Hocaefendi Hakkında Ne Söylediler?

Mehmed Zahid Kotku Hocaefendi hakkında bazı kıymetli büyüklerimizin sözlerini sizler için derledik. İstifadenize sunarız.

İNSİCAM

  1. MAHMUD ESAD COŞAN HOCAEFENDİ

“Mehmed Zahid Kotku” isimli eserinde Esad Coşan Hocaefendi, halefi olduğu Hocaefendi Hazretleri hakkında şu kıymetli sözleri sarf ediyor:

“Tatlı tatlı anlatmaya çalışırdı. Uzun giyinirdi. Sakalıyla, her şeyiyle sünnete uygundu. Anadolu şivesiyle konuşurdu, o da halkın hoşuna giderdi. Tabii, lügat parçalamak, çok edebi konuşmak bir soğukluk meydana getirir. Ama halktan bir insan gibi onların telaffuzuyla konuşmak halkın hoşuna gider. Hocamız da kendisi halktan kimse olarak telaffuzunu değiştirmeye kalkışmazdı.”[1]

“Kalbinden geçenleri Allah’ın bildirmesiyle biliyordu. Şahidim, şahadet ederim. Sonra, gelenin sormadan cevabını verirdi. Sonradan itiraf ederdi: ‘Yahu şunu soracaktım. Hocam hiç sormadan cevabını verdi.’  veyahut ‘Kalabalıkta, vaazda, arka tarafta gönlümden şu soruyu geçiriyordum; onun cevabını verdi.’ derdi. Evliyâhullahta bu çok görülür. Allah’ın kullarına bahşettiği hoş hallerden birisidir.”[2]

Esad Coşan Hoca, Mehmed Zahid Kotku Hocaefendi’nin manevi hallerinden şöyle bahsediyor:

“İlahiyat Fakültesi’nde hadisten, tefsirden, fıkıhtan, kelamdan her çeşit kitap bize yağardı. Okurduk, incelerdik. İmtihanlarına girerdik, jürilerde bulunurduk ama Hocamız’ın bazen bir sözü bizi o kadar şaşırtırdı ki ‘Nasıl olmuş da bunu böyle kavrayamamışız?’ derdik. Hocamız cennetmekânın dinde fakih olmaktan, dinin esrarına âşina olmaktan, mânevî bir kaynaktan ulûm-u dîniyeye vâkıf olmaktan doğan bir üstünlüğü vardı.”[3]

2. ERSİN NAZİF GÜRDOĞAN

Öğretim üyesi ve siyasetçi-yazar Ersin Nazif Gürdoğan, “Görünmeyen Üniversite” adlı eserinde Mehmed Zahid Kotku Hocaefendi Hazretleri’nin Türkiye’deki toplumsal meseleler hakkındaki görüşlerini şu kıymetli sözlerle aktarıyor:

“Sohbetlerinde Kotku, toplumlarda, büyük ekonomik ve kültürel çalkantılara yol açan krizlerin kaynağında, doyma bilmeyen açgözlülük olduğunu sürekli vurgulamıştır. Bilgi ve bilgelik kazanmanın uzun ve ince bir yol olduğunu, yolun başı biber gibi acı olsa da sonunun bal gibi tatlı olduğunu, arıların zorlukları kolaylaştıran çalışma düzenini herkesin örnek alması gerektiği durmadan tekrarlamıştır.”[1]

Gürdoğan, Kotku Hocaeefendi hakkında şunları da aktarıyor:

“Necmettin Erbakan ve Sabahattin Zaim ile birlikte Kotku, Anadolu sanayisinin gelişmesinde ve tarımsal üretimin artırılmasında, dönüm noktalarından olan Gümüş Motor’un, teknik birikiminden yararlandığını, Almanya’da Hatz Motor kuruluşunun fabrikalarını görmüş ve kurucularını teşvik etmiştir. Zaim, hayatı boyunca kendisini en çok etkileyen Kotku’yu, bir sanayi kuruluşunun ortaya çıkışıyla birlikte, Türkiye’de ve Amerika’da üniversiteleri, dünyadaki ekonomik, siyasal ve kültürel gelişmeleri ‘Bir Ömür Hikâyesi’ kitabında, ayrıntılı olarak anlatmıştır.”[2]

3. RECAİ KUTAN

Mehmed Zahid Kotku Hazretleri’nin tedrisinden geçen eski bakanlarımızdan Recai Kutan, Dr. Metin Erkaya’nın kaleme aldığı “Anılarla Mehmed Zahid Kotku (RH.A)” isimli eserindeki “Biz Artık Aradığımızı Bulduk” başlıklı hatırasında Hocaefendi’nin nesebi ve mürşid-i kamil olması hakkında şunları söylüyor:

“Bu bir altın zincirdir. Bu zincirin halkalarından birisi de mübarek Hocamız Muhammed Zâhid Kotku Hazretleri’dir. Bir büyük mürşid-i kâmil, bir sàlih insan ve bir Allah dostu… Ataları 1870’li yıllarda Kafkasya’dan gelmişler, Bursa’ya yerleşmişler. Kendilerinin seyyid oldukları, Peygamber SAS Efendimizin ailesinden gelmekte oldukları bildiriliyor.”[1]

4. HALİL NECATİ COŞAN

Kotku Hazretlerinin tedrisinden geçen önemli gönül insanı Halil Necâti Coşan da yine Metin Erkaya’nın söz konusu eserinde yer alan “Evliyâ Nümûnesi” başlıklı hatırasında Hocaefendi’nin ahlâk-ı hamîde ve necîbelerinden birkaçını şöyle sıralıyor:

“Bilindiği gibi hilkati pek güzel ve sevimli olmasına muvâzî olarak, melekleşmiş nezih ruhunun kendi tabiriyle binek atı olan o cesim, iri ve geniş vücuduna gıda olacağına inanılmayacak kadar az yer, az konuşur ve az uyurdu. Halim ve selim, gönlü mezmum sıfatlardan ârî, pâk ve müsamahası deniz gibi çok engin ve hudutsuzdu. Dıştan ve içten gelen ta’riz ve tecâvüzkâr davranış ve muhalefetlerden müteessir olmayan veya olduğunu hissettirmeden muvafık ve muhalifine ikram ve iltifatında değişiklik yapmayan bî-emsâl sabır ve kemal nümûnesi idi.”[1]

5. ALİ ULVİ KURUCU

Türkiye’nin önemli fikir insanlarından yazar, şair ve gönül insanı Ali Ulvi Kurucu’dan nakledilen yine Metin Erkaya’nın aynı eserinde kaleme alınan bir başka hatırada Hocaefendi’nin Efendimiz SAV’e bağlılığı ve ibadetlerindeki hassasiyeti hakkında şu güzel sözler sarf ediliyor:

“Hocaefendi’nin bize en çok tesir eden hali, hayatta sünnetleri ihya etmesi, Peygamber Efendimiz gibi yaşaması, yâni hal ve hareketlerini SAS Efendimize uydurması idi. Sanki Rasûlüllah’ı görüyor da, o nasıl hareket ediyorsa öyle hareket ediyordu. Sonra yüksek tahsil gençliğini, hani kurtlar kapar diye kanadını açıp, onları böyle koruması… Talebelerinin içinden hacca gider bakanlar olurdu, sonra profesörler olurdu. Onların böyle bir ana kuş gibi kanadının altına alır, sonra her sene hacca gelir, ekseriya karadan gelirdi. Haccın sadece bir seyahat değil, günahların affı, duaların kabulü olduğunu söylerdi.”[1]

6. ALİ HAYDAR EFENDİ HAZRETLERİ

Osman N. Çataklı Hoca, “Seyyid Mehmed Zahid Kotku Hayat Hikayesi” adlı eserinde Hocaefendi Hazretlerinin çağdaşı olan bir diğer kıymetli tasavvuf büyüğü, kıymetli şahsiyetlerden Ali Haydar Efendi’nin Kotku Hocaefendi hakkında şu sözlerini naklediyor:

“Rahmetli Ali Haydar Efendi Hz.nin Hoca Efendi hakkındaki şu sözü naklediliyor: Bu bursalı Hoca Efendi kimseye benzemiyor. Bu işin kolayını bulmuş, her şeyi allah’a bırtakıyor. Yani tam teslimiyeti var, bu Gümüşhaneli’nin ta kendisi!” derlermiş.”[1]

7. SÂMİ EFENDİ HAZRETLERİ

Yine Osman N. Çataklı Hocanın söz konusu eserinde Hocaefendi Hazretlerinin bir diğer çağdaşı olan gönül ehli şahsiyetlerden Sami Efendi’den Kotku Hocaefendi hakkında şu kıymetli sözleri naklediyor:

“Emin Saraç Hoca da Hoca Efendi ve diğer bir zat hakkında, ‘Onlar asrımızın son mürşidi kâmilleridir. Onlar, ene’nin yanından hiç geçmemişlerdir. Çocukla çocuk, büyükle büyük idiler.’ demiştir.” [1]

8. SABAHATTİN ZAİM

Türkiye’nin önemli fikir ve devlet adamlarından Sabahattin Zaim, kendisini konu edinen “Sabahattin Zaim (1926-2007) Bir Ömür Hikayesi” başlıklı eserde Hocaefendi Hazretleri hakkında şu sözleri sarf ediyor:

“Hocaefendi, hayatımda beni en çok etkilemiş insandı. Daima güler yüzlü, şefkatli ve hoş sohbetti. Çocuklara karşı son derece müşfik ve mültefitti. Nitekim bir gün oğlum Abdülhalim’i sünnet vesilesiyle oraya götürmüş, çocuk da elini öpmek için Hoca Efendi’nin yanına gitmişti. O sırada cemaatten biri gelenlere şeker ikram ediyordu. Tam Abdülhalim’e şeker vereceği sırada Hocaefendi adamı durdurmuş, yanına kadar giderek çocuğa şekeri bizzat kendisi ikram etmişti. Çocuklara olan âlaka ve şefkati bu kadar belirgindi. Mehmed Zahid Kotku Hazretleri, 1897’de Bursa’da doğmuştur.”[1]

9. KORKUT ÖZAL

Nail Güreli’nin “Gerçek Tanık: Korkut Özal Anlatıyor” isimli eserinde önemli devlet adamlarından, siyasetçi Korkut Özal’ın 1977 yılındaki seçimlerde yeniden aday olup olmaması hakkında Mehmed Zahid Hazretleri’ne danışıp danışmadığını soranlara cevaben şöyle söylediği naklediliyor:

“Ben 1977 seçimlerinde aday olmak istemiyordum, ama beni aşan bir iradeyle dendi ki ‘Sen devam etmeye mecbursun, çünkü girdin ve vazifeni de yapıyorsun…

Tabii, tabii, danıştım Hoca’ya. Oradan geldiği için yine devam ettim.”[1]

Yine Özal, Elisabeth Özdalga’nın editörlüğünde yayınlanan “Naqshbandis: In Western and Central Asia” adlı kitapta “Twenty Years with Mehmed Zahid Kotku: A Personal Story” başlıklı makaleyi kaleme alan Korkut Özal, Hocaefendi hakkında şu sözlere yer veriyor:

“Mehmed Zahid Kotku Hazretleri’ni (Hocaefendi, K.S.) tanımak ve yirmi senedir şu fani dünyadaki kardeşleri arasında sayılmak, müstesna bir ayrıcalık ve harika bir tecrübe olmuştur. Bana böylesine ayrı bir şeref bahşeden Yüce Allah’a ne kadar derin bir minnet duysam azdır.”[2]

Yine aynı eserde kaleme aldığı makalede Korkut Özal, Hocaefendi’nin sırlı hallerine ilişkin şu hatırasını anlatıyor:

“1970 yılıydı. ABD’ye yaptığım resmi bir iş ziyaretinden dönüyordum. Uçağımız Kennedy Havaalanından havalanmıştı. Normal seyir yüksekliğine çıkıp da doğu yönünde uçtuktan sonra uçak aniden titremeye ve yanmaya başladı. Bir süre sonra sarsıntı o kadar şiddetli hale geldi ki, deneyimli ve sık uçan bir yolcu olmama rağmen ben bile oldukça endişelendim. Biraz rahatlamak ve huzur bulmak için kalbimde ‘ilahi/ruhsal öğretiye esareti’ denen operasyonu gerçekleştirdim. Bir süre sonra titreme azaldı ve her şey sessizleşti. Frankfurt’ta başka bir uçağa geçtikten sonra Ankara’ya uçtum ve öğleden sonra geç saatlerde oraya vardım. Havaalanında beni karşılayan bir arkadaşım, Hocaefendi’nin Ankara’da olduğunu ve o akşam başka bir arkadaşımın evinde yemek verileceğini söyledi. Oraya birlikte gittik. Misafir odasına girdiğimizde Hocaefendi’yi rahat bir koltukta otururken gördüm. Diz çöktüm ve eteğinden öptüm. Sadece benim duyabileceğim kadar alçak bir sesle, bana ilk söylediği şey ‘Uçağın sarsılması bu kadar şiddetli miydi?’ oldu.”[3]

10. DR. AYŞE HÜMEYRA ÖKTEN

Nevşin Meriç’in “Dindar Bir Doktor Hanım: Ayşe Hümeyra Ökten” adlı kitabında Ayşe Hümeyra Hanım, Hocaefendi hakkında şöyle söylüyor:

“Hocaefendi doktor olduğum için bana daha çok alaka gösterirdi. Vapurda merdivenden inip çıkmama dikkat ediyorum, daha görgülü davranıyorum diye her gördüğünde halimi sorar, ‘Doktor Hanım nasılsınız?’ derdi. Ben de onu dedeme benzetirdim. Dedemin üç vasfını anlatırdı. Beyaz, kumral sakallı, biraz toplu ve Kafkas kökenli idi. Bana alaka gösterince kalbimde ona karşı muhabbet doğdu. Hocaefendi “Biz çobanız. Çobanlar kendi koyunlarını tanırlar. Bu bizim sürüden.” derdi. Bir gün böbrek sancısı tuttu. Vapurda bir arkadaş iğne yapmış, gitmiş ama sancısı geçmemiş. Beni istemiş, ben de iğne yaptım ama başından ayrılmadım, tedavisine devam ettim, sancısı geçti. Buna çok memnun oldu, sonra konuşmaya başladık, böylece muhabbet arttı. Hanımı da hastam oldu. Bu arada babamla tanıştı. Hoca Efendi çok hoş sohbetti. Babama kıymet verir, ilim sahibi olduğu için sağ tarafına oturtur, babam konuşurken o konuşmazdı. Bundan dolayı babam da Hocaefendi’ye karşı muhabbet beslerdi.

1960-1980 seneleri arasında, vefatına kadar beraber hac yaptık. 1979-1980 senesinde Mehmet Zahid Efendi hastalanmış, mide ameliyatı geçirmişti. Ondan sonra hacca geldi ve Medine’de biraz daha kalmak istedi. O zaman ihvanları bana “Doktor Abla sen de kalır mısın?” deyince “Kalırım” dedim. Böylece bir aydan fazla kaldık. Erzurumlu Mustafa Efendi’nin kurduğu Ribat’ta zaten Türkler kalırdı, bize de iki oda verdiler. Mücavir olduğumuz Ribat’ın sahibi Erzurumlu Mustafa Efendi müderris, âlim, güzel bir zat idi. İşte o Ribat’ta bir odada Valide hanım, Hoca efendi; diğerinde ben kaldım. O sene Hoca Efendiler’le beraber döndüm. Ertesi sene hacdan sonra yine o evde biraz daha kaldık ve dönüş yapacağız. Cidde’ye geldik, o zaman bayağı ağırlaşmış, zor yürüyor, hiçbir şey yemiyor, yediğini de çıkartıyordu. Bana “Keşke beraber gitseydik” dedi. “Efendim muamelemi yaptırıp hemen geleceğim” dedim. Perşembe günü onları tayyareye bindirdim, sonraki perşembe de ben gidecektim ama muamelem yine birkaç gün uzayınca Hoca Efendi o hafta vefat etti.”[1]

11. MUSTAFA BALLI

Mustafa Özdamar, “Mehmed Zâhid Kotku” adlı eserinde Mustafa Ballı’dan Hocaefendi hakkında şu sözleri aktarıyor:

“Müridandan Mustafa Ballı anlattı: – Hoca Efendimizle 1975 senesinde birlikte hac yapmak nasib oldu. Onyedi araba ile kara yolundan gidiyorduk ellibeş arkadaştık.

Grubumuzun bir kısmında Suriye üzerinden vize vardı. Hoca Efendilerin grubunda ise Bağdat yolundan gitme vizesi vardı. Biz üzülüyorduk tabii bu durumdan dolayı. Hoca Efendimizle birlikte bütün yol boyunca beraber olamayacağız diye.

Ankara, Adana tarîkıyla Anteb’e varınca, oradaki vedalaşma sırasında bizler ağlamaya başlayınca, Hoca Efendi: Ne yapıyorsunuz siz, dedi, bu ne hâl?

Biz de: Efendim, bizim Bağdat vizemiz yok. Biz Suriye üzerinden gideceğiz, siz Bağdat yoluyla gideceksiniz, ona üzülüyoruz!.. deyince, Hoca Efendimiz unutulmaz bir örnek vererek, dedi ki: Arkadaş arkadaşı yolda koymaz. Ben, Bağdat yolunda vizem olmama rağmen o yolu iptal ediyorum, sizlerle beraber geliyorum!.

Kendi yaşantısı içerisinde arkadaşın yolda yalnız bırakılmayacağının örneğini yaşıyarak verdi. Hâlbuki hiç gitmemişlerdi Bağdat üzerinden, görmek istiyorlardı Bağdat’ı özellikle.

Biz dedik ki, Hoca Efendi gidişi böyle yapacaklar, dönüşte Bağdat yolundan dönecekler herhâlde, diye düşünüyorduk, fakat dönüşte de bizleri kendilerinden mahrum etmediler ve birlikte gittik, birlikte döndük. Büyük bir vefa örneği…”[1]


[1] Mustafa Ballı İçin: Mustafa Özdamar, Mehmed Zâhid Kotku, Kırk Kandil Yayınları, İstanbul:2008, sy. 24.


[1] Dr. Ayşe Hümeyra Ökten İçin: Nevşin Meriç, Dindar Bir Doktor Hanım: Ayşe Hümeyra Ökten, Timaş Yayınları, İstanbul: 2011, syf. 198-199.


[1] Korkut Özal İçin: Nail Güreli, Gerçek Tanık: Korkut Özal Anlatıyor, Milliyet Yayınları, İstanbul: 1994, s.89-90.

[2] Korkut Özal İçin: Korkut Özal, “Twenty Years with Mehmed Zahid Kotku: A Personal Story”, Elisabeth Özdalga (ed.), Naqshbandis: In Western and Central Asia, Swedish Research Institute in Istanbul, İstanbul: 1999, ss.159-179, s.159.

[3]Korkut Özal İçin: A.g.m., s.174.


[1] Sabahattin Zaim İçin: Sabahattin Zaim (1926-2007) Bir Ömrün Hikayesi, İşaret Yayınları, İstanbul: 2008, syf. 278-279.


[1] Sami Efendi İçin: Çataklı, syf. 194.


[1] Ali Haydar Efendi İçin: Osman N. Çataklı, Seyyid Mehmed Zahid Kotku Hayat Hikayesi, Gonca Yayınevi, İstanbul:1999, s.194.


[1] Ali Ulvi Kurucu İçin: Erkaya, syf. 241.


[1] Halil Necati Coşan İçin: Erkaya, syf.186.


[1] RECAİ KUTAN İÇİN: Metin Erkaya, Anılarla Mehmed Zahid Kotku (RH.A), Seha Yayınları, İstanbul:1996, syf. 214.


[1] Ersin Nazif Gürdoğan, Görünmeyen Üniversite, İz Yayıncılık, İstanbul:2018, syf. 38.

[2] Gürdoğan, syf. 52-53.


[1] Mahmud Esad Coşan, Mehmed Zahid Kotku, Server Yayınları, İstanbul:2016, syf. 39.

[2] Coşan, syf. 52.

[3] Coşan, syf. 66.