Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Selim Argun ile Avrupa’da İslam’ı Konuştuk

“Ben, İslam’a yönelmenin ardındaki en büyük etkenin, İslam’ın hak din olması olduğunu düşünüyorum. Özellikle Avrupa’daki aşırı bireyselleşme, kapitalizm, rekabet ortamı ve zayıf sosyal bağlar, insanların başarılı ve zengin olsalar bile yalnız, mutsuz ve anlamsız bir hayat sürmelerine yol açabiliyor. Maddi refahın manevi mutluluk getirmediği ortamlarda bireyler bir maneviyat arayışına giriyor ve çoğunlukla bu arayışın sonunda İslam’ı buluyorlar.”

Doç. Dr. Selim Argun

İNSİCAM

Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Selim Argun ile

Avrupa’da İslam’ı Konuştuk

Kıymetli hocam, öncelikle Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Avrupa’daki çalışmalarından bahseder misiniz? Diyanet ne zamandan beri, nerelerde, ne tür hizmetlerde bulunuyor?

 Diyanet İşleri Başkanlığımız sadece yurt içinde değil, yurt dışında da çok geniş bir coğrafyada hizmet sunan, sunduğu hizmetin kalitesi ve etkisi yadsınamaz bir öneme haizdir. Yurt dışında yaşayan vatandaş, soydaş ve dindaşlarımıza yönelik din hizmetlerinin ve eğitiminin sunulması, gönül ve ideal birlikteliğimizin tesisi, sağlıklı bir Müslüman kimliğinin inşası ve geleceğe taşınması, Başkanlığımızın öncelikleri arasındadır.

1970’li yıllarda başlayıp 1980’lerde Kıta Avrupası ülkeleri başta olmak üzere teşkilatlanan Diyanet İşleri Başkanlığı, 1990’larda Balkan ve Kafkaslar başta olmak üzere Türk coğrafyasına açılmıştır. 2000’li yıllarda ise artık dünyanın hemen hemen tamamına yönelen bir hizmet yelpazesini önüne koymuştur.

Bugün Diyanet İşleri Başkanlığımız; Avrupa’dan Orta Asya’ya, Balkanlar’dan Amerika’ya, Afrika’dan Latin Amerika’ya, Karayipler’den Pasifik Asya’ya kadar küresel ölçekte din hizmeti sunan bir kurum olup iki bini aşkın nitelikli personeli ile sahih din hizmetlerini bütün dünyaya ulaştırma gayreti içerisindedir.

 Son yıllarda giderek artan bir sorun var: İslamofobi. Bu konuda teşkilat neler yapıyor? Biraz bilgi verebilir misiniz?

 İslamofobi, söylem boyutunu aşarak düşmanlık noktasına ulaşmış ve küresel bir tehdit halini almıştır. Müslümanların inanç özgürlükleri gün be gün kısıtlanmakta ve Müslümanlar cami, kamu kuruluşu, iş yerleri ve toplu taşıma alanları gibi pek çok yerde ayrımcılık ve şiddete maruz kalmaktadır. Barış ve huzur dini olan İslam’a karşı algı operasyonları artmaktadır. Sadece 2019 yılında gerçekleşen Yeni Zelanda’daki elim saldırı dahi Müslümanlara karşı nefret ve düşmanlığın dehşet verici boyuta ulaştığını gözler önüne sermek için yeterlidir. Yine son dönemde “Hindutva” ideolojisi çerçevesinde Hindistan’da görülen Müslümanlara yönelik düşmanca tutumlar, İslam karşıtlığının sadece Batı merkezli görülmemesi gerektiğini ortaya koymuştur. Son zamanlarda farklı ülkelerde gerçekleştirilen kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’i yakma eylemleri de konunun vahametini ortaya koymaktadır.

Diyanet İşleri Başkanlığı olarak bu eylemin ilk gerçekleştirilmesinin hemen akabinde Başkanımız Prof. Dr. Sayın Ali Erbaş kınama mesajı yayınlamıştır. Ayrıca Sayın Başkanımız ulusal ve uluslararası toplantılarda yapılan bu çirkin saldırıya tepki göstermenin yanında yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’e saygı gösterilmesi noktasında mücadele edileceğini vurgulamıştır. İsveç ve Hollanda’da Kur’an-ı Kerim’e yapılan saldırıların ardından Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından, 70 ülkeden 130 katılımcının iştirakiyle, 25 Ocak 2023 tarihinde çevrim içi “Dünya Müslüman Dini Liderler Toplantısı” yapılmış ve 7 maddelik sonuç bildirgesi, kamuoyu ile paylaşılmıştır. Ayrıca İslam ve Müslüman karşıtlığı ile mücadele için çok yönlü stratejiler geliştirmek şarttır. Diyanet İşleri Başkanlığı toplantılar düzenleyerek, kitaplar yayınlayarak, dergilerinde özel sayı hazırlayarak, ilgili kurumlarla iş birliği yaparak, düzenli olarak İslamofobi raporları yayınlayarak ve televizyon programları yaparak bu mücadelede yer almaktadır. Özellikle Başkanımız Prof. Dr. Sayın Ali Erbaş’ın basın açıklamaları, uluslararası bir etki oluşturmaktadır. Tüm Müslümanların ve insanların İslamofobi ile mücadele etmesi ve meşru zeminde adalet arayışında iş birliği yapması esastır.

 Genelde dünyada, özelde Avrupa’da ihtida olayları hep gündemde. İslam’a giren Avrupalılar, neden böyle bir tercihte bulunuyorlar? Onları İslam’a yönelten saikler nelerdir sizce?

 Bu konuda yapılmış araştırmalar ihtidanın farklı arka planlarına işaret ediyor. Örneğin ihtida konusunda en kapsamlı çalışmalardan birini yapmış olan Ali Köse, insanların başka bir dine yönelmelerinin arkasında “farklılaşma”, “soğuma” ve “yabancılaşma” şeklinde üç aşama olduğunu söylüyor. İngiliz mühtediler üzerine yaptığı doktora araştırmasının sonucunda ise ihtida nedenlerini şu şekilde sıralıyor.

• Mutsuz çocukluk evresi

• Babasız büyüme veya ilgisiz baba

• Ailenin dini temayülleri

• Başarısız sosyalleşme

• Kendi din ve kültüründen memnun olmama

• Başka bir dine mensup kişilerle olumlu ilişkiler

• Farklı dinden biriyle evlenme

• Travmatik olaylar

• Varoluşsal sorgulamalar

Bu bulguların bir kısmı, Başkanlığımız yurt içi ve yurt dışı teşkilatı bünyesinde yürütülen ihtida belgelerinde ifade edilen Müslüman olma gerekçeleri ile uyumludur. Nitekim Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ihtida hizmetlerini ele aldığı uzmanlık tezinde Fatih Akkoca, ihtida sebeplerini şu şekilde sıralıyor:

• Araştırma – inceleme

• Evlenme

• Tavsiye – yönlendirme

• Gezi veya seyahat vesilesiyle İslam’ı tanıma

• Ekonomik sebepler

• Diğer sebepler

Ben, İslam’a yönelmenin ardındaki en büyük etkenin, İslam’ın hak din olması olduğunu düşünüyorum. Özellikle Avrupa’daki aşırı bireyselleşme, kapitalizm, rekabet ortamı ve zayıf sosyal bağlar, insanların başarılı ve zengin olsalar bile yalnız, mutsuz ve anlamsız bir hayat sürmelerine yol açabiliyor. Maddi refahın manevi mutluluk getirmediği ortamlarda bireyler bir maneviyat arayışına giriyor ve çoğunlukla bu arayışın sonunda İslam’ı buluyorlar.

 Bununla bağlantılı olarak şunu da sormak isterim. Bir yandan İslam’a girenler var, bir yandan da az da olsa İslam’ı terk edenler. Müslüman kardeşlerimiz neden böyle bir duruma düşüyorlar? Bunun sorumlusu kim acaba? Bu konuda ne yapmalıyız?

Aslında İslam’ı terk edenleri ikiye ayırmalıyız. Bunlardan ilki Müslüman aileye doğup büyüyenler, ikincisi ise İslam’a sonradan girip bir süre sonra onu tekrar terk edenler. Müslümanken başka bir dine veya inançsızlığa geçenlerin çoğu, içine doğduğu inancı taklit seviyesine yaşayanlardan oluşuyor. Birey, travmatik olaylar, sosyal medya ve arkadaş çevresi gibi unsurların etkisiyle bir sorgulama sürecine girince ailesinden öğrendiği tüm geleneksel bilgi ve uygulamalarla birlikte inancını da terk edebiliyor. Din adamlarının ve dindar görünen kişilerin olumsuz tutum ve davranışları da çoğu zaman bu kopuşun dile getirilen ön yüzü oluyor. Diğer taraftan İslam ile şereflendikten sonra bu dinden geri çıkanların saikleri ise biraz daha farklı. Burada, mühtedilerin İslam’a yönelmelerinin ardındaki motivasyon da etkili oluyor. Örneğin, kendi inanç ve kültüründen kopmuş ve varoluşsal sorgulamalara girmiş bir birey, dünya üzerindeki değişik inanç biçimlerini araştırmaya ve denemeye başlıyor. Böyle bir süreçte İslam’a giren kişi, bir süre sonra bundan çıkarak başka inanç biçimlerinde arayışına devam edebiliyor. Sayıları görece az olsa da İslam’a kişisel çıkarları için yönelen kişiler de var. Örneğin Müslüman bir şirkette iş bulmak için, Ortadoğu uzmanı bir bürokrat olmak için, hatta sosyal medyada takipçi kazanmak için gibi nedenlerle mühtedi olduklarını belirtip Müslümanların içine giren kişiler olabiliyor. Süreç içerisinde bu kişilerin İslam’a yönelme şartları ortadan kalkarsa, mühtedi olarak kalmaları da gerekmiyor ve İslam’ı terk edebiliyorlar. Bu ikisinin dışında dünya genelinde İslam’a yönelmedeki en büyük etkenlerden biri, sosyalleşme ihtiyacı. Yani insanlar, özellikle sosyal bağları zayıflamış ve yalnızlaşmış olan Avrupalılar, camideki sıcak ortamdan, Müslümanların büyük bir aile gibi olmasından etkileniyor. Böyle samimi bir gruba katılan mühtedi, zaman içerisinde beklediği sosyal desteği alamaz da yine sorunlar karşısında yalnız kalırsa İslam’dan çıkabiliyor. Özellikle de kendi çevresi onu Müslüman olduğu için dışlamış, ailesi reddetmiş, hatta kişi bu nedenle işini kaybetmişse ilaveten bir sosyal baskıya maruz kalıyor. Önceki hayatındaki sosyal çevresinden gelen baskılar, yeni hayatındaki Müslüman çevresinden gelen sosyal destek ile dengeli olmazsa kişiler İslam’dan geri çıkabiliyor. Tabii bunda Müslümanların İslam ahlakı ile örtüşmeyen davranışlarına şahit olmaları da etkili oluyor. Bu nedenle mühtedilerin İslam kardeşliğini hissedebilecekleri bir ortamı sağlamak, onlarla ilişkileri sıkı tutmak ve hal ile güzel örnek olmak, yapılabileceklerden bazılarıdır. Başkanlığımız da bu noktada üzerine düşen görevi yapmakta ve yıllardır ihtida törenleri düzenleyerek mühtedilere ulaşmaktadır. Yeni Müslüman olan kardeşlerimizi daha fazla desteklemek ve onlara özel hizmetler üretmek için de Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü bünyesinde “Mühtedi Çalışmaları ve Yurtdışı Sosyal İçerikli Din Hizmetleri Dairesi” kurulmuştur.

 Avrupalı yöneticiler sık sık Müslümanların yaşadıkları ülkeyle, yaşadıkları ülkenin hayat tarzıyla entegre olmadıklarından şikâyet ediyorlar. Hem Müslüman olarak kendimizi korumamız hem de yaşadığımız ülkeye yük olmamamız, orada sorun olmamamız lazım. Bunu nasıl aşabiliriz? Neler yapmak lazım bu konuda? Müslümanlar yanlış mı yapıyorlar yoksa Avrupalılar bunu abartıyorlar mı?

 Avrupa ülkelerinde artık dördüncü beşinci nesil karşımızda, önyargıları birlikte yıkmalıyız. Göçmenlik, toplumları zaman içinde zenginleştiren ve geliştiren bir sürece dönebilir, bazı konuları abartmadan gerçek düzlem üzerinde ele almak gerekmektedir. Yeni nesil artık entegre olmuş durumdadır ve bu konuların konuşulmasından rahatsızlık duymaktadır.

Diyanet İşleri Başkanlığımız sahih dini bilgiye dayalı tecrübesiyle yurt dışında yaşayan vatandaş, soydaş, dindaş ve akraba topluluklara yönelik din hizmetlerini deruhte etmek ve onların dini sosyal ve kültürel sorunlarına çözümler üretmeye çalışmaktadır. Başkanlığımız, her türlü aşırılıktan uzak, toplumsal barışı esas alan bakış açısıyla vatandaşlarımızın asimile olmadan içinde yaşadıkları toplumun hukukuna uygun entegrasyonu teşvik etmektedir. Bu amaçla Avrupa ülkelerinde bulunan kurumlarla şeffaf ve açık bir iş birliği içinde çalışmaktadır. UİP’ten (Uluslararası İlahiyat Projesi) mezun olan ve din görevlisi olarak çalışan görevlilerimiz hizmet verdikleri ülkelerin ana dilleri ile din hizmeti vermektedirler.

Diyanet İşleri Başkanlığımız din hizmeti sunmanın yanında yurt dışında yaşayan vatandaşlarımıza yönelik her türlü İslam düşmanlığı, nefret suçları ve ayrımcılığa karşı paydaş kurumlarla iş birliği içinde çalışmaktadır. Buna yönelik olarak 2021 yılında Başkanlığımız, Kamu Denetçiliği Kurumu ve Yurtdışı Türkler Akraba Topluluklar Başkanlığı ile bir protokol imzalayarak ilk olarak beş Avrupa ülkesinde de (Almanya, Hollanda, Belçika, Avusturya, Fransa) faaliyet gösteren muadil kurumlarla iş birliği yaparak sivil toplum kuruluşlarını bilgilendirmiş ve hukuki destek sağlama konusunda çalışmalar yapmıştır.

Avrupa ülkelerinde bir İslamofobi endüstrisinin varlığı izahtan varestedir. Başkanlığımız asırlık tecrübesiyle İslam ve yabancı düşmanlığına yönelik her türlü saldırıya karşılık basın yayın vb. faaliyetlerle mücadeleye devam etmektedir.

 Bildiğiniz gibi hemen hemen her Avrupa ülkesinde, bir İslam ülkesiyle bağlantılı ve ilişkili olan kuruluşlar, cemaatler var. Bunlar bulundukları ülkelerde nasıl bir temsil sağlıyorlar? Diyanet, bunlarla nasıl bir ilişki sürdürüyor?

 Diyanet İşleri Başkanlığı anayasal bir kurum olarak görevini icra ederken hiçbir ayrım gözetmeksizin kendisinden yardım isteyen diğer kurumlara da personel desteği vermektedir. Oralarda da din görevlilerimiz görev yapmaktadır ve Diyanet’in dini referansı ile vatandaşlara din hizmeti sunmaktadır. Özellikle Almanya’da İslam dininin Alman devleti tarafından tanınması konusunda ortak hareket edilmektedir.

 Bugünkü fotoğrafa baktığınızda, geleceği nasıl görüyorsunuz? Avrupa’da İslam gelecekte nasıl bir yerde bulunacak?

 Yüce dinimiz İslam, ümidi, hayatın temeli olarak görür ve bugünkü haliyle geleceğe baktığımızda ümidimiz daha da canlıdır. Avrupa ülkelerinde eğitim gören on binlerce gencimiz ve kurumlarımızla ümitsiz olmamızı gerektirecek bir durum göremiyorum. İslam evrensel mesajıyla kıyamete kadar var olacak ve doğru anlaşıldığı coğrafyaları geçmişte olduğu gibi huzur ve barışla dolduracaktır inşallah.

Tarihten bugüne ve yarına değişmez bir gerçek vardır. Her zaman iyiler var olacak ve yeryüzüne iyiliği hâkim kılacaktır. Bunu Rabbimiz şöyle ifade ediyor: “Andolsun, Zikir’den (Tevrat’tan) sonra Zebûr’da da, “Yere muhakkak benim salih kullarım varis olacaktır” diye yazmıştık.” (Enbiya, 105)

وَلَقَدْ كَتَبْنَا فِي الزَّبُورِ مِنْ بَعْدِ الذِّكْرِ اَنَّ الْاَرْضَ يَرِثُهَا عِبَادِيَ الصَّالِحُونَ

 Son zamanlar Avrupa’da, mesela Almanya’da, İlahiyat Fakülteleri açılıyor. Bunları o ülkelerin devletleri, hükümetleri açıyor. Bu gelişme ne hakkında ne dersiniz?

 Almanya’da geçmişten beri teoloji fakültelerinin varlığı bilinmektedir. Fakat son on beş yılda İslam ilahiyat bölümleri de açılmaya başlandı. Bizim amacımız, Diyanet İşleri Başkanlığımızın yıllara sari tecrübesi, imkan ve destekleri ile sahih din eğitimi verecek fakültelerinin açılmasıdır. Bu konuda Avrupa ülkeleri ile ilahiyat fakültesi açma talebimiz devam etmektedir.

 Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı hocam?

C- Bugün Avrupa kıtasında binlerce camimiz mevcuttur ve buralarda yaklaşık 50 yıldır görevlilerimiz din hizmeti vermektedir. Camilerimiz her türlü aşırılıktan uzak, içinde bulunduğu ülkelerin hukukuna uygun bir şekilde insanlığın refah ve huzuruna yönelik çalışmalarına devam etmektedir. Yurt dışında, kuruluşundan bu yana camilere destek veren ve yaşatan tüm kardeşlerimizden Allah razı olsun, ahirete intikal edenlere rahmet eylesin.

 Zaman ayırıp sorularımıza cevap verdiğiniz için teşekkür ederiz.