Sosyal medya malum olduğu üzere günümüzün son geliştirilen iletişim metodlarından biridir. Yenilikler karşısında biz Müslümanların nasıl bir tavır ortaya koymaları gerektiği münakaşasını yapmakta ise maalesef biz hep geç kalıyoruz.
Mucahid Yıldız
Sosyal kelimesi cemiyet hayatı, cemiyeti ilgilendiren, insanların bir toplum olarak bir arada yaşamaları gibi anlamlar içermekte. Kökü latince ‘socius’ yani beraber demek olan sosyal kelimesinin anlamları arasında cemiyet nizamı, siyaset ve hareket de bulunmaktadır.
Bu kelime zikredildiğinde uzun süren bir ameliyat sonrasında ayılmam için aldıkları yoğun bakım odasında hemen birkaç metre ileride yanımda yatan Romanyalı bir inşaat işçisini hatırlıyorum. Almanya’da inşaatlarda çalışan bu kişi, ağır bir iş kazası sonrasında ameliyat edilmiş. Henüz ben de tam olarak ayılmamıştım sanırım. Sonraki sohbetimizde Sırp olduğunu öğrendiğim hasta bakıcı ile aralarındaki ufak münakaşaya kulak misafiri oldum. Sanırım, ameliyat sonrası hasta bakıcı Rumen işçiyi ıslak peçetelerle temizliyordu. Edeb yerlerinin görülmesinden rahatsız olan Rumen arkadaş, Almanca tek bir kelime bilmiyordu. Ancak utancını dile getirebilmek için Sırp hasta bakıcıya sürekli sosyal, sosyal sözünü tekrarlayıp duruyordu. Hasta bakıcı ise temizleme görevinin kendisinin işi olduğunu ve başka çaresinin olmadığını Rumen işçiye anlatmaya çalışıyordu.
Toplumlarda sosyal kelimesinin, ahlaki ve cemiyet değerlerini çok da önemsemeyen eski komünist bir ülkede yetişen bir Rumenin sosyal kelimesi ile edeb yerlerinin açılmasından rahatsız olduğunu ifade etmeye çalışması çok dikkatimi çekmişti. Demek ki sosyal, ahlakı ve edebi de kapsıyor. Maalesef günümüzde ‘sosyal medya’ adı altında internet üzerinden kullanılan araçlar ise çoğunlukla bu kavramın içini tamamen boşaltmaktan başka bir işe yaramıyor.
İnsanlık tarihi elbette sürekli yenilenme ve tekâmüllerle devam ediyor. Zira bu Sünnetullah gereği böyledir. Cenab-ı Hak insanı yaratırken türlü evrelerden geçirerek bunu yaptığını söylüyor. (Nuh Suresi, 14. ayet). İnsanların da giderek daha gelişmiş teknikler icad etmeleri, hem maddi hem manevi anlamda medeniyette ileri adımlar atmaları işte bu Sünnetullah’ın icabıdır.
Sosyal medya malum olduğu üzere günümüzün son geliştirilen iletişim metodlarından biridir. Yenilikler karşısında biz Müslümanların nasıl bir tavır ortaya koymaları gerektiği münakaşasını yapmakta ise maalesef biz hep geç kalıyoruz. Batıdan gelen bu yenilikler kanser gibi tüm vücudumuzu sardıktan sonra çareler aramaya başlıyoruz. Erken teşhis yapmak gerektiğini unutuyoruz. Hayatımızdaki tüm gelişmeler karşısında elbette bizim ölçümüz bellidir. Edille-i Şer’iyye olarak ifade ettiğimiz Kur’an, Sünnet, İcma-i Ümmet ve Kıyas-ı Fukaha her zaman başvurmamız gereken mihenk taşlarımızdır. Şayet bu dört ölçü ile bir neticeye varamıyorsak o zaman kalbimizin meylettiği yön doğru olanıdır.
İnternet üzerinden dünyanın en ücra köşelerine kadar yayılabilen, milyarlarca insanı kontrollü bir şekilde birbirinden haberdar edebilen sosyal medya, her zaman olduğu gibi ekonomik çıkarları gözeten bir batı icadıdır. Manevi içerikli batıdan gelen yeniliklerin maalesef çoğunluğu insanlık yararına olmadı. Sosyal medyanın da faydasından çok zararı olduğunu düşünüyorum.
İnsanların bir araya gelmesini, bir toplum düzeni kurmasını ve ahenkli bir birlikteliğin kurulmasını ifade eden sosyal kavramı kullanan ‘sosyal medya’, maalesef bizi birbirimizden fiziki olarak daha da uzaklaştırdı. Görüntülü görüşmelerle bir birimize çok yakın olduğumuzu zannetsek de ne yazık ki, yüzlerce yılda Kur’an ve Sünnet nuru ile kazandığımız medeniyetimizi farkında bile olmadan, hatta bazen de Müslümanlık adına, ‘helaldir ne var bunda’ gibi lakırdılarla kaybetmeye devam ediyoruz. Ve bunda sosyal medya çok büyük bir rol oynuyor.

