Doğu Akdeniz’in Vakıf Kapısı: Kıbrıs, Kudüs ve İslam Coğrafyasının Sessiz Eşiği

Osmanlı hukuk düzeni içinde vakıf, mülkiyetin en yüksek biçimidir. Bir toprak vakfedildiğinde artık beşerî mülkiyetin değil, ilahî tahsisin konusu olur. İbn Âbidîn’in Reddü’l-Muhtar’ında açıkça belirttiği gibi vakıf “Allah’ın mülkü”dür ve ne sultan ne de toplum onu kendi tasarrufuyla devredebilir. Kıbrıs’ın fethinden sonra Ebussuud Efendi’nin fetvaları doğrultusunda adanın geniş kesimleri vakıflaştırılmış olduğunu, camilerden tarım arazilerine kadar uzanan bir gelir ağı Kudüs, Şam ve İstanbul’daki büyük İslam vakıflarına bağlanmış olduğunu görüyoruz. Zehra TUNÇ Kıbrıs, modern siyasal söylemde çoğunlukla bir ada devleti, bir etnik ihtilaf alanı ya da Doğu Akdeniz enerji rekabetinin bir unsuru olarak tanımlanır. Fakat İslam düşüncesinin tarihsel ve normatif haritasında Kıbrıs, bu yüzeysel kategorilerin çok…

Okumaya devam edin Doğu Akdeniz’in Vakıf Kapısı: Kıbrıs, Kudüs ve İslam Coğrafyasının Sessiz Eşiği

Konformizm Labirentinde Dijital Narkoz

Birey, kendi varoluşsal sorumluluğunu üstlenmek yerine, “Onlar”ın—yani sistemin ve akışın—dayattığı şekilde yaşamayı tercih ediyor. Konfor bir kurtarıcı değil; varoluşsal bir uyuşturucudur. Zehra Tunç Modern çağın gençliği—özellikle de “ev gençleri” dediğimiz, fiziksel sınırlarını evin dört duvarına çekmiş olan kesimi—tarihin hiçbir döneminde rastlanmamış bir varoluşsal paradoksun tam ortasında duruyor. Bu paradoksun, aşırı konforun sunduğu sınırsız olanaklarla, anlamın ve gerçekliğin yitirilmesi arasındaki o gergin ve ince hatta kristalleştiğini görüyoruz. Onların yaşam alanı, bir çeşit altın kafes metaforunun somutlaşmış hâli. Dış dünyanın yıpratıcı belirsizliklerinden tamamıyla yalıtılmış durumdalar; ama bu yalıtılmışlık, ironik bir şekilde, özgür iradeyi ve eleştirel düşünme yetisini felce uğratan bir sistemin içine hapsediyor onları. Bu durumun temelini…

Okumaya devam edin Konformizm Labirentinde Dijital Narkoz

Değer Yoksulluğu, Yetim Ruh Gerçeği

Eskiden yoksulluk, sofrada eksik ekmekti; şimdi yoksulluk, sofrada eksik insan. Aynı şehirde yaşayıp da birbirine yabancı milyonlar... Her gün karşılaşan ama göz göze gelmeyen, yan yana oturup birbirini tanımayan insanlar. Bu yabancılığın ortasında bir çocuk büyüyor. Ailesinden şefkat, öğretmeninden merhamet, arkadaşlarından saygı görmeden. Zira “değer” artık “paha”. Ederi ne kadar merhametin, şefkatin? Kaç para sahi? Zehra TUNÇ Şehrin gürültüsü henüz insan sesine karışmamışken metropolün akşamdan kalma fiyakalı renkleri akmış, yenisi henüz boyanmışken bir kadının gözlerine, bir adamın asık suratına. Dolaplardan yeni maskeler ve anlamsız gülüşler takılmışken yüzlere, yeni bir gün başlıyor, evet. Tanrıdan sağlık, afiyet, hayırlı başlangıçlar da diledik rutin. Kesin. Gün doğmadan daha. Âmin.…

Okumaya devam edin Değer Yoksulluğu, Yetim Ruh Gerçeği

Kırmızı Kirazlı Beyaz Tülbent

Tesettür bedenimizin görünen yerlerini örter, fakat iffet buna anlam katan değer. Tevazu bununla birlikte, nezaket keza, incelik, letafet, zarafet. Hepsi bir bütün ve evet en çok da kadınlarda güzel. Zira hazine o. İnci mercan o. Zehra TUNÇ Annesinin eteğinde, karşı komşusunun evindeki sohbete giden bir kız çocuğu... İlk başörtüsü; ortası beyaz, kenarlarında kırmızı kiraz desenleri olan ve ona göre de itinayla, elbette el emeği ile, oyalanmış bir tülbent. Ah, ne severdim onu ben. Apartmanımızın neredeyse her dairesi neredeyse bir Kur’an evi gibiydi. Hanım teyzeler, bey amcalar, hafız teyzeler, hoca dedeler... Komşular bir evden diğerine, başka bir sohbet halkasından ötekine  koşuştururdu. Mübarek günler ve gecelerde, aminlerin…

Okumaya devam edin Kırmızı Kirazlı Beyaz Tülbent

Bütün Maneviyatı Yalnız Bir Ümidin Tahakkukuna Muntazır

İncelikli bir düşünceye, zarafetle yapılan bir harekete, letafet dolu bir söze rastladığımda kendimi kaptırdığım doğru. İşte en çok o zaman haddimi bilmekte zorlanıyorum.  Çünkü gerçek zannediyorum zira ve bu tatlı rüzgara kendimi sorgusuz sualsiz teslim ediyorum. Hayatım boyunca da bununla sınanacağımı biliyorum. Zehra TUNÇ  “Evinizde, giyiminizde, mektubunuzda, işinizde, sözünüzde, namazınızda, duanıza, secdenizde, orucunuzda, insanlara ve hayvanlara muamelenizde hep güzel olun.”  “Kalbinizi yumuşatın ama iradeniz sert olsun.” Evet bu sözleri bir sosyal medya hesabıma sabitledim.  Fakat aslında hayatıma sabitlediğim, en azından gayretinde bulunduğum cümleler bunlar. Zarifoğlu’ndan zihnime kazınan en güzel  sözler... Zaafım inceliktir. Zaafım; inceliktir! İncelik, nezaket, zarafet, letafet ve nihayet; haddini bilmek. İncelikli bir düşünceye,…

Okumaya devam edin Bütün Maneviyatı Yalnız Bir Ümidin Tahakkukuna Muntazır

Keşmir’in Sessiz Şarkısı

Keşmir’in Müslüman halkı, tarih boyunca baskıya, çatışmalara ve zorunlu göçlere maruz kaldı. Bir zamanlar huzur içinde akan Jhelum Nehri, şimdi gözyaşlarıyla taşar oldu. Sokaklarda yankılanan çocuk kahkahaları yerini sessiz bir korkuya bıraktı. artık şiddetin ve kayıp insanların hatırasını barındıran, hüznün vadisi oldu. Zehra TUNÇ Bazen bir kelime, içinde bir coğrafyayı, bir kültürü ve yüzyılların izini taşır. "Keşmir" ve "kaşmir" böyle kelimelerdir. İkisinin de telaffuzu, bir yumuşaklık, bir melodi taşır; fakat anlamları, derin vadilere ve dağların doruklarına kadar uzanır.Keşmir, karlarla örtülü Himalayalar’ın yüreğinde gizlenmiş bir cennettir. Dağların arasına sıkışmış bu vadi, zamana meydan okurcasına güzelliğini korur. Yılın dört mevsimi, Keşmir’in topraklarında bir başka melodi çalar. İlkbaharda…

Okumaya devam edin Keşmir’in Sessiz Şarkısı

Gazze Usulü Kek Tarifi

Bir başka videoda, küçük bir kız çocuğunun bulduğu pet şişenin içinde soğuk kahve yapıp tarifini verdiğini izliyorum. Her fırsat bulduğunda başka tarifler veriyor bu kız ve her defasında şöyle başlıyor tariflerini anlatmaya: “Şimdi size Gazze usulü …. tarifini vereceğim”. Çadırın arka tarafında, savaşın gölgesinde çocukça bir neşe ve huzurla içeceğini hazırlıyor. Bu sahneler, insanın kalbine dokunuyor. Zorlukların ortasında dimdik ayakta duran Filistinli kadınlar ve çocuklar, aslında çok daha derin bir insanlık dersini gözlerimizin önüne seriyorlar. Zehra TUNÇ Yazılmayan hiçbir şey kalmadı, söylenmeyen... Yine de aklımızın hiç ermediği, derinliğini kavramakta zorlandığımız bir coğrafya: Filistin. Her şeyi görünenle izah etmek mümkün mü? Bazı şeyler idrak sınırlarını zorluyor,…

Okumaya devam edin Gazze Usulü Kek Tarifi

Müjde

Allah lütfu ile belki de pek çok fırsatlar çıkarıyor da karşımıza, değerlendirme iradesi gösterebilmek nasip olsun istiyorum. Bu iradeyi gösterebilmek belki uyanık olmak demek. Yazdıklarım ve yazacaklarımın özel ve yeni hiçbir tarafı yok. Hepimiz gibi hissediyorum. Hepimizin kurduğu cümleleri kuruyorum. Zehra TUNÇ                “O gün bir kanlı şafak, gökten üflenen ateş                Birden dağın sırtında atlılar belirecek…”                Necip Fazıl Kısakürek 1969 yılında, ümidinin satırlara dökülmüş hali olmalı. Her şey kötü, şehir yanıyor. İnsanlar ölmeden daha, leş gibi. Fakat atlıların put şehrine gediklerden girdiğini hayal etmek, ümitli bir şey işte.                Özür dilerim. Aylardır ne okusam, Filistin. Ne görsem, Gazze. Yazamayacağım Necip Fazıl Kısakürek ile…

Okumaya devam edin Müjde

Terennüm

Şöyle ılık bir bahar ikindisi, kahvenizi yudumlarken izlediğiniz manzara; pencere hafif aralık, uçuşan ince tülün ardından masmavi bir deniz gözlerinizi şenlendirirken içinize çektiğiniz taze havaya eşlik eden işte bu şarkılar. Düşündürdükleri; sözlerinden mülhem “ne hayatlar yaşanmış da kalemle kelama dökülmüş” ile birlikte çoğu kez kendi yaşantımızda eksik kalan yahut tam tersi mutlu eden pek çok enstantane. Zehra TUNÇ                Güzel bir göz beni attı, bu derin sevdaya …                Âh! derken başladı işte o şarkı. O tınıya sürüklenip gitmeyi kendimiz seçtik. Bazen akıp gitmek istemez miyiz? İşte öyle. Gözlerimizi kapatıp, ruhumuzu açtığımızda duyduğumuz birtakım seslerin kulaklarımız ile bağı ne kadar sahi? Bilemem. Herkesin cevabı kendine.…

Okumaya devam edin Terennüm

Sezar’ın Papağana Dönüşmesi; Vak’a mı, Vakıa mı?

Varlığın tümü, âlem. Âlem hakikatle örtüşmekte; zamanda ve mekânda zira. Öyleyse rezerve edilen masalar umurumda değil, zira âlemin bir parçası olarak varım. Zehra TUNÇ İMH Genel Sekreter Yard. Dostların kanı masada bir kâsede... Vücutları çöllerde susuz…  Bir selama hapsetmişken gülen yüzleri; çığlıkları sabaha kadar zindan arkadaşı omuzlara dokunan dostların, sırtlarda bıraktığı soğuk metaller çeviriyor Sezar'ı papağana. Bulut gibi yumuşak ağlamaklı bir dostluk gösterirler, şimşekli, karanlık günleri saklayarak. “Defolun” diye haykırmak istiyorsa kalbimin kapıları, tentürdiyot istemez. Zamanı kuşlara yem atarak geçirmek ister sarılmayı unutan avuçlarım... Sorry sir, all the seats are reserved. Sarılmayı unutan avuçlarımda nabzı atmayan artık kelimeler; kabul etmiyorum, hepsi gerçek, nabzı atmayan gerçek…

Okumaya devam edin Sezar’ın Papağana Dönüşmesi; Vak’a mı, Vakıa mı?