İnci Mercan Gerdanlığı -32-

Hz. Fatıma (Rha)

Hz. Fatıma, Hz. Peygamber’in nübüvvetle şereflendiği yıllarda henüz küçük bir çocuktu. Ehl-i beyt içinde, ilk Müslümanlar arasında yerini aldı.

Ahmet POÇANOĞLU

Emekli Konya İl Müftüsü

   32. HADİS

حديث فاطمة عليها السلام و عائشة عنها : إنَّا كُنَّا أزْوَاجَ النبيِّ صَلَّى اللهُ عليه وسلَّمَ عِنْدَهُ جَمِيعًا، لَمْ تُغَادَرْ مِنَّا واحِدَةٌ، فأقْبَلَتْ فَاطِمَةُ عَلَيْهَا السَّلَامُ تَمْشِي، لا واللَّهِ ما تَخْفَى مِشْيَتُهَا مِن مِشْيَةِ رَسولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عليه وسلَّمَ، فَلَمَّا رَآهَا رَحَّبَ قَالَ: مَرْحَبًا بابْنَتي ثُمَّ أجْلَسَهَا عن يَمِينِهِ أوْ عن شِمَالِهِ، ثُمَّ سَارَّهَا، فَبَكَتْ بُكَاءً شَدِيدًا، فَلَمَّا رَأَى حُزْنَهَا سَارَّهَا الثَّانِيَةَ، فَإِذَا هي تَضْحَكُ، فَقُلتُ لَهَا أنَا مِن بَيْنِ نِسَائِهِ: خَصَّكِ رَسولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عليه وسلَّمَ بالسِّرِّ مِن بَيْنِنَا، ثُمَّ أنْتِ تَبْكِينَ، فَلَمَّا قَامَ رَسولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عليه وسلَّمَ سَأَلْتُهَا: عَمَّا سَارَّكِ؟ قَالَتْ: ما كُنْتُ لِأُفْشِيَ علَى رَسولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عليه وسلَّمَ سِرَّهُ، فَلَمَّا تُوُفِّيَ، قُلتُ لَهَا: عَزَمْتُ عَلَيْكِ بما لي عَلَيْكِ مِنَ الحَقِّ لَمَّا أخْبَرْتِنِي، قَالَتْ: أمَّا الآنَ فَنَعَمْ، فأخْبَرَتْنِي، قَالَتْ: أمَّا حِينَ سَارَّنِي في الأمْرِ الأوَّلِ، فإنَّه أخْبَرَنِي: أنَّ جِبْرِيلَ كانَ يُعَارِضُهُ بالقُرْآنِ كُلَّ سَنَةٍ مَرَّةً، وإنَّه قدْ عَارَضَنِي به العَامَ مَرَّتَيْنِ، ولَا أرَى الأجَلَ إلَّا قَدِ اقْتَرَبَ، فَاتَّقِي اللَّهَ واصْبِرِي، فإنِّي نِعْمَ السَّلَفُ أنَا لَكِ قَالَتْ: فَبَكَيْتُ بُكَائِي الذي رَأَيْتِ، فَلَمَّا رَأَى جَزَعِي سَارَّنِي الثَّانِيَةَ، قَالَ: يا فَاطِمَةُ، ألَا تَرْضَيْنَ أنْ تَكُونِي سَيِّدَةَ نِسَاءِ المُؤْمِنِينَ، أوْ سَيِّدَةَ نِسَاءِ هذِه الأُمَّةِ

     Hz. Fatıma (Radıyallahü anha) Hadisi

     Müminlerin annesi Aişe radıyallahu anha şöyle dedi: – Bizler, yani Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in zevceleri aramızdan birimiz eksik olmamak üzere hep birlikte onun yanında bulunuyorken Fatıma aleyhi-s selam, karşıdan yürüyerek geldi. Allah’a yemin ederim ki onun yürüyüşü Rasulullah’ın (s.a.v) yürüyüşünden hiç farklı değildi. O’nu görünce güzel bir şekilde onu karşıladı ve kızına “merhaba” dedikten sonra onu sağ -veya sol- tarafına oturttu. Daha sonra ona gizlice bir şeyler söyleyince, Fatıma çok şiddetli bir şekilde ağladı. Onun bu kadar üzüldüğünü görünce, ikinci bir defa ona gizli bir şey daha söyledi. Bu sefer gülüverdi. Sonra Rasulullah’ın diğer hanımları arasında ben ona, “Rasulullah (s.a.v) aramızdan özel olarak sana gizlice bir şeyler söyledi, sonra sen ağladın.” dedim. Rasulullah (s.a.v) gittikten sonra ona, “Sana ne söyledi?” diye sordum. O, “Ben Rasulullah’ın (s.a.v) sırrını açıklayacak değilim” dedi. Rasulullah (s.a.v) vefat ettikten sonra Fatıma’ya, “Senin üzerindeki hakkım için senden mutlaka bana Allah Rasulü’nün sana gizlice söylediklerini haber vermeni istiyorum.” dedim. Fatıma, “Şimdi söyleyebilirim.” deyip bana, “Birinci defada benimle gizlice konuştuğunda, ‘Cibril her sene bir defa Kur’an-ı Kerim’i başından sonuna kadar karşılıklı olarak okuyordu. Bu sene ise benimle Kur’an’ı iki defa karşılıklı olarak okudu. Gördüğüm kadarıyla bunun tek sebebi ecelimin oldukça yaklaşmış olduğudur. O halde sen de Allah’a karşı takvalı ol ve sabırlı ol. Şüphesiz ki ben senin için senden önce gidecek en iyi kimseyim.’ demişti.” (Fatıma devamla)İşte bundan dolayı ben de senin o gördüğün şekilde ağladım. Benim dayanamadığımı görünce, bana ikinci defa gizlice bir şeyler söyleyerek ‘Ey Fatıma! müminlerin kadınlarının efendisi -yahut bu ümmetin kadınlarının efendisi- olmaya razı değil misin?’ diye buyurdu.” (Buhari: 6285, Müslim: 2450)                                                                                                                                                                                                                         

     Bu Hadisten Öğrendiklerimiz

     Hz. Peygamber (s.a.v) ve kızı Hz. Fatıma’nın (r.a) baba-kız ilişkisi Rasulullah’ın (s.a.v) özelliklerini-güzelliklerini, zarafetini-sevgisini üzerinde taşıyan en güzel örnektir.

     Hz. Peygamber (s.a.v) nasıl “Benim namazı kıldığım gibi kılınız” ifadesinde namazın nasıl kılınacağını, “Hac menasikini benden alın, benden gördüğünüz gibi yapın” diyerek de haccın nasıl yapılacağını bize öğretiyorsa, Hz. Fatıma örneği üzerinden de bize baba-kız adabını öğretmektedir.

     Hz. Peygamber (s.a.v) Fatıma’yı görünce sevinir, kendisini ziyaret için gelen kızını ayakta karşılar, ellerini tutarak yanaklarından öper, ona iltifat eder, yanına veya kendi yerine oturturdu. Babası kendi evine gelince Fatıma da onu aynı şekilde karşılar ve ağırlardı. Hz. Peygamber (s.a.v) yolculuğa çıkarken aile fertlerinden en son Fatıma ile vedalaşır, yolculuktan dönünce de ilk olarak onunla görüşürdü çünkü; kadınlardan en çok Fâtıma’yı, erkeklerden de Ali’yi sevdiğini söyleyen Resûl-i Ekrem, “Fatıma benim bir parçamdır, onu sevindiren beni sevindirmiş, onu üzen de beni üzmüş olur.” der. Cennetlik kadınların en faziletlilerini saydığı bir başka hadisinde de önce Hz. Hatice ile Fatıma’nın, sonra da Âsiye ile Meryem’in adlarını söylerdi.

     Resûl-i Ekrem, Hz. Fatıma ile Hz. Ali’yi ve çocukları Hasan ile Hüseyin’i abasının altına alarak, “Allahım! Bunlar benim ehl-i beytimdir; onları kötülüklerden koru ve kendilerini tertemiz kıl!” diye dua etmişti. Hz. Fatıma ile ilgili önemli hususlardan biri de Rasulullah’ın neslinin onun çocukları vasıtasıyla devam etmiş olmasıdır.

     Hz. Peygamber’den (s.a.v) Fatıma (r. anha)  örneklemesiyle insanların hem kullukta hem hukuk önünde denk olduklarını öğreniyoruz. Örneklerden ilki, “Kızım Fatıma! Babam Peygamber diye güvenme Rabbine karşı kulluk vazifeni yap, Eğer Allah’tan nefsini satın alamazsan vallahi ben bile senin namına hiçbir şey yapamam…” hadisidir.

   Diğeri ise, Mahzûm kabilesinden hırsızlık yapan bir kadının durumu hakkında olan “Sizden önceki milletlerin yok olmasına sebep, içlerinden soylu biri hırsızlık yapınca ona dokunmayıp, zayıf ve kimsesiz biri hırsızlık yapınca ona cezasını vermeleriydi. Allah’a yemin ederim ki, Muhammed’in kızı Fâtıma hırsızlık yapsaydı, onun da elini keserdim.” hutbesidir.

     Bu hadis-i şeriften öğrendiklerimizin en önemlisi; bu ümmetin babaları, Fatıma’nın (r.a) babası gibi bir baba olma gayretinde oldukları ve O’nu örnek aldıkları müddetçe, Fatıma’ya (r.a) benzer kızları her zaman olacaktır.

     Hz. Fatıma (Radıyallahü anha) فاطمة

     Hz. Muhammed Mustafâ (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve Hz. Hatice validemizin ikisi erkek dördü kız olan çocuklarının en küçüğü Hz. Fâtıma’dır (radıyallâhü anhâ). Hz. Fatıma’nın babası tarafından nesebi Fatıma bint-i Muhammed b. Abdullah b. Abdülmuttalib b. Hâşim b. Abdümenâf b. Kusay’dır. Annesi tarafından ise, Fatıma bint-i Hatîce bint-i Huveylid b. Esed b. Abdüluzzâ b. Kusay’dır. Bi’setten yaklaşık bir yıl önce (m. 609), Mekke’de doğmuştur. 

     Fatıma ismini kızına Hz. Peygamber (s.a.v) vermiştir. Fatıma kelimesi; çocuğu sütten kesilen, cehennemden uzak olan, günah işlemekten sakınan, takva ehli kadın manalarına gelir.     Hz. Fatıma’nın bilinen iki künyesi vardır. Bu künyelerinden ilki, oğullarına nispetle Ümmü’l-Haseneyn (Hasan ve Hüseyin’in annesi), ikincisi ise Ümmü Ebîhâ’dır (babasının annesi). Bu künyeyi almasının sebebi, Fatıma’yı anne sevgisiyle seven Rasulullah’ın kendisine bu şekilde hitap etmiş olmasıdır. Hz. Fatıma’nın Hz. Peygamber’e en çok benzeyen kişi olması hasebiyle ve babası nezdindeki mümtaz mevkii sebebiyle bu künyenin kendisine verildiği söylenmiştir. Hz. Fatıma’ya, muhtelif lakaplar da verilmiştir. Lakapları arasında en meşhurları, yüzünün aydınlığı sebebiyle Zehrâ ve Allah’a kurbiyyeti, iffeti sebebiyle de Betül’dür. Onun diğer sıfatları arasında ise Seyyidet’ün nisâ, Seyyidet’ü nisâi’l-âlemîn, Eşrefü’n-nisâ, Râzıye, Merzıyye ve Zekiyye sayılabilir.

      Hz. Fatıma, Hz. Peygamber’in nübüvvetle şereflendiği yıllarda henüz küçük bir çocuktu. Ehl-i beyt içinde, ilk Müslümanlar arasında yerini aldı. Hz. Peygamber’in terbiyesinde yetişme bahtiyarlığına eren Fatıma, aynı zamanda tebliğ safhasında Rasulullah’ın (s.a.v) çektiği meşakkatlerin bizzat şâhidi olmuş, bu sebeple uğradığı işkenceleri birebir yaşamış, babasını müdafaa edebilmek için ufak yaşına rağmen büyük gayret ve şecaat göstermiştir. Cesaret ve kahramanlığının önemli bir örneği şu hadisedir: Ebu Cehil, İslam’ın günden güne canlanarak yayılması karşısında duyduğu öfkeyi dizginleyemez hâle gelmiş, yolda karşısına çıkan çocuğu yaşındaki Hz. Fatıma’nın yanına gelerek. Rasulullah’a (s.a.v) hakaret etmişti. Hz. Fatıma, bu fütursuz sözler karşısında susmamış, azılı müşrikten korkmamış ve gerekli cevabı vermişti. Bunun üzerine daha da kızan Ebu Cehil, Hz. Peygamber’in yavrusuna bir tokat vurma cüretini göstermiştir. Orada hazır bulunan Ebu Süfyân, kendisi de İslam’ın önde giden düşmanlarından olmakla birlikte bu kadarını hazmedememiş olsa gerek, Hz. Fatıma’ya arka çıkarak yandaşı Ebu Cehil’i sert bir dille kınamış ve kısas olarak Hz. Fâtıma’nın da ona bir tokat aşketmesini temin etmiştir.

     Hicretten kısa bir müddet sonra Hz. Fatıma’nın, yanlarında Hz. Ali ile annesi Fatıma bint-i Esed olduğu halde Sevde, kız kardeşi Ümmü Külsûm ve Ebu Bekir’in ailesiyle birlikte (Radıyallahü anhüm) Medine’ye hicret etmişlerdir.

     Peygamberimiz (s.a.v), Fatıma’nın birlikte yuva kuracağı kişi hakkında hassasiyet göstermiş. O’nun damadı olma şerefini kazanmak arzusu ile önce Hz. Ebu Bekir ve sonra Hz. Ömer, Hz. Fatıma’ya talip olmuşlar ancak Hz. Peygamber bu teklifleri “Onun hakkındaki takdiri bekliyorum” buyurarak geri çevirmiştir. Hz. Ali de aile yakınlarının teşvikiyle, fakat çekinerek Hz. Fatıma’ya talip olmuştur. Sonunda ilahi takdirin zuhuru ile Rasulullah (s.a.v) efendimiz, ailesinden en hayırlı kişi olarak tanıttığı kendi terbiyesinde büyüyen Hz. Ali’nin bu konudaki talebine müspet cevap vermiştir.

     Hz. Fatıma ve Ali’nin düğünleri, hicretin 2. yılı, Zilhicce ayının 10. gününde mütevazi imkânlarla yapıldı. Hz. Ali, Bedir Savaşı’nda ganimetten payına düşen zırhını, bazı rivayetlere göre de devesini ve bir kısım eşyasını satarak yaklaşık 450 (veya 480) dirhem mehir verdi. Hz. Fatıma’nın çeyizi ise kadife bir örtü, içine hurma lifi doldurulmuş bir deri yastık, iki el değirmeni ve deriden yapılma iki su kabından müteşekkildi. Nikahları Rasulullah’ın, “Allah’ım sen onları ve soylarını mübarek kıl!” duasıyla kıyıldı. O zamanın en mükemmel ikramı olarak vasıflanan düğün yemeklerini Hz. Peygamber kendi elleriyle hazırladı.

     Hz. Fatıma ve Hz. Ali’nin, Ümmü Gülsûm ve Zeynep isimli iki kızı, Hasan, Hüseyin ve küçük yaşta eden vefat eden, Muhsin adlarını taşıyan üç erkek evlâdı dünyaya gelmiştir. Her zaman olduğu gibi doğumları esnasında da kızının sağlık durumunu yakından takip eden Peygamberimiz, torunlarını bağrına basmış, isimlerini bizzat koymuş ve ilk günlerine mahsus vazifeleri bizzat ifa etmiştir. Ehl-i beyt’in bu güzîde yavruları dedelerinin kucağında büyümüşlerdir. Hz. Peygamber’in nesli de kızı Fatıma vasıtasıyla devam etmiş ve asırlar boyunca Fâtıma’nın torunları ‘seyyid, şerîf, habîb’ unvanlarıyla anılmışlardır.

     Her zaman Rasulullah’ın yanı başında bulunan Hz. Fatıma, risaletin hicret sonrası Medine döneminde Uhud Savaşı’na iştirak etmiş, burada gazilere yiyecek ve su taşımış, yaralıları tedavi etmişti. Bu savaş esnasında Hz. Peygamber’in yan dişlerinden birisinin kırılması, yüzünün yaralanması üzerine Hz. Fatıma babasının yüzündeki kanları temizlemeye çalışmış. Kanın dinmediğini görünce bir hasır parçasını yakıp küllerini yüzündeki yaraya bastırmak suretiyle akan kanı durdurmuştu. Medine’ye döndüklerinde de Hz. Peygamber ve Hz. Ali’nin kılıçlarını temizleyerek hizmetini dirayetle sürdürmüştür.

    Hz. Fatıma ve Hz. Ali’nin kurdukları yuva mesut ve örnek bir aile hayatına sahne olmuştur. Bazı anlaşmazlıkları ise Hz. Peygamber’in dahiliyle, kısa sürede tatlıya bağlanmıştır. Hz. Ali, Hz. Fatıma’ya kırıldığı zaman ona bir şey söylemez, onunla hoşnut olmayacağı tarzda konuşmazdı. Bir defasında Rasulullah, (s.a.v) efendimiz Hz. Ali’nin üzerindeki hırkanın sıyrıldığını, vücudunun toprağa bulandığını gördü. Elbisesindeki toprağı eliyle silkelerken Ali’nin, Fatıma’ya dargın olduğunu anlamış, “Kalk Ebu Türâb, kalk!” diye seslenmiş, o günden sonra “Ebû Türâb” diye de çağrılan Hz. Ali kendisine böyle hitap edilmesine çok memnun olmuştur.

     Hz. Ali, evlendiklerinde bir deri parçasından başka yatacak yerlerinin olmadığını, gündüz de bu serginin üzerinde oturduklarını anlatmaktadır. O günün imkânlarında evlerinde hizmetli çalıştırabilecek konumda olmalarına rağmen Peygamberimiz bu hususta kendi ailesine ve kızına ruhsat vermemiştir. Hz. Fatıma, tek başına ev işlerinin üstesinden gelmekte zorlandığını söylediğinde Rasulullah efendimiz, kızına otuz dört kere tekbir, otuz üç kere Subhânallâh ve otuz dört kere Elhamdülillâh diyerek tesbih etmesini tavsiye ve tembih etmiş, bu sözlerin istediği hizmetçiden daha hayırlı olduğunu söylemiştir.

     Hazreti Fatıma, Rasulullah (s.a.v) vefat ettikten sonra hiç gülmemiş, Rasulullah (s.a.v) efendimizin verdiği müjde zamanını bekler olmuştu. Nebiyy-i Ekrem’in irtihalinden bir müddet sonra Hz. Fatıma rahatsızlandı. Belli bir süre tedavi gördü. Hz. Peygamber’in müjdelediği gibi O’na ilk olarak kavuşacak kişi olmanın sevinciyle 3 Ramazan h.11 (22 Kasım 632) tarihinde salı günü, 29 yaşlarında cennetliklerin hanımefendisi ebedi âleme göçtü. Mübarek naaşını Hz. Ebu Bekir’in hanımı Esmâ bint Umeys ve Selmâ yıkadılar. Cenazesi kendi vasiyeti uyarınca, o zaman ilk defa tatbik edilen bir usulle üst kısmı kapalı bir şekilde tabut içinde taşındı. Cenaze namazını Hz. Ali kıldırdı. Vasiyeti üzerine gece, Hz. Ali, Hz. Abbâs ve oğlu Fazıl tarafından Cennetü’l-Bakî‘da, Dâru Akîl denen bir mevkiye defnedildi.

     Hz. Fatıma’dan on sekiz hadis rivayet edilmiş; tamamı Kütüb-i Sitte’de yer almış, bunlardan ikisi hem Buhari hem de Müslim’de bulunmaktadır.

     Allah O’ndan Razı Olsun.