Batı Trakya’da Kısıtlanan Din Özgürlüğü: İslâm Hukuku Uygulamaları

Söz konusu bu son yasalardan sonra İslâm hukukunun uygulanma alanı bitme noktasına gelmiştir. Çünkü azınlık insanı zaten uzun yıllar tayin edilen müftü naiplerine güvenmediği için bu hakkı kullanmaktan çekinmiştir. Şimdi ise yasal başka bir zorlukla da karşı karşıya gelmiştir. Oysa bu durum aslında din özgürlüğüne yapılan bir müdahaledir.

Rıdvan TOPÇU

İskeçe Müftülüğü Din Hizmetleri Şube Müdürü – İskeçe Müftülüğü Din Hizmetleri Şube Müdürü –

Batı Trakya Müslüman Türk azınlığı, 1923 Lozan Barış Antlaşmasıyla Yunanistan’a emanet edilmiş ve gerekli tüm alanlarda hakları garanti altına alınmıştır. Bu hakların bir kısmı din ve eğitimle ilgiliyken, bir kısmı da azınlığın gelenek ve görenekleriyle ilgilidir. Bu bağlamda imzalanan uluslararası antlaşmalara bakıldığında, azınlığın kendi benliğini muhafaza edebilmesi ve asimile olmaması için gereken tüm tedbirler alınmıştır. Bu tedbirlerden bir tanesi de Müslüman Türk halkın şahıs ve aile hukuku alanlarında özerk bir yapıya sahip olmasıdır. Buna göre azınlık mensubu Müslüman Türkler evlilik, boşanma, velayet, vesayet ve miras gibi alanlarda Yunan Medeni Kanunu’na göre değil, İslâm hukuku hükümlerine göre işlerini yürütecektir. Bu husus 1913 yılında imzalanmış olan Atina Barış Antlaşmasının 11. maddesinde şu şekilde belirtilmiştir:

“…Müftüler sırf dinî umûr ve hususât hakkındaki salâhiyetlerinden ve emvâl-i vakfiyenin idaresi üzerindeki teftiş ve nezâretlerinden maada nikâh, talâk, nafaka, vesâyet, velâyet, ispat-ı rüşt, Müslümanlara ait vasiyetler, tevârüs ve tevliyet gibi mevâdda beyne’l-müslimîn icrâ-yı ahkâm edeceklerdir.

Müftüler tarafından isdâr olunan ilâmlar Yunan memurîn-i âidesi tarafından icra edilecektir.

Umûr-ı irsiyyeye gelince Müslümanlardan işte alâkadar olan taraflar evvel be-evvel beyinlerinde itilâf hâsıl ettikten sonra hakem sıfatiyle müftüye müracaat edebilirler. Bu vechile sâdır olacak hakem kararına karşı mahâkim-i mahalliyeye vukû bulacak her türlü müracaatlar kabul olunacaktır. Meğerki aksi kaziyeyi mübeyyin olarak sarâhaten bir kayıt ve şart mevcut olmuş ola.[1]

Atina Barış Antlaşmasının hükümleri kadar sarih olmamakla birlikte söz konusu bu hükümler 1923 yılında imzalanmış olan Lozan Barış Antlaşmasında da mevcuttur. Söz konusu antlaşmanın 42. maddesine göre Yunanistan, Batı Trakya’daki Müslüman-Türk azınlığın “hukûk-u aile veya ahkâm-ı şahsiyyeleri bahsinde bu mesailin mezkûr ekalliyetlerin örf ve âdetlerinde hal ve fasledilmesine müsait her türlü ahkâm vaz’ına muvafakat” edeceğini, yani aile ve şahıs hukukuyla ilgili mevzuların azınlığın örf ve adetlerine uygun bir şekilde çözülebilmesi için gerekli kanunları yürürlüğe koyacağını kabul etmiştir.[2]

Uluslararası antlaşmaların bu minvalde hükümler ihtiva etmesine ve yıllarca bu uygulamaya müdahale edilmemesine rağmen son dönemlerde Batı Trakya Müslüman Türk toplumunun bu özerkliğine kısıtlamalar getirilmeye başlanmıştır. 1985 yılında başlayan müftülük problemleriyle birlikte Müslüman Türk halkın istifade ettiği bu özerkliğin ortadan kaldırılması için sistematik bir itibarsızlaştırma kampanyası yürütülmüştür. Öncelikle halkın seçtiği müftüler kabul edilmeyerek yerlerine istenmeyen kişiler müftü naibi olarak tayin edilmiş, ardından da tayin edilen naiplerin verdiği kararlar eleştirilerek bu özerkliğin insan haklarına uygun olmadığı, dolayısıyla kaldırılması gerektiği belirtilmiştir. Bunu sağlamaya yönelik 2018’de yürürlüğe giren 4511 sayılı kanunla İslâm Hukukunun uygulanma alanı son derece kısıtlanmıştır. Bu yasaya göre şahıs, aile ve miras alanlarında İslâm hukukunun uygulanabilmesi ancak tarafların tamamının rızasına bağlıdır. Taraflardan herhangi birinin rızası bulunmaması halinde yetkili merci medeni kanuna göre hüküm veren Yunan mahkemeleri olacaktır.[3] 30 Temmuz 2022 tarihinde Yunanistan Hükûmet Gazetesinde yayınlanarak yürürlüğe girmiş olan 4964 sayılı yasanın 146. maddesinde de bu husus belirtilmiş ve tarafların İslâm hukukuna göre davalarını çözmek istediklerini müftünün huzurunda beyan eden müracaatları bulunmuyorsa medeni kanunun geçerli olacağı ifade edilmiştir. [4] Söz konusu bu son yasalardan sonra İslâm hukukunun uygulanma alanı bitme noktasına gelmiştir. Çünkü azınlık insanı zaten uzun yıllar tayin edilen müftü naiplerine güvenmediği için bu hakkı kullanmaktan çekinmiştir. Şimdi ise yasal başka bir zorlukla da karşı karşıya gelmiştir. Oysa bu durum aslında din özgürlüğüne yapılan bir müdahaledir. Şahıs, aile ve miras konularının kişinin kendi dini değerlerine, kendi gelenek ve göreneklerine göre halledilmesi insan haklarının bir gereğidir. Bu nedenle söz konusu alanlarda zorlaştırmanın değil, kolaylaştırmanın esas alınması gerekmektedir.


[1] Antlaşmanın metni için bkz: Düstur, Tertib-i Sânî, (Der-saâdet: Matbaa-i Âmire, 1332), 7/45-61.

[2] Lozan Antlaşması’nın ilgili maddeleri için bkz: Düstur, Üçüncü Tertip, 5/36-42.

[3] Yunan Hükûmet Gazetesi  (ΦΕΚ) 2/Α (15.1.2018).

[4] Yunan Hükûmet Gazetesi  (ΦΕΚ) Α’ 150 (30.07.2022).