Ona göre İbranice dilinin kullanım alanının genişlemesi ve sadece Yahudilerin bu dili kullanmaları onların tarihi geçmişini geleceğe taşımak için önemli bir figür. Ayrıca Filistin topraklarında ve dünyadaki tüm Yahudilerde amaçlanan şey, ortak bir dil mefhumunun olması idi. Ve tüm çalışmalardaki ortak amaç bu dili tüm Yahudiler arasında aktif olarak kullanımını sağlamak.
Betül ZEYREK

“Vazifenize odaklanın. Tarih, hakkınızı asla yemeyecektir.”
Dil ve İşgal kitabını sanırım en güzel anlatan hatta özetleyen cümle bu. Kitabı okuduğunuzda neden bu kadar iddialı konuşup bir tek cümleyi koca kitabın özeti olarak gördüğümü anlayacaksınız.
Kitabın dili akıcı, bilmediğiniz kelimeler olabilir ancak onların da açıklamalarına dipnotlarda yer verilmiş. Kitabın sonuna eklenen kaynakça oldukça detaylı bir açıklamanın yapıldığına işaret ediyor. Ayrıca anlatım görsellerle desteklenmiş. Kitabın sonunda yer alan “seçilmiş kaynakça ve açıklamalar” kısmı bu konuda daha fazla bilgi edinmek isteyen herkes için ciddi bir doküman. Ve sonda da bir albüm yer alıyor. Dolayısıyla da kafanızda soru işaretleri kalmadan dolu dolu ve sıkılmadan okuyacağınız bir eser.
Dil ve işgal; bu iki kelimenin birbirini çok da alakadar etmeyen kelimeler olduğunu düşünebilirsiniz. Zira kitabı elinize alıp sadece kapak kısmına ve ismine odaklandığınızda bunu düşündürüyor. Ama konuyu detaylandırıp işin hamuruna indiğinizde, “İsrail” ismine gözünüz her temas ettiğinde dilin işgale nasıl zemin hazırladığına şahit olacaksınız. O yüzden okurken dilin işgale zemin hazırladığını göz ardı etmemek gerekiyor. Bu ön bilgi ile okuduğunuzda kitaba verilen ismin ne kadar da yerinde olduğunu göreceksiniz.
Eliezer Ben-Yehuda, kitabımızın ana karakteri. 7 Ocak 1858 yılında Vilnius Guberniyasi’de dünyaya gelmiş ve 16 Aralık 1922 yılında Kudüs’te ölmüş. İbranice’nin babası, ömrünü ölü bir dilin dirilmesine adayan adam. Theodor Herzl’in bile deli saçması dediği İbranice’nin ortak dil olmasına kendisini adamış bir adam. Modern İbranicenin gelişmesindeki en büyük figür Yahuda, yani kitabımızda anlatılan başkahraman. Dil ve İşgal, Ben-Yahuda’nın hayat hikâyesini konu ediniyor.
Kitap ilk baskısını Ocak 2024’de İstanbul’da Ketebe Yayınları tarafından veriyor. Ve hemen bir ay sonra ikinci baskı ile çıkıyor karşımıza. Taha Kılınç tarafından kaleme alınıyor ve iyi ki bizlere bu bilgiler kitaplaştırılarak sunuluyor. Kitabın Yahudi bir dilbilimciyi övmek için değil, aslında bir Müslümanın dava şuurunun nasıl olması gerektiğini anlatması yönünden övülmeye değer olduğunu düşünüyorum.
Ben-Yahuda dindar bir aileye mensup olduğu için çok küçük yaşlarından itibaren dini eğitimler alarak yetişmiş. İlerleyen yaşlarda öğrendiği bilgilerin yetersiz kaldığını fark ettiğinde yeni arayışların peşine düşüyor. Tam da ailesinin korktuğu gibi modern bir Yahudi (maskil) olma yönünde eğilim gösteriyor. İbranice yazılı eserler dikkatini çekiyor. O dönem İbranice dili sadece kutsal metinlerde kullanılan (Tevrat) bir dil. İbranice ile yazılmış herhangi bir metni okumak ya da günlük konuşma dilinde kullanmak necis /haram olarak kabul ediliyor. (s.23) Ama Eliezer Elyanof bunun tam tersini iddia ederek araştırmalar yapıyor ve kendini bu yönde bir gelişmeye adıyor. İlk olarak da kendi soy ismini “Yehuda’nın oğlu” anlamına gelen “Ben-Yahuda” olarak değiştiriyor. (s.32) Onun için bu zihni olarak yeni bir yola girdiğinin göstergesi oluyor. Yazdığı makalelerin, gazetelere gönderdiği yazılarının altında artık imza olarak “Ben-Yahuda”yı kullanıyor.
Ona göre İbranice dilinin kullanım alanının genişlemesi ve sadece Yahudilerin bu dili kullanmaları onların tarihi geçmişini geleceğe taşımak için önemli bir figür. Ayrıca Filistin topraklarında ve dünyadaki tüm Yahudilerde amaçlanan şey, ortak bir dil mefhumunun olması idi. Ve tüm çalışmalardaki ortak amaç bu dili tüm Yahudiler arasında aktif olarak kullanımını sağlamak. Bu durum modern Yahudiler (modern Yişuv) ve Yahudiler (eski Yişuv) arasında da ciddi tartışmalara sebep olmuştur. Modern Yahudiliği kabul etmeyen çok fazla Yahudi grup ve topluluk vardı. Yehuda sadece Yahudi olmayanlarla değil Yahudi olan ve modern Yahudiliğe karşı olan gruplarla da mücadele etmiştir.
Yine bu dönem Filistin topraklarına yaklaşık olarak 25 bin Yahudi göç etmiş ve yeni bir dönem başlamıştır. (s. 43, 44.) Bu yeni dönemde İbranicenin daha aktif kullanılması için tüm çaba ve çalışmanın öncülüğünü Ben-Yehuda üstlenmiştir. Gittiği yerlerde çeşitli araştırmalar yaparak dile yeni kelimeler kazandırmak için çalışmalarını aralıksız olarak devam ettirmiştir. Tüberküloz hastalığına rağmen günde 18-19 saat çalışarak modern İbranicenin doğuşuna zemin hazırlayan en önemli aktör oluyor. Bu çalışmasının, emeğinin karşılığını öldüğünde kendisinden geriye kalan yaklaşık olarak 800-1000 arası yeni kelime ve 17 ciltlik bir Modern İbranice Sözlük bırakarak almıştır. “Bu sözlük çalışmasını oluştururken büyük ölçüde Arapça klasik kaynaklardan faydalanıyordu. Bunlar arasında Lisanü’l-Arab ilk sıradaydı.” (s.77) Ayrıca İbranice Yüksekokul Müfredatı, üniversitelerde İbranice eğitim dili olması yönünde de çalışmalar yürütmüştür. Ayrıca kendi evinden, ailesinden işe başlamış ve tüm aile kendi arasında İbranice konuşmaya başlamıştır. Dolayısı ile eşine İbranice dışında bir dil ile konuşmasını yasaklamıştı. Ve eşi için İbranice konuşan ilk anne unvanını kullanmıştır. Doğal olarak oğlu da Modern dönemde ana dili İbranice olan ilk çocuk sıfatını alacaktı. (s.58)
Gelelim bu kadar anlatımdan sonra asıl verilmek istenen ve bizim de adeta zihnimize çiviyle çakılır gibi almamız gereken mesajlara. Kitabın sonunda yer alan Son Söz Yerine başlığı altında aslında bu kitabın yazılmasının amacı özet olarak okuyucuya sunulmuş.
“Eliezer Ben-Yehuda’nın hayat hikâyesine yakından bakıldığında, onun İbraniceyi diriltmek için başlattığı seferberliğin üç temel prensibe dayandığı görülür:
1. Tarih huzurunda kendine bir ödev vermek ve hayatını buna adamak,
2. Dış şartların olumsuzluğundan hiç yılmadan, işine odaklanmak
3. Gayretle ve dava şuuruyla, gece gündüz çalışmak.
Bu üç prensip, aslında kalıcı ve yarınları şekillendirici işler ortaya koymanın da püf noktalarını ele verir. İslâm tarihi boyunca, bugün hâlâ hatırlanan ve eserleriyle yolumuzu aydınlatmayı sürdüren nice âlime, hikmet ehline, mütefekkire ve sanat erbabına bakınız, onların hayatlarının her adımında yukarıdaki üç prensibi bütün boyutlarıyla tespit edeceksiniz. Dolayısıyla, Eliezer Ben-Yehuda’nın öyküsünde, çağlar boyunca Müslümanların da bildiği ve uyguladığı bir yol haritası mevcuttur. Bu yol haritasını kim ciddiyetle gündemine alır ve tatbikat sahasına koyarsa, neticeyi de o elde eder. Dünyanın yasası budur.” (s.131)
Eliezer oyunu kurallarına göre oynayarak büyük bir başarıya imzas atmış. Şimdi sıra bizde, biz Müslümanların kendisine sorması gereken ve üzerinde de uzun uzun düşünmesi gereken o soruda: “Ben ne yaptım/ne yapıyorum?”
Rabbimiz Neml suresi 39. ayette “Ve gerçekten de insan, ancak çalıştığını elde eder.” der. Eliezer’in yaptığı şey aslında tüm Müslümanların yapması gereken şeydir. Durmadan dava şuuru ile varlık gayesi uğruna çalışmak…
Hakikatin yolunda Hakk’a varmak için olmalı tüm çabamız.
