Kar Sevinci

 Semadan murat, gök kubbedir ve yerde taşlardan dağlar bulunduğu gibi göklerde de dolu dağları bulunmaktadır. Buharlar yükselirken, eğer onları çözen hararetle karşılaşmadan havanın soğuk tabakalarına kadar yükselirlerse ve soğuk daha da şiddetlenirse, buharlar orada yoğunlaşıp bulut haline gelir; eğer soğuk şiddetlenirse, yağmur olarak yağmaya başlar; eğer soğuk şiddetlenip de yoğunlaşmadan önce buhar derecesine gelirse kar olarak yağar, yahut dolu olarak yağar. Bazen hava, aşırı derece soğur ve sonunda büzülüp buluta dönüşür ve ondan yağmur veya kar yağar. Bütün bunlar üstün hikmetlere ve maslahatlara dayanan ilâhî iradenin sonuçlanır.

Ahmet POÇANOĞLU

Emekli Konya İl Müftüsü

   Kar yağınca “Kış mü ‘minin baharıdır.” hadisini hatırlayarak bir sevinç kapladı içimi. Sonra, kar kelimesi Kur’an-ı Kerimde var mı diye merak ettim. İbn-i Abbas’ın Nur Suresi,43. ayetindeki’’: مِنْ بَرَدٍ’’ kelimesine kar anlamını verdiğini ve kar semadan inen beyaz bir şeydir ama ben onu hiç görmedim’’ dediğini görünce merakım arttı. Ardından, rivayet ve dirayet tefsirlerinden bu ayet-i kerime ile ilgili görüşleri kısaca aktardım.

{أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ يُزْجِي سَحَابًا ثُمَّ يُؤَلِّفُ بَيْنَهُ ثُمَّ يَجْعَلُهُ رُكَامًا فَتَرَى الْوَدْقَ يَخْرُجُ مِنْ خِلَالِهِ وَيُنَزِّلُ مِنَ السَّمَاءِ مِنْ جِبَالٍ فِيهَا مِنْ بَرَدٍ فَيُصِيبُ بِهِ مَنْ يَشَاءُ وَيَصْرِفُهُ عَنْ مَنْ يَشَاءُ} [النور: 43]

    Ayet-i Kerimenin Meali:

Görmez misin ki Allah bulutları (dilediği yere) sürüklüyor; sonra onları bir araya getirip üs tüste yığıyor. İşte görüyorsun ki, bunlar arasında yağmur çıkıyor. O, gökten, sanki oradaki dağlardan da dolu indirir. Artık onu dilediğine isabet ettirir; dilediğinden de onu uzak tutar, bu bulutlardan çıkan şimşeğin parıltısı neredeyse gözleri alır!

(Nur Suresi; 43.)

    Bazı kelimelerin İzahı:

يزجي : Sevk Ediyor. ازجاء : Bir şeyi kolaylıkla ve rahatlıkla sevketmek demektir.

سحب: sürüklenmektir, eteğin/kuyruğun ve insanın yüzüstü sürüklenmesi gibi. سحاب (Bulut) kelimesi de bu anlamdan alınmıştır. Kelime; lâfız itibariyle müfrettir, ancak anlamı çoğuldur. Bulutun bu ismi alması ya rüzgârın onu sürüklemesinden veya onun suyu taşımasından ya da sürüklenerek geçmesindendir. İçinde su olsun veya olmasın buluta سحاب denir.

     Allah (cc.) buyuruyor ki:

وَهُوَ الَّذٖي يُرْسِلُ الرِّيَاحَ بُشْراً بَيْنَ يَدَيْ رَحْمَتِهٖؕ حَتّٰٓى اِذَٓا اَقَلَّتْ سَحَاباً ثِقَالاً سُقْنَاهُ لِبَلَدٍ مَيِّتٍ فَاَنْزَلْنَا بِهِ الْمَٓاءَ فَاَخْرَجْنَا بِهٖ مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِؕ كَذٰلِكَ نُخْرِجُ الْمَوْتٰى لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

   Rüzgârları rahmetinin önünde müjde olarak gönderen O’dur. Nihayet o rüzgârlar ağır bir bulut yüklenince onu ölü bir memlekete sevk ederiz. Orada suyu indirir ve onunla türlü türlü meyveler çıkarırız. İşte ölüleri de böyle çıkaracağız. Herhalde bundan ibret alırsınız. (A’raf Suresi;57)

هُوَ الَّذٖي يُرٖيكُمُ الْبَرْقَ خَوْفاً وَطَمَعاً وَيُنْشِئُ السَّحَابَ الثِّقَالَۚ

 Size korku ve ümit duyguları içinde şimşeği gösteren ve yağmur dolu bulutları meydana getiren O’dur. (Ra’d Suresi;12)

   Bazen  سحابbulut lafzı zikredilir. Fakat onunla benzetme yoluyla gölge ve karanlık kastedilir, Allah buyurur ki:

اَوْ كَظُلُمَاتٍ فٖي بَحْرٍ لُجِّيٍّ يَغْشٰيهُ مَوْجٌ مِنْ فَوْقِهٖ مَوْجٌ مِنْ فَوْقِهٖ سَحَابٌؕ ظُلُمَاتٌ بَعْضُهَا فَوْقَ بَعْضٍؕ اِذَٓا اَخْرَجَ يَدَهُ لَمْ يَكَدْ يَرٰيهَاؕ وَمَنْ لَمْ يَجْعَلِ اللّٰهُ لَهُ نُوراً فَمَا لَهُ مِنْ نُورٍࣖ

   Onların amelleri, engin denizdeki karanlıklara da benzer. Üst üste dalgaların kapladığı bir deniz. Daha üstünde de bulutlar (kara bulut gibi) var. Birbiri üstüne karanlıklar. Neredeyse elini çıkarsa onu göremeyecek. Bir kimseye Allah nûr vermemişse, onun aydınlıktan asla nasibi yoktur. (Nur Suresi;40)

   ركام: üst üste toplu bir küme,  birbirine katıp ayrı ayrı olan parçaları bir yığın hâline getirme.

   الودق: yağmur. Vedk, ister şiddetli, ister hafif olsun, her türlü yağmur manasınadır.

   برد: Sıcaklığın zıddı soğukluk demektir. Yağmurun havada donup asılan türüne denir, dolu yağmak, kar ve dolu yağdıran bulut anlamına da gelir.

من برد   : Yerde de taştan dağlar olduğu gibi gökteki dolu dağlarından dolu indirir, demektir.

     Kısa Tefsiri: 

  :اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ يزجي سَحَاباً، ثُمَّ يُؤَلِّفُ بَيْنَهُ ،ثُمَّ يَجْعَلُهُ رُكَاماً Baksana! Görmez misin ki Allah birtakım bulutları (çıkarıp) sürüyor; sonra onları bir araya getirip üst üste yığıyor.

  Allah Tealâ ilk meydana getirilmesinde zayıf olan bulutlan kudreti ile sürer, dağınık parçaları bir araya getirip üst üste yığar ve onları birbirine ekleyip bir kütle haline getirir. Çünkü bulut, ancak bu nitelikte olduğu zaman çok su ihtiva edip suyu taşır. Bütün bunlar ise, Allah’ın (cc.) yarattığı ilginç şeylerdendir bu durum, O’nun mülkünün, gücünün ve kuvvetinin delillerindendir.

   “Görmez misin ki Allah bulutları sürüyor…” âyetinde; kalp gözlerinle: “görmez misin ki Allah bulutları” yine kendisinin dilediği yere “sürüyor” veya Fahreddin Razi’nin ifadesiyle, “akıl gözüyle görmedin mi?” demek olup burada maksat, dikkat çekmektir.

   :فَتَرَى الْوَدْقَ يَخْرُجُ مِنْ خِلَالِه Bir de bakıyorsun ki; bunlar arasından yağmur çıkıyor. Bulutlar ağırlaştığı zaman  Allah Teâlâ, aşılayıcı rüzgâr gönderir de bu rüzgâr bulutlara (yağmur) aşılar, sağanak ve iri taneli yağmurlar yağar.

   وَيُنَزِّلُ مِنَ السَّمَٓاءِ مِنْ جِبَالٍ فٖيهَا مِنْ بَرَدٍ فَيُصٖيبُ بِهٖ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَصْرِفُهُ عَنْ مَنْ يَشَٓاءُؕ    : O, gökten, oradaki dağlardan (dağlar büyüklüğünde bulutlardan) dolu indirir. Artık onu dilediğine isabet ettirir; dilediğinden de onu uzak tutar.

    “Allah, gökteki dağlar misali kütlelerden dolu da indirmekte, onu istediğine çarptırmakta, istediğinden de uzak tutmaktadır.” İşte Allah (cc.) bu şekilde yağdırdığı doluyu dilediği kuluna isabet ettirir de onun ekinine, meyvesine ve hayvanlarına zarar verir.  Böylece dolunun isabet ettiği kimse, bedenî ve malî zarar görür. Allah cc. dilediğinden de doluyu uzak tutmaktadır; onu, başka yöne çevirir, zarar vermez, onun zararlarından kurtulur.

 Semadan murat, gök kubbedir ve yerde taşlardan dağlar bulunduğu gibi göklerde de dolu dağları bulunmaktadır. Buharlar yükselirken, eğer onları çözen hararetle karşılaşmadan havanın soğuk tabakalarına kadar yükselirlerse ve soğuk daha da şiddetlenirse, buharlar orada yoğunlaşıp bulut haline gelir; eğer soğuk şiddetlenirse, yağmur olarak yağmaya başlar; eğer soğuk şiddetlenip de yoğunlaşmadan önce buhar derecesine gelirse kar olarak yağar, yahut dolu olarak yağar. Bazen hava, aşırı derece soğur ve sonunda büzülüp buluta dönüşür ve ondan yağmur veya kar yağar. Bütün bunlar üstün hikmetlere ve maslahatlara dayanan ilâhî iradenin sonuçlanır.

   Ayette doğrudan kardan söz edilmemekle beraber, bin küsur sene sonra bilinebilen  meteoroloji olaylarını bu kadar detaylı açıklayan Kur’an’ın kardan habersiz olduğu düşünülemez. Ayette doğrudan kar (ثلج) sözcüğünün kullanılmamasının hikmetlerinden biri, Kur’an’ın ilk muhatapları olan Hicaz bölgesindeki insanların bu konuda fazla bilgi sahibi olmamalarıdır, kara dolaylı olarak “dolu” ifadesiyle işaret edilmiştir.Allah (cc.) karı hiç görmeyen kavme hitabında “dolu” dan söz etmektedir. Çünkü, onlar dolunun yağışını bilirlerdi. Ve bu oralarda çokça görülürdü. Ancak kardan söz edilmemektedir. Çünkü, ülkelerinde kar hiç yağmazdı..

  Kur’an-ı kerimde Kardan açıkça söz edilmemiş olmakla beraber; hadislerde açıkça kardan bahsedilmiştir.
Şimdi bu konudaki hadislerden birkaçını aktaralım:

  ” في قوله صل الله عليه وسلم: “اللَّهُمَّ اغْسِلْ خَطَايَايَ بِالْمَاءِ وَالثَّلْجِ وَالبَرَدِ”

“Allah’ım! Günahlarımı kar ve dolu suyu ile yıka…”  (Buhari, Ezan,89; Daavat, 39,44,46; Müslim, 304, Mesacid, 147)

  Hadiste “günahların kar ve dolu” ile yıkanmasını istemek, Allah’ın sonsuz affını, rahmetini, keremini, lütfunu bütün samimiyetiyle istemekten kinayedir.

 “ يَقُولُ: صَلَّى رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَلَى جَنَازَةٍ: «اللهُمَّ، وَاغْسِلْهُ بِالْمَاءِ وَالثَّلْجِ وَالْبَرَدِ”

Hz. Peygamber (sav) cenaze namazını kılarken ölü için yaptığı duaları arasında “Allah’ım! Onu su, kar ve dolu ile yıka.” Şeklinde dua etmiştir. (Müslim, Cenaiz, 85, 86; Nesaî, Cenaiz, 77; İbn Mace,Cenaiz, 23)

أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: “إن حوضي أبعد من أيلة من عدن. لهو أشد بياضا من الثلج. “وأحلى من العسل باللبن

   Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuşlar: Andolsun o(nun suyu) kardan beyaz, ballı sütten daha tatlıdır. (Müslim, Taharet, 26)

   يَكَادُ سَنَا بَرْقِهٖ يَذْهَبُ بِالْاَبْصَارِ :  bu bulutlardan çıkan şimşeğin parıltısı neredeyse gözleri kör edecek.

   Şimşek anlamına gelen Arapça” berk” kelimesi, buluttan çıkan parıltı demektir. Şimşekle ilgili olarak, ”Berk, bulut kütleleri içinde, bulut parçalarının çarpışması sonucunda ortaya çıkan kıvılcımdır” denilmiştir. Yani, bu bulutun şimşeğinin ışığı ve sürati o kadar müthiştir ki, neredeyse ona ilişen gözleri alıverecek. Gözlerin zikredilmesi, şimşeğin korkunçluğunu ve tesirinin şiddetini beyan etmek içindir. Sanki gözler kapalı da olsa onları alacak kör edecek.

   Şimşek öyle parlak ki; Onun kemal-i kudretine delildir. Çünkü zıttan (sudan) zıt (ateş) çıkarmaktadır. Şimşeğin geçici körlüğe neden olması belirgin zararlarından yalnızca birisidir.