Nasıl ki Medine’ye hicretinde Hz. Peygamberi (s.a.v) evinde misafir eden Eyüp el-Ensârî Hazretleri İstanbul’un manevi önderi ise; yine Hz. Peygamber (s.a.v) süt teyzesi Ümmü Haram’ın evinde istirahatte iken gördüğü müjdeli bir rüya neticesinde Akdeniz’e yapılacak fethe katılması için dua etmiş; Ümmü Haram’da (r.a) Kıbrıs’ın manevi öncülerinden biri olmuştur.
Nihal PAKIRDAŞI

Anadolu Yarımadası’na yakın bir konumda bulunan Kıbrıs Adası, jeolojik yapı itibarıyla bu coğrafyaya bağlıdır. Türkiye kıyılarına yaklaşık 70 kilometre mesafede yer alan ada, 9251 km²’lik bir yüzölçümüne sahiptir. Doğu Akdeniz’in kuzeydoğu köşesinde yer alan, yüzölçümü bakımından küçük bir ada gibi görünen Kıbrıs, bulunduğu stratejik konum nedeniyle dünya siyasetinde fizikî büyüklüğünün çok ötesinde bir önem taşır.
Kıbrıs coğrafî mevkii, askerî ve ticarî önemi dolayısıyla asırlarca Müslümanlarla Hristiyanlar arasında mücadele alanı olmuştur. Tüm bunların yanı sıra İslam alemi için Kıbrıs dini acıdan da önemli bir yere sahiptir. Hz. Osman’ın halifeliği döneminde Kıbrıs’ı fethetmek üzere gönderilen ve Ebû Zer el-Gıfârî, Ebü’d-Derdâ gibi sahâbîlerin de iştirak ettiği, Müslümanlara ait ilk donanmaya kocasıyla birlikte katılan, Kıbrıs’a ulaşıp gemiden indikten sonra adaya çıkarken bindiği hayvandan düşüp boynu kırılarak şehid olan ve orada defnedilen Ümmü Harâm’ın Kıbrıs’ta Hala Sultan Tekkesi adıyla bilinen, Larnaka civarında Tuzla’daki kabri bugün de ziyaret edilmektedir. Nasıl ki Medine’ye hicretinde Hz. Peygamberi (s.a.v) evinde misafir eden Eyüp el-Ensârî Hazretleri İstanbul’un manevi önderi ise; yine Hz. Peygamber (s.a.v) süt teyzesi Ümmü Haram’ın evinde istirahatte iken gördüğü müjdeli bir rüya neticesinde Akdeniz’e yapılacak fethe katılması için dua etmiş; Ümmü Haram’da (r.a) Kıbrıs’ın manevi öncülerinden biri olmuştur.
Tarih boyunca farklı medeniyetlerin hâkimiyeti altına giren ada, 1489 yılında ise Venedik yönetimine geçerek Osmanlı fethine kadar Venediklilerin kontrolünde kalmıştır. Kıbrıs’ın Osmanlılar tarafından fethedilmesinin temel nedeni, Doğu Akdeniz’de artan stratejik önemidir. Venedik yönetimindeki ada, Maltalı ve Venedikli korsanlar tarafından üs olarak kullanılıyor, bu durum ticaret yollarını ve hacıların güvenliğini tehdit ediyordu. Ayrıca Ebüssuûd Efendi’nin, Kıbrıs’ın geçmişte bir İslâm yurdu olması ve İslâm eserlerinin tahrip edilmesi de fetih kararında etkili olmuştur. Nihayetinde II. Selim 1568’de Kıbrıs’ın fethi için hazırlıklara başlanması emrini vermiştir. Venediklilerin Osmanlılara karşı ikiyüzlü tutumu, korsanlarla iş birliği yapmaları, Kıbrıs’ın Osmanlıları tehdit eden bir korsan üssüne dönüşmesi ve Hala Sultan Türbesi’nin güvenliğinin tehlikeye girmesi fetih sürecini hızlandırmıştır. Bu fetihler sonucunda 1517’den itibaren ada üzerinde Osmanlı egemenliği hukuken tesis edilmiş, binlerce Osmanlı ailesi Kıbrıs’a yerleştirilmiş ve ada, tarihindeki en uzun kesintisiz dönem olan 361 yıl boyunca Osmanlı hâkimiyeti altında kalmıştır.
Kıbrıs’ın tarihi seyri içerisinde birçok medeniyetin izlerini görmek mümkündür. Uzun yıllar Latin ve Venedik idaresi altında bulunan Kıbrıs hem ekonomik hem de toplumsal acıdan tüketime sürüklenmişti. Osmanlı Devleti ise üç asır boyunca adaya nizam ve intizam getirerek asli hüviyetine kavuşturmaya çalıştırmıştır. Kıbrıs’ın fethi sayesinde Anadolu’nun güney kıyıları güvence altına alınırken, Akdeniz’deki ticaret yolları daha emniyetli hâle gelmiştir. Ayrıca Anadolu’dan Kıbrıs’a yerleştirilen çiftçi, zanaatkâr ve asker kökenli aileler, adayı Osmanlı toprağına dönüştürmüştür. Bu değişim, hak, hukuk ve adaletin terazisinde gerçekleştirilmiş; nihayetinde de Osmanlı adaya insanlığa örnek olacak bir medeniyetin imzasını atmıştır.
Osmanlı döneminde Kıbrıs, farklı din, dil ve kültürlere mensup topluluklardan oluşan çok kültürlü bir yapıya sahipti. Müslüman deyince Türkler, gayrimüslim deyince Ortodoks Rumlar başta olmak üzere, Ermeniler, Maronitler, Yahudiler, Frenkler (Lâtinler) ve Ada’ya ticaret için gelen tüccarlardı. Müslümanlar ile çeşitli gayrimüslim gruplar arasında ciddi çatışmalar yaşanmamış, bu barış ortamı Osmanlı yönetiminin adalet, eşitlik ve din özgürlüğüne dayalı hoşgörülü anlayışı sayesinde sağlanmıştır. Gayrimüslim halka da kendi hukuk düzeni içinde yaşam alanı açan Osmanlının adalet sistemi halkı ağır vergilerden kurtarmıştır. Osmanlıların Kıbrıs’ı fethetmesinin ardından adada şer‘iye mahkemeleri kurulmuştur. Bu mahkemeler Müslüman ve gayrimüslim ayrımı yapmadan tüm Osmanlı tebaasının davalarına bakmıştır. Gayrimüslimler kendi kilise mahkemelerine sahip olmalarına rağmen, adalet ve kesinlik nedeniyle çoğu zaman Lefkoşa’daki şer‘iye mahkemesini tercih etmişlerdir.
Osmanlı Devleti, egemenliğinde yaşayan tüm gayrimüslim halka tanıdığı din ve vicdan özgürlüğünü Kıbrıs’ın gayrimüslim halkına da tanımış, ibadetlerini serbestçe yapmalarına izin vermiş ve din değiştirmeleri için baskı uygulamamıştır.
Fethettikleri her yerde eğitim ve öğretime büyük önem veren Osmanlı Devleti, Kıbrıs’ta da kendi sistemini kurmuştur. Eğitim, örgün ve yaygın olmak üzere iki şekilde yürütülmüş; okullar, medreseler, camiler ve tekkeler gibi kurumlar vakıflar aracılığıyla desteklenmiştir. Osmanlı sosyo-ekonomik ve kültürel hayatının neredeyse tamamını kuşatan vakıf sistemi içinde, gayrimüslim kadın ve erkeklerin ibadet ettikleri manastırlara dahi yardım amacıyla vakıf kurdukları görülmektedir.
Eğitim, sosyal adalet ve fırsat eşitliğini sağlamak amacıyla ücretsiz olarak sunulmuştur. Adanın fethinden hemen sonra medreseler açılmıştır. Osmanlı döneminde Kıbrıs’ta ilk ve en uzun süre faaliyet gösteren medrese Lefkoşa’daki Büyük Medrese olmuş, ada genelinde toplam 10 medrese açılmıştır. Modern eğitim kurumları olan rüştiyeler ise 1860’tan itibaren yaygınlaşmıştır. Osmanlı Devleti, imparatorluk genelinde uyguladığı eğitim sistemini Kıbrıs’ta da hayata geçirmiş; gayrimüslimlerin eğitim kurumlarının serbestçe gelişmesine ve Ortodoks Kilisesi tarafından yönetilmesine izin vermiştir.
Osmanlı Devleti mimari açıdan da Kıbrıs’a kendi tarzını taşımıştır. Lefkoşa’da görülen XIX. yüzyıl Osmanlı dönemi Kıbrıs evleri, cumbalı cepheleriyle geleneksel Türk evi anlayışını yansıtarak Suriçi’nin dar sokaklarına yeni bir karakter kazandırmıştır. Osmanlı dönemi Türk mimarisi, XIX. yüzyıl evleri, camiler ve çeşmelerle ada Müslüman Türk kimliğine bürünmüştür. Üç asrı aşkın Osmanlı hâkimiyetinin simgesi olan bu yapılar arasında camiler ve evler işlevlerini büyük ölçüde sürdürürken, birçok konut günümüz kullanım koşulları nedeniyle plan ve cephe bozulmalarına uğramıştır.
Kısaca Osmanlı Devleti, Kıbrıs Adasına gerek eğitim-öğretim gerekse yeni inşa edilen camiler, medreseler, vakıflar ve yaşam tarzıyla adanın sosyal dokusuna kendi mührünü vurmayı başarmış; böylelikle adadaki üç asırlık Osmanlı hakimiyeti toplum hafızasında derin izler bırakmıştır. Kıbrıs, Osmanlı için yalnızca fethedilmiş bir ada değil, devletin denizlere uzanan vazgeçilmez bir parçasıydı. Nasıl ki bir yüzük, devlet egemenliğinin nişanesi ise; Kıbrıs da Osmanlı’nın Akdeniz’deki varlığını görünür kılan bir inci gibiydi. Ve o inci parlaklığını, Muhammedi bir düşün hakikati olan kutlu geminin seçilmiş yolcuları ve Ümmü Haram’dan almış ve almaya da devam edecektir.
Referanslar
Çiçek, Kemal. TDV İslâm Ansiklopedisi. 2022. https://islamansiklopedisi.org.tr/kibris#3-osmanli-donemi.
https://pio.mfa.gov.ct.tr/kibrisin-sosyal-ekonomik-ve-siyasi-tarihi/.
Sözgün, Zenal. «Kıbrıs’ta Osmanlı Dönemindeki Eğitim Sistemine Genel Bir Bakış.» Yakın Doğu Üniversitesi İslam Tetkikleri Merkezi Dergisi, 29 7 2015: 207-217.
Turkan, Zihni. «Kıbrıs’ta Osmanlı Dönemi XIX. Y.Y. Türk Evlerinde Bir Karakteristik: Cumba .» Tarih Kültür ve Sanat Araştırmaları Dergisi , 3 2018: 565-577.
