Doğu Akdeniz’in Vakıf Kapısı: Kıbrıs, Kudüs ve İslam Coğrafyasının Sessiz Eşiği
Osmanlı hukuk düzeni içinde vakıf, mülkiyetin en yüksek biçimidir. Bir toprak vakfedildiğinde artık beşerî mülkiyetin değil, ilahî tahsisin konusu olur. İbn Âbidîn’in Reddü’l-Muhtar’ında açıkça belirttiği gibi vakıf “Allah’ın mülkü”dür ve ne sultan ne de toplum onu kendi tasarrufuyla devredebilir. Kıbrıs’ın fethinden sonra Ebussuud Efendi’nin fetvaları doğrultusunda adanın geniş kesimleri vakıflaştırılmış olduğunu, camilerden tarım arazilerine kadar uzanan bir gelir ağı Kudüs, Şam ve İstanbul’daki büyük İslam vakıflarına bağlanmış olduğunu görüyoruz. Zehra TUNÇ Kıbrıs, modern siyasal söylemde çoğunlukla bir ada devleti, bir etnik ihtilaf alanı ya da Doğu Akdeniz enerji rekabetinin bir unsuru olarak tanımlanır. Fakat İslam düşüncesinin tarihsel ve normatif haritasında Kıbrıs, bu yüzeysel kategorilerin çok…
