Mehter’den Muzıkâ-yı Humâyûn’a- Osmanlı’nın Batı Müziğiyle Tanışması

Hiç şüphesiz Muzıkâ-yı Humâyûn, kendisi de bir mûsikîşinas ve bestekâr olan (Asâkîr-i Mansûre-i Muhammediye marşının da bestecisidir) Sultan II. Mahmud’un, kökleri çok eskilere uzanan ve “Osmanlı mûsikîsi” olarak tanımlanan müzik geleneğini sonlandırmak ve onun yerine Batı müziğini ikâme etmek maksadıyla ihdâs ettiği bir müzik kurumu değildir. Bilâkis -bana göre- dünyanın kendine has müziğini üretebilen şehirlerinden biri olan İstanbul’un müzik cevherinin Batılı müzisyenler tarafından da keşfedilerek işlenmesine katkı sağlaması bakımından oldukça önemli ve ufuk açıcı bir girişimdir. Yalçın ÇETİNKAYA Prof. Dr., / İstanbul Teknik Üni. Türk Mûsikîsi Devlet Konservatuarı Müzikoloji Bölümü Özellikle Bach ve Barok dönem sonrası Avrupa müziğinin klasik dönemle birlikte kendisini tamamen yenilemesi, dikkat…

Okumaya devam edin Mehter’den Muzıkâ-yı Humâyûn’a- Osmanlı’nın Batı Müziğiyle Tanışması

Nefertiti’nin Nişan Yüzüğü Romantizmine Kâmuran Akkor’dan Cevap

Kısaca şöyle oldu; yüzük dünyanın parmağına 4.800 yıl önce Mısırlılar tarafından takılmış. Evlilik yüzüğü anlamına gelen alyansı ise; MÖ 14. yüzyılda yaşamış olan Mısır kraliçesi Nefertiti kullanmış. Nihal PAKIRDAŞI Zamane insanları alyansın icadından önce, demirden bir halkanın eşler arasında güvenin tesisinde başat rol sahibi olacağını dile getirselerdi büyük ihtimalle o günün toplumu tarafından, “parmaklarımız kelepçeleniyor/demir parmaklıklar arasına hapsoluyor duygularımız/güven üzerine inşa ettiğimiz aşkımız/celladına gülümsüyor/göğsündeki nefesi kesecek halkanın farkında olmadan/masumca” söylemleriyle -bugünkü sosyal medyanın diliyle ifade edecek olursak- linçlenir; ceza olarak da gül oyalı mendile sevdiğinin baş harfini yazma görevi verilirdi. Peki, ne oldu da dağlar dağları, şehirler şehirleri, medeniyetler medeniyetleri aştı; alyans, evlenecek olan çiftler…

Okumaya devam edin Nefertiti’nin Nişan Yüzüğü Romantizmine Kâmuran Akkor’dan Cevap

Hicret Yolunda

Hicret konusu hadis külliyatımızda da çok geniş yer tutmaktadır. Biz bu konuda kendi ruhî yolculuğumuzda bize destek olacak iki rivayete işaret etmek istiyoruz. Seçtiğimiz her iki sahih hadis hicretin gerçek manasına vurgu yapmaktadır. Daha önce hicretin iç dünyamızda neye karşılık gelmesi gerektiği hakkında söylediklerimizi teyit eden bu hadisler aynı zamanda bu kavramın dün de bugün de hangi şartlarda geçerli olduğu bilgisini bize verirler. Mülayim Sadık Kul Peygamber Efendimizin (s.a.v.) hayatına baktığımızda dünya tarihini temelden değiştiren gelişmelerin en başında Medine’ye hicreti gelir. Gözyaşları içinde hüzünle veda ettiği Mekke’den ayrılma vakti bizim için de gelmişti. Ama ne gideceğimiz ne de arkamızda bıraktığımız yerle alakalı Peygamber Efendimizin taşıdığı…

Okumaya devam edin Hicret Yolunda

Hayaller “Neden” Paris?

Zafer Takı’nı ardımızda bırakıp meşhur Şanzelize Caddesi’nde yürüyoruz bir süre. Halk ayaklanmasını kontrol edebilmek için yapılmış geniş caddelerden biri olan Şanzelize, bugün pahalı markaların sahne bulduğu bir yer. Şairin “şehrin insanı, şehrin insanı, şehrin/pahalı zevklerin insanı, ucuz cesaretlerin” dizeleri bu caddede tebellür ediyor. Zübeyir ŞEKERCİ Fotoğraf: Zübeyir Şekerci     Söylemlerimiz, telakkilerimizin dilimiz yoluyla açığa çıkmasıdır. Hayat görüşümüze dair önemli çıktılar verir. Sözümüz, kimliğimizdir. Osmanlı’nın Avrupa’ya gönderdiği ilk elçiden bu yana yüzümüz hep Batı’ya dönüktür. Tanzimatla beraber yaşanan kırılma, bizi Batı’da bir “değer” olduğuna ikna etmiştir. Fransa, bu  “değer”in başını çekmiştir uzun süre. Bugün devletin kurucu aklı Fransız’dır. Bu sebeple toplum nezdinde hayaller Paris’tir. Paris’e dair…

Okumaya devam edin Hayaller “Neden” Paris?

Kalpler, Sesler ve Tanrı

Kim bizi bize bildirmenin türlü yollarını, veçhelerini, bir evlada eşe, dosta, sevgiliye, işe, güce, derde, dermana, yollara, dağa, taşa, deryaya, denize, ırmağa, çöle, bir yağmur damlasına, bir çiçeğin yaprağına, bir güzel şehla bakışa, kayboluşa gizleyen? Kaybettiğimizi yıllarca aratıp, bize bulmanın şifa veren giziyle göremediklerimizde saklayan kim? Öznur GÖRÜR KISAR Sesin, ritmin, müziğin büyüsüne kapıldığımız ilk demler. Annemizin kalp atışları. Sığındığımız karanlık, dar alanda bize yarenlik eden o yegâne ses. Bizi devamlılığı olan, art arda sıralanan düzenli ritme, bir güvene, bir düzene fıtri olarak ilk bağlanışımız. Gün be gün onunla yavaş yavaş büyüdüğümüz, artık her haline aşina olduğumuz ses. Heyecanlı, sakin ve durağan hepsini biliyor, seziyor…

Okumaya devam edin Kalpler, Sesler ve Tanrı

İstek Üretiminden Azabın Çetinliğine

Anlamayı istemek, bilmeyi istemek gibi ulvi olana talip olmanın esbabı ne olabilir? Beşerî isteklerin haz için olduğu kabullenilirken bu soyut hallere ermeyi istemeyi nasıl anlamalıyız? İnsanın en geniş haliyle olma çabasında, beşerî yönü kadar beslenmeye muhtaç nazari yönünü de ihmal etmemesi icap eder. İnsan, iradesi üzerinde konuşabilmesini, imanını, ibadetlerini ancak bu nazari yönleri dolayısıyla gerçekleştirebilir. Mustafa ESER  Ya cidden merkez-i hissiyat olan dimağımız üzerine bir hükmümüz var mı? Hiddet taht-ı tesirinde kanın ev’iye-i dimağiyeye hücum ederek huserat-ı asabiyemizi şedit bir faaliyete mecbur kılmasıyla tahassul eden efkâr ve hayalât-ı mecnunâneye  karşı bir iktidarımız var mı?” Terbiye-i İrade Ethem Bakar İstemek bir mazeret olabilir mi? Ya da…

Okumaya devam edin İstek Üretiminden Azabın Çetinliğine

İzzeddin Kassâm’dan Mektup Var

Memleketime geldiğimde fakir bir halk buldum. Fakirliğin yanı sıra cehalet de çok yaygındı. Batılılar adım adım topraklarımızı işgal ediyor, zihinlerimizi esir alıyordu. İşin kötüsü, millet bunun farkında değildi. Ekonomik şartları iyileştirmek, milletin eğitim seviyesini yükseltmek ve halkın birçoğunun göremediği işgal ve esarete karşı insanları harekete geçirmek, bir direniş başlatmak gerekiyordu. Babam beni âlim olayım diye göndermişti Mısır’a ancak ben bir mücadele adamı, bir dava adamı olmuştum. Mustafa ÖZEL Prof. Dr., FSMVÜ İslami İlimler Fak. Kardeşlerim! Ben, İzzeddin Kassâm. Bir Osmanlı neferiyim. 1882 yılında dünyaya geldiğimde Devlet-i Aliyye’yi, sonraları adı Filistin’le, Kudüs’le özdeşleşecek olan Sultan II. Abdülhamîd Han Hazretleri idare ediyordu. O sultan ki, yıkılmaya yüz…

Okumaya devam edin İzzeddin Kassâm’dan Mektup Var

Taha Kılınç ile Son Çıkan Kitabı “Dil ve İşgal”i Konuştuk

"Eliezer Ben-Yehuda 1922’de öldüğünde, İsrail’in kurulmasına henüz 26 yıl vardı. İngiliz manda yönetimi henüz başlamakta olduğundan, İsrail diye bir devletin kurulup kurulamayacağı bile net değildi. Ancak onun çabaları, Siyonizm’in Filistin topraklarında ve sahada tutunmasında çok kritik bir rol oynadı. İşgal kolonileri, kendi yayın organlarına, gazete ve dergilerine kavuştular. Normalde bir azınlık ideolojisi olan Siyonizm’in böylesine yaygınlaşmasında ve kökleşmesinde İbranice hayatî bir rol oynadı." Taha Kılınç ile "Dil ve İşgal" adlı eseri hakkında merak edilenleri konuştuk. İNSİCAM S: Son kitabınız “Dil ve İşgal”, alt başlığı ise “Eliezer Ben-Yehuda ve Modern İbranicenin Doğuşu”. Bu kitap nasıl doğdu? Önce oradan başlayalım isterseniz. Bundan yaklaşık 16 yıl önce, İbranice…

Okumaya devam edin Taha Kılınç ile Son Çıkan Kitabı “Dil ve İşgal”i Konuştuk

İnci Mercan Gerdanlığı -34-

Cerîr İbn-İ. Abdillah (Radıyallahü anh) Adnânîler’e mensup eski bir Arap kabilesi olan ve Taif’in 120 km uzaklığındaki Tebâle ile Yemen’in yüksek dağları arasındaki geniş bölgeyi mesken tutan Becîle kabilesinin reisi Cerîr b. Abdillâh (r.a), Hz. Peygamber’i görmeden kendi araştırması sonucunda hicretin onuncu yılında kabilesinden 150 kişilik bir heyetle birlikte Medine’ye gelerek Müslüman olmuştur. Cerîr’in İslamiyet’i kabul etmeden önceki hayatı hakkında fazla bilgi yoktur. Ahmet POÇANOĞLU Emekli Konya İl Müftüsü    34. HADİS حديث جرير بن عبدالله ابن جابر بن مالك بن نضر بن ثعلبة بن جشم بن عوف ، أبو عمرو - وقيل : أبو عبد الله- البجلي القسري كُنَّا عِنْدَ رَسولِ اللهِ صَلَّى اللَّهُ…

Okumaya devam edin İnci Mercan Gerdanlığı -34-

“Klasik” Osmanlı Mûsıkîsi ve Halk Mûsıkîsi

Osmanlı mûsıkîsini Türk mûsıkîsi’nden bağımsız ve sanki başka bir mûsıkî gibi görmenin yanlışlığı bir tarafa, aslında 17. yüzyıla gelinceye kadar kullandığı formlar, çalgı türleri, makam anlayışı, estetiği ve üslubu herkesçe bilinen, belirli bir nazari çerçeveye sahip bir Osmanlı Mûsıkîsinden söz etmek oldukça zordur.   Bayram Bilge TOKEL Aslında genel ve tarihî Türk mûsıkîsinin Osmanlı döneminde aldığı şeklin adı olarak kullanılmasının daha doğru olduğunu düşündüğüm “Osmanlı Mûsıkîsi” tabirinin, yeterince kuşatıcı ve yerinde bir adlandırma olduğu söylenemez. Tıpkı “Osmanlıca” kavramında olduğu gibi. Aslında Osmanlıca’nın da bir terim olarak, Türkçe’nin belli bir coğrafyadaki belli bir dönemini ifade etmek için kullanılması gerekir. Çünkü Osmanlı, devleti/imparatorluğu kuran hanedanın [Osman Gazi’nin]…

Okumaya devam edin “Klasik” Osmanlı Mûsıkîsi ve Halk Mûsıkîsi