Bunların ünsiyet neticesi olarak sahiplerinin elini ve burnunu yalamasına bir şey denemezse de temiz bir Müslüman için, şer’an murdar olan bir salya ile elinin kirletilmesine rıza gösteremez.
Tahirü’l-Mevlevi
(Sadeleştiren: Ahmet Geçer)

Topkapı ve Haseki caddelerinin birleştiği Yusufpaşa Çeşmesi’nin önünde haline göre bir meydancık vardır ki -Allah bir daha göstermesin- ma’hûd harîk-ı kebîrden (bilinen büyük yangından) sonra Aksaray’dan yukarı mahallelerin “Yeşil Tulumba”sı yerini tutmuştur.
Mart’ın 10’uncu Pazartesi günü buradan geçeceğim sırada gelip geçenlerden ve etraftaki kahvehanelerde oturanlardan birçoğunun yol ortasında birikip bir şeye baktıklarını gördüm.
Ben de o kalabalığa sokulup bu toplanmanın sebebini anlamak istedim. Bir de baktım ki; irice bir köpek yediği zehirli lokmanın tesirinden vicdân-sûz evzâ’ (vicdan yakıcı bir eda) ile kıvranıyor ve dil-hirâş (gönül parçalayıcı) hırıltılarla can vermeye çalışıyordu.
Çabalanıp didinmesini, can çekişmesini hayretten çok üzüntülü bir halde seyredenlere ara sıra sönük nazarlarıyla bakıyordu ki bu yalvarış dolu bakışlar, başucundaki merhamet sahibi insanların cidden yüreğini yakıyordu.
Zavallı mahlûk, henüz ölüm sekeratını tamamlamamış ve masum hareketlerle sefil hayatına nihâyet vermemişti ki kalabalığın arasından iki tane kürekli peyda oldu.
Şimdiki unvanları nedir? İyi bilmiyorum. Eski süprüntü arabacılarından olan bu adamlardan biri elindeki küreği keskinlemesine hayvanın boynuna bastırdı. Arkadaşı da küreğini daha canlı bulunan köpekceğizin karnı altından daldırıp salkım saçak kaldırdı… Üst tarafı ne oldu bakamadım.
میازار موری که دانه کشست
که جان دارد و جان شیرین خوشست
Dane çeken karıncayı incitme
Onun bir canı var ve can tatlıdır
beytini söylenerek yürürken diğer bir manzara karşısında bulundum: İki tane fino[1] köpeği sokak ortasında müstekreh (çirkin) bir vaziyet almış, duruyor; kuyruğu, kulağı düşük uyuz bir tazı da bacağını kaldırmış sebzeci dükkânının önündeki yapraklara siyiverdi. Düşündüm ki hemcinslerinden birinin birkaç gram striknin[2] ile vücudu ortadan kaldırılırken bunların böyle salma bırakılmasındaki sebep ne idi? Sonra boyunlarındaki tasmalardan bunların sahipli olduğu için serbest gezdiklerini, öbürünün de kimsesiz bulunduğu için zehirlendiğini anladım…
Hazin gördüklerim bu kadar. Şimdi de hakiki hissiyatımı söyleyeyim:
Şehremaneti (belediye), birkaç sene evvel serbest gezinen sokak köpeklerini bir hengâme-i vâlâ (büyük bir gürültü patırtı) ile toplayıcıların kancasından kurtulan yahut arabalara yüklü kafeslerin aralığından fırlayan, hulâsası; bakıyyetü’l-eb’âd, (normal boyutların haricinde, standart dışı) bulunanlarla yeni nesil olarak türeyenleri de böyle sokak ortasında zehirletip kaldırıyor.
İşittiğime göre; köpeği öldürüp kuyruğunu vesika olarak gösterene de beş kuruş ikramiye veriyormuş! Yine duyduğuma nazaran bu kuyruklar, birer yağlı kuyruk halini bulmuş ve her biri birkaç defa getirilip gösterilmeye başlamış da bunların fennen çâre-i imhâsı olup olmadığı Emânet Kimyahânesi’nden (Fen İşleri’nden) sorulmuş!
Günahı söyleyenler boynuna. Bizce karanlıktır!
Buraları lazım değil. Elzem ve ehemm olan bir şey varsa o da şu alenen tesmîm-i kiláb (köpek zehirleme) faciasına son verilip serseri köpeklerin ortadan kaldırılmasına başka bir çare bulunmasıdır ki, insaniyet de bunu gerektirir sanırım.
Bir de sahipli, yani tasmalı köpekler için bir talimatname yapılsa ve bunların:
Hem-nev’a karşı pür-cûş û bi-hüş
Ser der-hevá ve dünbâle ber-düş
(Hemcinslerine karşı akılsızca çoşkulu
Aklı havada kuyruğu omzunda)
olarak salma-gezmeleri ve gezdirilmeleri biraz kurallara bağlansa iyi olacaktır. Çünkü biraz önce yukarıda naklettiğim çirkin hallerden fazla olarak kaldırım üzerinde giderken yahut otobüste, tramvayda otururken bir küçük beyin veya bir küçük hanımın şeref-i refakatini haiz bir köpeğin bacaklara süründüğü yahut yaltaklanarak elleri yaladığı oluyor.
Bunların ünsiyet neticesi olarak sahiplerinin elini ve burnunu yalamasına bir şey denemezse de temiz bir Müslüman için, şer’an murdar olan bir salya ile elinin kirletilmesine rıza gösteremez.
Keşkül ismindeki çok meşhur eserin müellifi Şeyh Bahaeddin Âmili İran Hükümdarı Şah Abbas’ın huzuruna çıkarılmış. Şah’ın ortada dolaşan köpeği, şeyhe sokulup yaltaklanmak istemiş. Onun çekinip toplanması ise Şah’ın hiddetini ve:
“- Şeyh Efendi! Eteğiniz kirlenmesin diye mi çekiniyorsunuz?” sualine sebep olmuş. Bu beklenmeyen suale, irticalen inşâd eylediği:
در چهره ندام از مسلمانی رنك
بر مندارد شرف سك اهل فرنك
آن روسیهم که از بودن من
دوزخ راننك واهل دوزخ راننك
Yüzümde müslümanlıktan eser yok,
Frengin köpeği benden çok şereflidir.
Ben o yüzü/bahtı kara herifim ki varlığımdan,
Hem cehennem utanır, hem cehennem ehli.[3]
rubaisini okuyup
“- Damen-i nå-påkimden (kirli eteğimden) seg-i şehâmetiniz (şehâmetli köpeğiniz) murdar olmasın fikriyle çekinmiştim!” cevabını verip yakasını kurtarmış.
Tabiidir ki böyle bir istenmeyen bir duruma düşenlerin hemen hepsi de Şeyh Bahâüddin gibi alçak gönüllü bulunmaz. Hatta onun cevabını vermeye değil, mealini düşünmeye bile tenezzül etmez.
Binaenaleyh Şehremâneti, tabiatı itibarı ile titiz olanların kırılmalarına sebep olmamak için sahipli köpeklerin serbest tavırlarını biraz düzenlemek, kalben şefkatli olanların da kırılmalarına sebep olmamak için de kimsesiz köpeklerin ortadan kaldırılmaları hakkındaki usulü değiştirse, pek ziyade isabet eylemiş olacaktır.
[1] Bunların fino ve tazı olması diğerinin sokak köpeği bulunması cinsiyetlerinin farklılığını icap etmez sanırım. Bunlar köpek oğlu köpek de o biçare çakal oğlu köpek değil ya!
[2] Karga bükenden elde edilen, uyuşturucu özelliğine sâhip, çok küçük dozlarda sinir sistemi tedâvisinde kullanılan çok kuvvetli zehir. (Kubbealtı Sözlük) (sad.).
[3] Şeyh Bahai, Devan-ı Eş’arRubaiyyat nr.53
*[1] Sebîlürreşâd, 12. Cilt 290. Sayı Sayfa 69-70.
