Ev, Çağrışımlar ve Ötesinde Kent

Yine Bachelard'a göre insan dünyaya “fırlatılmış” bir varlık olmaktan önce, evin beşiğine yatırılmış bir varlıktır. Beşiğin “bir şeyin kaynağı olan yer, bir şeyin doğup yetiştiği yer” anlamına vurgu yapılmış olup, evle arasında somut bir metafor kurmuştur. Fatiha Nur TERLEMEZ Y. Şehir Planlayıcısı Fotoğraf: Şehnaz Fındık             Hayatı tüm diyalektikleriyle birlikte nasıl ele alıp tüm bunlara uyum sağladığımız üzerine düşünmek gerekirse tam da bu noktada “ev” karşımıza çıkmaz mı? Ev, bir yönden de köşeye çekilip dünyanın bir ucundan tuttuğumuz ve oraya kök saldığımız yer değil midir? Ev tüm farklı tanımlamlamaların dışında dünyaya tutunduğumuz köşemizdir. Bachelard[1]'ın sözünü ettiği gibi içine doğduğumuz ilk evren olup bu açıdan bakıldığında…

Okumaya devam edin Ev, Çağrışımlar ve Ötesinde Kent

Mesken’den Konut’a

Bugün genel olarak ev dediğimiz barınma ve yaşama alanına, eski zamanlarda hane denirdi. Hane Farsça bir kelime olup birleşik isimlerin türetilmesinde mühim bir yeri vardır. Mustafa ÖZEL Prof. Dr., FSMVÜ İslami İlimler Fak. Minyatür: Mükerrem Mert Hayatta birçok şey değişir; yazı, resim, yemek, yol, ticaret, ulaşım. Listeyi uzatmaya gerek yok. Bu değişimler, hayatı bazen anlamsızlaştırır bazen de ona anlam katar. Bir kelimenin, bir kavramın ortaya çıkışı bir arka plana, bir tasavvura dayanır. Tasavvursuz hayat düşünülemez. Günlük hayatta bize ehemmiyetsiz gibi görünen ancak derinliğine bakıldığında hemen fark edilen çeşitli kelimeler, kavramlar vardır. Şehir’e kent demek, sadece bir ifade değildir. Bilenler bilir, bugün fırından aldığımız ekmeğe, ekmeklerin…

Okumaya devam edin Mesken’den Konut’a

Bilal Kemikli ile “Kapı” Üzerine Bir Söyleşi

Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Bilal Kemikli ile Kapı isimli eseri üzerine söyleştik. İstifadenize. İNSİCAM Kıymetli hocam, evlerimizi Kapı isimli eserinizde “dâr” ve “beyt” gibi kavramlarla ifade etmişsiniz. Peki, nedir gönül dünyamızdaki “ev”? Şimdi gönül dünyamızdaki ev dediğimizde şunu anlamamız lazım; “gönül evi”, “gönül hanesi” diye bir tabir var bizde. İki şehir vardır, biri yaşadığımız şehir diğeri ise gönül şehri; iki hane vardır aslında biri yaşadığımız evimiz ki biz bu evimize devlethane deriz, hane-i saadet deriz. Örneğin bir başkasına “Efendim, fakirhanemize buyurunuz” dersiniz, o da size “Estağfirullah efendim. Devlethaneniz” der. Bu tür tabirler bugün unutuldu tabii, devlethane, huzurhane, fakirhane gibi... Bunlar bizim…

Okumaya devam edin Bilal Kemikli ile “Kapı” Üzerine Bir Söyleşi

Şehir

Şehir ikinci doğumun rahmidir. Kombine ettiği değer ve özellikler kolektif bir sosyal kimliğe, kişiliğe hayat verir. Bu kimlik damak tadından müzik zevkine, lehçesine, komşuluk ilişkilerine kadar geniş bir yelpazede görünürlük kazanır. O sebeple her birimiz aynı zamanda bir şehrin çocuklarıyız da. Bu aidiyet en kavi aidiyetlerden biridir. Kemal Mansur İnsan yaşadığı şehir ile sadece duyusal değil aynı zamanda duygusal ilişki de kurar. Şehirleri bayındır kılan ve ona ruh üfleyen bu ilişki biçimidir. Âlemlere rahmet olarak gönderilen Kutlu Elçi, sevgili yurdunu terk etmek zorunda kaldığında geri döner ve şu içli sözlerle veda eder Mekke’ye: “Allah'ın yarattığı şeyler içinde en çok sevdiğim yer, sensin. Eğer buranın halkı…

Okumaya devam edin Şehir

Şehirlerimiz, Meskenlerimiz ve Medeniyetimiz

Büyük semtlerin merkezlerinde, yüzme havuzlarının da bulunduğu yerlerde, insanların banyo yapabildikleri umumi duşlar mevcuttu. Bu durum Avusturya toplumunun temizlik konusunda hangi seviyede olduklarını ifade etmek bakımından yeterliydi. Mucahid YILDIZ Bir cemiyetin medeniyet seviyesini, o toplumu meydana getiren insanların içinde yaşadıkları evleri, mahalleleri, köyleri, kasabaları ve şehirleri belirler. İçinde huzur ve emniyetin hâkim olduğu yerleşim birimleri uygarlıkta zirveye doğru yol alındığına işaret eder. Bu huzur ve emniyet hem madden hem de manen olmalıdır. Bu ikisi bir arada olamıyorsa mutlaka bir noksanlık vardır. Ömrümün büyük kısmını Avrupa'da geçirmiş biri olarak hem buralardaki şehirler, farklı mekanlar arasında mukayese yapabilme imkânı bulduğum gibi hem de memleketimizle Avrupa, hatta kısmen…

Okumaya devam edin Şehirlerimiz, Meskenlerimiz ve Medeniyetimiz

Mekân: Varoluşun Diğer Adı

İnsanın mekânla olan ilişkisi insanın varlık serüveni kadar eskidir. Dolayısıyla varlık tecrübemiz bizim mekânla ilişkimizin de başlangıcıdır. Yaratan, bizi bir “mekânda” yaratmıştır. İnsanın hem varlığı hem de varlık hakkındaki bilgisi mekân düşüncesi olmadan düşünülemez Mülayim Sadık Kul Mekân kelimesi ile birlikte aklıma ilk gelen, kelâm-ı kibar Arapların meşhur “şerefu’l-mekân bilmekîn” atasözüdür. Bir mekânın kıymetini, insanla yaratıcısı arasındaki bağla ilişkilendirerek kuran, bundan daha veciz bir söz var mıdır bilemiyorum. Bu deyim, taşı toprağından öte, bir mekânı şereflendiren asıl unsurun, o mekâna varlık verenle orayı kendine mesken tutan şahıslar olduğunu ifade eder. Elbette bu yaklaşım asla mekânın varlık değerini alçaltacak bir tespit değildir. Zira mekân kendi varlığıyla…

Okumaya devam edin Mekân: Varoluşun Diğer Adı

Bir Medeniyet Projesi Olarak İrfan Şehirleri / Hikmetli Şehir

İslami hayatın temelleri olan tevhid, adalet, hakka hukuka riayet, hayatın her alanında olduğu gibi mekân ve şehir tasarımında da temel değerler olarak hayatımızı yönlendirir, kuşatır. Selahaddin SEMİZ Uzm. Dr. Modern Çağın Şehir Anlayışı Tükendi İnsan-Mekân-Şehir-Medeniyet ilişkisi günümüzde daha çok gündeme gelirken, İslam ve diğer medeniyetler arasındaki en önemli farklardan birisi de şehir ve mekân konusunda yaşanıyor. Bu fark günümüzdeki eski şehir yerleşim alanları ile modern binaların yer aldığı yeni şehir alanları arasındaki geçiş sınırlarında daha belirgin olarak izlenebiliyor. Günümüz yeni şehirleri modern hayatın haz ve hız anlayışına ayak uydurmak için adeta insanı değil de maddeyi ve mekânı yücelten, doğaya ve fıtrata savaş açan, gökyüzüne meydan…

Okumaya devam edin Bir Medeniyet Projesi Olarak İrfan Şehirleri / Hikmetli Şehir

Kızılelma’yı Yurt Edinmek

Kızılelma’yı yalnızca kendiyle aynı soydan, aynı kültürden, aynı dilden yahut aynı dinden insanların birlikteliği olarak görmek hatalıdır. İslam’ın saadet öncülüğü insanlığın tamamı için harekete geçmeyi vazife olarak görür. Şehnaz FINDIK Düşlerimizi, rüyalarımızı, uğruna canımızı ortaya koyduğumuz davamızı, en mahrem sırlarımızı ve nihayetinde hakikati bütünüyle yurt edinmek... Rivayet odur ki Amr bin Âs (r.a), İskenderiye’yi fethettiğinde atından inip hayretle ucu bucağı görünmeyen deryaya koşmuş ve “Tüm cihanın sonuna geldik, fethedecek toprak kalmadı!” demiştir. Deryaların ötesinde daha başka fethedilecek topraklar, zulümden kurtarılacak mazlumlar, gönülleri kazanılacak kırgınlar ve kalpleri tevhid ile buluşturulacak insanlık hiç şüphesiz vardı. Ancak deryanın ötesi görünmüyordu ve görünmeyen diyarların toprağı da mazlumu da kırgını…

Okumaya devam edin Kızılelma’yı Yurt Edinmek

İzlerin Yansıması: Ev, Şehir ve Mekân

Bireylerin mekân düzeyindeki temsili, konutlardır. Dolayısıyla şehirler de toplumları temsil eder. Şehir; boşluk, mekân ve canlılardan meydana gelen heterojen bir kavramdır. Onu oluşturan elementler var oldukça değişmeye devam eden, toplumsal hayatın fiziki temsilidir. Zehra Betül SUNER Mimar Boşluk, kapsayıcı ve uçsuz bucaksızdır; tanımlayabileceğimiz bir niceliği bulunmaz. “Boşluğun tam ortası”, “boşluğun arkası” bir tanım değildir. Boşluğu tanımlayabilmek için bir referans noktasına ihtiyacımız vardır. Boşlukta bir küp düşünelim. Artık bu boşluk, küpün varlığıyla tanımlanabilir hale gelir. Küpün arkası, küpün önü, küpün altı, küpün üstü, küpün içi… Uzaklık, yükseklik, ölçek gibi kavramlar artık anlam kazanır. Böylece boşluk; küpün varlığıyla tanımlanmış, sınırlandırılmış ve özelleştirilmiş olur. Bu özelleşmiş boşluk ise…

Okumaya devam edin İzlerin Yansıması: Ev, Şehir ve Mekân

Kültür ve Estetik: Türk-İslam ve Japon Mimari Anlayışları

Düzensizlik deyince pek çoğumuzun aklına karmaşa ve uyumsuzluk gelir. Ancak Japon estetiğinde doğadaki asimetri, her şeyin yerli yerinde olmasıyla birebir alakalıdır. Aslında bu anlayış aklımıza Merkez Efendi’nin her şeyi olduğu gibi bırakma anekdotunu akıllara getiriyor. Zira, aşırı müdahale ve kusursuzluk gerçekten de sanatı da sanat eserini de yapaylaştırmıyor mu? Sevde ÖZTÜRK İbn Haldun Üni., Sosyoloji Bölümü Doktora Öğrencisi Todaiji Mimari ve mekanı daha geniş bir çerçevede düşündüğümüzde, bizlere teknik anlamının dışında bir şehirde, ülkede ve evrende nasıl yaşayacağımız konusunda fikirler verdiğini görürüz. Her ne kadar somut olarak bir mekandan veya müesseselerden söz açsak da kendimizi çok daha aşkın ve soyut sorular sorarken buluruz. İnşa etmek…

Okumaya devam edin Kültür ve Estetik: Türk-İslam ve Japon Mimari Anlayışları