Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı’nın uluslararası arenada verdiği insan ve azınlık hakları mücadelesi ile elde edilen sonuçlar üzerine, akademik çalışmalarını Trakya Üniversitesi’nde tamamlayan “Batı Trakya Türklerinin Sosyo-Kültürel Hayatı ve Eğitim Tarihi” başlıklı doktora tezi ile doktor unvanı alan, Batı Trakya Azınlığı Kültür ve Eğitim Şirketi (BAKEŞ) Genel Müdürü, Dr. Pervin Hayrullah ile değerlendirdik. Dr. Pervin Hayrullah ayrıca, uzun yıllardan beri Batı Trakya Türklerinin sorunlarını uluslararası kuruluşlara taşımış, çeşitli raporlar sunmuş bir insan hakları savunucusudur.
Röportaj: Cemil Kabza / Gazeteci-Yazar

S: Sayın Dr. Hayrullah, sohbetimize şuradan başlayalım. Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı’nın tarihi ve hukuki statüsü hakkında kısaca bilgi verir misiniz?
C: Batı Trakya, bugün Yunanistan sınırları içinde kalan ve Rodop, İskeçe ve Meriç illerini kapsayan bölgedir. Bu bölgedeki Türk varlığı, Osmanlı döneminden öncesine dayanır. Fakat Osmanlı Devleti’nin bölgeye yerleşmesi ile birlikte, Türkler bu coğrafyada önemli bir nüfus oluşturmuştur.
Batı Trakya Türk Azınlığı’nın hukuki statüsü, 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Barış Antlaşması ile belirlenmiştir. Antlaşmanın 37-45. maddeleri, Türkiye’deki gayrimüslim azınlıklar ve Yunanistan’daki Müslüman azınlık için karşılıklı haklar öngörür. Batı Trakya Türk Azınlığı’nın, din özgürlüğü, eğitim özgürlüğü (Anadili Türkçe’de eğitim alma hakkı), kendi dini ve vakıf kurumlarını yönetme hakkı, kendi müftülerini seçme hakkı, ulusal ve dilsel kimliğini koruma hakkı Lozan Barış Antlaşması ile güvence altına alınmıştır.
Her ne kadar Lozan Antlaşması Türk azınlığa bu hakları tanımış olsa da, Yunanistan bu hakların bir kısmını kısıtlamış ya da uygulamada ihlal etmiştir.
Batı Trakya Türklerinin bugün çok ciddi bir şekilde, “Türk” kimliğinin tanınmaması, seçilmiş müftülerin tanınmaması, Türk okullarının kapatılması ya da işlevsizleştirilmesi, Vakıf yöneticilerinin seçilmesi ve mallarına devlet müdahalesi, sosyal ve siyasi hayata etkin bir şekilde katılamama gibi sorunları mevcuttur.
S: Yunanistan müktesebatı ve Türkiye ile yapılan ikili anlaşma, sözleşme ve imzalanan protokoller, Batı Trakya Türkleri’nin azınlık ve insan haklarını ne derece koruma altına alabilmektedir?
C: Yunanistan’ın iç hukuk düzeni (müktesebatı), Türkiye ile yaptığı ikili anlaşmalar, sözleşmeler ve protokoller çerçevesinde Batı Trakya Türk Azınlığı’nın bazı azınlık ve insan hakları hukuken korunmaktadır. Ancak uygulamada bu hakların büyük ölçüde kısıtlandığı görülmektedir.
Lozan Barış Antlaşması (1923) – Ana Hukuki Temel: Yunanistan’ın Batı Trakya’daki Türk Azınlığa tanıdığı hakların temelini oluşturur. Antlaşmanın 37 ila 45. Maddeleri azınlık haklarını güvence altına alır. Din özgürlüğü, eğitim özgürlüğü, kendi dini liderlerini seçme, kendi vakıf ve hayır kurumlarını yönetme, mahkemelerde ve kamu hayatında anadilin kullanımı karşılıklılık esasına dayalıdır: Türkiye’deki gayrimüslim azınlıklarla Yunanistan’daki Müslüman azınlık arasında denge gözetilir.
Yunanistan’ın taraf olduğu Uluslararası İnsan Hakları Sözleşmeleri de azınlıkların haklarını uluslararası hukuk düzeyinde taahhüt etmiştir. Avrupa Konseyi ve AB çerçevesinde; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) (Düşünce, ifade, din, örgütlenme özgürlüğü gibi haklar), Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Azınlık Hakları Belgeleri (Kültürel kimliğin korunması, ana dilde eğitim vb., BM Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi, BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi, BM Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi örnek olarak verilebilir.
Türkiye ile Yapılan İkili Anlaşmalar ve Protokoller: Lozan dışında doğrudan azınlık haklarına yönelik özel çok sayıda protokol veya anlaşma olmamakla birlikte, iki ülke arasında imzalanan bazı belgeler doğrudan ya da dolaylı olarak azınlıkların korunmasını etkilemektedir. Türkiye ile Yunanistan arasındaki Kültür Anlaşmaları, azınlık okullarının açılması, kitap temini gibi konuları düzenlemiştir. 1968 Eğitim Protokolü, azınlık okullarının çift dilli (Türkçe-Yunanca) eğitimi ve öğretmen değişimlerini belirleyen bazı düzenlemeler yapmıştır. Bu uygulama sonradan zayıflatılmıştır. İkili görüşmelerde gündeme gelen azınlık hakları: İkili zirvelerde ve diyalog süreçlerinde Batı Trakya’daki Türk azınlığın durumu sıkça ele alınır, ancak bağlayıcı hukuki belge düzeyine nadiren ulaşır.
Yunanistan’ın Anayasası ve İç Hukuku: Yunan Anayasası azınlıklara yönelik özel düzenleme içermese de, din özgürlüğü ve temel insan hakları açısından genel güvenceler sağlar. Ancak, Yunan iç hukuku “Türk” kimliğini tanımamaktadır. Azınlık sadece “Müslüman” olarak tanımlanır (özellikle 1980’lerden sonra artan baskılar). Derneklerin isimlerinde “Türk” kelimesi yasaklanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), bu konuda Yunanistan’ın haksız olduğunu karara bağlamıştır (örneğin İskeçe Türk Birliği davası), ancak Yunanistan kararı uygulamamakta direnmektedir.
Teorik olarak, Batı Trakya’daki Müslüman Türk Azınlığı hem uluslararası hukuk hem de Yunanistan’ın iç hukuku ve Türkiye ile yaptığı anlaşmalar sayesinde geniş haklara sahiptir. Ancak uygulamada, bu haklar büyük ölçüde ihlal edilmekte veya sınırlandırılmakta, özellikle kimlik, eğitim ve dini özerklik konularında ciddi sorunlar yaşanmaktadır.
S: Malumunuz, Yunanistan 1981’den bu yana Avrupa Birliği’ne tam üye. Yunanistan’ın AB’ye tam üye olmasıyla insan ve azınlık haklarının kullanımı ve iadesi konusunda herhangi bir gelişme yaşandı mı?
C: Yunanistan 1981 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu’na (şimdiki Avrupa Birliği’ne) tam üye olmuştur. Bu üyelik, teorik olarak insan hakları ve azınlık haklarının daha iyi korunmasını sağlayabilecek bir çerçeve sunsa da, Batı Trakya Türk Azınlığı açısından somut ve kalıcı bir iyileşme sağladığı söylenemez. AB üyesi olan ülkeler, özellikle şu temel değerleri benimsemek ve uygulamak zorundadır: İnsan haklarına saygı, hukukun üstünlüğü, azınlık haklarının korunması (AB Antlaşması madde 2 ve 6), Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne bağlılık. Yunanistan bu yükümlülükleri kabul etmiştir. Ancak, bu çerçevede Batı Trakya’daki Türk azınlık lehine yapısal bir dönüşüm yaşanmamıştır. AB’ye üyelik sonrası bazı alanlarda küçük adımlar atılmıştır: Avrupa Parlamentosu’na azınlık sorunları taşınmıştır. Türk kökenli milletvekilleri veya bazı hak savunucuları zaman zaman konuyu gündeme getirmiştir. AİHM kararları gündeme gelmiştir. Örneğin: İskeçe Türk Birliği v. Yunanistan (2008) davasında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Yunanistan’ı dernek kurma özgürlüğünü ihlalden mahkûm etmiştir. Ancak Yunan devleti bu kararı uygulamamıştır. Azınlık mensuplarının Avrupa kurumlarında daha fazla görünürlüğü olmuştur. Ancak, geniş ölçekte sorunlar devam etmiştir. Eğitim alanında: Türk azınlığa ait okulların sayısı giderek azalmıştır; Çift dilli eğitimde öğretmen atamaları sorunlu hale gelmiştir. Devlet, azınlığın kendi öğretmenlerini yetiştirmesi veya seçmesi konusunda kısıtlamalar getirmiştir. Dinî özerklik konusunda: Müftülük makamına Yunan devleti tarafından atamalar yapılmakta, halkın seçtiği müftüler tanınmamaktadır. Bu konu AİHM’ye taşınmış ve Yunanistan çok sayıda davada haksız bulunmuştur. Kimlik meselesi: “Türk” kimliği sistematik olarak reddedilmeye devam edilmiştir; Mahkeme kararlarına rağmen derneklerin isimlerinde “Türk” ifadesi hâlâ yasaktır.
AB’nin tutumu, sınırlı müdahale şeklindedir. Avrupa Birliği, Yunanistan’ın azınlık politikalarıyla ilgili bazı raporlar yayınlamış, ancak ciddi ve bağlayıcı bir baskı uygulamamıştır. Bunun başlıca nedenleri olarak; AB hukukunda azınlık hakları yeterince açık ve bağlayıcı olmaması, Yunanistan’ın iç işlerine karışmama eğilimi, Yunanistan, azınlıkları “etnik” değil, “dinsel” olarak tanımlayarak AB normlarını atlatması örnek verilebilir.
S: Azınlık bireyleri, yaşadıkları ülke Yunanistan’a ve üyesi oldukları AB’ye ne kadar güveniyor?
C: Batı Trakya’daki Müslüman Türk Azınlığın Yunanistan’a ve Avrupa Birliği’ne duyduğu güven, tarihsel deneyimler, hak ihlalleri, ayrımcılık ve beklentilerin karşılanmaması gibi birçok etken nedeniyle genel olarak sınırlı ve temkinlidir. Yunanistan’a duyulan güvenin düşük ve temkinli olmasının nedenleri: Etnik kimliğin inkârı; Seçilmiş müftülerin tanınmaması; Devletin atadığı müftüleri dayatması ve bunun dini özgürlüğe müdahale olarak algılanması; Eğitimde hak kayıpları; Vakıf mallarına müdahale ; Ayrımcılığa uğrama hissi, kamu hizmetlerine erişim, istihdam ve siyaset gibi alanlarda ayrımcılık yaşanması olarak sıralanabilir.
Toplumsal olarak, azınlık mensuplarının önemli bir kısmı Yunanistan devletine karşı temkinli bir mesafede durmakta, “eşit vatandaş” gibi hissetmedikleri için, devletin gözünde “şüpheli unsur” olarak görüldüklerini düşünmektedirler.
Avrupa Birliği konusunda ise Batı Trakya Türkleri umut ve hayal kırıklığı arasındadır. AB’ye karşı başlangıçta umut yüksekti. Yunanistan’ın AB üyesi olmasıyla hak ihlallerinin azalacağı, AB kurumlarının hak ihlallerine müdahale edeceği düşünülüyordu. Özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının azınlık lehine sonuçlanması bu umudu destekledi. Ancak zamanla hayal kırıklığı oluştu. AİHM kararları çoğu zaman Yunanistan tarafından uygulanmadı. Avrupa Komisyonu ve Parlamentosu, azınlık hakları konusunda Yunanistan’a ciddi baskı yapmaktan kaçındı. “Çifte standart” algısı doğdu. Fakat, yinede AB’ye karşı umut hâlâ tamamen kaybolmuş değil, çünkü hukuki yollar ve uluslararası görünürlük açısından bir kapı olarak görülmekte. Bu güvensizlik durumu, azınlık bireylerinde aidiyet duygusunu zayıflatmaktadır.
S: Yunanistan devlet olarak, özellikle insan ve azınlık hakları konusunda AB üyesi olarak yükümlülüklerini ne kadar yerine getiriyor?
C: Yunanistan, Avrupa Birliği üyesi olarak insan hakları ve azınlık haklarına saygı gösterme yükümlülüğünü ne kadar taşıyor tartışılır. Özellikle etnik azınlıklar, daha da özelde Batı Trakya Türk Azınlığı söz konusu olduğunda, Yunanistan’ın bu yükümlülükleri tam anlamıyla yerine getirmediği, hatta kimi alanlarda sistematik hak ihlalleri yaptığı aşikardır.
Yunanistan, AB’ye üye bir ülke olarak şu yükümlülüklere sahiptir: AB Temel Haklar Şartı; AB Antlaşması: insan onuru, eşitlik, azınlıkların korunması gibi temel değerlere uyum ilkeleri; AİHM kararlarına uyma yükümlülüğü; Kopenhag Kriterleri: Hukuk devleti, demokrasi ve azınlık haklarına saygı ilkeleri.
Yunanistan, AB’ye üye bir devlet olarak insan ve azınlık haklarına dair yükümlülüklerini özellikle azınlıklar konusunda tam olarak yerine getirmemektedir. Sistematik kimlik inkârı, din ve eğitim özgürlüğüne yönelik müdahaleler, AİHM kararlarına uymama gibi uygulamalar bu yükümlülüklerle çelişmektedir. AB kurumları bu konuda sessiz veya etkisiz kalmakta, bu da “çifte standart” eleştirilerine yol açmaktadır.
S: Batı Trakya Türklerinin sorunları uluslararası arenaya nasıl taşındı? Nereden, nasıl başladı? Bugün hangi aşamadadır?
C: Batı Trakya Türkleri’nin sorunlarının uluslararası alana taşınması, uzun ve aşamalı bir sürecin sonucudur. Bu süreç, hem azınlığın kendi çabalarıyla hem de Türkiye’nin diplomatik girişimleri ve bazı uluslararası hukuk yollarının kullanılmasıyla şekillenmiştir.
1960’larda başlayan baskılar (vatandaşlıktan çıkarma, eğitim ve müftülük sorunları) Batı Trakya Türklerini sessiz direnişe ve ardından uluslararası alanda hak aramaya yöneltmiştir. 1980’lerden itibaren Yunanistan’ın “Türk” kelimesini yasaklaması, dernek kapatmaları, seçilmiş müftülerin cezalandırılması gibi olaylar uluslararası kamuoyunda yankı bulmaya başlamış. Batı Trakya gündemi BM İnsan Hakları Komisyonu’na ve Avrupa Konseyi’ne taşınmaya başlanmıştır. Ayrıca, Batı Trakya’dan bireyler ve dernekler, Avrupa kurumlarına başvurular yapmaya başlamışlardır. Ayrıca, Human Rights Watch, Amnesty International (Af Örgütü), Minority Rights Group gibi örgütler raporlar hazırlayarak dünya kamuoyunu konuyla ilgili bilgilendirmişlerdir.
S: Azınlık kişi, kurum ve kuruluşlar tarafından verilen insan ve azınlık hakları mücadelesinden elde edilen olumlu sonuçlar var mı?
C: Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı’nın bireyleri, kurumları ve kuruluşları tarafından verilen insan ve azınlık hakları mücadelesi sonucunda tam anlamıyla çözüm olmasa da bazı önemli ve olumlu sonuçlar elde edilmiştir. Bu sonuçlar çoğu zaman uluslararası hukuk yolları, toplumsal dayanışma ve kamusal görünürlük sayesinde ortaya çıkmıştır. Batı Trakya Türk Azınlığı, özellikle dernekleşme özgürlüğü ve ifade özgürlüğü alanında AİHM’de önemli hukuki zaferler kazanmıştır. Mücadele süreci, azınlık kimliğinin korunmasına katkı sağlamış, özellikle genç kuşaklarda “Türk kimliği” bilincini artırmıştır. Sorunlar uluslararası kamuoyunun gündemine taşınmış, Avrupa’da birçok insan Batı Trakya Türklerinin varlığından haberdar olmuştur. STK’lar, dernekler ve eğitim kurumları sayesinde bu bilincin sürdürülmesi sağlanmaktadır.
S: Batı Trakya Türklerine ve özellikle Yunanistan’da yaşamaya niyetli olan Batı Trakyalı Türk gençlerine ne gibi tavsiyeleriniz olacak?
C: Batı Trakya Türkleri, tarihsel, kültürel ve hukuki bağlamda önemli bir azınlıktır. Geleceği ise büyük ölçüde genç nesillere bağlıdır. Yunanistan’da yaşamaya devam etmeyi düşünen ya da orada gelecek kurmayı planlayan Batı Trakyalı Türk gençleri hem Türkçeyi hem de Yunancayı en iyi şekilde öğrenmek zorundadır. Böylelikle çift dilli bireyler olarak fırsat eşitliği ve temsil gücü kazanabilirler. Ayrıca, uluslararası düzeyde kabul gören yabancı diller (İngilizce, Fransızca, Almanca v.d.) öğrenmek de gençleri AB içinde rekabetçi yapacaktır. Üniversite eğitimi olmazsa olmazdır, hatta mutlaka yüksek lisans ve mümkünse doktora derecesi alınmalıdır.
S: Son olarak İNSİCAM dergisi okuyucularına mesajınız ne olacak?
C: Batı Trakya Türkleri, yüce Türk ulusunun ayrılmaz bir parçasıdır. Asırlar önce yaşadıkları bölgeye yerleşmiş olan Türkler, burada kimliklerini, varlıklarını koruyabilmek için mücadele etmektedirler. Batı Trakyalı Türklerin yaşam mücadelesini okuyucularına, dolayısıyla geleceğe aktaran derginize teşekkürü bir borç biliriz. Saygılarımızla.
