi de bu anlamda epey meşakkatli ve çetrefilli olabiliyor. Bazen bir konuyu anlamak için defalarca okumanız gerekebilir. Bu yüzden okumaları doğru belgesel ve filmlerle desteklemek gerekir. Bu konuda kanaatimce El-Cezire büyük bir boşluğu dolduruyor. Eğer ilk üç makaleyi okuyup bu yolculuğa başlamaya karar verdiyseniz bundan sonra ilk olarak “Nekbe – Büyük Felaket” belgeselini izlemenizi tavsiye ederim. Dört bölümden oluşan belgesel sizlere konuyla ilgili genel bir çerçeve çizecektir.
Büyük Felaket 1. Bölüm: https://www.youtube.com/watch?v=eUInachpg9o
Büyük Felaket 2. Bölüm: https://www.youtube.com/watch?v=mlcesHavMA0
Büyük Felaket 3. Bölüm: https://www.youtube.com/watch?v=9PPw1BvmKoI
Büyük Felaket 4. Bölüm: https://www.youtube.com/watch?v=QtXY8RC3SoE
Ayrıca belgeselde anlatılanları bulacağınız “Filistin’e Veda” filmi ile bu makalenin görsel tavsiyelerini bitirelim. Mart sayısında görüşmek üzere.
Filistin’e Veda: https://www.youtube.com/watch?v=CWgGk0qnvEc
Referanslar:
1. William L. Cleveland, Modern Ortadoğu Tarihi, trc. Mehmed Doğan (İstanbul: Agora Kitaplığı, 2008), s. 265-273.
2. Nuh Arslantaş, “İslami Dönemde (638-1099) Filistin’e Yahudi Göçü (Aliya)”, Belleten 75/274 (Aralık 2011), 721-766.
3. Tuğçe Ersoy Ceylan, “1948: Mekân-kırım Yoluyla Unutma Rejiminin Kuruluşu”, FAD – Filistin Araştırmaları Dergisi, sy. 9 (Yaz 2021), s. 81-90.
[1] https://insicam.net/2023/06/08/tam-zamanli-anne-ve-ev-hanimi-kudus-icin-ne-yapabilir/
