Muhacir İmamlar: Avrupa’da Dini Bilgi ve Pratiklerin Güncellenmesi

İmamlara gelen meseleler, ana hatlarıyla üç başlık altında tasnif edilebilir; ibadetlerle ilgili sorular, aile meseleleri, gençlikle ilgili konular.

Fatih OKUMUŞ

Dr., Sütçü İmam Üni. İlahiyat Fak.

Giriş

İslam her toprakta yaşayan, her mevsim açan bir gül. Kokusunun notaları, renginin tonları hava, su ve toprağın özelliklerini aksettirir. Gül aynı gül, koku aynı kokudur.

Avrupa’da Müslüman olmak veya Avrupalı Müslüman olmak, dini bilgi ve bir kısım pratiklerin güncellenmesi sonucuna kendiliğinden yol açmaktadır.

Mecelle kaidesidir: “Ezmânın teğayyürü ile ahkâmın teğayyürü inkâr olunamaz.” Zamanın değişmesi, hükümleri etkileyebilir. Müslümanların azınlık olarak bulundukları yerlerde hükümlerin değişip değişmeyeceği tartışılmış, genellikle bir kısım hükümlerin, yer ve zamana göre değişebilir olduğu söylenmiştir.[1]

Batı’da dini bilginin yeniden üretilmesi, pratiklerin adaptasyonu ve dinin yorumlanması konularında sahanın içinde bulunan imamlar, başat aktördür. Bu sebeple makalemizde imamların vazifesi ve temsil ettikleri makam icabı, onlara gelen soru ve sorunlardan hareketle büyük resme bir ışık huzmesi tutmak istiyoruz. Şunu da belirtmeliyiz ki tablo çok daha girift, detaylı, değişken ve yer yer beklenmediktir.[2] Biz bu özet metinle, sadece genel bir tahlil yapmış olacağız.

Bu yazının istinat ettiği veriler, müellif tarafından Hollanda’da 2005-2008 yılları arasında yüzü aşkın imam ve cami görevlisi ile yapılmış anket, yarı-yapılandırılmış mülakat, katılımcı gözlem gibi sosyal bilim araştırma yöntemlerine istinat etmektedir.

Avrupa’da imam kimdir?

Avrupa’da imam, Müslümanların dini ve sosyal münasebetlerle sık sık bir araya geldikleri camilerde günde beş vakit namazı kıldıran, genellikle hafta sonları çocuklara ve gençlere Kur’an-ı Kerim okumayı talim eden, dini bilgiler veren kişidir. Cami ise içinde namaz kılma yeri, mescit bulunan sosyal donatı olarak görülebilir.

Avrupa’daki imam Türkiye’de bugün bilip gördüğümüz imamdan biraz farklıdır. İmamın, tabir caizse, görev paketi daha geniştir. Avrupa imamı, bugünkü cumhuriyet imamından ziyade Osmanlı mahalle imamını andırır.[3]

Avrupa’da camiler Türkler, Araplar, Hint ve Pakistanlılar, Balkan Müslümanları gibi farklı etnik gruplar tarafından kurulur ve yaşatılır. Mühtedi Müslümanlar tarafından kurulan camilere de rastlanır. Prensip olarak cami, kamu fonlarından destek almaz. Bununla birlikte Türkiye ve Suudi Arabistan gibi bazı İslam ülkeleri, Belçika gibi bazı Avrupa ülkeleri, kendi yasaları çerçevesinde din hizmetlerini, özellikle imam maaşlarını tekeffül edebilirler. Avusturya hükümeti de imam ve din dersi öğretmeni yetiştiren bir fakülteyi finanse etmektedir.

Türk camilerinin bir kısmı Diyanet İşleri Başkanlığı’nın idaresindedir. Bir kısmı Milli Görüş ve Süleymanlılar başta olmak üzere Türkiye merkezli dini mobilizasyonların güdümündedir. Hollanda örneğinde ülkede bulunan yaklaşık 500 caminin yarısı, Türk camisidir. Bunların da neredeyse 150’si Hollanda Diyanet Vakfı (HDV) tarafından yönetilir. Her cami kendi başkanı ve idare heyeti bulunan müstakil bir dernek hüviyetindedir. Bu dernekler, HDV’ye bağlıdır. HDV başkanı seçimle iş başına gelir; ancak teamül olarak Lahey Din Hizmetleri Müşaviri aynı zamanda Vakıf başkanlığını yürütür.

Öte yandan Diyanet camilerinin imamları, dört veya beş yıllık geçici atama ile Türkiye’den gönderilir. Maaşları, Türkiye Cumhuriyeti devleti tarafından ödenir. Son yıllarda Avrupa ülkelerinin talepleri ve Diyanet İşleri Bakanlığı’nın icabeti ile yer yer lokal çözümler de devreye girmiştir. Zaman içinde Avrupa’nın imamlarının Avrupalı Müslümanların çocukları arasından yetişmesi, daha da yaygınlık kazanacaktır.

Avrupa camilerindeki bir imam aynı zamanda mahallesindeki gayrimüslim çoğunlukla da iletişim ve etkileşim halindedir. Başta belediye olmak üzere resmî kurumlarla, ayrıca kilise ve papazlarla da muhataptır.

Pozisyonları gereği Batı’da Müslüman azınlıkla ilgili dini ve sosyal konularla ilgili olarak ilk akla gelen aktörler, imamlar olmaktadır. Bu itibarla imamlar, gerek camide gerekse cami dışında birçok soruya ve soruna muhatap olmaktadır. Bunların bir kısmı cemaatten, bir kısmı gayrimüslimlerden gelmektedir.

İmamlara gelen meseleler, ana hatlarıyla üç başlık altında tasnif edilebilir; ibadetlerle ilgili sorular, aile meseleleri, gençlikle ilgili konular.

İmamlara gelen dini sorular

İmamlara gelen dini soruların büyük ekseriyeti, namaz veya oruçla ilgilidir. Namazla ilgili konuların başında bazı mevsimlerde namaz vakitleri ve namazların cem’ edilmesi gelmektedir. Hassaten, yatsı namazının fıkıh kitaplarında tarif edilen vaktinin oluşmadığı mevsimlerde mükellef üzerinden sakıt olup olmayacağı meselesi Kuzey ve Batı Avrupa’da yaşayan Müslüman Türklere mahsus bir ihtilaf konusudur.

Oruç konusunda ise uzun günlerde oruç tutma güçlüğü, özellikle oruca başlama (imsak) vaktine ilişkin sorular gelmektedir. Bayram günlerinin tespiti meselesi de, Türkiye’de olduğundan daha canlı ve güncel bir dini meseledir.

Genellikle gayrimüslimlerden veya genç nesillerden gelen “niçin soruları” dikkati çekmektedir. “Niçin kadın imam yok?”, “niçin oruç tutuyorsunuz?”, “niçin ibadet ediyorsunuz?” gibi sorular, imamlar için genellikle yenidir.

İmamların dini meselelerin çözümüne ilişkin tutumları, Türkiye’de de aşina olunan geleneksel rolleriyle uyum içindedir. Avrupa’nın farkı, cami imamının hem müftünün hem Diyanet teşkilatının temsilcisi gibi olması, bir mahalle veya köy imamından daha ziyade otoriteye sahip görülmesidir.

Aile meselelerinin çözümünde imamlar

Avrupa’nın imamlarına cami cemaati tarafından getirilen meseleler arasında aile anlaşmazlıkları önemli bir yekûn tutmaktadır. Bu ihtilaflar sadece karı koca arasındaki anlaşmazlıklarla sınırlı değildir. Gençlerle ebeveynleri arasındaki çatışmalar da imamlara gelmektedir.

Toplumsal hayatta cinsiyet ilişkileri, kadının kamusal alana katılımı, ihtilat, kadının camideki ve ailedeki yeri, aile içi şiddet, Müslüman kadının gayrimüslim erkekle evlenmesi, Müslüman erkeğin gayrimüslim kadınla evlenmesi, mühtedi Müslümanların evlilik hayatının devamı, boşanmaya ilişkin soru ve sorunlar, imamlara düzenli olarak gelen meseleler arasında üst sıralarda yer almaktadır.

Aile sorunlarında imamların rolü, fetva veya dini sorulara cevap çerçevesinin dışına çıkmaktadır. İmam herhangi bir terapi eğitimi almadığı, bu alanda staj görmediği, herhangi bir terapi metodu uygulamadığı ve süpervizyon almadığı halde ondan böyle bir görevi üstlenmesi beklenmektedir.

Burada şöyle bir ikilem karşımıza çıkıyor: Dindar halk genellikle imama veya kadın hocaya güven duyarak derdini söyleyebiliyor. Sahada rastladığımız kimi örneklerde on yıldan uzun süre psikoterapi seanslarına gittiği halde asıl dertlerini söylemeyen danışanların, henüz ilk görüşmede bir hocaya derdini anlattığı tespit edilmiştir.

Kuzey-Batı Avrupa’da yaşayan Türk azınlık açısından camiler güvenli bir liman, imamlar güvenilir rehberlerdir. Diasporada ortaya çıkan bu durum, muhacir imamların vazifesine yeni vazifeler ilave etmektedir.

Bu durumda çözüm, imamların bir kısmının ilahiyat eğitimiyle birlikte psikoterapi eğitimi alması olabilir. İlahiyat lisansının üstüne “manevi bakım ve rehberlik” yüksek lisansı yapacak imamların Avrupa’daki cami kuruluşlarında görevlendirilmesi, müşavirlik ve ataşelik nezdinde hizmet vermeleri mümkündür. Bazı yerlerde ve durumlarda söz konusu terapist-imamların kadrosu, namaz imamından ayrı bir vazifeli olarak ihdas edilebilir.

Terapist-imamlık, rehberlik görevi kadın imamlar tarafından da deruhte edilebilir. Türkiye’de ilahiyat eğitimi alan öğrenciler arasında kadınların oranı yüzde ellinin üzerindedir ve gittikçe artma temayülü göstermektedir. Böylece hem kadın ilahiyatçılara hizmet sahası açılmış hem de yarısı kadın olan cami cemaatinin dini hizmet almasına imkân verilmiş olacaktır. Ayrıca hoca hanımların daha ziyade istihdamı gurbette kız çocuklarının dini sosyalleşmesi, dini hassasiyetlerin genç nesillere aktarılması bakımından da elzemdir.

İmamlar ve gençlik

Hem anne babaların hem de gençlerin ortak endişesinin, Müslüman hüviyetini muhafaza ederek Avrupa vatandaşı olabilmek noktasında odaklandığını tespit ettik.

Yüzde yüz Müslüman, aynı zamanda yüzde yüz vatandaş olmak mümkün mü? Sual bu. Teorik olarak bu sualin cevabı, evet. Ancak pratik hayatta bu evet’in tahsili birtakım zorlukları, en zoru da tercih yapmayı icap ettirebiliyor.

İmam aynı zamanda hafta sonları, dini bilgiler ve Kur’an-ı Kerim öğretmeni olarak gençlerle buluşmaktadır. Bazen imamların mahalledeki okulda din dersi verdiği de görülmektedir. Cami cemaatinden bir genç için imam bir tür öğretmen, manevi yönü ve gücü olan, okuldakinden “daha önemli” bir öğretmendir.

İmam gençlik rehberi, maneviyat önderi ve toplumun bilge kişisi olarak gençlerin gözünde yer yer karizmatik bir etki alanına sahip olabilmektedir. Tabii ki her imam, her cami cemaati, her genç için hususi durumlar farklı olabilir. Genel bir resim çizmeye çalışırken, ortalamayı esas alıyoruz.

Gençlerin imamlara helal gıdadan, kadın erkek ilişkilerine, anne babalarıyla sorunlarından giyim kuşama, eğitimden felsefeye, bazen de doğrudan inanç esaslarına ilişkin sorular yönelttiğini görüyoruz.

Bu soruların bir kısmı doğrudan gencin kendi sorusu bile olmayabilir. İçinde yaşadığı Batı toplumuyla etkileşim halinde bulunan gençler, akranlarının dine veya Müslüman-Türk kimliğine, geleneklerine ilişkin sorularını da imama taşırlar.

Eindhoven’dan bir imam şu soruya cevap vermekte zorlandığını itiraf ediyor: “Gayrimüslimler niçin cennete giremeyecek? Bunların bir kısmı Tanrı’ya inanmaktadır. İçlerinde Tanrı’nın birliğine inanan da çoktur. Bunlar niçin sonsuza kadar cehennemde kalsın ki?”

Mülakat yaptığımız imamlar ortak bir tespit olarak “sorulmayan sorulardan” da söz etmektedirler. Bunlar, inanç soruları ve sorunlarıdır. İmamlara göre, gençler genellikle doğrudan iman esaslarına ilişkin sual yöneltmiyorlar; ancak bu konular imam tarafından açılırsa dikkatle dinliyorlar.

Amsterdam’da vazife yapan bir imam “gençlerin dünyevileştiğini, ahirete ilişkin anlatıların gençlerin ilgisini çekmediğini” söylüyor.

Hollanda genelinde görevlendirildiği camilerde aylık çizelgeye göre vaaz eden ve cemaatle görüşmeler yapan bir kadın din gönüllüsü (vaize) ise şu tür soruları yanıtlamakta güçlük çektiğini söylüyor:

“Bir erkeğin dünyada birden fazla eşi varsa, cennette bunların hangisiyle olacak? Ayrıca huriler de mi olacak? Orada kıskançlık olmayacak mı?” Vaize hanım, bu suallerin yaşlı kadınlar tarafından sorulduğunu, genç kızların gündeminin çok daha farklı olduğunu belirtiyor.

Gençlerin daha ziyade dini söylemi anlama amacına matuf sorularla meşgul olduğu söylenebilir. Gayrimüslimlerin cennete girip giremeyeceği, ibadetlerin hikmetleri, evrim teorisi, kadın ve erkeğin camide ve İslam dinindeki yeri gibi konular, gençliğin daha ziyade ilgisini çekmektedir.

Bize göre herhangi bir imamın bu suallere vereceği mükemmel cevaplar sadece çözümün bir parçası olabilir, çözüme katkı sunabilir. Avrupa’da gençlerin, hassaten genç kızların dini değerlerini muhafaza ederek, geliştirerek sosyalleşebilecekleri bir mekân ne yazık ki bulunmamaktadır. Ne evler ne camiler ne de okullar buna uygundur.

Gençlerin İslami sosyalleşmesine müsait cami dışında, ama camiyi de içerebilecek organizasyonlara ihtiyaç vardır.

Duisburg Almanya’da önce futbol okulu olarak kurulup sonra Müslüman ailelerin bir araya geldiği kültürel bir merkeze de dönüşen Selam Vakfı, bu tür alternatif çözümlere başarılı bir örnek olarak gösterilebilir.

Sonuç

Batıdaki Müslümanlara, Türklere yönelik dini hizmetler, mekânlara, aktörlere ve sahadaki ihtiyaçlara göre güncellenmelidir.

Camiler dışında veya camilerle iltisaklı eğitim merkezi, spor ve sanat merkezi gibi değerlerin korunarak sosyalleşmenin sağlanabileceği alternatifler desteklenmelidir.

Bir yandan yerli, Avrupalı gençlerin buralardaki camilerde imam olacak kıvamda yetiştirilmeleri sağlanırken, bir yandan da terapist-imam, manevi bakım rehberi-imam gibi profillerin geliştirilmesine ve bu görevlilerin cami dışında da kamu kuruluşlarında görev almasının desteklenmesine ihtiyaç vardır.

Avrupa’daki imamlarımız, hicret gülleridir. Gülden murat, kokusu ve manasıdır.

Beyt:

“Gerçi söz bagında çok nev-rûz olur güller biter

Bir gülistandan nişan virmege birkaç gül yiter”

Ahmet Paşa

(Gerçi, söz bağında çok nevruz olur, güller biter. (Ama) bir gül bahçesinden örnek olarak bir gül yeter.)

intehâ


[1] Muhalif bir tutum olarak M. Said Ramazan el-Buti’nin (1929-2013)  görüşü kayda değer. Buti’ye göre mekânın değişmesi hükümlerin değişmesini intaç etmez.

[2] Daha detaylı bir portre için bakınız: Okumuş, Fatih. İmam in exile: Turkish religious leaders in a post-secular public sphere, İlâhiyât, Ankara 2023.

[3] Okumuş, Fatih. “Imams without District: Changing Roles of Contemporary Mosque Officials.” Çekmece: IZU Journal of Social Sciences 5, no. 10-11 (2017): 173-203, 2017.