Cahit Zarifoğlu*

Mermer mezarlar arasından geçerek Cahit Zarifoğlu’nun kabrine varıyoruz. Mütevazı bir taş. Üzerinde “A. Cahit Zarifoğlu, 1940-1987 – Ruhuna Fatiha” yazıyor sadece.

Mustafa KUTLU

*Mustafa Kutlu, Boğaziçi, İstanbul Gezi Yazıları –III- 1992-93, İstanbul: Dergâh Yayınları, 2022, syf. 302-308. Yazı, “Küplüce’nin Trajik Güzelliği” başlığını taşıyan bölümden alınmış olup başlık tarafımızdan konulmuştur.

Çengelköy-Havuzbaşı’ndan, Yalı boyu caddesini tutarak Beylerbeyi’ne kadar yürüdüm. Beylerbeyi Camii’nin kim bilir ne zamandan beri açılmayan arka kapısı üzerinde güvercinler. Sonra Küplüce’ye çıkan Beylerbeyi-Çamlıca Caddesi. Yokuşa doğru vurup giden dar, eski, gölgeli bir yol. Cahit Zarifoğlu‘nun kabri yukarıda. Küplüce Mezarlığı’nda. Buraya kadar gelmişken onu ziyaret etmeden geçemeyiz.

Nihayet yokuş bitiyor…

Yeni evler, apartmanlar, Küplüce’deyim artık. Hava temiz, her yandan bahar ve çiçek kokuları geliyor.

Yorulmuşum, hemen bir kahve bulup terimi kurutmalıyım.

Cahit’in cenazesi de böyle güneşli bir günde Küplüce Camii’ne getirilmişti. Kahveden çıkınca camiye doğru ağır ağır gidiyorum. Küplüce eski hüviyetinden soyunmuş. Evleri, dükkânları, ahalisi ile tipik bir yeni İstanbul semti olmuş.

Küplüce Camii‘ni görmelisiniz.

….

Namazdan sonra cami imamı Ömer Menekşe ile tanışıyoruz bu gayretli genç arkadaşım meğerse Kemahlı değil miymiş? Hemşehri çıktık böylece, ilahiyat fakültesinde lisansını tamamlamış ve doktora yapmaya niyetli.

Tanışmamıza orada tesadüf ettiğimiz Ahmet Minder vesile oldu.

Ömer’e mezarlığı dolaşacağımı, Cahit’in kabrini ziyaret edeceğimi söylüyorum. Memnuniyetle bana katılıyor ve yol gösteriyor.

Kuş ve böcek sesleri arasında, çiçek açmış erik ağaçlarının estirdiği mis kokulu rüzgâra açık bu cami ve bu caminin bulunduğu tepe İstanbul’un en güzel köşelerinden biri. Oradan ağır ağır aşağıya, mezarlığa doğru iniyoruz ve ben hayatın bu cıvıl-cıvıl noktasında, ölümü niçin bu kadar munis buluyorum acaba? Galiba bizim mezarlıklarımız ölümün trajik tarafını yok ediyor.

Papatyalar ve mezar taşlar

Küplüce Camii’nden aşağıya, mezarlığa doğru iniyoruz. Sol tarafta Talu ailesinin geniş arazisi. Yüksek bahçe duvarları yenileniyor, bahçe içinde ahşap bir köşk yükseliyor, yüzme havuzları falan, anlaşılan burası tam bir malikâne olacak.

Sağ yanımız mezarlık.

Duvar diplerinde papatyalar.

Henüz havalar serin sayılır, bu sebeple güneşi en fazla alan güney cephelerde açıvermişler. Birkaç güne kalmaz bunlar bütün mezarlığı kaplar. Onları seviyorum. Mezarlara getirip bırakılan, satın alınmış çiçeklerden daha güzel ve vefalılar.

Mezarlıkta çalışan bir işçi -galiba duvara yakın bir yerde- genişçe bir mezar açıyor. Açtığı toprağın üzerinde öğle namazına durmuş. Çok dokundu bu manzara bana. Adam sanki kendi cenaze namazını kılıyormuş gibi geldi. O bizden habersiz. Yeni kazdığı topraktan buhar yükseliyor. Secdeye alnını koyduğu yerde bir mendil. O kadar. Toprak ona yakın, o toprağa, kokusu ile mest olmuş.

Mermer mezarlar arasından geçerek Cahit Zarifoğlu’nun kabrine varıyoruz. Mütevazı bir taş. Üzerinde “A. Cahit Zarifoğlu, 1940-1987 – Ruhuna Fatiha” yazıyor sadece. Azgınlaşmış otlar mezarı bir baştan bir başa kaplamış. Varsın kaplasınlar. Kışın sıcak, yazın serin tutsunlar toprağı. Bu sere serpe tabiat, bu kır çiçekleri çok yakışmış bu kabre. Ömer’le birlikte dua ediyoruz. Sonra nedense Cahit’in “Hama” için yazdığı o iki mısra geliyor aklıma:

O sabah ezan sesi gelmedi camimizden

Korktum bütün insanlar, bütün insanlık adına

Cahit’in doğrudan ifadeyi hedef alan bu iki mısrası, aynı konuda yazılmış ve yazılacak kim bilir kaç mısraya bedeldir.

Kendisiyle uzun boylu bir arkadaşlığımız olmadı. İstanbul Radyosu’na tayin edildikten sonra, aynı kurumda görevli Mustafa Ruhi Şirin aracılığı ile zaman zaman buluştuk. Zikri ile fikri şair olduğunu söyleyen bir insanla karşılaşmıştım. Kitaplarımdan biri için telefon açmış, çok duygulandığını belirtmişti. Sanatçılar arasında az rastlanır bir samimiyet örneği göstermişti.

Mezarın kenarlarında yeşile boyanmış demir direkler var. Belki bunlar tellerle birbirine bağlanacak ve böylece bir koruma sağlanacaktır.

Ama şimdilik öylece duruyorlar.

Mezar kazan adam namazını bitirmiş bize bakıyor. Ağır ağır oradan ayrılıyoruz. Bu sefer dilimin ucunda şu mısralar:

Yaşamak bir sokak lambası gibi

Bir gece evden atılmış bir çocuk sanki

Tek bir damla tek bir ses gibi

Aklıma düşüyor.