Bugün genel olarak ev dediğimiz barınma ve yaşama alanına, eski zamanlarda hane denirdi. Hane Farsça bir kelime olup birleşik isimlerin türetilmesinde mühim bir yeri vardır.
Mustafa ÖZEL
Prof. Dr., FSMVÜ İslami İlimler Fak.

Hayatta birçok şey değişir; yazı, resim, yemek, yol, ticaret, ulaşım. Listeyi uzatmaya gerek yok. Bu değişimler, hayatı bazen anlamsızlaştırır bazen de ona anlam katar. Bir kelimenin, bir kavramın ortaya çıkışı bir arka plana, bir tasavvura dayanır. Tasavvursuz hayat düşünülemez. Günlük hayatta bize ehemmiyetsiz gibi görünen ancak derinliğine bakıldığında hemen fark edilen çeşitli kelimeler, kavramlar vardır.
Şehir’e kent demek, sadece bir ifade değildir. Bilenler bilir, bugün fırından aldığımız ekmeğe, ekmeklerin evlerde yapıldığı dönemlerde şehir ekmeği denirdi. Buna, kent ekmeği diyemezsiniz. Deseniz anlamsız, ucube bir şey olur. Misafirliğin etkin ve yaygın olduğu zamanlarda, sizi, evinizi şereflendiren insanlara ikram ettiğiniz şekere, misafir şekeri, eline döktüğünüz kolonyaya, misafir kolonyası denirdi. Misafiri hayatımızdan kavlen ve fi’len çıkarmış durumdayız. Konuk, misafirin yerini aldı. Ama misafir şekeri, konuk şekeri olmadı; misafir kolonyası da konuk kolonyası olmadı. İhdas edilen kelime ve kavramlar, asla eskisinin yerini tutamıyor. Çünkü o eskilerin ardında devasa bir zihin dünyası var.
İnsan ve toplum hayatında mühim bir yer tutan barınmayla ilgili kelimeler de böyledir. Bugün genel olarak ev dediğimiz barınma ve yaşama alanına, eski zamanlarda hane denirdi. Hane Farsça bir kelime olup birleşik isimlerin türetilmesinde mühim bir yeri vardır. Kıraathaneden postahaneye, basmahaneden şişhaneye, abdesthaneden meyhaneye, mevlevihaneden batakhaneye kadar birçok isim böyle türetilmiştir. Hanenin yanı sıra Arapça kökenli bir kelime daha vardır: Mesken.
Mesken kelimesinin kökü, se-ke-ne (سَكَنَ) fiilidir. Bu fiilden türeyen Türkçemizde sâkin, iskân, sükûnet, teskin, meskûn gibi kelimeler de vardır. Söz konusu fiilin, iki temel anlamı vardır. Biri “huzur bulmak, kendini rahat hissetmek” diğeri “bir yerde yaşamak, oturmak, ikamet etmek”tir. Mesken, dilimizde daha çok ikinci anlamıyla kullanılmaktadır. “Yaşanılan yer” demektir kısacası. Bununla birlikte kelimede Arapçadaki ilk mana da mündemiçtir. Yaşanılan yer, yani ev, hane meskendir; meskendir, çünkü o yaşanılan yerde huzur bulunulur, onun içinde yaşayanlar kendilerini rahat hissederler. Çünkü mesken, emniyetli yerdir, tehlikeden uzaktır.
Ülkemizde yıllardır süregelen kadim kelimelerimizin sadeleştirilmesi gayretkeşliğinin sonucu olarak bugün daha dar, daha sathi manalara sahip kelimelerle derdimizi anlatmaya, hayatı ve olayları kavramaya, anlamlandırmaya çalışıyoruz. Konut’a dönüşen mesken, bunlardan biridir. Konmak kelimesi, temelde yerleşmeyi ifade etmektedir. TDK konmak için, sırasıyla şu anlamları vermektedir: Kuş, kelebek, uçak, toz vb. bir yere inmek; yolculukta geceyi geçirmek için bir yerde kalmak, konuk olmak, kısa bir süre için bir yere yerleşmek, bir yeri yurt edinmek. Kubbealtı’nın verdiği manalar ise şöyledir: Uçmasına son verip bir yerde durmak, yolculuk sırasında bir yerde konaklamak, geceyi geçirmek, yurt edinmek, yerleşmek, misafir olmak.
Konmak’tan türetilen konut sözcüğü, bana hep iğreti, itici, soğuk gelmiştir. Bunu, dil konusunda çok da muhafazakâr olmayan biri olarak söylüyorum. Konmak uçmakla da alakalı olduğu için konut bana geçiciliği, uçuculuğu (buradaki uçuculuk, buharlaşma manasında) çağrıştırmaktadır.
Başka sözlüklere de bakılabilir söz konusu kelimenin anlamı için. Neticede pek farklı bir sonuç çıkacağını sanmıyorum. Mesken’in içerdiği “huzur bulmak, kendini rahat hissetmek” manalarıyla karşılaşma imkânımız yok maalesef. Bir dilin zenginliği, o dilde kullanılan kelimeler arasındaki nüanslardadır. Birbirine yakınmış gibi görünen ancak yakından ve derinden bakıldığında aradaki farkın, farkların görüldüğü nice kelimemiz bugün tedavülden kalkmış durumdadır.
Mesken’in konutlaştığı bir dünyada insanlar huzur bulamamaktadır. Modern zamanlarda herkes konar göçer (bunu, konargöçer şeklinde de yazabiliriz, konar ve göçer arasındaki boşluğu kaldırarak hem yazımı hem anlamı hızlandırmış oluruz, çağa yakışan da budur!) olmuş durumdadır. Hiç birimizin rahatı, huzuru, emniyeti yok artık.
Değişen, keşke sadece kelimelerin lafzı olsaydı! Kaybolan anlam, ruh, kimlik ve derinliktir. Bakalım şu ihtiyar dünya, anlamsız, ruhsuz, kimliksiz ve derinliksiz insanları üzerinde daha ne kadar taşıyabilecek?!
