Ağaç ve Üstad

Necip Fazıl Kısakürek’in milli ruhçu ve Anadolucu görüşü benimseyen Ağaç mecmuası, Üstad’ın dergicilik ve sanat hayatının da mukaddimesidir. Ağaç’a gelinceye kadar birçok dergi, edebiyatımıza farklı damarlar açmış, bu dergiler çevresinde çok önemli isimler ortaya çıkmıştır.

Özcan ÜNLÜ

Necip Fazıl Kısakürek’in milli ruhçu ve Anadolucu görüşü benimseyen Ağaç mecmuası, Üstad’ın dergicilik ve sanat hayatının da mukaddimesidir. Ağaç’a gelinceye kadar birçok dergi, edebiyatımıza farklı damarlar açmış, bu dergiler çevresinde çok önemli isimler ortaya çıkmıştır. Fakat adı geçen dergilerden çok farklı bir yerde duran Ağaç mecmuası, Doğu ve Batı dengesini iyi kurmuş, edebiyattan sanata, fikirden felsefeye çok ciddi yazılarla farklılığını ortaya koymuştur. Derginin kaptan köşkünde oturan Necip Fazıl Kısakürek, ilk sayıdan son sayıya kadar bütün gücüyle derginin hemen her sayısında farklı müstearlar ve konularla sonraki yıllarına da ışık tutacak ürünler yayınlamıştır.

Mecmuanın ilk sayısı, 14 Mart 1936 tarihinde çıktı. O güne kadar çeşitli dergilerde imzaları yer alan birçok isim, bu güçlü Ağaç’ın dalları altında bir araya geldi. Bu çok önemli idi çünkü farklı dergilerde imzaları çıkan ve yolları başka yerlerde kesişmeyen isimler de aynı çatı altında buluşmuştu.

Üstad, iki dönem halinde yayımladığı (14 Mart 1936, Ankara, 6.sayı-16 Mayıs 1936, İstanbul, 11.sayı) derginin çıkış amacını, ilk baş yazısında şu sözlerle dile getirmiştir:

“Adımızı Ağaç koyuyoruz. Düşünüyoruz ki güzel ve sonsuz tabiatta, büyüklüğü, olgunluğu, erginliği, bir kelimeyle perfeksiyonu ondan daha iyi gösterecek bir örnek bulunamaz. Ağaç, madde ve ruh gibi, her şeyin bir dış ve bir iç yüzünü toprak üstünde ve toprak altındaki gür ve dolaşık varlığıyla çizgi ve biçime sokmuş bir semboldür.”

Uzun bir baş yazıdır. Ağaç metaforu ile dergiyi birbirine bağlamış, “vahdet” ve “sonsuzluk” orkestrasının eşsiz uyumuna kadar meseleyi götürmüştür.

On yedi sayılık küçük bir arşiv olan haftalık derginin ilk sayısında “Yağmur Duası” isimli şiiriyle Ahmet Kutsi Tecer, “Yolculuk, her zaman düşündüm onu; / İçimde bu azgın davet ne demek? / Oraya, nerdeyse güneşin sonu, / Uçmak, kayıp gitmek, kaçıp dönmemek.” dizeleriyle başlayan “Yolculuk” isimli şiiriyle Necip Fazıl, “Sanat Dünyası” başlıklı yazısıyla Mustafa Şekip Tunç, “Benzeyişlerimiz” başlıklı seyahat notlarıyla Abdülhak Şinasi Hisar, François Mauriac’ın “Le Roman” başlıklı yazının tercümesiyle Burhan Toprak, “Şarlo ve Son Filmi” başlıklı yazıyla Fikret Adil Kemertan ve “Kafa Kağıdı” başlıklı hikayesiyle Sabahattin Ali yer almıştır.

Görüldüğü gibi farklı fikirlerden birçok yazarın oluşturduğu zengin bir kadro Ağaç’ta toplanmıştır.

Dergide N.F.K. (Necip Fazıl Kısakürek), C.S.T. (Cahit Sıtkı Tarancı), S.A. (Samet Ağaoğlu), F.A. (Fikret Adil), Ş.H.S. (Şerif Hulusi Sayman), Z.F.F. (Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu) kısaltmaları ile de yazılar neşredilmiştir.

İlk kapağında bir ağaç kökü figürünün kullanıldığı “sanat-fikir-aksiyon” dergisi Ağaç’ın dış kapağında ise “Alfabe Sırası ile Yazıcılar”ın listesi yer almaktadır. Adı bu listede yer almasına rağmen Peyami Safa, Muhsin Ertuğrul, Hilmi Ziya Ülken, Nasuhi Baydar, Hasan Ali Yücel, Nahit Sırrı Örik, Kenan Hulusi Koray, Mehmet Karasan, Sabri Esat Siyavuşgil, Mazhar Şevket İpşiroğlu, Zeki Faik İzer ve Mustafa Nihat Özön’ün hiçbir yazı veya şiiri yayınlanmamıştır.

İlk altı sayının kapağında yayın yeri olarak Ankara gösterilirken, sonraki sayılarda İstanbul ifadesi logonun yanında yer almıştır. Yine ilk altı sayıdaki kapak kompozisyonu aynı kalmış, derginin adı ve sloganı yine aynı şekilde verilmiştir. İstanbul’a taşındıktan sonra ilk sayının (7. sayı) kapağını ünlü ressam Turgut Zaim’in “şimşir üzerine hak” tablosu süslemiştir. Sonraki sayıların kapağını ise sırasıyla Christian Rohlfs’in “Azap”, Georg Schrimpf’in “Anne ve Çocuğu”, Arif Dino’nun “Yerli Güller”, Georg Schrimpf’in “Ressam”, Arif Dino’nun “Keman Başı”, Boston Sanat Müzesi’nde yer alan “Omiros”, Croisy’nin “Yuva” ve Carla Maratti’nin “Uyku” isimli tabloları süslemiştir.

Sanat ağırlıklı Ağaç dergisinde, başta edebiyat olmak üzere hemen her sanat dalına yer verilmiştir. Bunlar arasında resim, tiyatro, sinema, heykel, müzik gibi sanat dallarıyla ilgili yazılar yayınlanmıştır. Devrin ünlü ressamları Abidin ve Arif Dino, Bedri Rahmi Eyüboğlu gibi sanatçılar Ağaç’ın çeşitli sayılarına çizdikleri resimlerle katkıda bulunmuşlardır.

Şiir, önemli bir yer tutar. Cumhuriyet döneminin en önemli şairlerinin yolu Ağaç’tan geçmiştir. Başta Necip Fazıl olmak üzere Ahmet Kutsi Tecer, Ahmet Muhip Dranas, Cahit Sıtkı Tarancı, Ziya Osman Saba, Ahmet Hamdi Tanpınar… Tanpınar’ın hikâyelerinin de yer aldığı dergiye Sabahattin Ali, Samet Ağaoğlu ve Sait Faik Abasıyanık da hikâyeleri ile katkı sağlamıştır.

Asaf Halet Çelebi’nin Mevlana’dan tercüme ettiği rubaileri, Fransız yazar François Mauriac’dan Burhan Toprak’ın tercüme ettiği “Le Roman” başlıklı yazı, Salih Zeki Akay’ın sekiz sayı devam eden “Klasizma ve Klasikler” başlıklı yazıları da önemli çalışmalar arasında yer almıştır.

Dergide fikir yazıları da önemli yer tutar. Daha ziyade dönemin kültür hayatındaki “buhranları” ve problemleri anlatan eleştiri ve tahliller geniş yer bulur. Ayrıca “aktüel” başlığı altında dünyada ve Türkiye’de yaşanan siyasi ve sosyal olaylar güncel bir üslupla sunulmuştur.

Derginin son sayısında (17. sayı) gelecek sayılarda yayınlanacağı ilan edilen ürünler vardır. Yarım kalan yazılar arasında Tanpınar’ın “Geçmiş Zaman Elbiseleri” başlıklı hikâyesi, Cevdet Kudret Solok’un “Yaşayan Ölüler” adlı tefrika tiyatro eseri de yer almaktadır. Fakat dergi sürpriz bir şekilde yayınına son vermiştir. Ağaç’ın neden kapandığına dair ne Necip Fazıl’ın ne de çevresindekilerin hiçbir açıklaması olmamıştır.

Derginin büyük yükünü, aynı zamanda sahibi olarak da görünen Necip Fazıl Kısakürek üstlenmiştir. Umum Neşriyat Müdürü Halil Vedat Fıratlı ile müdür olarak Fethi Kardeş künyede kendilerine yer bulmuştur.

Üstad, derginin her sayısında birden fazla çalışma ile okuyucu karşısına çıkmıştır. Şiirlerinde, makale ve denemelerinde Necip Fazıl Kısakürek adını kullanırken bazı yazılarında ise “N.F.K.” kısaltmasını tercih etmiştir. Ayrıca (*) işaretiyle yayımlanan imzasız yazıların da Üstad’a ait olduğu anlaşılmaktadır.

Ağaç mecmuası, tefrikaları yarım kalarak yayın dünyasından çekilmiştir ancak 1940’lı yıllardan itibaren çıkan edebiyat ve fikir dergilerine de ilham kaynağı olmuştur.

Prof. Dr. Şaban Sağlık, Ağaç mecmuasını dönemin dergileri ile kıyasladıktan sonra şu tespitte bulunmuştur:

“Necip Fazıl’ın Bâb-ı Âli’deki varlığını hissettiren önemli çalışmalarından biri de dergiciliğidir. Bizzat kendi gayreti ve imkanlarıyla yayımladığı Ağaç dergisi, ünlü şairin çıkardığı ilk dergidir. Yaklaşık yarım senelik ömrü olan Ağaç, Türk sanat ve edebiyatında henüz çıktığı yıllarda bile unutulmazlar arasına girmiştir. Devrin en güçlü şair ve yazarlarına sayfalarını açan Ağaç dergisi, bir edebiyat dergisi olarak ‘örnek’ teşkil etmiş, daha sonra çıkan pek çok edebiyat ve sanat dergisine model olmuştur. 1936’dan sonraki yılların sanat, kültür ve edebiyat dünyasında son derece önemli bir yeri olan ve milli-manevi değerler adına gerçek bir kıpırdanma manası taşıyan dergiyi daha sonraki yıllarda ortaya çıkan ve birer nesil yetiştiren Hareket (1939), Büyük Doğu (1943), Türk Düşüncesi (1953), Diriliş (1960), Edebiyat (1969), Türk Edebiyatı (1972) ve Mavera (1976) gibi yayın organlarının çekirdeği şeklinde değerlendirmek yanlış olmaz.”

Ağaç’ın 21 Mart 1936 tarihli ikinci sayısında çıkan Necip Fazıl Kısakürek imzalı “Allahsız Dünya” yazısı, yayınlanışının üzerinden seksen altı yıl geçmiş olmasına rağmen bugüne de ayna tutuyor:

“(…) Artık anlıyoruz. Allah dünyamızdan çekilmiştir. Bu Allah ilmihal kitaplarındaki Allah değildir. Bu Allah basit ve tabiin üstünde bir alem sezen bir (fevkalade), bir (merveilleux) telakkisidir. Bu Allah kaz kümeslerine sığmıyan üstün ruhun istikbale ve maveraya iştiyakidir (…) Allah dünyamızdan çekildi. Bu çekiliş, bir insandan cesaretin çekilişi, bir çehreden muhabbetin uçuşu, bir bahçeden baharın gidişi gibi kaba madde üzerinde takibi mümkün bir iş değil. Ve işte sıkılıyoruz, sıkılıyoruz. Günün en ince çizgisidir bu. Rahatsızız. Mahduda sığmıyoruz, hudutsuzu dolduramıyoruz. Bu hal, bu vasfı ihmal edilen ruhun göze görünmez bir planda, kainat kadar büyük şahsiyetini teklif edişinden geliyor. Perişan ruhumuzu düzene sokacak iman! Davamız seninle!”

Ağaç, Cumhuriyet sonrası edebiyat tarihimizde ömrü itibariyle kısa yaşamış ama etkileri bugüne kadar uzanmış kurucu bir dergidir. Bugün örneklerine çok az rastlanır bir kaynak aynı zamanda.