Büyük Oyun (The Great Game) 19. yüzyılda dünyaya hükmeden iki büyük imparatorluk olan İngiltere ve Rusya arasında yaşanan jeopolitik rekabeti ifade eder. Tahmin edeceğiniz üzere İngiltere’nin amacı Rusya’nın sıcak denizlere inmesine engel olmaktır. Ve yine az çok aşikâr olduğunuz üzere bu oyunu sürdürebilmek adına askeri çatışmaların yanında her türlü diplomatik manevralar ve casusluk faaliyetleri de kullanılmıştır.
Elif ATABAŞ
Yazar, https://balkandays.blogspot.com/

İnsicam Dergisi 58. sayı ile başlamış olduğum Filistin Tarihi makale çalışmasına bu sayıda Büyük Oyun ve Kim romanı ile devam edelim..
Bir önceki makalenin devamında planladığım konulara geçmeden önce bu sayıda tarih olarak biraz daha öncesine giderek literatüre “Büyük Oyun” olarak geçen kavramdan bahsetmeye karar verdim. Böylelikle devamında olacak gelişmeleri anlamamızın kolaylaşacağını düşünüyorum.
Büyük Oyun (The Great Game) 19. yüzyılda dünyaya hükmeden iki büyük imparatorluk olan İngiltere ve Rusya arasında yaşanan jeopolitik rekabeti ifade eder. Tahmin edeceğiniz üzere İngiltere’nin amacı Rusya’nın sıcak denizlere inmesine engel olmaktır. Ve yine az çok aşikâr olduğunuz üzere bu oyunu sürdürebilmek adına askeri çatışmaların yanında her türlü diplomatik manevralar ve casusluk faaliyetleri de kullanılmıştır.
Zamanında namı diğer üzerinde güneş batmayan ülke olarak anılan İngiltere “İngiliz Doğu Hindistan Şirketi” üzerinden ilk faaliyetlerine başladığı ve nihayetinde sömürgesi haline getirdiği en değerli mülkü olan Hindistan’ı gözü gibi korumaktadır.[1] Rusya İmparatorluğu’nun Orta Asya’da ilerlemesi, sıcak denizlere ve dolayısıyla Hindistan’a ulaşması anlamına geldiğinden, kesinlikle buna müsaade edilmemelidir. Rusya ise tam tersine İngiltere’nin zayıflaması ve kendi topraklarının da genişlemesi adına ilk hedefi olarak Hindistan’ı ele geçirmek istiyordu. Velhasıl kelam Hindistan üzerinden 20. yüzyıl başlarına kadar devam eden bu mücadelenin adı “Büyük Oyun” olarak tarihe geçmiştir. Coğrafi olarak baktığımızda ise Osmanlı İmparatorluğunun da içinde bulunduğu bugünkü Afganistan, İran ve Tibet bu süreç içinde Rusya’nın saldırılarına karşı korunması ve kontrol edilmesi gereken bölgelere dönüşmüştü.
Büyük Oyun kavramı ilk kez İngiliz istihbarat subayı Arthur Conolly tarafından kullandı. Kavramı dünya literatürüne sokan ise Rudyard Kipling’in ünlü “Kim” romanı oldu. Burada biraz bu romandan ve yazarından da bahsetmekte fayda var. Kipling 1865 – 1936 yılları arasında yaşamış, yazarlık özelliğinin yanında dönemin İngiliz İmparatorluğu’nun adeta basın sözcüsü misyonunu da üstlenmiştir. 19. yüzyılın ortalarında Hindistan, İngiltere için sadece bir ticaret merkezi değil, aynı zamanda kariyer yapmak isteyen yetenekli orta sınıf İngilizler için bir “fırsatlar ülkesi” idi. Viktorya İngiltere’si bölgeyi çağdaşlaştırmak için öğretmenlere, sanatçılara, mimarlara ve mühendislere ihtiyaç duyuyordu. Kipling’in babası da İngiliz annesi ile evlendikten hemen sonra Hindistan’a yelken açan bir sanatçıydı. Hindistan’da dünyaya gelen yazar, ilk 6 yılını Hintli dadıların yanında ve yerel dilleri konuşarak geçirdi. Sonrasında eğitimi için gönderildiği İngiltere’nin havasına alışamadığı için 17 yaşında Hindistan’a geri döndü ve gazetecilik yapmaya başladı. Yazar İngiliz İmparatorluğu’nun o topraklarda bulunmasını kendince haklı gerekçelerle yerinde buluyor ve “gelişmiş” Batı’nın “geri kalmış” Doğu’ya medeniyet götürmesi gerektiğine inanıyordu. Bu nedenle kaleme aldığı “Beyaz Adamın Yükü” (The White Man’s Burden) şiiriyle bir sömürge savunucusu olduğunu tüm dünyaya ilan etti. Lakin onun bu özelliğini olsa da takdir edenler çok daha fazla olmuş olsa gerek, 1907 yılında, henüz 41 yaşındayken Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan ilk İngiliz yazar olmayı “başardı”.
Yazarın makaleye dahil olmasının sebebi olan “Kim” romanına artık geçebiliriz. Kipling, büyük oyun yıllarında yapılan gizli anlaşmaları, masa başında çizilen haritaları ve dağlarda iz süren casusların ruh halini edebiyatla dünyaya anlatan kişidir. Bu nedenle bir ülkenin tarihi, coğrafi özelliklerinin yanında aynı zamanda edebiyatı, sanatı ve sosyolojisiyle de iç içe incelenmelidir. Kipling bu “medeniyet götürme” iddiasının ardından Sykes-Picot ve sonrasında bölgede gerçekleşen yıkıma şahit olduktan sonra yine aynı romanları kaleme alır mıydı, bilinmez ama 1. Dünya Savaşı’nda tek oğlunu kaybetmesi onu derinden sarsmış, bu nedenle yazılarındaki “zafer dolu imparatorluk” tonu yerini daha hüzünlü ve sorgulayan bir havaya bırakmıştır.
Kipling’in en ünlü eseri olan “Kim”, “Büyük Oyun” kavramını popülerleştiren ve bu casusluk savaşının ruhunu en iyi yansıtan romandır. Roman, 19. yüzyıl sonu Hindistan’ında geçer. Kahramanımız Kimball “Kim”, Hindistan’da ölen İrlandalı bir askerin yetim kalmış oğludur. Kim, Hint dillerini ana dili gibi konuşan ve sokakların tüm kurnazlıklarını bilen bir çocuktur. Hikâye, Kim’in yaşlı bir Tibetli Lamaya (rahip) rastlamasıyla başlar. Lama, efsanevi bir “Aydınlanma Nehri” ni aramaktadır. Kim de ona yoldaşlık etmeye karar verir. Ancak bu yolculuk sırasında Kim, babasından kalan belgeler sayesinde İngiliz ordusu tarafından fark edilir ve İngiliz gizli servisi için bir casus olarak eğitilmeye başlar. Roman, Kim’in bir yandan spiritüel bir arayış içindeki Lama ile olan bağını, diğer yandan İngilizlerin “Büyük Oyun” undaki casusluk görevlerini ustaca birleştirir.
Kipling, romanında Büyük Oyun’un coğrafyasını bir uçtan diğer uca haritalandırır. Lahor (bugünkü Pakistan) hikâyenin başladığı yerdir. Lahor Müzesi, Kim’in Lama ile ilk tanıştığı ve casusluk dünyasına ilk adımını attığı simgesel bir mekandır. Bu kısımda yazarın gerçek hayatta müze müdürü olarak görev yapan babasından etkilenmiş olduğunu söyleyebiliriz. Devamında Britanya Hindistan’ının yazlık başkenti olan Simla gelir. Kim burada, gizli servisin beyni olan ve egzotik bir antikacı kılığına girmiş Lurgan’dancasusluk, hafıza teknikleri ve kılık değiştirme dersleri alır.
İngiliz yönetimi 1864 yılında Simla’yı imparatorluğun yazlık başkenti ilan etti. Simla o dönemde adeta “Himalayalar’daki küçük bir Londra” haline getirildi. Simla kuzey sınırı olan Rusya ve Orta Asya’ya yakın olduğu için istihbarat raporları buraya gelirdi. İngilizler oraya kendi mimarilerini, kiliselerini ve tiyatrolarını inşa etmişlerdir. Şehrin en ünlü binası, bir kale gibi yükselen “Viceregal Lodge” yani Genel Vali Konağı’dır.

(Viceregal Lodge (Rashtrapati Niwas)
Tarihin o döneminde çok önemli kararlar hep Simla’da alınmıştır. Bugün Çin ile Hindistan arasındaki sınırı belirleyen tartışmalı McMahon Hattı[1], 1914 yılında Simla’da yapılan bir konferansla çizilmiştir. Dönemin Britanya Hindistan’ı komiseri ve diplomat olan Sir Henry McMahon’ın ismini Filistin tarihinde meşhur Şerif Hüseyin-McMahon yazışmalarından biliyoruz. Bu konuyu da ilerde ele alacağım. Ayrıca Hindistan ve Pakistan’ın ayrılmasına giden birçok kritik diplomatik görüşme yine Simla’daki binalarda gerçekleşmiştir.
1901 yılında basılan romanın finali ise Himalayalar ve Kuzey Sınırındaki karlı dağlarda gerçekleşir. Kim, bölgeye sızmış olan Rus casusları ile karşı karşıya gelir. Onların elindeki gizli haritaları ve belgeleri çalarak Büyük Oyun‘da İngiltere adına büyük bir zafer kazanır. Zira Kipling için Büyük Oyun, medeniyeti (İngiliz yönetimini) “kuzeyden gelen barbarlara” (Ruslara) karşı korumanın kutsal bir yoludur.
Büyük Oyun’un nasıl ve neden sona erdiğine bakacak olursak, 31 Ağustos 1907’de Rusya ve İngiltere, aralarındaki sömürge rekabetini (özellikle İran, Afganistan ve Tibet üzerindeki “Büyük Oyun”u) sona erdiren Anglo-Rus Antantı adında bir anlaşma imzaladılar. Ayrıca dönemin yükselen gücü Almanya’ya karşı güçlerini birleştirme amaçları olduğunu da belirtmek gerekir. Bu anlaşma, daha sonra 1. Dünya Savaşı’nda oluşacak olan Üçlü İtilaf (İngiltere, Fransa, Rusya) bloğunun da temelini atmış oldu. Eğer 1907’deki o anlaşma olmasaydı, Rusya’nın 1915’te İstanbul’u istemesi yani Sykes-Picot sürecine dahil edilmesi mümkün olmayacaktı.
Görüldüğü üzere 1907 yılına gelindiğinde Rusya ve İngiltere arasında var olan Büyük Oyun sona ermiş, Anadolu topraklarının Hindistan’a giden yolu koruması amacıyla oluşturulan “Kuzey Kuşak Ülkeleri” ne dahil edilmesi planı bitmiş ve bu topraklar artık parçalanabilir bir hale gelmişti. Planın bir sonraki aşamasında ise Hindistan yolunun korunması için, İngiltere bu sefer de güneyde şu an Körfez Ülkeleri olarak bildiğimiz toprakları kullanmaya karar verdi. Bunun için İngiltere yönetimi bölgelerdeki şeyhliklerle anlaşmalar yaparak Körfez ülkelerini kurmaya başladı. Hatta bu süreçte 1880’de Osmanlı hakimiyetinde olan Mısır’ı da tek taraflı olarak işgal etmiştir. Ardından I. Dünya Savaşı’na Osmanlı da dahil edildiğinde planlanan parçalama süreci başlamış oldu. Tarihi anlatıya bir sonraki sayıda devam etmek üzere, esen kalınız.
Yazarın Notu:
Hep Amerika ya da İngiltere de olur zannettiğimiz o elim okul dehşeti ülkemde de yaşandı…Ve aynı gün oğlumun İranlı arkadaşı ailesinden sekiz şehit verdi. En büyüğü dedesi ve en küçüğü ise henüz bir buçuk yaşında olan yeğeni. Acılara ve savaşlara birebir şahit olduğumuz bu devrin insanları olarak, yapmamız gereken önce kendimizden başlayarak ailemize ve çevremize merhametle muamele etmek. Ve her ne yapıyor isek en iyisini yapmaya gayret etmek sanırım. O halde durmak yok, yola devam…

Yusuf Alhams [1]
Bu sayıda sizlere adı gibi hem kendi hem de sesi güzel Gazzeli Yusuf ve hafız kardeşlerinden bahsetmek istiyorum. Ülkemiz dahil dünyanın her yerinde ahlakın çöküşe geçtiği, değerlerin sürekli sorgulandığı, konfor içinde ama korku, öfke ve huzursuzluk dolu hayatlarımızda acaba hangimiz daha mutlu diye sorgulatan bu gençlerden. İzlerken gözünüz içlerinde bulundukları derme çatma çadıra takılmazsa eğer onları dünyanın en güzel yerinde, mutluluk ve refah içinde yaşıyor zannedebilirsiniz. Zira gözlerindeki o ışıltı ekrandan taşıp kalbinize ulaşmayı başarıyor. Ahzab Suresi 35. Ayeti hiç bu kadar duygulanarak dinlememiştim. Bence bu günlerde başarı kelimesi kullanılacaksa savaşa ve zalime rağmen önce kendilerine ve sonra hayata ve değerlerine sımsıkı tutunan Filistinliler için kullanmalı. Yoksa sömürgecinin sömürüsünü bir marifet gibi anlatan ve devamında sözde “Nobel Ödüllerine” layık görülenler için değil. Obama’dan sonra Trump’ın da bir takıntı halinde Nobel alma isteğini de burada hatırlatmış olayım. Ahzab Süresi 35.Ayet: “Müslüman erkekler, Müslüman kadınlar; mümin erkekler, mümin kadınlar; ibadet ve itaat eden erkekler, ibadet ve itaat eden kadınlar; özü sözü doğru erkekler, özü sözü doğru kadınlar; sabreden erkekler, sabreden kadınlar; gönlünü ibadete vermiş erkekler, gönlünü ibadete vermiş kadınlar; (Allah için) yardım yapan erkekler, yardım yapan kadınlar; oruç tutan erkekler, oruç tutan kadınlar; iffetlerini koruyan erkekler, iffetlerini koruyan kadınlar; Allah’ı çokça anan erkekler, çokça anan kadınlar; işte bunlar için Allah büyük bir ödül hazırlamıştır.”

Fatma Bayram hocamızın sık sık dile getirdiği üzere biz bu ayette bahsedilen gruplardan hangisindeyiz ya da hangisi olmayı ve dolayısıyla vaat edilen mükafata kavuşmayı hedefliyoruz?
Referanslar:
- https://ortadogugunlugu.blogspot.com/
- https://www.instagram.com/yousef.alhams1?igsh=cmluZ2Qzbnk2emMz
- Kipling, Rudyard. Kim. çev. M. Hamit Çalışkan. 2. Basım. İstanbul: Can Yayınları, 2017.
- Paffard, Mark. “Kipling, Rudyard”. The Oxford Companion to English Literature. ed. Margaret Drabble. 6. Basım. Oxford: Oxford University Press, 2000.
[1] https://www.instagram.com/yousef.alhams1?igsh=cmluZ2Qzbnk2emMz
yousef.alhams1: Reels videosu içerik üreticisi 🇵🇸Gaza📍
[1] 1914 yılında Simla Konferansı sırasında İngiliz Hindistan’ı ile Tibet arasında belirlenen, günümüzde Hindistan’ın kuzeydoğusu (Arunaçal Pradeş) ile Çin’in Tibet bölgesi arasındaki doğu sınırını oluşturan tartışmalı sınır çizgisidir. 1914 yılında Sir Henry McMahon tarafından belirlenmiştir. Bu hat, 1962 Çin-Hindistan Savaşı’na da neden olan jeopolitik gerginliklerin merkezinde yer almaktadır.
[1] İngiliz Doğu Hindistan Şirketi hakkında detaylı bilgi için:
