Tarikat Üzerine Kısa Bir Bahis

Geçtiğimiz 23 Haziran gecesinde vefatı ile müridanını hüzne boğan Mahmut Ustaosmanoğlu Hocaefendi’nin cenaze namazına iştirak eden milyonlarca Müslüman’ın ehli tarik olsun yahut olmasın seccadesini koltuğunun altına alıp Fatih Camii’ne koşması bambaşka... Yavuz Addâs Bugün Türkiye’de maslahat gereği ahaliye iyiliğin ve güzelliğin, şeriat ve takvanın her yönden tebliğ edilmesi ve toplumun da buna yönelik ihtiyaçlarının tespit edilmesi işini kimler yapıyor? Ehlü’l Hâl ve’l Akd dediğimiz devletin ve devlet adamlarının da üzerinde bir ulema heyeti var mı? Peki, avamın İslami hassasiyet ve ilmini artıracak hem apolitik hem de kapsayıcı bir cemiyet var mı? Ya devletin resmi ideolojisi içerisinde hareket etmeyen, hem geleneksel hem de çağdaş normları denetleyen…

Okumaya devam edin Tarikat Üzerine Kısa Bir Bahis

Kitle Toplumu ve Toplumsal Dönüşüm

Kitle toplumu, sanayileşme sürecinde ortaya çıkan şehirlerde bir arada yaşayan, üretim için Weber’in “demirkafes” olarak adlandırdığı çalışma döngüsü içinde sisteme dahil olan bir topluluğu çağrıştırmaktadır. Sevde ÖZTÜRK Doktora Öğrencisi, İbn Haldun Üni. Sosyoloji Bölümü Bugün birçoğumuz, teknolojinin içinde yaşadığımız toplumu ve gündelik alışkanlıklarımızı hangi yönde değiştirdiğini deneyimliyoruz. Bu durumun bireyler ve toplumu ne anlamda dönüştürdüğünü, en çok da toplumsal değerlerimize etkisini tartışıyoruz. Bazen sadece çılgın bir kalabalık olarak gördüğümüz kitlelerin, çeşitli teknolojik araçlarla önemli derecede büyük etkilere sahip olduğunu gördükçe şaşırıyoruz. İçinde bulunduğumuz topluma yönlendirilen eleştiriler, kitle ve tüketim toplumu olarak adlandırılan günümüz toplumunun temellerine inmeyi elzem kılıyor. Günümüz toplumunun, örgütlenmesinden düşünme biçimini ve hatta…

Okumaya devam edin Kitle Toplumu ve Toplumsal Dönüşüm

Temsil mi Misal mi?

Temsil de misal ile aynı kökten gelen bir kelimedir. Temsil, bir kimse ya da topluluk adına davranma; bir şeyi belirgin özellikleri ile yansıtma anlamlarına gelirken misal ise bir, benzer, eş gibi anlamlara gelmektedir. Misal daha çok söyleme malzeme iken temsil ise daha çok amele taalluk ediyor, denilebilir. Mustafa ESER  “Temessül etmediğin (özümsemediğin) bir değerin temsiline (örnekliğine) soyunma; çünkü bu hâl seni hem riyâkâr kılar hem de maskara yapar... Sözle savunduğun ama hâlle temsil etmediğin değeri de insanlar nezdinde itibârsızlaştırır.”         İhsan Fazlıoğlu Bir meseleyi misalsiz aktarabilmek, o meselenin ne’liğine dair uzunca bir mesai harcandığının delilidir. Kanaatimizce misal vermek, meselenin anlaşılmasına katkı sağlıyor gibi görünse de…

Okumaya devam edin Temsil mi Misal mi?

Zurnada Peşrev Olmaz mı?

Sonra bir de bakıyorsunuz ki sermaye tükenmiş, mevsim sonbahar olmuş, yokuş-düz derken ömür yolu bitmiş. Derviş Çelebi Malum, “Zurnada peşrev olmaz” deyu bir atasözümüz var. Akabinde “Ne çıkarsa bahtına” diye devam edebilirsiniz. Yanlış anlaşılmasın, Farsça ile bir husumetim yok, lakin peşrev sözünden mülhem bu sözün bir Egeli’den zuhur etmediği de aşikâr olsa gerek. Bu saatten sonra memleket milliyetçiliği yapacak halim yok, kaldı ki Karadenizliler o bahiste hepimize nal toplatır, ben haddimi bilirim. Ama zurnanın itibarını yere düşürmemek için müsaadenizle bu minvalde birkaç kelam etmek isterim. Peşrev kelimesinin sözlük anlamına baktım. “Peş” (ön, öncü, önden), “rev” (giden, yürüyen) kelimelerinin birleşiminden oluşan “önden giden, öncü” anlamına geliyor.…

Okumaya devam edin Zurnada Peşrev Olmaz mı?

Kırk Kandil -15-

Ebu Seleme Abdullah b. Abdilesed: Hz. Peygamber’in Süt Kardeşi Hz. Peygamber Muhacirlerle Ensar arasında ahdi kardeşlik yaptığı sırada Ebu Seleme ile Sa’d b. Hayseme arasında kardeşlik tesis etti. Muhacirlere ev arsaları verirken ona da Abdulaziz ez-Zühri oğulları mahallesinde, evinin arsasını tahsis etti. Rıza SAVAŞ Prof. Dr., Dokuz Eylül Üni. İlahiyat Fak. Emekli Öğretim Üyesi Ebu Seleme, Abdullah b. Abdilesed el-Mahzumi,[1] Hz. Peygamber’in süt kardeşidir. Çünkü Ebu Leheb’in cariyesi Süveybe çocukken hem Hz. Peygamber’i ve hem de Ebu Seleme’yi emzirmiştir. Aynı zamanda Ebu Seleme Hz. Peygamber’in halası Berra bint Abdilmuttalib’in oğludur. Ebu Seleme’nin eşi Ümmü Seleme ile beraber ilk Müslümanlardan olduğu kaynaklar tarafından belirtilmektedir. Şecerede de…

Okumaya devam edin Kırk Kandil -15-

İnci Mercan Gerdanlığı -14-

Abdullah ibn Ömer (R.A.) Abdullah b. Ömer (r.a) hayatını özellikle ilme hasretmiştir. Kız kardeşi Hafsa'nın (r.ah.) Hz. Peygamber’in (s.a.v) hanımlarından biri olması onun Ehl-i Beyt’e yakınlaşmasına fırsat vermiştir. Bu sebeple Rasulullah'ın (s.a.v), birçok sahabinin görüp duyma imkanını bulamadığı davranış ve sözlerini rivayet etme imkânı bulmuştur. Ahmet POÇANOĞLU Emekli Konya İl Müftüsü       Abdullah ibn-i Ömer ibn’ül Hattab ibn-i Nüfeyl ibn-i Addüluzza ibn-i Riyah ibn-i Abdillah ibn-i Kurd ibn-i Rezah ibn-i Adiy İbn-i Ka’b ibn-i Lüey ibn-i Galib ibn-i Fihr ibn-iMalik ibn-i Nadr ibn-i Kinane ibn- Huzeyme ibn-i Müdrike ibn-i İlyas ibn- Mudar ibn-i Nizar inbni Ma’d ibn-i Adnan Ebu Abdurrahman El Mekki sonra Medeni radıyallahü…

Okumaya devam edin İnci Mercan Gerdanlığı -14-

Selçuklu Kartalı

Bir dev derin uykularından kalkıp esneyerek Çin Seddi’nden Adriyatik Denizi’ne, Kazan’dan Yemen’e kadar uzanan geniş bir coğrafyada uyanıyor. Bir millet, bir ümmet ayağa kalkmaya hazırlanıyor. Arif ALTUNBAŞ Tanrı Dağları beyazlara bürünmüş, ak saçlı, aksakallı, ak sarıklı bir Alperen gibi bütün heybetiyle dimdik karşımda duruyor.Alacakaranlığın arasından sessizce şafak sökerken, bütün zirvelerde milyonlarca yıllık tarihe şahitlik yapmış dağların zirvelerindeki masal perilerileriyle birlikte Manas Ata’nın ulusunu buradan kuşbakışı seyrettiğini görür gibi oluyorum. Dağların doruklarından kopup gelen sert rüzgârlar, tepelerden, vadilerden aşarak Kırgızistan’ın, Kazakistan’ın, Özbekistan’ın ve Asya bozkırlarının saçlarını tarayıp Hazar Denizi’nin sahillerindeki dağlar gibi köpüren dalgalarla kucaklaşıyor. Oradan da Hazar’ın karşı yakasındaki Kafkaslara uzanıyor. Bembeyaz karlarla bürünmüş bozkırlarda,…

Okumaya devam edin Selçuklu Kartalı

Atalar Diyarı Orta Asya

İslam düşmanlarının hile ve desiseleri elbette devam edecektir. Hâlbuki bize düşen aramızda tefrikaya düşmemek ve buna neden olan her ne olursa onu terk etmektir. Mucahid YILDIZ İnsanın soyunu araştırıp nereden geldiğini bilmesi, ırkçılık olarak görülmemelidir. Irkı ve soyu ile övünmeye başlarsa işte o zaman meşruiyetini kaybetmiş olur. İslam'da ırkçılığa her ne surette olursa olsun asla yer yoktur. İnsanlar ve cinler, kâinatın aklını kullanarak tekâmül edebilen tek mahluklardır ve Cenâb-ı Hak her ikisini de ancak kendisine kulluk etsinler diye yaratmıştır. İnsanları kavimlere ayırmasının tek sebebi, birbirleriyle tanışsınlar diyedir. Irklarıyla, kavimleriyle, övünüp üstünlük taslasınlar diye değil. Üstünlük ancak takvadadır. Şimdi bu önemli kaidelerin ışığında biz Türklerin büyük…

Okumaya devam edin Atalar Diyarı Orta Asya

Orta Asya’da Tasavvuf

Mevlânâ Celâleddin Rûmî’ye nisbet edilen ve: “Yine gel, yine gel, ne olursan ol, yine gel” diye başlayan meşhur rubâî de aslında Mevlânâ’dan iki asır önce yaşayan Ebû Sa‘îd-i Ebü’l-Hayr’ın şiirleri arasında yer almaktadır.    Necdet TOSUN Prof. Dr., Marmara Üni. İlahiyat Fak. "Hacegan Silsilesi Nakşibendiyye", Kaynak: divanihikmet.net Orta Asya’da İslâmiyet’in yayılmaya başlamasıyla birlikte, hicrî II. (mîlâdî VIII.) asırdan itibaren bölgede zâhid ve sûfîler de görülmeye başlamıştır. Orta Asya’nın ilk dönem sûfîlerinden bazıları şunlardır: Abdullah b. Mubârek, Ebû Turâb Nahşebî, Hakîm Tirmizî, Ebû Bekir Kelâbâzî ve Ebû Saîd-i Ebu’l-Hayr. Önceleri küçük tasavvufî grupların bulunduğu Orta Asya’da hicrî VI. (XII.) asırdan sonra köklü tarikatlar oluşmuştur. Bunların en…

Okumaya devam edin Orta Asya’da Tasavvuf

Cemâl Tâliblerine Yesevîce Hikmetler

Kuşeyrî, eserinin önsözünde Allah’ın, onların kalplerini sırlarının madeni yaptığını ve onları ümmet arasından nurlarının kandilleri olarak seçtiğini açıklamıştır. Mustafa ÖZSARAY Dr., FSMVÜ İslami İlimler Fak. Allah dostlarının hikmetli sözleri inci gibidir. Hak yolunun yolcularına düşen, bunlardan kendine uygun gerdanlıklar dizmektir. Tabii ki sûfîlerin hikmetli sözlerini anlamak için akl-ı selim, kalb-i selim ve edep gerekir. Amelini ve kendini beğenenlerin onların sözlerini anlamaları imkânsızdır. Bilindiği üzere âdâb-ı muâşerette kapı, nezaket ve muhabbetle çalana açılır. Nefret ve kibirle kapı çalan içeri alınmaz. Bunun için Allah dostlarının sözlerini anlamak için de önce insaf, edep, sevgi ve gayret gerekir. Kulaktan duyma, eksik, yanlış veya yakıştırma sözlere itibar ederek, eserleri okunmadan…

Okumaya devam edin Cemâl Tâliblerine Yesevîce Hikmetler