Merâgî’ye Göre Mûsikî, Allah’ın Varlığının Bir Delilidir

Merâgî, uçsuz bucaksız bir coğrafyanın, pek çok medeniyetin gelip geçtiği bir “medeniyetler kalıntısı”nın üzerinde yaşamış ve yetişmiş bir mûsikî nazariyatçısı ve bestecidir. Yalçın ÇETİNKAYA Prof. Dr., İTÜ Türk Mûsikîsi Devlet Konservatuarı Müzikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Çizgi: Hasan Aycın Sultan Ahmet Celayir, Timur ve Şahruh'un saraylarında hükümdarın çok yakınında bulunmuş olan Hâfız “Hâce” Abdülkâdir Merâgî (İbnu’l-Gaybî), dokuzuncu yüzyıldan yani Halîfe Me’mun döneminde kurulan Beytu’l-Hikme’den itibaren oluşmaya başlayan İslâm medeniyeti mûsikî düşüncesi ve mûsikî birikiminin, on dördüncü yüzyılın ikinci yarısı-on beşinci yüzyılın yaklaşık ilk çeyreği arasında ortaya çıkardığı bir şahsiyettir ve bu birikim, tıpkı İslâm düşüncesini meydana getiren esas ve çevre ile kadîm düşünceler gibi, kadîm bir…

Okumaya devam edin Merâgî’ye Göre Mûsikî, Allah’ın Varlığının Bir Delilidir

Beyaz Ayı ve Kızıl Ejder Arasında Türkistan

Hem Beyaz Ayı’nın bileğini bükecek hem de Kızıl Ejder’in kanadını kıracak mukavemet, Türk Devletleri Teşkilatı’nın gerçekçi, dinamik ve kardeşlik ülküsüne dayanan bir güç olarak ortaya çıkmasında saklı. Şehnaz FINDIK Rus devlet geleneğinin ve Rus büyük güç stratejisinin mimarlarından Çar I. (Deli) Petro, 1682 yılında tahta çıktığında Rus devletini Avrupalı devletlerin seviyesine çıkaracak büyük adımlar atmakta kararlıydı. Petro, Avrupalı devletlerin iktisadi ve siyasi kalkınmalarının Rus devleti için olası sakıncalarını analiz ederek bu devletlerin zaaflarına yöneldi. Böylelikle kafasındaki evrensel idea bir çeşit “büyük güç stratejisi”ne dönüşürken temelinde “yayılmacılık” fikrinin ağır bastığı, dünyanın en büyük imparatorluğunu da kurmuş olacaktı. Fakat Türkistan coğrafyasında ve Türk nüfusunun baskın olduğu bölgelerde…

Okumaya devam edin Beyaz Ayı ve Kızıl Ejder Arasında Türkistan

Taşkent’teki Kadim Bir Çile-(Rasat)-Hâne

Çilehâneler genellikle bir dervişin içinde tek başına namaz kılabileceği boyutlarda, halvete girenin dikkatini dış dünyaya dair birtakım ayrıntılarla dağıtmasına imkân tanımayan, tercihen karanlık bir hücre olarak tanımlanır Bahadır MUSAMETOV Dr., Bağımsız Araştırmacı Şeyh Zeynüddin türbesi (sağda) ve Çilehâne (solda) (Taşkent)Kaynak: https://uz.fergana.agency/articles/113434/ İslam mimarisi tarihinde henüz yeterince araştırılmayan bir konu teşkil eden çilehâneler (halvethâneler), sûfîlerin, nefislerini terbiye etmek ve seyrüsülûklerinde mesafe almak amacıyla ibadet ve tefekküre daldıkları, mânevî lezzetleri tatmalarına imkân tanıyan halvet (çile) dönemleri süresince kullandıkları mekânlardır. Çilehâneler genellikle bir dervişin içinde tek başına namaz kılabileceği boyutlarda, halvete girenin dikkatini dış dünyaya dair birtakım ayrıntılarla dağıtmasına imkân tanımayan, tercihen karanlık bir hücre olarak tanımlanır.[1] Ancak diğer amaçlar…

Okumaya devam edin Taşkent’teki Kadim Bir Çile-(Rasat)-Hâne

Turizmin Esaretinde İnanç Göstergeleri

Timur’un kabrini ziyaret ettiğimizde “bir türbeye o halde gelinmemeli” dediğimiz kılık kıyafetin bizi karşılaması, kabirde yatana rahmet okumaktan ziyade sadece tarihi bir şahsiyet olduğu için fotoğraf açısı yakalamaya uğraşılması ve daha nice buna benzer tavırlar ziyaretimizin verimini menfi anlamda etkilemiştir. Zübeyir ŞEKERCİ Fotoğraf: Zübeyir Şekerci Uzun süre önce bir hedef bilinciyle hareket edip, bu süre zarfında hem yazılı hem de görsel anlamda hazırlık yaptığım Özbekistan’a nihayet adım atmıştım. Evvelinden malumat sahibi olduğum için gördüklerime şaşırmamam gerekirdi belki de. Ancak hazırlanırken gördüklerimin de ötesinde birkaç meseleden müteşekkil arızi durumlarla karşılaşmıştım. Bunların en çok önem arz edenlerinden birisi, takdir edersiniz ki turizm meselesiydi. Turizm ise günümüzde daha…

Okumaya devam edin Turizmin Esaretinde İnanç Göstergeleri

Orta Asya Kitaplığı

Orta Asya, Türk milletinin yurdu, gönül sofrası ve özüdür. Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan, Moğolistan’ı da içine alan ve kimi tarihçilere göre Çin’den başlayıp Afganistan’a kadar uzanan coğrafyanın tamamı Orta Asya’dır. Biz de İnsicam dergisi olarak, siz değerli okurlarımız için Orta Asya devletlerinin dili, dini, kültürü, tarihi, sosyolojisi ve daha birçok unsurunu kaleme alan; bu coğrafyadaki etnik yahut siyasal varlığı inceleyen önemli eserlerden birkaçını tanıtmak istedik. Buyurunuz. İNSİCAM 1. Rusya'nın Ruhu Turhan Dilmaç (Ötüken Neşriyat, 2022, 288 syf.) Dilmaç bu eserinde Rusya’nın tarihsel süreçte şahit olduğu işgal girişimlerinin sonucu olarak bir paradoks oluşturacak şekilde savunmacı/yayılmacı bir kimliğe sahip olduğunu ortaya koyuyor. Rusya’nın bu kimliği ile tarihsel…

Okumaya devam edin Orta Asya Kitaplığı

Meryem Güney ile Katı’ Sanatı Üzerine

1965 yılında İstanbul'da doğan Meryem Güney hattat Hasan Çelebi den Rik'a ve Nesih meşk etmiş, TBMM Milli Saraylar Daire Başkanlığı, Türk İslam Sanatları Merkezi Katı' Atölyesi'nde Dürdane Ünver ve Müjgan Başköylü hocalardan Katı' icazet ve sertifikasını almıştır. Birçok özel koleksiyonda eseri bulunan Güney, aynı zamanda Kültür Bakanlığı sanatçısı olup, evli ve dört çocuk annesidir. İnsicam dergisi olarak Meryem Güney ile Katı’ sanatının incelikleri, uygulanışı, tarihi ve Türkistan’dan Anadolu coğrafyasına uzanan serüvenini sizler için konuştuk. İstifadenize. İNSİCAM Kıymetli Hocam, nedir katı’ ? Nereden gelmiştir gönül soframıza? Katı’, medeniyetimizin önemli bir parçası olan kitaplarımızı süsleme sanatlarından birisidir. Türk İslam Sanatları içinde önemli ve etkileyici bir yere sahiptir.…

Okumaya devam edin Meryem Güney ile Katı’ Sanatı Üzerine

Uzağa Fırlatılmış Baba Duygusu

Babası Niyazi Bey zeki bir adam. Zeki ve dindar. Fransızca ve Farsça bilen, Arapça anlayan, şiirler yazan, divan şiirine hâkim, hafızasının duvarlarında ezberlediği şiirler yankılanan bir adam. Aynı zamanda tarikat ehli. Sadık bir mürit. Mustafa AYDOĞAN Cahit Zarifoğlu’nun babası ile ilişkisi biraz acıklıdır, hüzünlüdür, tuhaftır. Babasına karşı duygusu uzağa fırlatılmış bir duygu olarak mevcudiyetini korur. Öfke kozasının içinde yaşayan, kimi zaman nefessizlikten ölmeye duran bir mevcudiyet… Babasının vefat ettiği 1978 yılının 1 Şubat’ında günlüğüne düştüğü cümleleri dikkatli okumakta fayda var. “Babam vefat etti” der birinci cümlede ve ikinci cümlede şunları yazar, “yıllar önce.” İki cümlelik günlüğün ikinci cümlesi düşündürücüdür. İster istemez akla şu sorular geliyor:…

Okumaya devam edin Uzağa Fırlatılmış Baba Duygusu

Havf, Recâ ve Yakarış: Cahit Zarifoğlu

Yüreğine yerleşen o “şey” yükseldikçe başı öne eğilmiş, ama gözleri hep yukarı bakmıştır: Yardımı da bağışlanmayı da hep O’ndan dilemiştir. Selinay KELEŞ Her şey zıttıyla kâimdir. Kâinatın kusursuz düzeni de bu sebeptendir belki de: Zıtlıklara rağmen uyum içinde olmak. Necip Fazıl’ın da dediği gibi “bütün zıtlar hem kavgada hem barışta”dır. Gündüzü gece olmadan, iyiliği kötülük olmadan ya da sıhhati hastalık olmadan anlamamız zordur. Bu zıtlıklar arasındaki deverânımızdır yaşamak öyküsü. Aynı zamanda zıtlıklar arasındaki bu koşuşturma evrenin ve yaşamanın bir kuralıdır da. Sabitlik, eşyaya mahsustur; insan ise “canlı” olandır. Biz insanlara düşen ise, kâinata yerleştirilmiş zıtlıklardaki sırları ve hikmetleri keşfetmeye çalışmaktır. Böyle baktığımızda “Yaşamak” adlı kitabına…

Okumaya devam edin Havf, Recâ ve Yakarış: Cahit Zarifoğlu

Cahit Zarifoğlu*

Mermer mezarlar arasından geçerek Cahit Zarifoğlu’nun kabrine varıyoruz. Mütevazı bir taş. Üzerinde “A. Cahit Zarifoğlu, 1940-1987 – Ruhuna Fatiha” yazıyor sadece. Mustafa KUTLU *Mustafa Kutlu, Boğaziçi, İstanbul Gezi Yazıları –III- 1992-93, İstanbul: Dergâh Yayınları, 2022, syf. 302-308. Yazı, “Küplüce’nin Trajik Güzelliği” başlığını taşıyan bölümden alınmış olup başlık tarafımızdan konulmuştur. Çengelköy-Havuzbaşı'ndan, Yalı boyu caddesini tutarak Beylerbeyi'ne kadar yürüdüm. Beylerbeyi Camii'nin kim bilir ne zamandan beri açılmayan arka kapısı üzerinde güvercinler. Sonra Küplüce'ye çıkan Beylerbeyi-Çamlıca Caddesi. Yokuşa doğru vurup giden dar, eski, gölgeli bir yol. Cahit Zarifoğlu'nun kabri yukarıda. Küplüce Mezarlığı'nda. Buraya kadar gelmişken onu ziyaret etmeden geçemeyiz. ... Nihayet yokuş bitiyor... Yeni evler, apartmanlar, Küplüce'deyim artık.…

Okumaya devam edin Cahit Zarifoğlu*

Gazâlî Öncesi Tasavvuf

Gönül tecrübesini ifade etmekten aciz kalan sûfîler bu problemi temsili bir dil kullanarak aşmaya çalışmışlardır.     Mülayim Sadık Kul Gazâlî’nin tasavvufu sadece İslamî ilimlerden biri olarak görmekle kalmayıp aynı zamanda her mümin için farz-ı ayn mertebesinde bir hâl ve bilgi olarak nitelediği bilinmektedir.  Bunun nedenlerini ve dayanaklarını önceki yazılarımızda kısmen de olsa ele almaya çalıştık. Bu denememizde ise ağırlıklı olarak tasavvufun menşei ve tarihi gelişimini genel hatlarıyla mercek altına almak niyetindeyiz. İmam Gazâlî’nin 450/1058’de Horasan bölgesinin önemli ilim, sanat ve kültür merkezlerinden Tus’ta dünyaya gözlerini açtığını biliyoruz. Eğitimi için önce Cürcan’a ve daha sonra ölümüne kadar yanından ayrılmadığı hocası İmam-ı Harameyn lakaplı Abdülmelik el-Cüveynî’nin yanına Nişabur’a…

Okumaya devam edin Gazâlî Öncesi Tasavvuf