Üstad Sezai Karakoç’un Kronolojik Hayat Hikâyesi – 2

Mülkiyede ikinci sınıftan itibaren sıra arkadaşı Cemal Süreya’dır. Süreya’ya katkı sağlar, şiir düzleminde yardımcı olur, dışlanmasına rağmen onu savunur. Fahrettin GÜN      1950: Ankara’da Mülkiye Mektebi’nde öğrencidir. Derslerine şevkle çalışır. Okul dışı zamanlarında kütüphaneye gider, orda bilhassa “Grand Larousse du Ving Piemen Siecle”, (Yirminci Yüzyılın Larousse’u) “Dictionaire de L’Acedemie Franceise” gibi Fransızca ansiklopedi ve sözlüklerin yardımı ile Fransızcasını ilerletir.      1951: Necip Fazıl, Ankara’ya gelince onu ziyaret etmeyi hiç ihmal etmez. O vesile ile bazı arkadaşlarla da tanışır.      Derslerle, ders notları ve kitaplarıyla sınırlı kalmaz. Okul kütüphanesinden, Milli Kütüphane’den ve Fransız Kültür Merkezi’nden yararlanmayı sürdürür. Dışarıda da edebiyat ve basın alanında olup bitenlerle ilgilenir.…

Okumaya devam edin Üstad Sezai Karakoç’un Kronolojik Hayat Hikâyesi – 2

İmam Gazâlî’nin Tasavvuf Anlayışı: Şehâdetle Şâhit ve Meşhûd Olmak

İmam Gazâlî çok erken yaşlarda tatmaya başladığı bu manevi yolculuğun önündeki engeli geç de olsa fark etmiştir. Terk makâmına ulaşmadan fenâ mertebesine erişilemediği artık zâhirdir. Ama dinen rütbelerin en üstünü kabul edilen ilim öğretmek gibi bir meşgaleden kopmak da kolay değildir. Mülayim Sadık Kul Ressam: Remzi Taşkıran Bir önceki yazımızda ele almayı planladığımız Gazâlî’nin tasavvuf anlayışı konusuna bu yazımızla devam etmek istiyoruz. Hayat gerçekten beklenmeyen sürprizlerle dolu. Mevla gülerken ağlatabiliyor ya da tam tersi siz ağlarken aslında sizi güldürecek bir nimet, bu gözyaşlarında saklı olabiliyor. Sır kendini varlık planında ancak maverasına nüfuz edebilenler için hissedilir kılıyor. Büyük Doğu mektebinin tartışmasız en önemli temsilcisi Sezai Karakoç’un…

Okumaya devam edin İmam Gazâlî’nin Tasavvuf Anlayışı: Şehâdetle Şâhit ve Meşhûd Olmak

Mehmed Zahid Kotku’nun Din Anlayışında İman-Amel Bütünlüğü Vurgusu

Çağının diğer “dertliler”i gibi insan için en önemli kıymetin iman olduğunu her dem vurgulayan Mehmed Zahid Efendi (Rha), amelsiz imanın kaim olamayacağını anlatmaktan vazgeçmemiştir. Mehmet ÖDEMİŞ Dr., Eğitimci 1980 Kasım’ının döktüğü kutlu yapraklardan biri olan Mehmed Zahid Kotku (Rha), hayata gözlerini uzun yıllar görev yaptığı İstanbul’da kapamıştır. Ehl-i Sünnet Akaidi, Cennet Yolları ve Tasavvufî Ahlak gibi önemli eserlerin de müellifi olan Kotku (Rha), ömrü hayatını ilme ve hizmete adamış bir aksiyom ve aksiyon insanıdır. Tasavvufu köşesine çekilip kendini zühd ve veraya adayarak yaşamak yerine; insan, toplum ve eğitim odaklı bir anlayışı yeniden tarif eden mütefekkir, Osmanlı’nın yıkılıp Cumhuriyet’in kurulduğu ve çok büyük toplumsal dönüşümlerin gerçekleştiği…

Okumaya devam edin Mehmed Zahid Kotku’nun Din Anlayışında İman-Amel Bütünlüğü Vurgusu

Tarih ve Sanat Kokan Coğrafyamız: Endülüs

Endülüs’ün de simgesi hâline gelmiş olan “ve lâ galibe illallâh” hakikati, bu mihrabın her bir inceliğine, çinisine, taşına, ruh gibi nakşedilmiş olmalı ki buradan yükselen nur, suni karanlıkları delip geçerek gelen ziyaretçilerin gözlerinin kendi üzerine çevrilmesine sebep oluyor. Yusuf Emre BOZAN “Zaman bu, ona ne kılınç kını dayanır ne meşhur kaleleri sultanların. Kınlar eskir, kaleler çürür, o kaleler dünyanın en sarp yurdu” -Ebu’l Beka, Endülüs’e Ağıt Endülüs, İslam medeniyetinin asırlar boyu yaşayıp hayat bulduğu, serpilip büyüyerek dünya çapında ilim ve sanat kaynağına dönüştüğü ve nihayetinde hazin bir şekilde elimizden kayıp giden, gönlümüzde her daim yarası bâki kalan bir coğrafyayı ifade eder bizler için. İbn Rüşd,…

Okumaya devam edin Tarih ve Sanat Kokan Coğrafyamız: Endülüs

Endülüs’e Son(suz) Bakış

Endülüs büyük bir medeniyetin sesi, ilmin ve sanatın serpilişi, büyük doğumların ve büyük acıların tanığı! Geçmiş zamanlardan kalma aydınlığın ışıttığı kubbede İslam’ın hasretle yoğrulan nuru ve o nurun dokunduğu aynalar, aynalarda akslar. Her yansımada Endülülüs’ün selamı tarihten gelen, içimizde büyüyen. Firuze YİĞİT           “Gün doğmadan” diyeceğim gözlerim doluyor.[1] Cebelitarık’ın suretini buğulayan sis, bir yorgunluk gibi çöküyor kirpiklerimize gün henüz doğmadan. Tüm yolculuklarımız gün doğmadan başlamamış mıydı, Endülüs’e gelişimiz dahi. Öyleyse niçindi bu ağırlık, fetih şuurunun ağırlığı mıydı Tarık bin Ziyad’ın omuzlarından yükselerek uzanıp gelen? Bu duyuş ve düşüş; dağın eteklerine parça parça bulutların, bir fikrin karmaşık hislere tesadüfüydü. Bunu, gönlümü yerle bir eden Endülüs’ün kalbinde…

Okumaya devam edin Endülüs’e Son(suz) Bakış

Şems-i Tebrizî’nin Vatanı: Tebriz II

Tartışmasız Doğudaki en büyük ve en önemli pazarlardan yani sizin anlayacağınız, kapalı çarşılardan biri burası. Tam bir yıl önce Şam ve Halep kapalı çarşılarında yaşadığım şoku bir kez de burada yaşıyorum desem inanır mısınız? Rıdvan Canım Prof. Dr., Trakya Üni. Edebiyat Fak. Fotoğraf: Rıdvan CanımTebriz Kaçar Müzesi ya da Emir Nizam Evi Aslında Tebriz, mutlaka bir bilenle gezilmeli. Bu müzelerin mahalle aralarında aranıp bulunması mümkün olsa da bizim gibi vakte “nakit” gözüyle bakan gezginler için bu eserleri saatlerce aramak can sıkıcı olmasa. Emir Nizam Evi’ne, Kaçarlar dönemine ait bir “Etnografya Müzesi” gözüyle bakıp bu konağı o niyetle gezebilirsiniz aslında. İçinde neler yok ki… Havuzlu, büyük…

Okumaya devam edin Şems-i Tebrizî’nin Vatanı: Tebriz II

Babacığıma Mektup

Birbirimize hiç kullanmadığımız sır kelimelerimiz vardı babacığım. Gözlerimizden gönüllerimize transfer olan. Belki de kirlenmesinler diye hiç dudaklarımızdan dökmediğimiz kelimelerimiz. Zira harcıalem kelimeler değildi onlar. Kim bilir cennetteki ilk buluşmamıza sakladık telaffuzunu… Kemal Mansur Allah’ın selamı, bereketi, inayeti üzerinize olsun sevgili babacığım. Hâllendiğiniz hoşnut olduğunuz hâller, Rabbimi hoşnut eden hâller olsun. Âlî makamlarda konaklayınız inşallah. Siz de beni soracak olursanız, geç de olsa kıymetinizi fark etmiş olmanın buruk mutluluğu yanında aymazlıkla geçen zamanların derin teessürünü bir arada yaşıyorum. Nimetleri zamanında fark edememek, insanoğlunun kaderiydi belki de. Özellikle son zamanlarınızda, hayatın derûnî tefsirine dönüşen anlamlı bakışlarınızı, seyrek ve cılız ama dağların taşımaya cesaret edemediği anlamları sırtlanmış kelimelerinizi,…

Okumaya devam edin Babacığıma Mektup

Yunus ve Mevlânâ Ne Diyor?

O hâlde, bir sorumluluk gereği olarak evvela Yunus ve Mevlânâ’nın zühd döneminden kendi devirlerine kadar gelen âlim, âbid ve mütefekkir sûfîlerin oluşturduğu Kur’ân ve Sünnet çizgisindeki tasavvuf anlayışının Anadolu’daki güçlü temsilcilerinden olduğunu belirtelim. Mustafa ÖZSARAY Dr., FSMVÜ İslâmî İlimler Fakültesi Dünyada ve Türkiye’de birbirine zıt hayat anlayışlarına sahip kesimlerin, insanlığın ortak mirası düşüncesinden hareketle Yunus’a ve Mevlânâ’ya sık sık atıfta bulunduklarını görüyoruz. Öyle ki insanlığın ortak mirası düşüncesinin bir sonucu olarak, onları anlama adına dünyada ve ülkemizde birçok araştırma ve etkinlik yapılıyor hatta özel yıllar dahi ilan ediliyor. İlk bakışta, ne güzel, Yunus ve Mevlânâ herkes tarafından anlaşılmış ve seviliyor denilebilir. Evet, onların değeri hakkında…

Okumaya devam edin Yunus ve Mevlânâ Ne Diyor?

M. Taha Boyalık Ebusuud Tefsirini Anlattı

İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Taha Boyalık başkanlığında yürütülen Ebussuud tefsiri çalışması, geçtiğimiz ay yayınlandı. "İSAM yayınları arasından çıkan İrşâdü’l-Akli’s-Selîm ilâ Mezâya’lKitâbi’l-Kerîm, müellif" nüshası ve en eski nüshalar esas alınarak hazırlandı. İslam dünyasında büyük bir heyecanla karşılanan eser, tefsir literatürünün önemli kitaplarından kabul ediliyor. Biz de İnsicam dergisi olarak Ebussuud Efendi ve İrşâdü’l-Akli’sSelîm tefsiri hakkında eserin hazırlanıp yayınlanmasında öncülük eden Taha Boyalık hocamız ile söyleştik. İNSİCAM Sayın hocam, isterseniz Ebussuud Efendi’den başlayalım, kimdir bu zat, ilim, fikir ve kültür hayatımızdaki yeri nedir? Ebussuud Efendi XVI. yüzyılda Osmanlı ilmiyesi ve bürokrasisi için son derece önemli bir şahsiyettir. II. Bayezid, Yavuz…

Okumaya devam edin M. Taha Boyalık Ebusuud Tefsirini Anlattı

Rasulullah’ın Kızı Zeynep

Zeynep’in annesi ve kız kardeşleriyle beraber Müslüman olduğu gelen rivayetlerden anlaşılmaktadır. Zeynep de diğer Müslüman kadınlar gibi İslâm’ın yayılması için gayret göstermiş, babasına yardım etmeye çalışmıştır. Rıza SAVAŞ Prof. Dr., Dokuz Eylül Üni. İlahiyat Fak. Emekli Öğretim Üyesi Farklı açıklamalar varsa da Zeynep kelimesinin “Zeynü Eb/Baba süsü veya Babasının Süsü” kelimelerinin birleşmesinden oluştuğu görüşü kabul edilebilir. Hz. Peygamber’in Hz. Hatice ile yaklaşık 594 yılında evlendiği ve 595 yılında ilk çocuğu Kasım’ın doğduğu bundan sonra da Zeyneb’in 596 yılında dünyaya geldiği kabul edilebilir. Teyzesi Hale’nin oğlu Ebülas ile on dört yaşları civarında Hz. Peygamber’in ilk vahyi almasından evvel evlendiği rivayet edilmiştir. Zeynep’in bu evlilikten Ali ve…

Okumaya devam edin Rasulullah’ın Kızı Zeynep