Yazar İsmail Özen ile geçtiğimiz günlerde yayınlanan roman türündeki ilk eseri Karlı Bir Gece Vakti‘ni konuştuk.
İNSİCAM

S- Öncelikle tebrik ederim. Gayet güzel, sürükleyici, kendini okutan bir roman olmuş Karlı Bir Gece Vakti. Beğeniyle, ilgiyle, merakla okudum. Elinize, yüreğinize sağlık. Siz bir öykü yazarısınız. Roman yazma düşüncesi nereden çıktı?
C- Teşekkür ederim, iyi okurlardan bunları duymak beni mutlu ediyor. Hem öykü hem roman yazan Cortazar, “öykü kapalı yapıdır, roman ise açık yapıttır” diyor Edebiyat Dersleri’nde; ben de uzun zamandır benzer şeyleri düşündüğüm, tecrübe ettiğim için görür görmez cümle zihnimdeki boşluğa şıppadanak yerleşiverdi. Öykü gerçekten çok disiplinli bir tür, neyi içine alıp neyi almayacağına siz değil, o karar veriyor. Roman ise Bakhtin’in yerinde tespitiyle diğer bütün türlerin parodisi gibidir, diğer türleri bünyesine alıp eritebilir, dönüştürebilir. Yani roman bir makaleyi, bir fıkrayı ya da şiiri kendi amaçları doğrultusunda kullanabilir. Bu, aynı zamanda romanın farklı disiplinlere, bilgiye, felsefeye, sosyolojiye daha açık bir tür olduğunu da gösteriyor. Öykü yazarken kafamdakileri hiçbir zaman tam anlamıyla öyküye yediremediğimi tecrübe ettim. Ben edebi eserlerde bilgiyi, felsefeyi, sosyolojik zemini her zaman aramış ve bulduğumda sevinmişimdir. Çocukluğumdan beri oldukça geniş bir okuma yelpazesine sahip olduğum söylenebilir, bu anlamda kafam da karışık. Ki roman bu karışıklığı seven bir tür hatta Kundera, romanın bilgeliği belirsizliğin bilgeliğidir, der. Dolayısıyla bu kafa karışıklığını, bu birikimi kullanmak için öykü iyi olanaklar sunamadı bana. Öte yandan öykü hep söylenegeldiği gibi şiire yakın bir tür, bu anlamda bir dil becerisi de gerektiriyor. Bu dil becerisi de bende yok, diye düşünüyorum.
S- Karlı Bir Gece Vakti, ilk romanınız. Konu ilginç, romanın örgüsü ilginç. Anlatım hakeza. Neler yaşandı roman kaleme alınırken? Planladığınız, istediğiniz gibi yazabildiniz mi kitabı?
C- Ben öykülerimi bile planladığım gibi yazamamışımdır aslında. Kurmaca yazmanın ilginç yanlarından biri de bu olsa gerek. Yani tıpkı okur gibi ben de yazarken şaşırıyor ve sonraki adımlarda neler çıkacağını merakla bekliyorum. Bu, ne yazacağımı hiç bilmediğim anlamına gelmiyor elbette. Büyük hikâye ya da bazı sahneler kafanızda var ama tıpkı günlük hayatta olduğu gibi onları belirli anların, dakikaların içinde duyguların ve karmaşık psişenin içinden süzerek ete kemiğe büründürüyor, mesela diyaloglar uyduruyorsunuz. En çok zorlandığım şey de üç yüz yetmiş sayfa boyunca kahramanların psikolojik süreçlerini belirli bir nedensellik bağlamı içinde sürdürmek oldu. Mesela şeyi, Thomas Mann’ın, yazar yazmakta zorlanan kişidir, sözünü de bihakkın deneyimledim. Ve sonuçta ortaya çıkan yapı beni de şaşırttı diyebilirim.

S- İnsanımız roman okumayı, hikâye, öykü okumaya tercih ediyor. Romanın toplumsal karşılığı daha fazla. Karlı Bir Gece Vakti, sizi öyküden koparır mı? Kitaba gösterilecek ilgi ve alaka böyle bir sonuç doğurur mu acaba?
C- Roman yazmayı düşündüğümü söylediğimde sevgili dostum Akif Kuruçay, roman modern edebiyatın şampiyonlar ligidir, demişti. Yazarken ve sonrasında yani kitabın piyasaya çıktığı günden bu yana neyi kastettiğini daha iyi tecrübe ettim. Dediğiniz gibi aslında romanın toplumsal karşılığı hatta saygınlığı daha fazla. Ama romana yönelmemin nedeni, elbette bunlar değil. Az önce de ima ettiğim gibi öykünün benim için doğru bir tercih olmadığını düşündüm romanı yazarken. Roman yazmayı, neredeyse iki ay, bir uzun öyküyle boğuşup sonuç alamayınca düşünmüştüm ilk. O günlerde birileri de -mesela Ahmet Murat- roman yazmayı düşünmüyor musun, diye sormuştu tevafuken. Ben de neden olmasın, diye içimden düşünme cesareti bulabilmiştim. “Düşünme cesareti” diyorum çünkü gerçekten bir roman yazmayı başarabileceğimi düşünmüyordum ilk etapta. Sonraki altı ayı bu fikri kafamda olgunlaştırmakla vakit geçirdim. Belki sonraki altı ayda da odaklanma temrinleri yapmakla geçti. Bilmiyorum belki düşüncelerim değişir ama şu an, bu soruyu cevapladığım an itibariyle öyküye dönmeyi düşünmüyorum. Bunun romanıma gösterilen ilgi ile de bir alakası yok.
S- Kitabın adı Karlı Bir Gece Vakti, İsmet Özel’in çok bilinen bir dizesinin başı aynı zamanda. Bu seçim, kitaba olumlu mu olumsuz mu bir katkı sağlar? Bu durum, avantaj mı dezavantaj mı sizce?
C- Bilmiyorum, bunu zaman gösterecek. Ama İsmet Özel bu kadar sevdiğim bir şair olmasaydı ya da belli konularda kendimi ona borçlu hissetmeseydim, bu ismi kullanmakta tereddüt edebilirdim. Roman doksanlı yılları anlatıyor, doksan kuşağı tam anlamıyla “İsmetçi”dir. Bu anlamda bir dezavantaj da olsa çok problem değil benim açımdan. Yani o da bizim hikâyemizde bir yönüyle hep vardı. Öte yandan Karlı Bir Gece Vakti hem metaforik açıdan hem de eserdeki somut gerçeklik üzerinden romanı karşılayan bir isim oldu sonuçta.
S- Az önce kitabın isminin İsmet Özel’in bir dizesini çağrıştırdığını söyledim. Dize, bütünüyle şöyle: “Karlı bir gece vakti bir dostu uyandırmak”. Romanınızın, uyandırmak gibi bir hedefi var mı?
C- Romanda tam da isminde olduğu gibi karlı bir gece vakti var ama uyandırmak yok herhalde. Yazarken bir dönemi; okunan kitaplar, tartışılan konular bağlamında kendi bakış açımla, kendi birikimimle yorumladım. Bu anlamda başka bakış açıları, başka yorumlar da olabilir. Metnin bütününe dikkatle bakıldığında her dönemde yaşanabilecek kişisel hikâyeler dışında romanın bütün cüzlerinde bu hedef yani bir dönem romanı olma iddiası açıkça görülecektir. Şunu da ilave etmek lazım, roman formu çok gevşek olan bir tür. Bu anlamda tıpkı modern toplum gibi demokrasiden, özgürlükten, kaostan, belirsizlikten besleniyor ve bunları ifade ediyor, yansıtıyor. Ama bir yandan da tıpkı modern toplum ve bireyler gibi öğüde, nasihate kapalı. Geleneksel metinlerde sapla saman birbirinden ayrılmıştır. Oysa romanda sapla saman karışıktır, derim bazen. Ama ilginçtir ben de bu yanını seviyorum romanın. Çünkü sanat bir yanıyla doğa gibidir yani doğada da ayetler, imgeler, sırlar vardır ama bunları görebilmek, bir zihinsel çaba ve terbiyeyle mümkün olur. Aptalın gördüğü ağaçla bilgenin gördüğü ağaç, aynı ağaç değildir çünkü. Cüzlerdeki imgeleri görebilmek her zaman bütüne ilişkin bir anlama varmayı, varabilmiş olmayı gerekli kılar. Bu doğrultuda sanat da bir bakış eğitimidir.
S- Romanda, kahramanların entelektüel düzeyleri dikkat çekiyor. Sizin çevrenizde gerçekten böyle derinlikli okumalar yapan öğrenciler, gençler, insanlar var mıydı?
C- Evet, benim çevremde böyle insanlar vardı o dönemde. Gündemde hep tartışılan, izi sürülen birtakım meseleler olurdu hep. Ev arkadaşım Orhan’la her gün belirli saatlerde çay eşliğinde uzun sohbetler yapar, okuduğumuz kitapları tartışırdık. O dönemde Koyunoğlu Pasajı’ndaki Çizgi ve Beyaz Kitabevlerinde romanda da geçtiği gibi özellikle hafta sonlarında düzeyli sohbetler olurdu. Ki bugün, yolu bir dönem oralardan geçmiş pek çok akademisyen, yazar, şair, gazeteci ismi sayılabilir. Şunu da ilave edeyim mesela, romanda İsmail Özen’in sahne aldığı, Nurullah Koltaş, Harun Tan, Orhan Gürsu gibi başka gerçek isimlerin olduğu akşam oturmasındaki diyaloglar, bir dönemde aramızda geçen gerçek konuşmalardan derlenmiştir. Bunları elbette sadece hoşluk olsun diye ya da dostlarıma selam göndermek için yapmadım.
S- Siz bir öykücüsünüz. Ancak romanda her bölüme koyduğunuz epigraflar, iyi bir şiir okuyucusu olduğunuzu da gösteriyor. Anlatılan bölüme uygun şiir seçimini nasıl yaptınız? Üstelik geniş bir şair yelpazesi var. Sanırım böyle roman pek yok.
C-Aslında daha fazla epigraf vardı, bir kısmını elemek zorunda kaldım. Roman İslamcılığa dair diye düşündüğüm için sol kökenli şairlerinkini değiştirdim tashih aşamasında. Dediğiniz gibi epigraflarla bölümler arasında mutlaka bir ilişki var hatta bir arkadaş, sanki bu epigraflar ilgili bölümleri ortaya çıkarmış gibi görünüyor, demişti. Bölümleri yazarken mısraların birçoğu kafamda vardı zaten, bazılarını da arayıp buldum. Çünkü romanı üç yılda yazdım. Üç yıl, elimdeki bütün şiir kitaplarını elden geçirebilecek kadar uzun bir süre aslında. Şair olmayı hiç düşünmedim, şiir yazmaya hiç kalkışmadım ama belki yirmi yıl çantamda şiir kitabı taşıdım. Hâlâ yola çıkarken çantama bir şiir kitabı almayı ihmal etmem. Belki de bunun sağladığı bir birikimdir.
S- Karlı Bir Gece Vakti, doksanlı yıllarda yaşayan bir İslamcının etrafında gelişen bir roman. Önce şunu sormak istiyorum: “Anlatılanlar ne kadar gerçek ne kadar kurgu?” Eseri, bir itirafname olarak mı yoksa bir özeleştiri olarak mı görmek gerek? Kitap bu açıdan tartışılır diye düşünüyorum.
C- Bir uçtan öbür uca ana omurga kurmaca, diyaloglar da aktarıldığı şekliyle kurmaca ama içindeki hikâyeler gerçek, dönem gerçek, siyasi olaylar gerçek. Hatta içinde gerçek isimler var. Kurmaca, yaşananları bellekte yeniden biçimlendirmedir. Paradoks şu ki bellek, hatta tarih dediğimiz şey de bir kurmacadır çoğu kez. Tıpkı bu cümlelerde olduğu gibi. Bu mesele bulanıktır ama edebi eser gücünü tam da bu bulanıklıktan alır. Roman bir itirafname veya özeleştiri değil, sadece yazarken bir dönemin karakteristik özelliklerini titizlikle yansıtmaya çalıştım, diyebilirim.
S- 28 Şubat’ın karanlık ve acı dolu günleri, romanın zaman dilimi. Sizce o dönem, edebiyatımıza yansıtılabildi mi? Bir 28 Şubat edebiyatından söz edebilir miyiz? Karlı Bir Gece Vakti, bu açıdan nerede duruyor?
C- Karlı Bir Gece Vakti, doğrudan bir 28 Şubat romanı değil. Bana göre bir 28 Şubat romanının o dönemde yaşananları siyasi açıdan da derinliğine ele alması ya da o dönemde yaşanan acılara, yapılan haksızlıklara daha fazla yer vermesi gerekirdi. Benimkinde tıpkı romanın sonundaki tanıtım yazısında olduğu gibi, 28 Şubat bir atmosfer olarak yer alıyor. 28 Şubat romanları, öyküleri yazıldı, benim bunları bütünlüklü bir bakışla inceleme imkânım olmadı. Ama elbette bir 28 Şubat edebiyatından söz edilebilir, belki zamanla bu tarz eserlerin sayısı da artacaktır. Ben yazarken, 28 Şubat vuku bulurken kendilerine karşı postmodern darbe gerçekleştirilen Müslümanlar o dönemde ne yapıyordu, nelerle meşguldü ya da kabaca kimdi bunlar, ne tür insanlardı, darbecilerin tek tip gördüğü bu insanların hayatı yorumlama biçimleri aynı mıydı, sorularının cevaplarını aradım. Karlı Bir Gece Vakti, tipik bir dönem romanı bu anlamda. Bunun farkına varmayan okurlar metni dağınık, bazı ayrıntıları gereksiz gibi görebilirler. Romanın ilk bölümlerindeki yoğun çok seslilik de böyle bir hedefle alakalı zaten.
S- Hayatın merkezinde aşk var, sevgi var. Karşılıklı ilgiler, ilişkiler var. Romanın kahramanı delikanlının, bir kıza âşık olması sebebiyle cemaatten uzaklaştırılması anlatılıyor. Böyle şeyler yaşandı geçmişte. Bu tür durumları nasıl değerlendiriyorsunuz? Böyle bir hadiseye romanda ele almaya sizi ne itti?
C- Özellikle aşk gibi bir şey söz konusu olduğunda daha hoş görülü olunması gerekir, diye düşünüyorum. Bu bir hata ise hata yapmayan var mıdır? Bunlar konuşulur, bu bir yana ama hata yapanı bir yapının içinden uzaklaştırmak, iyi bir terbiye yöntemi midir? Ama dediğiniz gibi bunlar yaşandı hâlâ da yaşanıyor. Hatta sadece bizde değil, sol örgütlerde de bu tür şeyler yaşanmış, tartışılmıştır. Böyle bir şeyi romana neden aldığıma gelince ben o döneme ilişkin kendimce bir döküm yapmak, bir şeylere dair kayıt tutmak istedim. Yoksa kimseyi, kendimizi eleştirmek gibi bir niyetim yoktu. Hata insana yakışıyor çünkü. Bu anlamda romanda yer alan karakterlere dönük bir sevgisizlik de hissetmedim, diyebilirim.
S- Karlı Bir Gece Vakti, bir eylemle sona eriyor. Bunu, İslamcılığın devam ettiği şeklinde mi yorumlamak lazım?
C- İslamcılık, siyasi ve sosyolojik olarak Türkiye’nin bir gerçeği hatta çok önemli bir gerçeği. Şimdi gömlek değiştiren birileri çıkıp kendilerince İslamcılığı aşağılamaya çalışsalar da onları takip edenlerin büyük bir kısmını da kendilerini de var eden bu sosyolojik yapıdır bir anlamda. İslamcılık elbette devam edecek, ediyor. Kahramanların romanın sonunda böyle bir eyleme katılmaları, onlarda bir değişimin olmadığı şeklinde de yorumlanabilir.
S- Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Güzel ve ilginç sorulardı, çok teşekkür ederim, Mustafa Hocam.
Teşekkür ederiz.
