İngiliz sömürgesinin hüküm sürdüğü Hint alt kıtasında esaretin ve işgalin ne anlama geldiğini en iyi bilenlerden biri olan Peşaveri, geleceğini ve istikbalini düşünmeden, İslam Halifesinin çağrısına uyup, koşarak, payitaht İstanbul’a gelen bir yiğit delikanlıdan bahsediyorum. İman ve kardeşlik bağlarıyla Osmanlı Devleti’ne bağlı olan Peşaveri, cephede olduğu kadar cephe gerisinde de bu necip millete büyük katkılarda bulundu.
Aslan BALCI
Gazeteci-Yazar

Tarihimizdeki kahramanlardan biri, Hint alt kıtası Müslümanlarından, ömrünün büyük kısmını Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti topraklarında geçirmiş olan Lala Türki, bir başka tabirle Abdurrahman Peşaveri’yi saygı ve minnetle anıyorum.
İngiliz sömürgesinin hüküm sürdüğü Hint alt kıtasında esaretin ve işgalin ne anlama geldiğini en iyi bilenlerden biri olan Peşaveri, geleceğini ve istikbalini düşünmeden, İslam Halifesinin çağrısına uyup, koşarak, payitaht İstanbul’a gelen bir yiğit delikanlıdan bahsediyorum. İman ve kardeşlik bağlarıyla Osmanlı Devleti’ne bağlı olan Peşaveri, cephede olduğu kadar cephe gerisinde de bu necip millete büyük katkılarda bulundu. O, sınırlar ötesinden gelip milli mücadeleye katkı sağlayan gerçek anlamda bir kahramandı.
Osmanlı tarihini okuyan Peşaveri, Türklere duyduğu hayranlık ve sevgi nedeniyle kardeşleri tarafından “Türki Lala” yani “Türk Ağabey” olarak anılan ve tarihimizde iz bırakanlardan biri olan Abdurrahman Bey, 1886 yılında İngilizlerin işgalindeki Hindistan’da, şimdi Pakistan’ın bir eyaleti olan Peşaver’de doğdu. Müteahhit olan ailesi eğitimine büyük önem vererek oğullarını Hindistan’daki Müslümanların eğitim alabileceği en prestijli okullardan biri olan Aligarh Koleji’ne kaydettirdi. Bu okulda Batılı eğitim alırken, medreselerde de dini eğitim almayı ihmal etmedi.
Dönemin şartlarını iyi kavrayabilen ve İngiliz emperyalizminin kötü emellerini tahlil edebilen Peşaveri, daha genç yaşta küresel perspektife sahip bir münevverdi. İngilizlerin işgalindeki halkların yaşadığı zulmü en yakından gördüğü için Müslümanların bu baskıları hak etmediğini ve onurlu bir direnişin gerekliliğine inanıyordu.
Dünya Müslümanlarının birliğini savunan Peşaveri, Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkanlar’da düşmüş olduğu zor duruma sessiz kalamadı. Aligarh Koleji’nde ve çevresindeki İngiliz sömürgesine karşı olan öğrencilerle devamlı müzakereler yapıyordu. Halife’nin dünya Müslümanları için taşıdığı anlamı derinlemesine kavrayarak, Osmanlı Devleti’nin yeniden ayağa kalkması için tüm gücüyle desteğini sunmaya karar verdi. Yaşça kendinden büyük olan sağlıkçı Müslümanların, Osmanlı askerlerine yardım getirmek için Hilâl-i Ahmer Yardım Heyeti’nin oluşturulduğunu duydu. Bu heyetin arasına gönüllü katılmak için büyük çaba sarfetti.
Hintli Müslümanların Kızılay’a Yardımı
Sağlıkçı olmadığından, hızlandırılmış şekilde ilk yardım ve paramedik eğitimini tamamlayarak, gelecek olan ekibin içinde yerini aldı. Hintli Müslümanlar bu zor günlerde sadece para yardımı yapmakla kalmamış, aynı zamanda Hilâl-i Ahmer’e (Kızılay’a) sağlık hizmetleri alanında da destek verdiler. Abdurrahman da bu kampanyanın gönüllüsü oldu. Kendi yurtlarının İngilizler tarafından işgal edildiği gibi, Osmanlı’nın mağlup edilmesini ve işgal edilmesini önlemek için uğraşıyordu. Ancak İstanbul’a gelme niyetini ailesine açıklamaktan çekindi. Para temin etmek için ailesinin kendine okul harçlığı olarak verdiği paraları biriktirmeye başladı. Elindeki kitapları ve değerli eşyalarını, hatta çok sevdiği ceketini satarak yolculuk masraflarını karşılayan Peşaveri, 30 Aralık 1912’de İstanbul’a gelen heyette yer aldı.
Zamanın şartlarında Hindistan’dan İstanbul’a gelmek hiç de kolay olmadı. Çok uzun ve meşakkatli yolculuktan sonra Hilâl-i Ahmer Yardım Heyeti İstanbul’a ulaştı. 5 doktor, 7 sağlık görevlisi, 10 hasta bakıcı ve bir memurdan oluşan 23 kişilik heyet, Bombay’dan 15 Aralık 1912’de İtalyan gemisi Sardegna ile hareket etti. Mısır üzerinden ilk önce Romanya’ya, oradan da İstanbul’a geldiler.
Bombay’daki İslam Gençleri Cemiyeti ve Ziya-ü’l İslâm Encümeni tarafından toplanan yardımlarla kurulan bu heyet, Hilâl-i Ahmer Cemiyeti’nin Dârülfünûn Hastanesi’ne yerleştirildi ve yaklaşık 100 hastanın tedavisiyle vazifelendirildiler. Bombay’dan gelen bu heyet, bekledikleri çadırların ellerine ulaşmasına kadar Dârülfünûn’da vazifelerini ifa ettiler.
Çadırlar ellerine geçince, Şubat 1913’te Hadımköy civarında 100 yataklı bir hastane kurdular. Abdurrahman Bey’e hasta bakıcılık görevi verildi. Yüzlerce hastanın tedavisini adeta ibadet edercesine ifa ederken, bir yandan da Balkan Savaşı’nda yaşananları Hindistan’daki gazete ve cemiyetlere haber veriyordu. Onun gönderdiği haberlerle, Müslümanlar Balkan Cephesi’nde yaşananları yakından takip edebiliyordu.
Heyetin bir kısmı, Balkan Cephesi’ne giderek oradaki yaralılarla ilgilendi. 1913 yılında savaş sona erince, heyet Hindistan’a dönmeden önce Sultan Reşad tarafından Dolmabahçe Sarayı’nda kabul edildi ve Sultan, kendilerine teşekkür ederek her birini kucakladı.
Gelibolu’dan sonra İran Sınırında Gazi Oldu
Türki Lala, Haziran 1913’te ülkesine dönen heyete katılmadı ve önemli bir karar vererek İstanbul’da kalmayı, Halife’nin yurdunda yaşananları Hindistan’a aktarmaya karar verdi. Yazdığı mektuplar, tüm Hint diyarında elden ele gezdirilerek destan gibi okunuyordu. Edirne’nin 22 Temmuz 1913’te düşman işgalinden kurtulduğunu Hintli gazetelere ve kız kardeşine bildirdi. Kız kardeşine, “Sevgili Kardeşim, Türk Ordusu şükürler olsun Edirne’yi kurtardı. İstanbul’da bayram havası var” diye yazdı.
Kendini bizden biri olarak gören Abdurrahman Bey, Rauf Orbay ile tanıştıktan sonra hayatında önemli gelişmeler yaşandı. Rauf Orbay, onun iyi bir asker olmasını istiyordu. Onu Osmanlı mülkü olan Beyrut’taki Harp Okulu’na kaydettirdi. Üstün zekâsıyla zorlanmadan askeri eğitimini tamamlayan Peşaveri, 1. Dünya Savaşı başlayınca teğmen olarak Gelibolu Cephesi’nde savaştı ve 3 kez yaralanarak gazı oldu.
Osmanlı Devleti, savaş ve isyanlar nedeniyle ekonomik alanda oldukça sıkıntılı günler geçiriyordu. Afganistan Kralı Habibullah Han ve Afgan Müslümanlarının desteğini almak için Sultan Reşad, 1915 sonunda Rauf Bey başkanlığındaki bir heyeti görevlendirdi. Heyete, bölge dillerini bilen Türki Lala’da dâhil edildi. İngilizler, heyetin yolunu İran’da kesti. Askeri eğitimli Peşaveri, işgalci İngilizlere karşı önemli bir tertip kurdu. Afganistan’dan karayoluyla hacca giden Afganlıları silahlandırarak bir tim oluşturdu. Savaş konusunda mahir olan Afganlılara askeri taktik veren Peşaveri, sınır hattında önemli bir geçidi İngilizlere karşı 36 saat tutarak heyetin esir düşmesine mâni oldu. Gelibolu’dan sonra burada da yaralandı. Ancak heyet, Afganistan’a gidemeden yaralılarla birlikte geri döndü.
Askeri eğitiminin yanı sıra gazeteciliğe de devam eden Türki Lala, Birinci Dünya Savaşı’na katılmak zorunda bırakılan Osmanlı Devleti’nde cephelerde yaşananları İngiltere ve Hint Yarımadası’ndaki gazete ve dergilere haber veriyordu. Cephelerde alınan yenilgiler, onu ve haberdar ettiği Hintli Müslümanları derinden üzüyordu. Osmanlı’nın parçalanmasına şahitlik eden Peşaveri, Rauf Orbay ile ilişkisini kesmeyerek Milli Mücadeleye başladılar.
İngilizce bildiği için paşaların yanında ve ofislerinde bulunuyordu. Konuşulanları tercüme ediyor veya karşı tarafa aktarıyordu. Bu esnada Anadolu’da başlayan mücadelenin daha geniş kitlelere duyurulması için bir haber merkezinin kurulması kararlaştırıldı.
Anadolu Ajansı’nın İlk Muhabiri
Söz konusu merkezden haberler hem ülke içinde hem de yurt dışında servis edilmesi kararlaştırıldı. Çalışmalar neticesinde 1920’de Anadolu Ajansı’nın (AA) kurulması kararlaştırıldı. Haberler, tek merkezden ülkenin özgürlüğü ve kurtuluşu için mücadele verenlere ve yurt dışındakilere malumat vermek için ekipler oluşturuldu. Peşaveri, ajansın ilk muhabiri oldu. İngiltere ve tüm dünyaya, istiklal mücadelesinin haberleri AA’dan gönderiliyor ve gazetelerde neşrediliyordu.
Dünyanın tanıdığı bir haber merkezi haline gelen ve benim de bir zamanlar severek çalıştığım AA’nın temellerini atan bu kahramanlarla ayni kurumda olmaktan son derece memnunum. Kendilerini rahmetle yâd ediyorum. Ajansımızın ilk muhabiri Peşaveri, özellikle resmi yazışmalarda çok gizli bilgilere vakıf oluyordu. Gönülleri kararmış, meselelere sağır ve kör olanlar İngiltere’ye ispiyonculuk yaparken o, bırakın bilgi sızdırmayı bu ülkenin tam bağımsız olması için gece gündüz mücadele veriyordu.
Balkan Savaşları’nda gösterdiği cesaretin ardından Peşaveri, Kurtuluş Savaşı’nda da aktif olarak yer aldı. Türk ordusunun saflarında yer alarak çeşitli cephelerde mücadele etti. Mustafa Kemal, Rauf Orbay gibi komuta kademesiyle yakın ilişki içerisinde olan Peşaveri, sadece bir asker değil, aynı zamanda bir diplomat ve gazeteci olarak da Türk milletinin uluslararası alanda tanınmasına katkı sağlamıştır.
Abdurrahman Peşaveri, Türk Kurtuluş Savaşı’nın dünyaya duyurulmasında önemli bir rol üstlendi. AA vasıtasıyla dedelerimizin özgürlük mücadelesini dünyaya duyurdu. Aynı zamanda bir asker olarak, İngiltere işgal güçlerinin hareketlerini önceden sezebilmesi ve Hint Yarımadası’ndan asker olarak getirilen Müslümanlarla iletişim kurarak, düşman saflarını terk edip cephemize geçmelerini sağladı. Saf değiştiren askerlerin verdiği bilgiler istihbarat birimleri tarafından değerlendirilip gerekli birimlere bildirildi. Bu bilgilerin bir kısmı, savaşın gidişatını etkileyen öneme sahipti.
Ülkemizin İlk Büyükelçisi Oldu
Kurtuluş Savaşı’nda milletimiz özveriyle savaşmış, her evden neredeyse bir-iki şehit verilmiştir. Bizimle aynı gaye uğruna binlerce Afrikalı ve Hint Yarımadası’ndan getirilen Müslümanların katkısını da unutmamak gerekir. Saf değiştiren Müslüman askerlerin, Türklerle birlikte işgal güçlerine karşı savaşırken şehit olanların naaşları dahi bulunamamıştır. Bir kısmının yurdundaki ebeveynleri, işgalci İngiliz birimlerince cezalandırıldı. Bazı gerçekleri her ne kadar resmi tarih anlatmasa da bu toprakları bize yurt olarak bırakan Afganistan, SSCB, İtalya ve Azerbaycan’ın yardımlarıyla birlikte Madagaskarlı İbrahim Mansur, Sudanlı Musa ve diğer şehitlerimizi hayırla yad edenlerin olduğunu biliyorum.
Kurtuluş Savaşı’nda Türkiye’nin bağımsızlık mücadelesini duyuran Peşaveri, savaş sonrası atanan ilk büyükelçi oldu. Bizi ilk tanıyan Afganistan’da Türkiye’nin çıkarlarını temsil etti. Türk-Afgan ilişkilerini güçlendirdi. Afgan Kralı Emanullah Han’ın Peşaveri’yi kabulü, iki ülke arasında güçlü bir dostluk ve işbirliği ortamı oluşturdu. Türki Lala, hayatının son dönemine kadar Türkiye’yi ve Türk milletini savunmaktan bir an olsun vazgeçmedi.
Dedelerimiz, cennet vatan ülkemize göz diken işgalcileri, olumsuzluklara ve yoksulluğa rağmen yenmeyi başardı. Geldikleri neşe ve azim içinde birçok düşman, tabutlarla ülkelerine dönmek zorunda kaldı. Ancak dönerken, itlerinin bazılarını ülkemizde bıraktıklarından dolayı iç kargaşa dönemi başladı. İşgalcilerin yapmaya cesaret edemediği gâvurlukları bu kez “bizden” gibi gözüken ajan provokatörler yaptı. Cephede şehit veya gazi olan dedelerimizin masasını samanlıkta saklanan sözde kahramanlar alınca ihanet ve suikastlar devri başladı. Ne yazık ki Abdurrahman Peşaveri de bu kargaşadan nasibini aldı ve 1925 yılında Türkiye’deki siyasi çekişmelerin ve iç çatışmaların kurbanı oldu.
Türki Lala, askeri görevlerinin yanında AA’daki ve Kabul Büyükelçiliği’ndeki vazifesini hakkıyla tamamladı. Henüz ülkesine yeni dönmüşken, 21 Mayıs 1925 tarihinde akşam vakti İstanbul’daki Beşiktaş’tan Maçka’daki evine yaya olarak çıkarken üç silahlı suikastçı/tetikçi tarafından ağır şekilde yaralandı. Hastaneye kaldırılan Abdurrahman Bey maalesef 30 Haziran 1925’te hayatını kaybetti.
CHP’deki İç Kapışma Nedeniyle Suikasta Uğradı
Peşaveri’nin suikastı, hala tam olarak aydınlatılamamış bir cinayet olarak tarihe geçmiştir. Bazı teoriler, suikastın, Türkiye’deki siyasi kutuplaşmalar ve özellikle Cumhuriyet Halk Partisi içindeki anlaşmazlıklar nedeniyle düzenlendiğini öne sürmektedir. CHP içindeki gizli kriptolarla Kuvâ-yi Milliye yanlıları arasında çekişme başlayınca, vatanperver biri olan Rauf Orbay ve yol arkadaşlarına yönelik linç ve suikastlar yapılmaya başlandı. Polis raporlarında Abdurrahman Peşaveri’nin Rauf Orbay sanılarak ateş edildiği yazıldı.
Peşaveri’nin ölümünün ardından hem Türkiye’de hem de Hindistan’da büyük bir üzüntü yaşandı. Onun Türk milletine olan sevgisi ve desteği hiçbir zaman unutulmadı. Peşaveri, Türk milletinin bağımsızlık mücadelesine verdiği desteğin yanı sıra, İslam dünyasında da dayanışma ve kardeşlik simgesi olarak yaşamaya devam etmektedir.
Abdurrahman Peşaveri, hayatını Türk milletinin özgürlüğü ve İslam dünyasının huzuru için adamış bir kahramandır. Onun adı, Türkiye-Pakistan ilişkilerinin tarihsel köklerini oluşturarak bu kardeşlik ilişkileri günümüze kadar devam etti. Türki Lala’nın fedakârlığı ve kahramanlığı, dünya Müslümanlarının birliği ve ümmet şuuru içinde hareket etme isteği her zaman minnetle hatırlanacak.
