“Eliezer Ben-Yehuda 1922’de öldüğünde, İsrail’in kurulmasına henüz 26 yıl vardı. İngiliz manda yönetimi henüz başlamakta olduğundan, İsrail diye bir devletin kurulup kurulamayacağı bile net değildi. Ancak onun çabaları, Siyonizm’in Filistin topraklarında ve sahada tutunmasında çok kritik bir rol oynadı. İşgal kolonileri, kendi yayın organlarına, gazete ve dergilerine kavuştular. Normalde bir azınlık ideolojisi olan Siyonizm’in böylesine yaygınlaşmasında ve kökleşmesinde İbranice hayatî bir rol oynadı.”
Taha Kılınç ile “Dil ve İşgal” adlı eseri hakkında merak edilenleri konuştuk.
İNSİCAM

S: Son kitabınız “Dil ve İşgal”, alt başlığı ise “Eliezer Ben-Yehuda ve Modern İbranicenin Doğuşu”. Bu kitap nasıl doğdu? Önce oradan başlayalım isterseniz.
Bundan yaklaşık 16 yıl önce, İbranice öğrenimim sırasında hocam bana ilk kez Eliezer Ben-Yehuda’dan bahsedinceye kadar kendisinden haberdar değildim. İbranicenin geçtiğimiz yüzyılın başına kadar ölü bir dil olduğunu, Yahudilerin bu dili sadece mabetlerinde ibadet sırasında kullandıklarını derken Ben-Yehuda’nın 1881’de Kudüs’e yerleştikten sonra hayatını İbranice’yi diriltmeye adadığını anlatmıştı. O tarihten sonra Eliezer’in hikâyesini araştırmaya koyuldum. Kendisiyle ilgili konuşmalar yaptım, yazılar yazdım. Derken, Türkçe’de konuyla ilgili müstakil bir kitap bulunmadığından, oturup yazmaya koyuldum.
S: Her kitabın bir yazılış gayesi, bir hedefi vardır. Sizin bu kitabı yazarken amacınız neydi? Kitabın yayınlanmasının üzerinden çok uzun bir zaman geçmedi ama bu hedef gerçekleşecek mi? Ne dersiniz?
Amacım elbette bir Yahudi’yi övmek veya onun çabasını göklere çıkarmak değildi. Dikkatlice okuduğumda, Eliezer Ben-Yehuda’nın, aslında tarih boyunca Müslüman âlimlerle, müçtehit imamlarla ve mütefekkirlerle aynı yöntemi kullandığını gördüm. Üç temel esasa dikkat etmişti:
- Tarih huzurunda kendisine bir vazife ve rol biçmek,
- Dış etkenlerden ve olumsuzluklardan etkilenmeden hedefine odaklanmak,
- Son nefesine kadar yılmadan ve yorulmadan çalışmak.
Bu üç esas, herhangi bir dinî veya ideolojik aidiyet fark etmeksizin, Allah’ın çalışan herkese neticeyi verdiği yol haritasıydı aslında. Kitabı esas olarak buna dikkat çekmek ve unuttuğumuz bu yöntemi Müslüman gençlere hatırlatmak için yazdığımı söyleyebilirim.
S: Eliezer Ben-Yehuda, adı üstünde bir Yahudi, üstelik sağlam bir Yahudi. Bir Yahudiyi çalışmak size riskli gelmedi mi? Okuyucuların olumsuz tepki gösterebileceğini düşündünüz mü? Bunun için nasıl bir hazırlığınız oldu?
Doğrusu, bu konuyu çok tartıştık. Hem kendi arkadaş ve istişare çevremde hem de yayınevinin yazı işleri kadrolarıyla, “Acaba okura maksadımızı doğru biçimde anlatabilir miyiz?” sorusunu sürekli konuştuk. Gazze’ye bomba yağarken bir Yahudi’nin “başarı öyküsü”nü anlatıyor olmak riskliydi, evet. Ama hamd olsun, kıymetli okurlardan aldığım ve almaya devam ettiğim müspet geri dönüşler, maksadımın fazlasıyla anlaşıldığını gösteriyor.
S: “Dil ve İşgal”i, bir biyografi olarak mı okumamız lazım? Yoksa bir siyasi tarih, siyonist devlete giden bir yol, bir adım olarak mı?
Aslında hepsi. Temel olarak, İsrail’in kuruluşuna giden süreçte, Siyonistlerin sadece silah zoruyla ve katliamlar yaparak ilerlemediklerini aynı zamanda kendi aralarında bir dil ve kültür birliği sağlayarak, işgal edilen topraklarda kurulacak yapının çerçevesini de oluşturduklarını söylüyorum. Bu açıdan bakınca Dil ve İşgal, aynı zamanda bir siyasî tarih ve dönem okuması. Osmanlı döneminde adım adım ve usul usul başlayan işgal, sonrasında vahşi bir kıyıma dönüşürken, Yahudilerin inanç ve ülkü birliğini İbranice sağladı.
S: Siyonist devletin kuruluşunda Eliezer Ben-Yehuda’nın nasıl bir etkisi olmuştur sizce?
Eliezer Ben-Yehuda 1922’de öldüğünde, İsrail’in kurulmasına henüz 26 yıl vardı. İngiliz manda yönetimi henüz başlamakta olduğundan, İsrail diye bir devletin kurulup kurulamayacağı bile net değildi. Ancak onun çabaları, Siyonizm’in Filistin topraklarında ve sahada tutunmasında çok kritik bir rol oynadı. İşgal kolonileri, kendi yayın organlarına, gazete ve dergilerine kavuştular. Normalde bir azınlık ideolojisi olan Siyonizm’in böylesine yaygınlaşmasında ve kökleşmesinde İbranice hayatî bir rol oynadı.
S: Eliezer Ben-Yehuda, bir Yahudi devletin kurulması hakkında ne düşünüyordu, nasıl bir anlayışa sahipti?
Elimizdeki bütün kanıtlar, Eliezer Ben-Yehuda’nın Araplarla barış içinde yaşama yanlısı olduğunu gösteriyor. Siyonizm akımı içinde, böyle bir damar da hep var olmuştur zaten. Kudüslü Arapların yanı sıra, Osmanlı yönetimiyle de son derece sıcak ilişkilere sahipti ve Yahudilere Osmanlı vatandaşı olmalarını öğütlüyordu. 1922’de, Eliezer ölürken, Siyonist çeteler henüz Müslüman Araplara yönelik katliam, tehcir ve soykırıma başlamamışlardı. Eliezer daha uzun yaşasaydı ve 1940’ları görseydi, acaba nasıl bir tavır alırdı? Ben Siyonist çizgiden uzaklaşacağına ve kendi yolunu çizeceğine neredeyse eminim. Ünlü Yahudi bilim adamı Albert Einstein mesela, 1925’te Kudüs İbrani Üniversitesi’nde açılış dersini veren ve bütün Siyonist kadrolarla yakınlığı bulunan bir isimdir. 1940’larda, Einstein’in Siyonist çetelerin Filistinli halka uyguladığı vahşeti yüksek sesle protesto ettiğini, hatta ilgili makamlara mektuplar yazdığını biliyoruz. Eliezer’in çizgisi de buna benzer olurdu diye düşünüyorum.
S: Eliezer, Ben-Yehuda bir Siyonist midir? Siyonistlerle ilişkileri nasıldı?
Yahudilerin Filistin topraklarına yerleşmeleri ve burayı vatan edinmeleri anlamında, Eliezer Ben-Yehuda’nın bir Siyonist olduğunda kuşku yoktur. Ancak kültür adamı kimliği, barışçıl kimliği, Araplarla kurduğu dostluk ve seküler bir Yahudi oluşu, ana akım Siyonizm içinde Eliezer Ben-Yehuda’ya farklı bir konum kazandırmaktadır.
S: Eliezer Ben-Yehuda’yı, Eliezer Ben-Yehuda yapan şey nedir? İstediğine ulaştı mı? Tek başına yola çıkan bir insan, ömrünün sonunda geldiği yerden mutlu olmuştur herhalde.
İsteğine fazlasıyla ulaştı. Onun ve arkadaşlarının başrol oynadığı sürecin sonunda, bugün 20 milyona yakın insan İbranice konuşuyor. Eliezer duygusal bir adam olmadığından mutluluk yaşayıp yaşamadığını kestirmek kolay değil. Tüberküloza rağmen ömrünün sonuna kadar yorulmak bilmeden çalışan bir adamdan söz ediyoruz.
S: İsrail’in kurulmasına giden süreçte Eliezer Ben-Yehuda’nın yanı sıra, kültürel anlamda hangi isimler etkili olmuştur?
Hepsi de ayrı ayrı araştırılması ve bilinmesi gereken pek çok isim var. Asher Ginsberg (1856-1927), Boris Schatz (1866-1932), Baruch Agadati (1895-1976), Sir Leon Simon (1881-1965) bu isimlerin en bilinenleri.
S: “Dil ve İşgal” kitabınız, ilgi gördü mü? Gördüyse şayet, sizce bunun sebebi nedir?
Elhamdülillah, fazlasıyla ilgi gördü. Üç-dört ay içinde üçüncü baskıya ulaştı. Zannediyorum bunun birinci sebebi, Gazze’de yaşanan mezalim nedeniyle “Ne yapmalıyız? Nasıl yapmalıyız? Onlar nasıl başardı?” gibi sorulara kafa yorulan bir zaman diliminde yayınlanmış olması. (Aslında kitabı 7 Ekim’den önce yayınlayacaktım ancak hadiseler sebebiyle aniden yoğunlaşan programım yüzünden yayını biraz tehir oldu mecburen.) İbranice’nin diriliş öyküsü üzerinden Filistin’in işgal sürecini anlatan bir metin, bir tür “izlek” olarak algılandı sanırım. İkinci sebep de konunun ilginçliği olsa gerek. Bir dilin tarihin tozlu raflarından sokaklara indirilmesi, başlı başına bir serüven.
