“Faydalı olmayı ve takvayı somutlaştıran kurucu kadın gerçekliği şüphesiz. Onca dezavantaja rağmen bir kadının akıllara durgunluk veren çabası ve yükselişi. Batı’nın, kadının insan olup olmadığını tartıştığı, bazı Yunan filozoflarının dahi kadını insan ile hayvan arasında bir yere koyduğu dönemde, çok ileri ve ilham verici bir portre var karşımızda. Büyük acılar ve kayıplar yaşamasına, çeşitli badireler atlatmasına rağmen, ailesini ayakta tutuyor. İyi bir eğitim görmenin önemini çocuk yaşlarda kavrıyor. Ticarete de hâkim. Cesur ve bilge. Miras kalan serveti ve kendi kazancını, eğitim ve hayır işlerinde kullanması başlı başına bir güzellik zaten. Özgüveni, uzun erimli bir menzili, işlek bir tefekkürü, insanî ve İslamî perspektifi olmayan bir insan, bu işlere günümüzde bile kolay kolay soyunamaz.”
Röportaj: Ezgi KIZILKAYA

SORU: Mağribli Güvercin-Fâtıma Fihrî romanını yazma fikri nasıl doğdu? Bu hikâyenin çıkış noktasında ne vardı?
Fâtıma Fihrî adını, otuz yıl önce, Afrika Müslümanlarının tarihini incelerken duydum. Merak ettim. Araştırdım. Notlar aldım hemen. Daha sonra; Taha Kılınç, Adem Özköse, Turan Kışlakçı, Süleyman Ceran gibi Mağrib’e giden, o beldeleri gören ya da bilen arkadaşlardan bir şeyler işitmeye, öğrenmeye çalıştım. Yayın dünyasını taradım. Hakkında müstakil bir kitap yoktu maalesef. Yaklaşık on yıl önce, eldeki sınırlı bilgilerden hareketle, “Sessiz Mücevher” başlıklı bir portre/hikâye yazdım önce. Diz Çökmeyen kitabımda yer alıyor bu metin. Daha sonra da “En Güzel Uyku” başlıklı bir şiirle yâd ettim, “İkinci Hatice” olarak nitelendirdiğim bu büyük kadını. O şiir de “Çeyizime Bir Kefen” adlı şiir kitabımdadır. Nihayet, bilhassa genç kızlara, ilimle iştigal eden ve hayırlarda yarışan genç kadınlara, edebiyatın içinden bir destek vermeyi de akılda tutarak 160 sayfalık bir roman yazdım.
SORU: Okuyucuyu oldukça eski bir döneme götürüyorsunuz bu romanınızla. Hakkındaki bilgimizin de son derece sınırlı olduğu bir zaman dilimi. Ele aldığınız biyografiyi çalışırken ilk olarak neler dikkatinizi çekti?
Daha önce başka yerlerde de söyledim: Fâtımâ Fihrî; sadece Müslümanların değil, insanlık tarihinin güzîdelerinden.Soyu Kureyş’e dayanıyor. 800’lü yıllarda yaşıyor. Yapıp ettiklerine bakarak hem iyi bir eğitim aldığını hem de küçüklüğünden itibaren ticaretle ilgilendiğini söyleyebiliriz. Bu noktada, onun biyografisinde beni en çok etkileyen iki sütun, iyilik ve bilgelikti. Fes’te, babasından ve kocasından kalan mirasla, eşsiz bir inkılâp başlatıyor Fâtıma. Şehri kuşatan ilim ve hayır çabalarının yanında harikulâde bir cami yaptırıyor. Dünyanın ilk üniversitesi sayılan Karaviyyin Medresesini inşa ediyor on iki asır önce. Ciddi bir kütüphane kuruyor, ders veriyor, kitap yazıyor. Bir insan daha ne ister?
SORU: Diğer romanlarınıza göre daha kısa ama etkisi daha uzun süren, kalbe ve zihne aynı anda seslenen bir kitapla karşı karşıyayız. Bu eseri yazarken daima aklınızda tuttuğunuz tarihî, kültürel ya da manevi unsur neydi?
Faydalı olmayı ve takvayı somutlaştıran kurucu kadın gerçekliği şüphesiz. Onca dezavantaja rağmen bir kadının akıllara durgunluk veren çabası ve yükselişi. Batı’nın, kadının insan olup olmadığını tartıştığı, bazı Yunan filozoflarının dahi kadını insan ile hayvan arasında bir yere koyduğu dönemde, çok ileri ve ilham verici bir portre var karşımızda. Büyük acılar ve kayıplar yaşamasına, çeşitli badireler atlatmasına rağmen, ailesini ayakta tutuyor. İyi bir eğitim görmenin önemini çocuk yaşlarda kavrıyor. Ticarete de hâkim. Cesur ve bilge. Miras kalan serveti ve kendi kazancını, eğitim ve hayır işlerinde kullanması başlı başına bir güzellik zaten. Özgüveni, uzun erimli bir menzili, işlek bir tefekkürü, insanî ve İslamî perspektifi olmayan bir insan, bu işlere günümüzde bile kolay kolay soyunamaz. Çok sayıda dükkân işleteceksin, kervan hazırlayacaksın, onlarca çalışanın takibini yapacaksın, idarecilerle tartışıp konuşacaksın, büyük bir arazi arayıp satın alacaksın, mühendis ve usta bulup getirteceksin, cami ve medrese yapacaksın, muallim ve kitap taşıyacaksın, sıkı bir müfredat hazırlayacaksın, farklı alanlarda uzmanlık eğitimi verdirteceksin, ders anlatacak ve kitap yazacaksın, mucitlere destek vereceksin, kadınların ve kızların eğitimini üstleneceksin, fukarayı ve gurebayı gözeteceksin, şehri ahlak ve fazilet ile donatacaksın, yeri geldiğinde vuruşup savaşacaksın; bunlar çok zor işler. Şahsiyet, ahlak ve takvanın yanında ufuk sahibi olmak, dirayetli ve örgütlü bir çabayı öncelemek lazım bunca meşgale için. İmtihanı, ahiret bilincini, Allah rızasını akılda bir ok gibi tutmak lazım. Adanmış bir kadın Fâtıma Fihrî.
SORU: Bu zorluklar günümüzde de karşımıza çıkıyor. Peki benzer kahramanlarla yeterince karşılaştığımız söylenebilir mi bugün için?
Fâtıma kadar varlıklı olmasalar da bugün de bu özlemlere sahip kızlarımız, kadınlarımız, analarımız var çok şükür. Türkiye belki de bu sayede yıllarca iyilikte dünya şampiyonu oldu. Onlarca ülkede bize, Türkiyeli Müslümanlara dua ediliyorsa; fedakâr ve kahraman kadınlarımızın çabası sayesinde biraz da. Bu istek ve istidadın eğitimle buluşması ve daha örgütlü, daha kurumsal hâle getirilmesi gerekiyor şüphesiz. Mesele sadece iş hayatında yer almak, okumak, diploma sahibi olmak, ses vermek değil. Mesele; Allah’ın sana bahşettiklerini, yaraların sarılması, boyunlardaki zincirlerin çözülmesi, akabelerin aşılması için kullanabilmek. İnsanlığın acılarını azaltmak, mazlumların koluna girebilmek. İçimizi irkiltecek, bizi hayra ve salih amele yönlendirecek eserler vermek. Hakkın ve adaletin şahitliğini yapmak. İnsan yetiştirmek. Romanda da söyledim; dünya, öncelikle kadınların ve çocukların evidir. Onların hayat üzerindeki hakkı ve payı da fedakârlıklarına yaraşır seviyede olmalı. Kadını geri iten, kötürümleştiren, nesneleştiren sakat yaklaşımlara da Batı’da olduğu gibi kimlik ve kişilik kaybına, fıtrat tahribatına, bireyci ve bencil tuzaklara da eyvallahımız olmamalı. Bu bağlamda Hz. Hatice’nin yolunu sürdüren Fâtıma’yı öne çıkaran bu kitap da göz açıcı, yüreklendirici, ilham verici onlarca küçük pencere içeriyor kanaatimce. İnşallah, tarihten ve hayattan etkili sufleler arayan kızlarımızın müspet gelişimine ve dönüşümüne katkıda bulunur. İnşallah erkeklerin, özellikle de genç Müslümanların gözünü ve gönlünü açar.
5. Romandaki diğer karakterler hakkında neler söylemek istersiniz? Eserin şahıs kadrosunu nasıl oluşturdunuz?
Fâtıma’nın kardeşi Meryem, babası Ebu Abdullah tarihte sabit, varlığından haberdar olduğumuz kişiler. Mısır’da yöneticilik yapan, Tolunoğulları devletini kuran Ahmed bin Tolun da bilinen, ders kitaplarına giren bir aktör. Fakat onu ve arkadaşlarını ben hayali bir yolculuk eşliğinde Fâtıma ile tanıştırmış oldum. Romandaki önemli isimlerden Abbas İbn Firnâs da Endülüslü bir bilge. Batı’da bizden daha çok tanınıyor. Çok sayıda keşfi, icadı var ve aynı asırda uçuş denemeleri de yapmış. Hikâyeye ayrı bir tat kattığını düşünüyorum. Tunus ve Fas’taki yöneticiler de gerçek. Fâtıma’nın evlendiğini ve servetin bir kısmının da kocasından kaldığını biliyoruz lakin bir isim yok bize gelen. Sıra dışı bir sevgi eşliğinde Bağdat’tan gelen Hamza adlı bir delikanlı kurguladım bu bağlamda. Allah affetsin. Sicilya’nın fethi de aynı yüzyılda gerçekleşiyor. Bu uzun, etkili ve netameli vakayı da gerçeği kurgu ile harmanlayarak hikâyeye dâhil ettim.
6. Yazarken nasıl bir edebî süreç yaşıyorsunuz? Okuma, araştırma ve yazma aşamasında ruh hâliniz değişiyor mu? Yaptıklarınız, duygu ve düşünce dünyanızda nasıl bir karşılık buluyor?
Tashih ve gözden geçirme aşamasında daha dışarıdan bakmayı başarsam da yazarken soğukkanlılığımı yeterince koruyabildiğim söylenemez. Bu, biraz da mizacım ve çalışma alışkanlıklarımla ilgili sanırım. Kitabı yazarken ben de birçok yerde sarsıldım, ağladım. Daha önceki tarihî / biyografik romanlarımda da yaşamıştım böyle şeyler. Sürprizleri fazla ifşa etmeyelim lakin Fâtıma’nın büyük bir aşkla bağlandığı muhacir ve maharetli kocasının öldürülüşünü anlattığım bölüm, hâlâ zihnimde dolaşıp duruyor. Bir de romanın sonu. Yerin üstünü mücevherle dolduran o eşsiz kadının, Fes saldırıya uğradığı için, kimin tabutunu taşıdıklarından habersiz insanlarca, birkaç parça çulun içinde yerin altına konduğu kısım. Nitekim mezarının nerede olduğunu bile bilmiyoruz bugün.Rabbim onun ecrini ahirette fazlasıyla versin. Onun yolunu sürdüren, onun örnekliğini kuşanarak gecesini gündüzüne katan kardeşlerimizin de sayısını artırsın.
7. Sizce Fâtıma Fihrî günümüz insanına hangi mesajı veriyor? Onun hayatından ve çabasından günümüze aktarabileceğimiz temel düsturlar neler?
Fâtıma; bir kadın, Müslüman bir özne olarak günümüze çok sayıda işaret fişeği gönderen bir öncü. Bilge. Dürüst. Sabırlı. Vefalı. Muttaki. Cömert. Mucit. En azından benim anlatımım bağlamında gerçek bir devrimci. Gazzeli yiğit analar, bilge kadınlar, hünerli genç kızlar da onca zorluk ve katliam içinde onun bu özelliklerini parça parça sergileyerek bütün bir dünyayı sarsıyorlar nitekim. Daha önce belirttiğim gibi Batı’nın hiç azımsanmayacak bir kısmının, şeytanlaştırarak kadınları yaktığı bir dönemde, insan onurunu ve emeğini yücelten Fâtıma’ya, Fâtıma gibi insanlara bugün de ihtiyacımız var. Bir de şu kompleksli tavırları, ezikliği, gözümüzü sürekli başkalarının vitrinlerinde dolaştırma düşkünlüğünü bırakmamız lazım artık. İsteyen baksın, Çin’den Aztek coğrafyasına dek araştırsın. Dünyada 7. ve 14. asırlar arasında, dikkate değer işler yapan, müspet bir isim edinen kadınların neredeyse tamamı Müslüman. Diğer dönemleri saymıyorum. İlimle uğraşan, savaşan, ordu yöneten, kitap yazan, vakıf açan, burs veren, tıp ve astronomi alanında çalışmalar yapan, mimari ve maarifle ilgilenen yüzlerce kadın var Müslümanların tarihinde. Öğrendikçe aklı duruyor insanın. Batı’da bildiğimiz ilk önemli isim ise Jeanne d’Arc. Bir ara Fransa’nın koruyucu azizesi olarak baş tacı edilen bu kızcağız da nihayetinde sapkınlıkla suçlanmış ve 19 yaşındayken kazığa bağlanarak yakılmış. Biz yeterince yazmıyoruz, anlatmıyoruz yazık ki. Sadece Hz. Hatice bile Müslümanlığın değerini, kıymetini, güzelliğini ispatlamaya yeter tek başına. Ne bileyim; Şerife Bacı gibi bir figür ABD’de olsaydı hakkında yüzlerce eser yazılır, sayısız belgesel yahut film çekilirdi. Gücümüz yettiğince güncellemeye çalıştığımız bu örnekler, arayış içindeki kişilere ilham verir inşallah.
