Utanç Eşliğinde Mürebbi Keşfi

Utanç, hem başkalarının gözündeki ben ile hem de benim gözümdeki ben ile ilgili olduğundan iki yönlü etkiye sahiptir. Başkalarının nazarındaki beni aşırı önemsemede ve hatta onlara uygun hale getirme gayretinde, ciddi bir benlik yetersizliğinin varlığından bahsedebiliriz. Mustafa ESER  “Utanmıyorsan dilediğini yap!” Hz. Muhammed (sav) “Başka insanların kafaları, gerçek mutluluğun bir yer  edinip oturabilmesi için pek zavallı yerlerdir.” Schopenhauer “Sen yabancı değilsin.” beyanı ile başlayan konuşmada ne anlaşılsın istenmektedir? Bu cümle kurulduğunda, ardından gelecek cümleleri, muhatap hangi donanımla dinlemelidir? Bunlara cevap verebilmek için yabancıya yüklenen anlam üzerinde düşünülmelidir. Yabancı yaban kelimesinden türer. Farsça olan bu kelime sözlükte; verimsiz, faydasız, boş anlamlarına gelir. Yabancı da bu bağlamda…

Okumaya devam edin Utanç Eşliğinde Mürebbi Keşfi

Bilinç, Bağlam, Ölüm

İnsan, hayatının her bir kolunu bir yerlere bağlar. Anlamlılık, bağlamdadır. Anlamın aktarımı bağlamdadır. Anlamın sürdürülmesi bağlamdadır. Bağlam yoksa kompozisyon, bütünlük ve ahenk yok demektir. Mustafa ESER Bilme edimi şeylerin ne olduğunu bilmek kadar ne olmadığını da bilmektir. Hatta bazen ne olmadığını bilmek daha kıymetlidir. İnsan bilebilecekleri içinde en çok kendinin ne olduğunu bilme derdindedir. Ne olduğunu ve ne olmadığını bilme gayreti ömür boyu sürecek varoluşsal anlam arayışının cephanesi olarak kişiye eşlik eder. Bilme ediminin gayesi, bilinç oluşturmaktır. Çünkü ancak bilinç ile kişi kendini bilmeyi becerebilir. Bilinç ise bilmenin ardından anlamayı, tanımayı, inanmayı ve hatta hissetmeyi de içerimler. Bilinç hem şeyler hakkında hem de kendisi hakkında…

Okumaya devam edin Bilinç, Bağlam, Ölüm

Diğer Yarımız

Bağımlılığın değil bağlılığın öncelendiği ilişkilerde mahrem alanlar vardır. Kişinin yargılanmadığı ve bütün evsafından arınıp yalnızca kendisi ile kaldığı bu mahrem alanlara müsaade edilmesi tarafların bütünleşmesine imkân sağlayacaktır. Sıhhatli ilişkilerde taraflar birbirlerini köreltmezler. Birbirlerini zelil değil aziz kılma derdindedirler. Mustafa ESER İnsan ömrüne bir isim vermek gerekseydi, ona, arayış denebilirdi galiba. Bulmak için aramayı kastetmiyorum. Bizzat arayış halinin kendisini kastediyorum. Aramak ve bu hali bir ahlak umdesi olarak konumlandırmak, yalnızca arayışın kutsallığına inanmakla mümkün olur herhalde. Ama böyle olmasa da insan arar. Bazen ne aradığını bilmeden arar. Bazen neden aradığını bilmeden arar. Arayış, bu ve benzeri bilinmezlere rağmen biteviye sürer. Haliyle bazen buluşlar da gerçekleşir. Buluşların…

Okumaya devam edin Diğer Yarımız

Makamımız Neresi?

İnsan, çokça yanılabilen bir âdemdir. Bazen maruf adına yapılan eylem, insanın imajı için dolgu malzemesine dönüşebiliyor. Her yer kaygan. Her yerde, her şey ile ayartılmak mümkün. Olma’yı bir durak değil de bir çabalama hali olarak gördüğünüzde nispeten rahatlayabiliyorsunuz. Yardım yaparken belki de yardımla beslenebiliyorsunuz. Bazı algı hatalarını kasten düzeltmemeyi tercih ediyorsunuz. Vermenin çok tehlikeli hazzını, verdiğiniz şey ve kişi üzerinden yaşamakta beis görmez oluyorsunuz. Tabloda karanlık öyle çok yer var ki. Ah insan… Ne kadar kırılgan ve aciz… Mustafa ESER Eğitimci “Zihnimiz, acizlerin şikâyetleri sığacak kadar  Kanırtılırken ses etmedik  Öcümüz alınacak korkusuyla irkildik  Kaldıysa bir soru içimizde  O da bir şey:  Nerededir yerle gök arasındaki…

Okumaya devam edin Makamımız Neresi?

Kaçış ve Kayboluş

Gösterme, beğenilme isteğinin neticesidir. Kişinin gösteriye açtığı şey, o kişinin kendisini konumlandırdığı yer ile ilgilidir. Kendini vitrine koyduğuyla sunar/ifade eder. Mahremiyet hassasiyeti, vitrine konulacak şeylerle ilgili pek çok açıdan hesap yapmayı mecbur kılar. “Güzel saklıdır. Gizleme güzellik için aslidir. Şeffaflık, güzellik ile anlaşamaz.” der Byung–Chul Han. Mustafa ESER Yazar  “Mahremiyet hakkımızı kendi rızamızla katlettiriyoruz. Ya da belki sadece bize sunulan harikalar karşılığında ödenecek bir bedel olarak mahremiyet kaybına rıza gösteriyoruz.” Zygmunt Bauman – Akışkan Gözetim En incelmiş kabiliyetlerden olan nezaket, ancak ötekinin varlığını kabul edince mümkün oluyor. Ötekinin varlığına gösterilen bir ihtiram ya da ötekine karşı kendini konumlandırma şeklinde tezahür edebiliyor nezaket. Bir yönüyle sınır…

Okumaya devam edin Kaçış ve Kayboluş

Sükûnet için Mesken

İyilik, öyle bir güce sahiptir ki ondan gafil olduğunuzda tükenebilir, zehirlenebilirsiniz. İyilik pek çok surete bürünebilir. Bu suretler arasında inşa ve imar da vardır. Mustafa ESER Öğretmen-Yazar Fotoğraf: Şehnaz Fındık  “Sanat eseri, varlık ve kâinat tasavvurunun yapılana yansımasıdır. Eserini ortaya koyarken aldığı her karar, sanatkârın varlık ve varlığın güçleri hakkındaki tasavvuruna göre şekillenir. Bu özellikleri ile sanat, din ve ahlak alanında yer alır. Biçim ve varlık tasavvurunun bütünlüğünün bilinci ile oluşan sorumluluk, tutarlılık duygusu “beşer”i “insan”a dönüştüren adımdır.” Turgut Cansever – Mimarî Üzerine Düşünceler  Debdebeli bir hayatın içinde modern insan. Öyle çok güzelliği ıskalıyor ki. Hızın ve hazzın peşinden delice koşarken çoğunlukla kendini de geride…

Okumaya devam edin Sükûnet için Mesken

Mesuliyetin Kutsallığı – Ve’l-asr!

İnsanın mücadelesi nihayetinde kendisiyledir. Kendini, yapmaktan hoşlandığı ile yapmak zorunda olduğu şeyler arasında sıkışmış hisseder ve bu ezelî mücadele ömürlük bir uğraşıya dönüşür. Mustafa ESER Eğitimci-Yazar  “Tüm çağlarda ve tüm insan topluluklarında, ciddiye alınması gereken her erdem öğretisinin (tugendlehre) arka planında, benliğin inkârı (selbstüberwindung) vardır ve hala da öyledir. Etik öğretisi her zaman “şöyle yapmalısın” türünde ve bir şekilde ilkel benliğimize ters gelen bir buyruğu, gerilimli bir karşı karşıya gelme durumunu içerir. “Yapabilirim” ile “yapmalısın” arasındaki bu tuhaf karşıtlık nerden kaynaklanır?” Erwin Schrödinger Tahir b. Aşur (v.1973) ‘makasıdu’ş-şeria’yı, yani hukukun gayelerini, “kanun koyucunun hükümleri vaz ederken, gözettiği ve hedeflediği hikmet, hedef, gerekçe ve manalardır” şeklinde…

Okumaya devam edin Mesuliyetin Kutsallığı – Ve’l-asr!

Tam ya da Tamam’ın İmkânı

Modern psikolojide kendini gerçekleştirme gayreti, bizim medeniyetimizde insanı kâmil olma gayreti ile karşılanabilir belki. Her iki gayrette de insanın, kendine yapması gereken yatırımlar ve harcaması gereken mesailer vardır. Mustafa ESER Yazar  “İnsan, cismaniyetinin fizikî âlemle ilgisine rağmen bu âlemin fiilî durumlarına bel bağlamadan daima büyük uğraşlar ve işler peşinde koşar, uzun soluklu projeler ve planlar yapar. Bütün bunların sebebi gerçekte insanın bu dünyadan daha iyi bir dünyayı var etmenin arayışı içerisinde olmasıdır. Öyle ki insan daha iyi bir dünyayı gerçekleştirdiğini düşündüğünde dahi ona itibar etmez, onunla yetinmez ve bundan daha iyi bir dünya arayışını sürdürür… ” -Taha Abdurrahman, Dinin Ruhu Eşya her daim hareket halindedir.…

Okumaya devam edin Tam ya da Tamam’ın İmkânı

Varlık Tasavvuru

Yaratılanlar içinde tek iradeli varlık olan insan ile Allah arasındaki irtibatın, Allah’tan insana doğru olanına ulûhiyet; insandan Allah’a doğru olanına ise ubudiyet denir. Mustafa ESER Var ne demektir? –lık ekinin eklenmesi ile oluşan varlık, verilecek anlama göre şekillenecektir. Var, en genel açıklama ile bulunan, yer alan demek. Bu yer alış hem nazariyatta hem de müşahede edilen âlemde olabilir. İnsan aklının şeyleri anlamaya çalışırken başvurduğu en basit yöntem kıyaslamadır. Meseleleri anlamak için kıyaslama hem modern hukuk hem de kadim hukuk anlayışlarında kendine yer bulur. Hukuk, adalet için bir araçtır. Adalet ise hem dinlerin hem de ideolojilerin saadet için gördükleri en makul yoldur. O halde varlık konuşulacaksa,…

Okumaya devam edin Varlık Tasavvuru

Temsil mi Misal mi?

Temsil de misal ile aynı kökten gelen bir kelimedir. Temsil, bir kimse ya da topluluk adına davranma; bir şeyi belirgin özellikleri ile yansıtma anlamlarına gelirken misal ise bir, benzer, eş gibi anlamlara gelmektedir. Misal daha çok söyleme malzeme iken temsil ise daha çok amele taalluk ediyor, denilebilir. Mustafa ESER  “Temessül etmediğin (özümsemediğin) bir değerin temsiline (örnekliğine) soyunma; çünkü bu hâl seni hem riyâkâr kılar hem de maskara yapar... Sözle savunduğun ama hâlle temsil etmediğin değeri de insanlar nezdinde itibârsızlaştırır.”         İhsan Fazlıoğlu Bir meseleyi misalsiz aktarabilmek, o meselenin ne’liğine dair uzunca bir mesai harcandığının delilidir. Kanaatimizce misal vermek, meselenin anlaşılmasına katkı sağlıyor gibi görünse de…

Okumaya devam edin Temsil mi Misal mi?