Kızılelma’yı Yurt Edinmek

Kızılelma’yı yalnızca kendiyle aynı soydan, aynı kültürden, aynı dilden yahut aynı dinden insanların birlikteliği olarak görmek hatalıdır. İslam’ın saadet öncülüğü insanlığın tamamı için harekete geçmeyi vazife olarak görür.

Şehnaz FINDIK

Düşlerimizi, rüyalarımızı, uğruna canımızı ortaya koyduğumuz davamızı, en mahrem sırlarımızı ve nihayetinde hakikati bütünüyle yurt edinmek…

Rivayet odur ki Amr bin Âs (r.a), İskenderiye’yi fethettiğinde atından inip hayretle ucu bucağı görünmeyen deryaya koşmuş ve “Tüm cihanın sonuna geldik, fethedecek toprak kalmadı!” demiştir. Deryaların ötesinde daha başka fethedilecek topraklar, zulümden kurtarılacak mazlumlar, gönülleri kazanılacak kırgınlar ve kalpleri tevhid ile buluşturulacak insanlık hiç şüphesiz vardı. Ancak deryanın ötesi görünmüyordu ve görünmeyen diyarların toprağı da mazlumu da kırgını da olmamalıydı. Kızılelma, tam da bu ufukta gizlenen diyarları, insanlığın bu görünmez hanelerini yurt edinmek demekti. Sancağı devralan milletin kendi deryasından ufka bakarak göremediği ötelere niyet etmesi demekti. Kızılelma, Türk milletiyle buluşan tevhid sancağına verilen sözdü. Bu söz ile bu necib millet, dâr’ul bekâya açılan dünya yurdunu da bulmuş oldu.

Türk milleti olarak yüzlerce yıldır fikir ve gönül dünyamızın oldukça ötesinde bir yeri yurt edindik. Adına “Kızılelma” dediğimiz ve esasında i’lâ-yi kelimetullah’ın yüceltilip yayılması için ortaya koyduğumuz en ulvî gayemizi, zihinlerimizde ve gönüllerimizde yurt edindik. Sığındığımız bu mahrem yurt, Muhammedî niyetlerimizin korunduğu bir liman gibi. Varılacak, gidilecek, fethine mazhar olunacak tüm o muhayyel yerlerin aksine Kızılelma, Muhammedî teslimiyetin içinde kök saldığı bir hakikat yurdudur. Askeri, siyasi yahut milli amaçlarla ulaşılması gereken ebedi bir karargâh gibi anlatılan Kızılelma, hali hazırda içimizde yaşayan, bir müjde gibi kalbimizi kuşatan ve bizi kendisinde yaşatan yurdumuzdur. Kızılelma, birçok milletin kadim inanışlarında ve mitlerinde yaşayan “kendinden olanlarla birleşmek ve cihana hükmetmek” fikrinden bağımsızdır. Türk milletinin Ergenekon’dan başlayan yolculuğunu ve Turan fikrini temellendiren Kızılelma, İslam sancağının devralınması ile Rabbani bir manaya kavuşmuştur. Bu vakitten sonra bir tevhid harekâtı olarak, Türk milletinin aslına rücu etmesinde kaynağı, aracı ve nihai amacı olarak kendini tamamlamıştır.

Kızılelma, Müslümanca bir duruşun sonradan edindiği bir ütopya yahut uzak bir ülkü değildir. O, daha çok insanoğlunun doğduğu andan itibaren fikir, ruh ve gönül dünyasına yerleştirilmiş, zatında var olan bir tevhid aksiyonudur. Müslüman fıtratından kopmayanlara kalpgâh olan İslam, Müminleri insanlığın kalkındırılmasında ulvî bir amaca götüren davetçi, koruyucu ve yaşatıcısı kılmıştır. Artık tevhid ile aksiyon alan Mümin, bereketli diyarları aşan sessiz bir devrimin habercisidir ve Kızılelma’nın bu devrime ev sahipliği yapan yüzlerce kapısı vardır.

Türkiye’nin cumhuriyet devrimlerine kadar nasyonal formattan uzak, imparatorluk müktesebatı içerisinde kendisi için apayrı bir nüans yakalayan cihan hakimiyeti fikri de yine kızılelma yurdundan bir kapıdır. Çünkü i’lâ-yi kelimetullah, dünyanın her yerine götürülmesi gereken esas meseledir ve bu meselenin her bir mahlûkatın mutluluğundan, insanlığın fıtrat üzere daim olmasından, adaletten ve huzur nizamından başka bir gayesi yoktur. Kızılelma, uzaklara hükmeden Belkıs’ın tahtına göz dikmez, onu aşağılamaz, hor görmez ve kendinden ayrı bir yere oturtmaz; bilakis, Kızılelma, Belkıs’a daha hayırlısını getiren, onu sevindiren ve ebedi saadetine köprüler kuran hizmetin ta kendisidir. Nübüvveti insanlığa ulaştırmadaki temel maksat, yaşamda ve ahirette huzurun tam manasıyla tesis edilmesi olduğundan, Kızılelma bir insanlığı kurtarma operasyonu olarak telakki edilebilir. Buradan hareketle Süleyman Peygamberin (a.s) nebevi olan cihan hâkimiyeti ile Efendimiz (s.a.v)’in Yesrib’den bir Medine çıkarması aynı Kızılelma’yı yurt edinmenin bir neticesidir.

O vakit gönül yurdumuzu, Kızılelma’yı, Rahman’dan bir vazife olarak mı addetmeli yoksa Muhammedî olmaklığın bir nişanesi olarak mı görmeli? Mehmed Âkif’in Kızılelma’dan kopmaya başlamış, ye’se düşmesine ramak kalmış bir millete “Âlemde ziyâ kalmasa, halk etmelisin, halk!” dediği yerden Kızılelma, hem bir vazife hem de bir iman nişanesidir. Kapitalist zorbalığın tahakkümü adil ve hayırlı bir nizam için gereken fikrin, iştiyak ve umudun ölmesi ile mümkün olduğundan yurdumuzu diri tutacak her türlü fikir ve aksiyon hem bir vazife hem de bir nişane olacaktır. Âkif’in itirazı ile yurdumuza dönmek, yurdumuzu kurtarmak için atılması gereken ilk kurşundur. Okuduğunu, yazdığını, söylediğini kendisi ve yalnızca kendinden olanlar için değil ve fakat insanlığı bütünüyle bir ümmet gibi kuşatacak bir dava için yapmak, evde olmakla mümkündür. Bundandır ki Şair İsmet Özel“Eve dön! Şarkıya dön! Kalbine dön!” demiştir. Eve dönmek ile telef olmak arasında kalan Müminlerin bugünkü ahvaline inat, içine düştükleri mana yurtsuzluğu dahi eve dönüşün bir habercisidir. Nitekim varacağımız nihai noktanın eve dönüş olduğunu idrak etmek, fetih müjdesini kabzamızda taşımak demektir.

Bir başka pencereden varacağımız nihai noktayı özümüzde taşıyarak onun varmaklığını da teminat altına almış oluruz. Kızılelma, Üstat Sezai Karakoç’un “Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır” dediği yerdedir. Üstad Karakoç, göğsümüzde tıpkı bir tevhid nişanesi gibi kendine yer edinmiş Kızılelma’yı söyleyip durmuştur. İnsanın sürgün edildiği ilk yurdu evvela cennet ise eve dönüş için bileti de tevhid olacaktır. Böylelikle Kızılelma, eve dönüşte gönül yurdunu da ruhunda götürmek gibidir. Dünya hayatında mesken edindiği toprağı zulüm ve gözyaşından arındırmış, nicelerine hane-i saadet sunmuş, yoksulluğu bedende ve fikirde bitirmiş koca bir çınarın gölgesinde soluklanmak gibidir. “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın. Parçalanıp ayrılmayın. Allah’ın üzerinizdeki nimetini düşünün. Hani siz birbirinize düşmanlar idiniz de, O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun (bu) nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle apaçık bildiriyor ki, doğru yola eresiniz.”[1] hitabına, “İşittik ve itaat ettik” demek gibidir. Böylelikle Rabbimizin “Siz, insanlığın (iyiliği) için çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırsınız…”[2] müjdesine mazhar olan Mümin için eve dönüş tam anlamıyla gerçekleşmiştir.

Kızılelma’yı yalnızca kendiyle aynı soydan, aynı kültürden, aynı dilden yahut aynı dinden insanların birlikteliği olarak görmek hatalıdır. İslam’ın saadet öncülüğü insanlığın tamamı için harekete geçmeyi vazife olarak görür. Bu, merhamet ve adaletten şaşmadan Allah’ın ipine sarılan Müminlerin insanlığın saadetini yurt edinmesi meselesidir. Tevhidin insanlığa nakşedilmesinde batıl ve de tek bir tarafın çıkarlarını yücelten her türlü sistemin alt edilmesi, bunlarla her alanda mücadele edilmesi ve nihai olarak insanların iman ve kemalât ile buluşturulması esastır. Kızılelma, “Kalk ve uyar” hitabından müteşekkil, kalkıp yola düşenlerin uyardığı, koruduğu ve rahmetle kuşattığı bir insanlık ülküsüdür.

Yaşamak, yaşatmak ve varmak duasıyla…


[1] Âli İmran Suresi, 103. Ayeti Kerime.

[2] Âli İmran Suresi, 110. Ayeti Kerime.