Heniyye davası uğrunda şehadet şerbetini içti ve Filistin şehitleri kervanına katıldı. Bayrak yerde kaldı mı, hayır, zaten kalmaz da. Filistin bağlamında şunu da belirtmekte fayda var, Filistin davası ve direnişi şehitlerle başladı, şehitlerle ayağa kalktı ve şehitlerle güçlenerek zafere doğru yürüyor.
Mahmut OSMANOĞLU

Müşriklerin Mekke’de Müslümanlara uygulamaya başladığı ambargonun şiddetini hissettirdiği günlerdi. Müslümanlar açlıktan karınlarına taş bağlar hale gelmişlerdi. Bir gün Hz. Peygamber’e sormaya gittiler. “Ey Allah’ın Resulü” dediler, “bu zor günler ne zaman bitecek, açlıktan karnımıza taş bağlamaya başladık.” Peygamber Efendimiz karnını açıp sahabesine gösterdi. O, karnına iki taş bağlamıştı.
İsrail’e karşı amansız bir mücadele yürüten İslami Direniş Hareket (HAMAS) Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye, İran’da yeni yapılan başkanlık seçimlerini kazanan Dr. Mesut Pizişkiyan’ın yemin törenine katılmak üzere İran’ın başkenti Tahran’a gitmiş ancak ağırlandığı misafirhanede gece yarısı suikasta uğramış ve Filistin şehitleri kervanına katılmıştı.
İran’daki suikasta ilerleyen satırlarda değineceğiz ama Şehit İsmail Heniyye’nin şahsiyetinden biraz bahsetmemiz gerekiyor. Hayatını bir film şeridi gibi gözlerimizin önünden geçirdiğimizde, Şehit Heniyye’nin, İsrail’in bir hançer gibi Filistin’in göbeğine saplandıktan sonra Siyonistlerin Filistinlilere yaşattığı hemen her insanlık dışı acıyı yaşadığını fark ediyoruz. Aslında bunlar tüm Filistin halkının, özellikle de 1948 sınırları dışında bırakılan Filistinlilerin yaşadığı ortak acılar: Topraklara ve gayrimenkullere el konulması ve toplu sürgün anlamına gelen Nekbe’den, hapishanelerin hemen her yaştan Filistinlilerle doldurulmasına, seyahat hürriyetinin kısıtlanmasından keyfi hapis ve cinayetlere, apartheid düzeyinde ayrımcılık ve Gazze örneğinde olduğu gibi komple bir bölgeyi açık hapishaneye çevirmeye kadar ancak yaşayanlarının tam olarak anlayabileceği acılar.
Ailesi Askalan’lı olan Heniyye, Nekbe’nin acısını tadan ailesinin sığındığı Gazze’de bir mülteci kampında dünyaya geldi. Ailesinin kıt imkânları ile eğitimini tamamlamış ve HAMAS hareketinin başından itibaren içerisinde bulunmuş ve tepesine kadar yükselebilmiş bir şahsiyet. Ama bu yükselişi hafife almamak gerekir: Filistin’in her tarafında yaygın bir casus ve köstebek ağına sahip, ordusunun ateş gücü başta ABD, Batılılar tarafından bölge ülkelerinin birkaç tık üzerinde tutulmaya özen gösterilen İsrail’e kafa tutmak ve hatta kök söktürmek öyle kolay bir iş değil. Hapishaneden, ambargoya maruz kalmaktan, işkenceden sonu şehadete kadar uzanan bir bedeli var bunun.
Şehit İsmail Heniyye de bu yolu sonuna kadar yürüdü. Çeşitli dönemlerde ve en uzunu üç yıl olan üç hapishane dönemi oldu. Sürgün dönemi de yaşadı Heniyye. Seçimlerle iş başına gelen Filistin Başbakanı da oldu. Ama o mücadelesinden hiç vazgeçmedi, tevazuundan taviz vermedi.
Şehit Heniyye belki de hayatının en zor günlerini, Aksa Tufanı sonrası İsrail’in bizzat ailesine yönelik yaptığı saldırılarla yaşadı. Önce evi İsrail tarafından bombalandı sonra ailesine yönelik cinayetler başladı. Bülent Tokgöz’ün bir yazısında ifade ettiği gibi “Onu öldüremediler fakat neredeyse tüm yakınlarının acısını ona yaşattılar”.

10 Nisan 2024’te Gazze Şeridi’nde düzenlenen bir hava saldırısında üç oğlu ve dört torununun şehit edildiğini öğrendiğinde tepkisi vakurdu. “Çocuklarım Gazze’de kaldılar ve Gazze’yi terk etmediler. Tüm halkımız evlatlarının kanlarıyla büyük bir bedel ödüyor. Ben de onlardan biriyim. Oğullarımın kanı Gazze’deki şehit halkımızın kanından daha kıymetli değildir” açıklamasında bulundu.
İşte bu, yazının başında Peygamber Efendimizden naklettiğimiz tepkinin aynısı idi. Halkının şehitler verdiği yerde Heniyye’nin çocukları ve torunları dâhil altmışa yakın yakını şehadet şerbetini içmişti. Yani, siyasette, yönetimde halkının önünde olduğu gibi, fedakârlıkta da misliyle halkının önünde idi.
Şehadeti sonrasında Mustafa Özel dostumuz Heniyye’nin Ebul Abd olan künyesini Ebuş Şühedaya (Şehitlerin Babası)na çevirdi ki fiilen de öyleydi. Hatta Şehit babası Şehit oldu.
İsmail Heniyye yeni seçilen İran başkanının yemin töreni için İran’a gelmişti ama maalesef İran’dan cenazesi çıktı. Heniyye’nin şehit edilmesinin detayları aynen İran eski Başkanı İbrahim Reisi’nin helikopterinin düşmesi gibi karanlıkta kaldı. Çelişkili bilgiler verildi. Karadan karaya bir füzeyle kaldığı oda vuruldu denildi, hava saldırısında hedef alındı denildi, ama her halükârda bu İran’ın hava sahasına hâkim olamadığı ve façasının kötü bir şekilde çizildiği manasına geliyordu.
Devrim Muhafızları, kısa bir süre önce, Heniyye’nin odasının kısa menzilli füze ile vurulduğunu açıkladı. Ancak ABD gazetesi The New York Times suikastın Heniyye’nin odasına konulan patlayıcı ile gerçekleştirdiğini haberleştirdi.
Her durum ve ihtimalde, İran maalesef İslam dünyasının göz bebeği bir şahsiyetimizi koruyamadı ve hiç kimsenin İran’da güvende olmadığı gibi bir atmosfer oluştu.
Aslında bir taraftan da Heniyye şehadetinde Sünni dünyanın kendisini sorumlu görmesi gerekiyor. İsrail’e kök söktüren HAMAS’a gerekli desteği vermediler-veremediler, gerekli korumayı sağlayamadılar. HAMAS yetkilileri, kaldıkları ülkelerde pamuk ipliğine bağlı olarak kalıyorlar.
Hâlbuki Güney’de HAMAS, Kuzey’de de Hizbullah kıskacından çıkacak bir İsrail’in Arz-ı Mev’ud yolu açılacaktır. Bu yüzden bölge ve Müslüman ülkelerin her koşulda İsrail’e karşı her direnişi desteklemesi gerekir, içerisindeki MOSSAD unsurlarını, iş işten geçmeden, çok özenli bir çalışmayla temizlemesi elzemdir.
Heniyye davası uğrunda şehadet şerbetini içti ve Filistin şehitleri kervanına katıldı. Bayrak yerde kaldı mı, hayır, zaten kalmaz da. Filistin bağlamında şunu da belirtmekte fayda var, Filistin davası ve direnişi şehitlerle başladı, şehitlerle ayağa kalktı ve şehitlerle güçlenerek zafere doğru yürüyor.
