Kırmızı Kirazlı Beyaz Tülbent

Tesettür bedenimizin görünen yerlerini örter, fakat iffet buna anlam katan değer. Tevazu bununla birlikte, nezaket keza, incelik, letafet, zarafet. Hepsi bir bütün ve evet en çok da kadınlarda güzel. Zira hazine o. İnci mercan o.

Zehra TUNÇ

Annesinin eteğinde, karşı komşusunun evindeki sohbete giden bir kız çocuğu… İlk başörtüsü; ortası beyaz, kenarlarında kırmızı kiraz desenleri olan ve ona göre de itinayla, elbette el emeği ile, oyalanmış bir tülbent. Ah, ne severdim onu ben.

Apartmanımızın neredeyse her dairesi neredeyse bir Kur’an evi gibiydi. Hanım teyzeler, bey amcalar, hafız teyzeler, hoca dedeler… Komşular bir evden diğerine, başka bir sohbet halkasından ötekine  koşuştururdu.

Mübarek günler ve gecelerde, aminlerin hû hû’lara karıştığına şahit olurduk. Fatih Camii’nin billur sesli müezzinlerinin okuduğu ezan sesleri pencerelerimizden evimizin içine dolar, evimiz cami haline gelirdi. Elhamdülillah o güzel günlere… Edep, erkân, saygı, tevazu talimi o evlerde, o komşuluklarda; zamanın sinesinde zuhur eden hakikatlerden idi. Her şey akışta gerçekleşirdi. Bilmeden ruhumuza sirayet ederdi incelikler, nezaketler, nezahetler… 21. yüzyılı görünce, o zamanların ne kadar kıymetli olduğunu fark ediyor insan. Romantik bir nostalji yapmak değil derdim. Üstelik konumuz tesettür.

Herkesin bildiği üzere, Kur’an’da tesettür bahsi 5-6 ayetle sınırlıdır. Fakat ahlak, edep, iffet, mahremiyet ve haya ile ilgili onlarca ayet olduğunu da hepimiz biliyoruzdur. 28 Şubat sürecini  iliklerine kadar yaşamış biri olarak, geldiğimiz noktada günümüz hanımlarının tesettürlerine baktığımızda bilhassa, üzülmemek mümkün değil. “Biz bunun için mi mücadele ettik?” demeden edemiyorum. Tabii, kendi kendime. Çünkü artık herkes, bilhassa gençler, her şeyin en iyisini, en doğrusunu biliyor. Kimseyi yıldırmak, yargılamak da değil istediğim. Bu bir ihtar; her şeyden önce kendi nefsime. Sormak istediğim şey açık: Edepsiz bir örtü, mahremiyeti korumayan bir tesettür ya da yahut güncellenmiş, türlü şekillerde yorumlanan örtünme şekilleri, hakikaten ayete mukabil bir duruş sergiliyor mudur? Allah’ın bizden istediği tesettür nedir? Biz ne kadarını yapabiliyoruz? Sanki nefsimizi tartmak yerinde olur. Bahsettiğim mevzu sadece kadınlar ile ilgili değil ayrıca. Beyler de üzerine alınmalı değil mi?

Yine de bazı şeyler kadınlara daha çok yakışıyor demeden edemiyorum. Viyana’da kaldığımız süre zarfında, İskender Pala bir ziyaretinde kız öğrencilere hitaben “Sizler mazrufsunuz” demişti. Zarfın içine saklanan o gizli hazine. “Sakın ola davranışlarınız buna mugayir olmasın, kıymetlisiniz, kıymetinizin farkında olmalısınız”. Çok etkilendiğim doğru. Tesettür bedenimizin görünen yerlerini örter, fakat iffet buna anlam katan değer. Tevazu bununla birlikte, nezaket keza, incelik, letafet, zarafet. Hepsi bir bütün ve evet en çok da kadınlarda güzel. Zira hazine o. İnci mercan o.

Kim bilir, belki bu duygular daha değerli kılıyor başörtümü. Bir saygınlık belirtisi olduğunu düşünüyorum. Kibirlilik değil asla, ama taşıyabilmenin onuru. Yaşadığımız şu son zamanlarda, çoğu güzel kavramımızın içinin boşaltıldığına üzülerek şahitlik ettiğimizi düşünüyorum. Onur kelimesi bunlardan biri mesela. Kimileri çıplaklığı ve sapkınlığı savunarak onur yürüyüşü yaparken, biz başörtümüzle onur duyduğumuzu cılız seslerle ifade ediyoruz, öyle değil mi? Saçlarımız başörtümüzün dışına sağdan soldan çıktığında, eskisi kadar tedirgin olmuyoruz mesela. Oysa mesele, görünen bir kıl tanesi değil, elbette…

Ne kadar geri kafalıyım değil mi? Üstelik varlığına hamd etmeyi yeterince eda edemediğimi düşündüğüm bir fanusta yaşıyorum. Nasipliyim. Bu yazı bu kadar kırgın olmayacaktı oysa; kirazlı tülbentimi severek başlamıştım, zira. Bu da nasip.

He, bir de şunu sormak istiyorum: Kaldı mı acaba sosyal ortamlarda kendini başörtüsü ile ifade edemediğini düşünüp bununla birlikte saçını tamamen de açmaya cesaret edemeyip, tuhaf örtünme şekilleri türeten, hatta sırf bu sebeple başörtülü ortamlardan uzak duran kimseler?

Gençlerden bazıları “Ak Partili değilim, bu yüzden başımı örtmeyeceğim,” diyor mesela? Size de tuhaf gelmiyor mu? Yahut İslam’ı yaşamaya gayret eden, çevresinde gördüğü birtakım yanlışlara tepki olarak ilk çözülen şey başörtünün iğnesi oluyor, bu da ilginç değil mi?

“Ne için örtünüyorum?” sorusunu diri tutmak lazım, belki de.

Emin olun, bütün başörtülü kadınlar saçlarını rüzgârda savura savura yürümek isterler. Bu bir lüks değil, gayet sıradan bir istek. Peki niye örtülü? Elbette, Allah’ın emri olduğu için. Peki, bundan nasıl bu kadar emin olabiliyoruz? Örtünme ile ilgili emir, hicretin ikinci yılında nazil oldu. Müslüman kadınlar başları, hatta bazıları yüzleri dahil örtündüler, ayeti öyle anladılar, öyle uyguladılar. Vaize Fatma Bayram Hanım tam da bu noktada, örtünmenin şekli ile ilgili biraz da latifeyle birlikte şöyle söyler: “Meğer hepsi yanlış anlamış ve bunu düzelten bir ayet gelmemiş mi? Müslümanların bazı lokal yanlışları üzerine bazen bir sure, bazen onlarca ayet inerken, böyle kapsamlı bir yanlış(!) olduğu gibi bırakılmış mı? Modern dönemlere gelinceye kadar kimse bu yanlışın farkına varmamış da şimdi mi anlaşılmış? (!) Her ilimde en son söz kıymetlidir; din ilmindeyse kaynağa en yakın söz. Bir tarafta ilk nesilden itibaren sahabe, tabiun, mezhep imamları, fukaha, müfessirin var, diğer tarafta… Bu alışverişte akıllı olanın nereyi seçeceği bellidir.”  Demem o ki: İtidal iyidir, kime benzeyeceğimizi seçmek de cüz’i irade iledir.

Allah, hikmetsiz hiçbir şey emretmez.  Her şey bir tarafa, Allah’ın emri olması örtünmek için en temel sebep. Hikmet arayışı bir ömür sürer, amele geçirmek ise emirle iktifa eder. Allah emreder; kul isek uyarız, uymaya gayret ederiz. Rabbimiz hakkıyla yapabilenlerden, tesettürü bir bütün olarak ahlaki donanımla birlikte hayatına geçirebilenlerden, bunun için çaba gösterenlerden eylesin.