Değer Yoksulluğu, Yetim Ruh Gerçeği

Eskiden yoksulluk, sofrada eksik ekmekti; şimdi yoksulluk, sofrada eksik insan. Aynı şehirde yaşayıp da birbirine yabancı milyonlar... Her gün karşılaşan ama göz göze gelmeyen, yan yana oturup birbirini tanımayan insanlar. Bu yabancılığın ortasında bir çocuk büyüyor. Ailesinden şefkat, öğretmeninden merhamet, arkadaşlarından saygı görmeden. Zira “değer” artık “paha”. Ederi ne kadar merhametin, şefkatin? Kaç para sahi? Zehra TUNÇ Şehrin gürültüsü henüz insan sesine karışmamışken metropolün akşamdan kalma fiyakalı renkleri akmış, yenisi henüz boyanmışken bir kadının gözlerine, bir adamın asık suratına. Dolaplardan yeni maskeler ve anlamsız gülüşler takılmışken yüzlere, yeni bir gün başlıyor, evet. Tanrıdan sağlık, afiyet, hayırlı başlangıçlar da diledik rutin. Kesin. Gün doğmadan daha. Âmin.…

Okumaya devam edin Değer Yoksulluğu, Yetim Ruh Gerçeği

İçselleştirilmiş Yoksulluk: Yoksulluk Kültürü

Yoksulluk kültürünün bireyler tarafından içselleştirilmesi, zamanla yoksulluğun normalleşmesine ve sorgulanmamasına yol açar. Bu süreçte birey, yoksulluğu bir kimlik hâline getirir; kendi potansiyelini küçümser, değişim ihtimalini reddeder ve mevcut durumunu kabullenir. Bu durum, yoksulluğun yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda psikolojik ve sosyolojik bir sorun olduğunu gösterir. Kadir CANATAN Prof. Dr., İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Sosyal Hizmet Bölümü Yirminci yüzyılda teknolojik ilerlemeler, küreselleşme ve ekonomik büyüme birçok toplumda refah seviyesini artırmış gibi görünse de yoksulluk hâlâ milyarlarca insanın hayatını doğrudan etkileyen temel bir sorun olarak varlığını sürdürmektedir. Yoksulluk yalnızca ekonomik bir eksiklik değil; aynı zamanda sosyal dışlanma, fırsat eşitsizliği, psikolojik baskı ve kültürel izolasyon gibi çok boyutlu…

Okumaya devam edin İçselleştirilmiş Yoksulluk: Yoksulluk Kültürü

Yoksulluk Kriterleri ve Türkiye’de Yoksulluk

Türkiye, yoksulluğun azaltılmasında son 25 yılda önemli mesafe kat etti. Ancak salgınlar, savaşlar, göçler, ekonomik krizler, bölgesel ve küresel krizler yoksullukla mücadeleyi olumsuz etkilemiştir. Tarkan ZENGİN Öğr. Gör., Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Yoksulluk, tüm ülkeler açısından mücadele edilmesi gereken bir mesele olarak kabul edilir. Zira bir ülkede sosyal adaleti sağlamak ve sosyal barışı inşa etmek için yoksullukla mücadele etmek ve adil bir gelir dağılımını sağlamak gerekir. Yoksulluk kriterleri ve yoksulluk tanımlamaları kişilere ve kurumlara göre farklılık göstermektedir. Yoksulluk tanımında üzerinde ittifak edilen tek bir tanım olmadığı için çok boyutlu bir yanı da vardır. Ayrıca “yoksulluk algısı” dediğimiz bir kavram var ki kişiler, yaşam şartlarını sübjektif…

Okumaya devam edin Yoksulluk Kriterleri ve Türkiye’de Yoksulluk

Mali Yardımlaşma ve Dayanışma Üzerine Düşünceler

Bize göre din İslam olduğundan, İslam Allah tarafından gönderildiğinden insan ve toplumun ihtiyaçlarını dikkate alan ve bunları gideren emirler ve yasaklar konmuştur. Ahlak da büyük ölçüde din kaynaklıdır. Ahlaki esaslar İslam’ın temel iki kaynağı olan Kur’an-ı Kerim ve Peygamber Efendimizin sözleri ve davranışlarından çıkarılır. Hukuk da, ister şer’î ister beşerî hukuk olsun, bireyin ve toplumun menfaat ve maslahatı gözetilerek yapıldığından iktisadi ve mali denge daima dikkate alınır. Bu üçlüye, örf ve âdeti de ilave edebiliriz. Mustafa ÖZEL Prof. Dr., FSMVÜ Toplumda yaşanan hadiseleri doğuran sebepler vardır. Bunlar zaman ve zemine göre değişiklik arz ederler. Ama her olumsuz durumun ortaya çıkmasında asla değişmeyen bir unsur varsa…

Okumaya devam edin Mali Yardımlaşma ve Dayanışma Üzerine Düşünceler

Sosyal Adalet İçin Önce İrade

İnsanı, arzularını ve heveslerini kuşatan bütün bir sistem, emeğin değerini küçültmeye çalışmaktadır. Emek değersizleştiğinde, insanın kendine saygısı da zayıflar. Kişi kendi değerine ve emeğinin anlamına güvenmeyi bıraktığında, umut da başkasının yön verebildiği bir şeye dönüşür. Sinan ÖZYURT Eğitimci-Yazar Adalet çoğu zaman dışarıda, yasalarda, sistemlerde ve başkalarının davranışlarında aranıyor. Oysa adalet, insanın kendi hayatını neyin etrafında kurduğuyla, yani içindeki terazinin dengesiyle başlar. İrade zayıfsa, dış dünyada düzen kurmak mümkün olmaz. Çünkü insan, yönünü kendi belirleyebildiği sürece adil bir hayat kurabilir. Yönünü kaybeden, yaşantısının kontrolünü de kaybeder. Kur’an, insanın varlık sebebini şöyle bildirir: “Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zâriyât, 56) İnsanın kaderi kulluktur. Bu…

Okumaya devam edin Sosyal Adalet İçin Önce İrade

Refah Gerekli Ama Devlet Sosyal Olmak Zorunda mı?

Bu bağlamda refah devletinin bazı temel özellikleri öne çıkar. İlk olarak, refah devleti sosyal politika ile yakından ilişkilidir; ancak sosyal politikalar refah devleti için gerekli olsa da, sosyal politikaların varlığı her zaman refah devletini gerektirmez. Faruk TAŞÇI Prof. Dr., İstanbul Üni. İktisat Fak. Farklı disiplinlerde ele alınan çok yönlü bir kavram olan refah, genellikle bireysel, iktisadi ve sosyal refah olmak üzere üç boyutta incelenir. Refahın temel yönü olan bireysel refah, bireyin seçimleri ve tercihleriyle ilişkili olup “iyi olma”, “mutluluk” ve “yaşam kalitesi” kavramlarıyla yakın anlamda kullanılır. Bu bağlamda refah, bireyin yaşamından duyduğu memnuniyet ve esenlik halini ifade eder. Mutluluk ise bireysel refahın bir unsuru olarak;…

Okumaya devam edin Refah Gerekli Ama Devlet Sosyal Olmak Zorunda mı?

Sosyal Adalet ve Yoksulluk

Sosyal adalet gereği insan, hayvanlara eziyet etmemeli; onlara merhamet ederek korumalı, ekolojik dengeyi bozmamalı, yaşadığı çevreyi kendi evi gibi temiz tutmalı ve korumalıdır. Tabii ki bütün bunlar bireyin tek başına başarabileceği şeyler değildir. Bunun için eğitim-öğretimin icra edildiği resmi ve gayri resmi her platformda sosyal adalet ve toplumsal duyarlılık bilinci geliştirilmeli ve bu minval üzere en üst perdeden çalışmalar yapılmalıdır. Özkan KERİMOĞLU Dr., Gümüşhane Üni. Bütün ilahi, beşeri dinlerde, siyasi, ekonomik ve felsefi sistemlerde temel amaçlardan biri insanın mutluluğu meselesidir. İnsanı ve onun mutluluğunu önceleyen sistemler, bu konuda gerekli tedbirleri kendi önceliklerine göre almaya gayret etmişlerdir. İnsanın mutluluğuna katkı sağlayan ve onu engelleyen faktörler tespit…

Okumaya devam edin Sosyal Adalet ve Yoksulluk

MÜS’DER Başkanı Zülküf Kocabey’e Müslüman Dilendirmezler Cemiyeti’ni Sorduk

"Müslüman Dilendirmezler Cemiyeti, 15 Ağustos 1913’te dönemin Bayburt Kaymakamı Tunalı Hilmi Bey öncülüğünde, Müftü Mehmet Sait Efendi başkanlığında kurulmuş ecdad yadigârı bir cemiyettir. Bayburt’umuzdan dilencilik özelinde böyle bir cemiyetin kurulması çok kıymetli ve anlamlıdır, Osmanlı’nın son dönemlerinde Kurtuluş Savaşı verdiğimiz yıllarda dilencilik problemini sosyolojik olarak gündemden kaldırmak için ortaya konulan bu kıymetli iradeyi 18 kişilik kurucular kurulunu takdir ediyoruz." İNSİCAM Kıymetli hocam, Müslüman Dilendirmezler Cemiyeti fikri nasıl ortaya çıkmıştır? Evvela böyle bir ihtiyacın hasıl olduğu ortam, zemin ve şartlar neler olmuştur? Müslüman Dilendirmezler Cemiyeti, 15 Ağustos 1913’te dönemin Bayburt Kaymakamı Tunalı Hilmi Bey öncülüğünde, Müftü Mehmet Sait Efendi başkanlığında kurulmuş ecdad yadigârı bir cemiyettir. Bayburt’umuzdan…

Okumaya devam edin MÜS’DER Başkanı Zülküf Kocabey’e Müslüman Dilendirmezler Cemiyeti’ni Sorduk

Tüketiyorum, Öyleyse Varım!

Modernlik, sürekli bir çözülme hâlidir. Bu çözülme yalnız nesnelerde değil; değerlerde ve ilişkilerde de yaşanıyor. İnsanın mana arayışı, tükettikçe daha da eksiliyor. Eşya ve hâdiseleri Allah’a nispetle düşünmeyen, her şeyi yanlış düşünür. Çünkü manasını kaybeden insan, eşyayı da tüketime indirger; varlığıyla bağını koparır. İnsanın kurtuluşu, eşyaya mana kazandırmasındadır. Varlığa mana yükleyemeyen modern zihin, çökmüş demektir. Abdullah KOÇ Modern insan, Zygmunt Bauman’ın belirttiği gibi, “artık üretici değil, tüketici kimliğiyle tanımlanan birey”dir. Kendi elleriyle inşa ettiği tüketim mabedinde diz çökmüş bir hâldedir. Zenginliğe tapar, yoksulluğu lanetler. Refahın cilasıyla parıldayan vitrinlerin ardında ise, kesif bir adaletsizlikle birlikte görünmez yoksunluklar ve sessiz isyanlar birikmektedir. Bauman’ın dediği gibi, artık modern insan…

Okumaya devam edin Tüketiyorum, Öyleyse Varım!

İnsan Hakları Bağlamında Sosyal Adalet

Bu itibarla sosyal adalet, toplumdaki tüm bireylerin toplumsal kaynak ve fırsatlardan adil bir şekilde yararlanması anlamına gelmekte olup bireylerin söz konusu durumlarda hakkaniyetle muamele görmesini taahhüt eder. Esma EROĞLU Avukat Toplumların gelişmişlik düzeyini sadece ekonomik büyümeye göre değerlendirmek mümkün değildir. Toplumsal kaynak ve hizmetlerin topluma nasıl dağıtıldığı, toplumsal refahı doğrudan ilgilendiren temel noktalardan biridir. Söz konusu toplumsal kaynak ve fırsatların bireylere dağıtılma biçimi eşitlik ilkesiyle doğrudan ilişkilidir. Liberalizmin temel ilkelerinden biri olan eşitlik ilkesi, tüm insanların özgür ve eşit olarak doğduğunu, tüm bireylerin haklara sahip olduğunu ve her bir bireyin aynı düzeyde saygıyı hak ettiğini kabul etmektedir. Toplumda yaşayan herkesin eşit muamele görme hakkı vardır.…

Okumaya devam edin İnsan Hakları Bağlamında Sosyal Adalet